Mutlu Olmak İster misiniz?
Mutluluk; tüm insanların en temel özlem ve arayışıdır. İnsanoğlu bütün bir hayatı boyunca onu arayacak biçimde dizayn edilmiştir. Herkes onun peşindedir. Aranmadık yer, çalınmadık kapı bırakılmaz onu bulabilmek adına. Kimi için Kaf dağının ardında, kimi için rüya ve hayallerde, kimi için ideolojilerdedir. Kimi için sanatta, sporda, cinsellikte, kimi için ise parada, makam, mevki ve statüdedir. Bazıları için sağlıktır, bazıları için şöhret, bazıları için müziktir o. Bazen içki masalarında bazen de uyuşturucuda aranır. Kimi için ise hiçbir zaman elde edilemeyecek bir ütopyadır. İntihar dahi, onu canhıraş bir özlemle arayıp da bulamayan kimsenin bu bulamayışına verdiği en trajik reaksiyon, en dramatik savrulma değil midir aslında?
Dünya görüşleri onun yörüngesinde şekillenir. Tüm felsefe ve izm’ler hatta sistemler onun mihverinde üretilir. Dinler onun için vardır… Tüm insanların ulaşmak, elde etmek için büyük mücadeleler, savaşlar verdiği bir ülke, adeta bir ‘kızıl elma’dır o.
O halde nedir mutluluk? Nerededir? Oraya nasıl gidilir ya da ne şekilde elde edilir?
Yukarıda saydığımız parametreler ışığında herkes kendi dünya görüşünü eksen alarak çok farklı mutluluk tanımları yapabilir. Böyle olmakla birlikte ‘her şey zıddıyla kaimdir’ ya da ‘mefhum-u muhalifi’ anlayışlarını baz alarak analitik yaklaşım sergilemek, mutluluğa en sağlıklı değerlendirme olur kanısındayız:
Mutluluğun zıddı olan ‘mutsuzluk’ çok değişik şekillerde izah edilse de onun en belirleyici niteliği ‘çatışma’ halini ifade ediyor olmasıdır.
İnsanoğlu, anatomik yapısının yanı sıra; akıl, ruh, nefs… gibi metafizik yönleriyle örgülenmiş kompleks yapılı bir varlıktır. Terkibi, on unsurun bir araya gelmesiyle teşekkül etmiş sofistike, muhteşem bir cihazdır. On unsurdan dördü eskilerin “anasır-ı erba” dedikleri; toprak, su, hava ve ateştir (enerji). Diğer unsurlar ise insanın madde ötesi mavera boyutunu ifade eden; kalp, ruh, sır, hafa, ahfa, ve nefs latifeleridir.
İnsan denilen mualla varlığın bütün kabiliyet, istidat, akıl, bilgi, ahlak, kişilik ve karakter… gibi özelliklerinin tezahüründe yukarıda saydığımız on unsurun birbiriyle olan kombinasyonları etkili olmaktadır. Sıralamış olduğumuz her bir unsurun belirli nitelikleri söz konusudur. Her birinin ne türden görevler üstlendiği, ne gibi fonksiyonlar icra ettiği gibi detaylar ayrı bir bahis mevzuudur. Ancak şu kadarı bilinmelidir ki her bir unsurun dominant yahut resesif karakteri sonuçta kişiliğimizi ortaya çıkarır. Bu unsurların inkişafı yahut kapalı kalması ya da kendi içleri yahut birbirleri arasındaki uyum veya çatışma halleri, mutluluk seviyelerinin de temel belirleyicisi olmaktadır.
İlmek atmayı bilmeyenin halı dokuyamayacağı, harf bilmeyenin de kitap yazamayacağı gibi, bu unsurların çalışma mekanizmalarını belli ölçülerde bilmeyenler de hakiki mutluluğu yakalayamayacaklardır. Bu unsurların ilerleyiş sistematiği bilinmeden bir takım gerçeklerin farkına varabilmek mümkün değildir.
Uyum-Çatışma ve Ruh Halimiz
Ruh halini belirleyen, iç dünyadaki ‘uyum’ veya ‘çatışma’ halidir. Söz konusu uyum ya da çatışmayı belirleyen ise enfüsi yahut afaki çeşitli etkilere karşı, söz konusu unsurların geliştirdiği refleksler yahut bilinçli reaksiyonlardır.
İnsanın iç dünyasında kopan fırtına ve çatışma hali ne kadar azalırsa o nispette mutluluğa yaklaşılır. Çatışmanın sona erdiği andır mutluluk. Çok enteresandır ki bu mekanizma ‘ağlama’ olgusu için de geçerlidir; ağlama öncesi, çatışmaların maksimum olduğu bir durumdur. Konusuna göre orada üzüntü vardır, öfke vardır, intikam hissi veya kin olabilir ya da nefret söz konusudur… Tüm bu duygu anaforu, insanı müthiş rahatsız edicidir. Herhangi bir şeye karar verememe hali iç çatışmalara neden olur. İnsan, doğası gereği rahat edebilmek için mutlaka müspet ya da menfi bir şeye karar vermek zorundadır; aksi durum kaostur, buhrandır, depresyondur. İnsan ne zaman ki negatif ya da pozitif bir şeyde karar kılar, işte o an rahatlar. Eğer iç çatışmanız şiddetli olup çok acı ve ızdırap çekiyor iseniz bir şeye karar verdiğinizde –ki bu çaresizlik dahi olabilir- o anda bir boşalma hali yaşarsınız. İşte bu durumun adı ağlamaktır. Çünkü olumlu ya da olumsuz bir şeyde karar kılmış, çatışmalardan arınmışsınız demektir. Bu psikolojik tezahür, garip bir huzur, dolayısıyla mutluluk halidir.
Devamı Gönül Dergisi 1.Sayımızda
