Acı, Hüzün ve Şehitler Ülkesi “Bosna”
“Nermine dodji”, Boşnakça “Nermin gel” demek.
Yıllar önce bu hitabı bir videoda izlemiştim. İçim acımıştı. Yıllar sonra Saraybosna kent merkezindeki büyük parka 2015’te dikilmiş olan heykeli görünce hafızam tazelenirken kalbime yine hüzün çöreklendi. Heykelin sanatçısı Mensud Keço, Yugoslav İç Savaşı’nın en akılda kalan sahnelerinden bir tanesini, tıpkı “Saraybosna Gülleri” gibi kentin belleğine fiziksel olarak kazımış. Heykelde tasvir edilen kişi, “Nermin’i çağıran” yani heykeli dikilen baba Ramo Osmanovic. “Nermin” ise oğlu.
Olay yaşandığı sırada Sırp subaylar Osmanovic’e, ona güven vererek, ormanda saklanan oğlu Nermin’i ve diğerlerini çağırması için emir verdiler. Nermin babasından daha çok kime güvenecekti ki! Doğal olarak babasının seslenmesine kulak verdi ve ormandan çıkıp teslim oldu (13.07.1995). Ramo ve Nermin Osmanovic’in kemikleri 2008 yılında Srebrenitsa yakınlarında bir toplu mezarda bulundu.
İnsanın burnunun direği sızlıyor. Zalimin sınırı yok. Ve gayriihtiyari şu zamanlarda, Gazze’den alınan haberler, gelen görüntüler insanın beynine hücum ediyor.
Saraybosna şehir merkezinde Osmanlı’dan kalma ceddimizin mezarları ve Bosna Savaşı sırasında şehit edilen Boşnak kardeşlerimizin kabirlerinin yan yana bulunduğu “Veliki Park”ında durmakta istemiyorsunuz, oradan ayrılmakta…
Ve parktan ayrılırken insan dönüp “Seslenen Ramo” heykeline son bir bakış atmadan edemiyor. Biliyorsunuz o bir heykel, bir taş. Ama hafızanızdaki baba oğul capcanlı ve Ramo oğluna sesleniyor; Nermin gel Sırplar bir şey yapmayacaklar!!!
Evet. Saraybosna acı, hüzün ve şehitler şehri.
Bosna’ya giderken bu kadar derin acı ve hüznü yüreğimde hissedeceğimi hiç düşünmemiştim. O hüzün beni o kadar sardı ki ülkeme döndüğümdeki sevincim görülmeye değerdi. Her ne kadar bu zulüm yaşanırken içimiz kan ağlamış olsa da, yıllar sonra orada yaşanan acıların tesirinin bu kadar kuvvetli orada durduğunu hayal bile edemezdim.
Saraybosna içindeki parkların bir kısmı şehit mezarlığına dönüştürülmüş. Yan yana, omuz omuza dizilmiş yiğitler ebedi istirahatlerinde bile birbirlerini yalnız bırakmamışlar. Keza camilerin bahçeleri de öyle. Mezar taşlarına baktığınızda görüyorsunuz ki çoğu 1992-1996 arasında defnedilmiş.
Merhum Aliya İzzetbegoviç’in kabrinin olduğu yerde yine eskiden çocuk parkı imiş. Ama savaş sırasında şehitlere ebedi istirahatgâh olarak kullanılan bir alana dönüştürülmüş. Bütün mezar taşlarındaki tarihler aynı aralıkta. 1992-1996. Orada insan kendini güçsüz ve aciz hissediyor. Gözyaşlarınız birbirinin ardı sıra hızla akıyor. Allah mekânlarını âli eylesin.
Modern savaş tarihinin en uzun kuşatması olarak kabul edilen Saraybosna kuşatması boyunca şehre her gün 300’ün üzerinde bomba düşmüş, yaklaşık 10 bin bina parçalanmış, 100 bine yakın bina zarar görmüş (1). O dönemde Saraybosna’da on binadan sadece birinin zarar görmediği tahmin ediliyor. Savaşın kent üzerinde oluşturduğu tahribatlar hâlâ binaların üzerinde. Birçok binada kurşun izleri var. İrili ufaklı mermilerin bıraktığı derin izler sanki şehrin kapanmayan yaraları gibi açık ve belirgin. Aynı zamanda şehrin birçok yerinde Saraybosna kuşatması sırasında betona düşen havan mermileri, neredeyse çiçek gibi görünen benzersiz bir parçalanma deseni oluşturmuş ve bu nedenle “gül” olarak adlandırılmış yaklaşık 200 “gül” var ve bunlar Saraybosna kuşatması sırasında en az üç kişinin öldürüldüğü yerlere işaretlenmiş. Kırmızı reçineyle doldurulan bu izlere şehrin dört bir yanında rastlanıyor. Tam 1425 gün süren Saraybosna kuşatması, 1601’i çocuk toplam 11 bin 541 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Saraybosna’nın kuşatılması ile resmen başlayan ve ülkenin dört bir yanına yayılan savaşta 100 bin kişi ölmüş, en az 2 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştı (2).
20. yüzyılda Avrupa ortasında medeni Avrupalıların gözü önünde ve onların sağladıkları fırsat sayesinde gerçekleşmiş olan soykırım dünyayı dehşete düşürmüş ve artık daha böyle bir şey olmaz, olamaz denmişti.
Ancak günümüzde çok da bir şeyin değişmediği açıkça ortadadır. Ki daha fazlasını Filistin, Myanmar, Doğu Türkistan ve daha sayamadığımız nice yerlerde vahşiliklerini net bir şekilde ortaya koyuyorlar. İnsanların gözleri önünde canlı yayınlarla zulümler yapılıyor. Yaradılışa ters davranışlar sergileyen sözde medeni, özde vahşi tanımlamasının bile aciz kaldığı zulüm uygulayan tanımsız toplulukların itici gücü, iç duygularının ne olduğunu anlamak çok zor, hatta imkânsız. İnsanlar(!) ise ortada apaçık sergilenen vahşeti sadece seyretti ve hâlâ seyrediyor.
Merhum Aliya İzzetbegoviç’in şu sözü hafızalara kazınmıştır: “Bunu hiç unutma evlat. Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”
Geçmişin vahşi, acımasız ve insafsız muamelelerine maruz kalan Boşnak kardeşlerimizin düzenlediği, Başçarşıdan başlayıp Veliki Park’a kadar uzanan yaklaşık 1,2 km uzunluğundaki yol üzerinde, Filistin halkı ile dayanışma ve onlara reva görülen muameleleri protesto için yapılan bir gösteri yürüyüşüne denk geldik. Genç, yaşlı, çoluk çocuk her nesilden insanların katıldığı, geçmişte benzer zulümlere uğramış veya uğrayanın yakını olan kalabalık bir topluluk. Gösteride kullanılan bayraklar içinde Türk ve Osmanlı bayrakları da vardı. Aramızdaki bağın kaviliği duygulandırdı bizi orada. Keza gösterilere katılanlar içerisinde yine ülkemiz insanlarından ziyarete gelenlerle karşılaşmak mümkün.
Şehrin etrafını hafızlarla Kur’an okuyarak çepeçevre dolaşan ve hayatını Kur’an’a adayan rahmetli Hacı Hafız Halit Muliç Efendi; bir röportajında 3,5 yıl kuşatma altında kalan Saraybosna için “Ve inanın ki bu şehir Kur’an’ın hürmetiyle korundu.” demiştir. İman kuvveti böyle bir şey.
Kendisi hayatta iken yapılması yönünde çokça çaba sarf ettiği, ama ancak rahmetli olduktan sonra tamamlanan, tarihî Hacı Ali Bakır Baba Camii’nin haziresinde metfundur. Cami bahçesinde otururken başka âlemlere dalıyorsunuz. Sükûnet, huzur ve feyz yağmuru altında derin bir duygu seline kapılıyorsunuz.
Cami Bursa’dan bir iş adamı ve Bursa’nın bir ilçe belediyesinin yardımlarıyla yapılmış. Burada da yine Anadolu insanının din kardeşleri ile dayanışmasına şahit olmak iyi hissettiriyor insana. Keza Saraybosna içinde bir hayli Osmanlı eseri var.
Şu sömürgeci Avrupa’nın ortasında ecdadımızın eserleri asıl medeniyetin kimde olduğunu gösteriyor. Yıkmayan, imar eden bir ecdat. Zulümlerine dünya şahit olduğu halde kendilerini medeniyetin beşiği diye nasıl da yutturuyorlar.
Rabbim tüm mazlumları bu sözde medenilerin zulmünden kurtarsın.
Allah’a emanet olun.
Kaynaklar:
1. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/yillar-savasin-izlerini-silemedi/490619
2. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/saraybosna-kusatmasinin-30-yil-donumu-savasin-izleri-canliligini-korumaya-devam-ediyor/2555388
