Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Mutluluk Allah İle İrtibat Halidir

Bu Yazıyı Paylaşın:
Mutluluk Allah İle İrtibat Halidir

Mutluluk nedir ki, nasıl bir kavramdır insanın zihninde?.. Mutlu olmak neyin sembolüdür, neleri simgeler, içinde neleri barındırır? Kime göre, neye göre değişir? Ne kolaydır ulaşması ne de imkânsızdır. Kapsayıcı özelliği nedir? Anlık mıdır, hayatın kendisi midir? Sanmak mıdır, yoksa hakikat midir?

İnsan mutlu olmayı arzular da arzular... İnsanı insan yapan değerler ne ise, o değerlerin içinde gizlenmiş, fark edilmeyi bekleyen hücreler gibidir mutluluk kavramı... Yaşamsal faaliyetler gösterebilmesi buna bağlıdır belki de. Bulmak, aramak ve fark etmek! Öyle ki mutluluk hormonu salgılayan bir yapıya sahip değil miyiz? Fizyolojik olarak mutluluğa yatkın yaratılmışız. Öyleyse mutluluk dışarıdan alınan bir şey değil, içimizde uyandırılması gereken bir oluş hali…

Bugün mutlu olmak için neler yapılmalı sorusuna; beslenmeden, spordan tutun da, pozitif olmak gülümsemek, sevdiklerinize sarılmak gibi toplumsal reçetelerden bahsedilir. Gerçekten bunlar mutlu eder mi? Yoksa sadece “öyleymiş gibi” mi hissettirir, mutluymuş gibi hissettiren şeyler midir bu öneriler? Belki evinde içtiği kahveyi yudumlamanın verdiği mutluluk, yıllarca çalışıp bir işi başarmanın verdiği mutlulukla kıyaslanamaz. Ve işin aslı, mutluluk huzurdur söylemi dile gelir bu tarz örneklerle. İşte bu yüzden mutluluğun bir şeye sahip olmak olmadığını anlıyoruz. Belki de huzur kavramı üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü insan mutluluğu huzurla eş tutar hep. Çünkü huzur dış etkenlerden arınmış bir sükûnettir. Kavgasız bir iç dünya, hesaplaşmasını tamamlamış bir kalptir.

En zengin imkânların mutluluğu yaşatmadığı insan sayısı çoğalırken, yoksun olanlar mutlu mu? Zenginlik mutluluk değildir teması eleştirilmiş; edebiyat, sinema, felsefe gibi birçok alanda konu edilmiştir. Evet, zenginliğin hayat kolaylığı sunması mutluluk garantisi demek değildir. Öyleyse mutluluk nedir? Şan mı, şöhret mi, makam mı, para mı, istediğin her şeye sahip olmak mı ya da tüm bunlardan vazgeçmek mi? Asıl anlatmak istediğim konuyu şu soru ile özetlemek istiyorum: Gerçekten ne istiyoruz?..

Ne istediğimizin farkında mıyız? Nelerle oyalanıyoruz, hayatımızı ne ile geçiriyoruz? En önemlisi bu yaptığımız tüm işlerde asıl gayemiz ve amacımız nedir? Günlük hayatımızdaki telaşlar giderek artarken, çalışma tempomuz da her geçen gün hızlanıyor. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark etmeden, sürekli bir koşuşturma içinde yaşamaya başladık. Yoğun iş temposu ve artan sorumluluklar, bizi sürekli meşgul ediyor. Birçoğumuz toplumsal projelerle insanlığa faydalı olmaya çalışıyoruz. Birçoğumuz hep daha iyisinin peşindeyiz; ev, araba, makam, şan, şöhret her ne ise... Ev hanımı ya da çalışan herkes bir şeylerin peşinde koşuyor. Ama durup şunu sormalıyız: “Tüm bu hareketliliğin gayretin asıl motivasyonu ne?” Bunu sorgularsak ve bu kavramın ardındaki bu güzel hissiyatın tam olarak ne olduğunu belki kavrayabiliriz.

Evet, bu gün öyle bir kesim var ki hiç durmuyor. Oradan oraya koşturuyor bir maraton gibi... Bu güzel bir şey elbette. Hatta konu faziletli işlerde koşturmak olunca daha da anlam kazanıyor. Artık insanlar hayatlarının temposuna yetişmeye çalışıyorlar. Günde birden çok toplantılar, fikir üretimi, projeler, yazılar, makaleler, kitaplar vs. Durmadan düşünmek, üretmek, yazmak, çizmek, konuşmak... Allah sayılarını eksiltmesin. Onlara dinlen, otur biraz desen, bunu asla kabul etmezler. Dinlenmek onlara yük gibi gelir. Çünkü yaptıkları şey onlara mutluluk veriyor, bu yoğunluk onlara huzur veriyor. Birçoğu asıl gayenin ne olduğunu bilerek koşturuyor. Allah’ın rızasını kazanmak için... O yüzden ne yapıyorlarsa ihlaslı olmaya çalışıyor. İster öğretmen ol, ister doktor ol veya çocuğunla ilgilen, etrafındaki insanlarla ilgilen, fakat sosyal yaşamında her alanda insani değerlerin farkında olarak yaşamak gerekiyor. İnsani değerleri merkezine almadan yapılan her şey, bir noktada yorgunluğa dönüşüyor. Verdiğim örnek üzerinden devam etmek istiyorum. Çünkü bu gayret içinde dikkatimi çeken bir şey var. Bu kadar üretkenliğe rağmen neden etki alanı bu kadar dar olabiliyor? Toplum derin bir gaflet içinde. Doğruya ulaşmak onu içselleştirip hayatına geçirmek kolay değil. Hele ki bu çağda gerçekten zor. Kesinlikle bu zorluklara karşı dimdik ayakta durmak gerekiyor. Tüm bunları yaparken, bu yoğun tempoda hep daha iyisi dediğimiz tüm işleri yapma gayretindeyken, lütfen kaçırmayalım asıl gayeyi…

Nedir asıl gayeye engel olan şeyler? Bu yolda asıl meselenin sen olduğunun farkında mısın? Evet başkası değil, “sen” ne oluyorsun? Bunun muhasebesini yapmak ve “seni” benlikten çıkararak yola devam etmek gerekiyor. Sen tamam mısın ki eksiği tamamlıyorsun, isteyerek ya da farkında olmadan yargı mı dağıtıyorsun diye sorarlar bir kere. Bildiklerimizle yola devam ederken, neler öğrendiğimiz asıl meseledir. Manevi anlamda kendimize neler kattığımız önemlidir. Bildiklerimizle amel etmenin bizlere bilmediklerimizi inkişaf ettiği yolda olmak gayesi... Yaşarken dönüşmek ve değişmek… Manevi feyz alan insanların değişimi nasıl olur, bunu sorgulayalım. Ve manevi alanda da kendimizi geliştirme yolunda olalım. Bugün yapay zekâ da çok çalışıyor, bir çok şey üretiyor. Ama yapay kalıyor...

Yaptığımız her işten, amelden feyz alıyor muyuz, kıldığımız namazlarda huşuya dikkat ediyor muyuz? Sahi “Feyz”in ne olduğunun ve öneminin farkında olan bir hayatın içinde miyiz? Kalbimiz ne üretiyor? Ancak, Allah’ı zikretmekle kalp mutmain olur ve kalbin birçok özeliği olan merhamet, sevgi, vicdan gibi duygular yerli yerine oturur. Manevi kanallarımız için de güzel bir temponun içinde olmak duası ile sözlerimi şöyle noktalamak istiyorum:

Mutluluk Allah ile irtibat halidir. Çoğunun peşinden koştuğu, azının bulduğu bir makamdır.