Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Yüzümüz Kişiliğimiz Hakkında Neler Söyler? / Dr. Murat Kaplan

Bu Yazıyı Paylaşın:
Yüzümüz Kişiliğimiz Hakkında Neler Söyler? / Dr. Murat Kaplan

Murat Bey biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?
Bu ve benzeri sorulara uzunca süredir şu kısa cevabı veriyor ve kendimi daha iyi hissediyorum:
‘Bilim İnsanı; Araştırmacı Yazar; İnsan Okuryazarı Sistem Kurucusu ve Uzmanı.’
Ek olarak: ‘Evli, 6 çocuk babası, devletinin yanında, katkı payını yüksek tutma niyetinde bir vatandaş’ olarak da kendimi tanıtabilirim.
Beden dili ve yüz okuma tam olarak nedir ve nasıl yapılır? Örnek verebilir misiniz?
Bilimsel çalışmalara göre ‘insan tepki ve davranışları büyük ölçüde biyolojik temellere dayanır’. Bu çerçevede incelendiklerinde her davranışımızın arkasında ona sebep olan bir nöro-kimya ya da biyo-kimya vardır. Öyle olunca da uzunca bir süredir psikoloji biliminin sık sık dikkatlerimizi çektiği şu gerçek kendisine güçlü temeller bulur:
‘Dil sürçmesi yoktur; böyle sanılan durumlarda olan şey, bilinçdışının, bilinçli zihnin bir anlık boşluğundan yararlanarak kişinin gerçek düşüncelerini dışa yansıtmasıdır.’
Beden dilimiz için de durum aynıdır. Sözler çoğu zaman hakikati saklamak ya da değişik göstermek yani manipülasyon içindir, ama insanın yüzü ile bedenine ait dil, hakikat ne ise alenen gösterir. Tabi doğru yöntemlerle gözlemlendiklerinde.
İşte bu temel prensipler çerçevesinde incelendiklerinde bedenin ve yüzün kendilerine ait dillerinin analiz edilebilmesi mümkün oluyor ve insanların bilinç dışlarında saklı duran çoğu düşünce veya duygu açığa çıkıyor. Bizler bu anlamda ‘niyet dedektifleri’ gibi çalışıyoruz.
Bir örnek verelim:
‘Biriyle konuşurken göz hareketlerine dikkatlice bakın. Gözlerini hızla hareket ettiren, dikkatini bir şeyden bir başkasına çeviren bir kişi ‘gergin veya korkmuş olabilir’.
Böyle bir kişi, büyük olasılıkla ‘toplumsal baskılarda kurallardan, başkalarının fikirlerinden huzursuz olduğu ya da toplum içinde bir hata yapma endişesi’ nedeniyle yüksek bir uyanıklık ve aşırı temkinli bir bilinç durumundadır denebilir. O ana ait en temel tespit ise ‘gerginlik’ şeklinde olacaktır. Bu temel dokunun üzerine diğer tespitleri koyduğunuzda kişiye ve içinde bulunduğu duruma dair bilgiler edinmek mümkün olacaktır.
Böyle gergin veriler sergileyen bir kişinin anlattıklarınıza dikkat etmesi mümkün değildir. Ve bu nedenle de konuşulanların büyük bir kısmını hiç anlamayacaktır. Çünkü zihni ve dikkati bir düşünceden diğerine hızla kayıp gitmektedir ve bu sağlıksız tutumun arkasında (en azından o anlık hormonal tetikleyiciler etkisiyle) sağlıksız bir biyoloji olduğu kesindir.
Bir başka örnek daha verelim:
Kişilere ait ‘anlık ve genel’ davranış eğilimlerini (nörolojik ve biyolojik arka planları çerçevesinde) beden dili kodlarıyla çözmek mümkündür.
Beyin-el bağlantısının yüksek orantısal etkisini ele alırsak, konuşma sırasında muhataplarımızın hangi elini sakladığı önemli bir gösterge olacaktır. (Nadiren de olsa bu davranışın arkasında üşümeden kaynaklı ısınma çabası da olabileceğini akılda tutmak iyi olacaktır.)
Konuşma sırasında sağ elini saklayan birisi profesyonel bir bilgiyi saklama eğiliminde olabilir.
Örneğin, bir ürün, marka ya da çalışanla ilgili önemli bir soruyla muhatap olunca sağ elini cebine koyan, masada duran sağ elinin masayla temasını sonlandıran ya da elini masanın altına, bir nesnenin arkasına vb. alan kişi, konuya dair kişisel fikrini ya da gerçeği söylememek adına bir refleks sergileyebilir. Kişilerin bu davranışları bilinçli ya da bilinçsizce yapabildiklerine dair ciddi çalışmalar vardır. Bu durumu fark edebilirseniz, kişiye birkaç seri soru sorarak gerçeğe ulaşma şansınız olabilir. Aksi takdirde her şeyin normal seyrinde gittiğini düşünerek kolayca aldatılma riskiyle karşı karşıya olabilirsiniz.
Yüz okuma, davranış ve kişilik analizi yöntemleri de benzer şekilde bizlerin kişinin mimik ve davranış tercihlerini etkileyen biyolojik unsurları tespit ederek, genel ve anlık olası davranış potansiyellerini bulabilmemize ve o doğrultuda ya tedbirler almamıza ya da iletişim sürecini gerekli şekilde yönlendirebilmemize imkân tanır.
Örneğin dudakları ince bir kişinin gözkapakları da ince ya da görünmüyorsa, bizi, buna neden olan biyolojik eşleşmelerin sebep olacağı davranış kalıplarından ‘temkinli, ketum, biraz içine kapalı ve duygu-düşüncelerini paylaşmak konusunda çekingen’ bir kişiyle muhatap olduğumuz bilgisine ulaştıracaktır. Böyle bir durumda nasıl bir insanla iletişim kuruyor olduğumuz bilgisiyle daha isabetli ve etkili bir süreç yönetimi yapabilmemiz mümkündür.
Yüz Okumanın bir tarihçesi var mı, daha önceki kaynaklarda geçiyor mu ve kullanılmış mı?
Farklı zamanlarda dünya medeniyetlerinde özellikle geleneksel tıp doktorlarının ve saray danışmanlarının yüz okuma, davranış ve kişilik analizi tekniklerini kullandığını biliyoruz. Eski Asya, Çin, Kore, Japonya, Hindistan, İran ve yakın coğrafyalardaki diğer ülkelerde, Yunan ve Mısır kültürlerinde de bu yöntemlerin farklı amaçlar için kullanıldığı bilinmektedir.
Asya’da herhangi bir teşhis öncesi hastanın yüzü dikkatle incelenir sonra diğer verilerle eşleştirilerek karara varılırdı. Bu durum günümüzde de çoğu Uzakdoğu ülkesinde devam eden bir geleneksel tıp uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır.
Batı dünyasında da Hipokrat, Aristo ve Eflatun gibi isimlerin yüz okuma tekniklerinden bahsettikleri, onlardan faydalandıkları ve etkili bulduklarına dair bilgiler vardır.
18. yüzyılın sonlarına doğru İsviçreli bilim insanı Johann Kaspar Lavater tarafından yeniden kullanılmaya başlanan yüz okuma çalışmaları, ilk önce Avrupa’da sonra da Amerika’da büyük bir ilgiyle kullanılmaya başlanır. Hatta Amerikan başkanlarından Abraham Lincoln’ün kabinesini oluştururken yüz okuma tekniklerinden faydalandığı söylenmektedir.
Ülkemizin değerli edebiyatçılarından Halit Ziya Uşaklıgil’in de Lavater’in bilgileri ışığında ‘Ruhun Lisanı – İlm-i Sima’ isimli bir kitap yazdığı bilinmektedir.
Eski Türklerde hakanın eş seçiminden farklı sosyal alanlarda ve devlet işlerinde de kullanıldığı söylenen ve İslam coğrafyasında İlm-i Firaset, İlm-i Sima gibi isimlerle bilinen yüz okuma teknikleri, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin ‘Marifetname’ eserinde bir bölümde incelenmiştir.
Yüz okuma sanatı insanın özelliklerini, mizacını, karakterini tanımlamamız için yeterli mi, başka etkenler de var mı ve yanıltacak etkenler var mı?
Gün geçtikçe daha güçlü bilimsel temellere dayandırılan yüz okuma sanatı, biyoloji, nöroloji, dilbilimi, psikoloji ve sesbilimi gibi çoklu disiplin alanlarının birlikte çalışmalarına vesile olmuştur. Bu farklı alanların her birinin ulaştıkları verilere eklenen derin öğrenme, makine öğrenmesi gibi yapay zeka destekli çalışmalar, tespit ve analizlerin isabet yüzdesini %98 gibi bir orana ulaştırmıştır.
Bunlarla birlikte, yeni çalışmalara baktığımızda, davranış eğilimleri ve kişilik oluşumuna etki eden genetik ve epigenetik unsurlara sosyokültürel ve sosyoekonomik etkenlerin de eklendiğini görürüz. Konu epigenetik olduğunda beslenme, özellikle de tüketilen sağlıksız şeker oranının DNA dizilimine işaret bırakmak yoluyla fenotipleri bozduğu ve bunun neticesinde bazı davranış bozukluklarının gelecek nesillere aktarıldığı gerçeğini de dikkate almak zorunluluğunu ortaya çıkarır.
Kısacası bizler ‘korku, kaygı ve kötü alışkanlıklarımızı’ çocuklarımıza hatta torunlarımıza aktarma riskiyle yüz yüzeyiz.
İnsan farkında olmadan da beden dili ve yüz okuması yapar mı? Mesela bazı insanlar dürüst, güvenilir gelirken bazı insanlar tam tersi etki oluşturabiliyor.
Bilim buna ‘evet’ cevabını veriyor. Duygu-düşüncelerimizi en hızlı şekilde dışarıya yansıttığımız gösterge paneli yüzümüzdür. Bunun bilinçdışımızdaki farkındalığıyla ve güvenlik ihtiyacımızı gidermek için, ‘kendimiz dışındaki insanların da yüzlerini okumak’ gibi bir kazanıma sahibiz. Bu anlamda hepimiz biyolojik yapımız gereği yaşam boyu birbirimizin yüzlerini okuyoruz.
Beynimizde insan yüzünü tanımamıza ve sonrasında da o kişi ya da kişilerin bizim için güvenlik tehditi olup olmadığına karar vermemize yardımcı olmak adına – onların insan mı başka bir canlı mı ya da insansa nasıl bir duygu halinde olduklarını anlamaya yönelik işlevlerden sorumlu fusiform gyrus isimli bir bölüm var.
Bir kişiyle ilk tanıştığımızda, farkında olmadan ilk kez gördüğümüz o kişinin yüzünü ve beden dilini, sergilediği davranış kalıplarıyla birlikte okuyup analiz ediyoruz. Bu, o kişinin karakteri, kişiliği ve o ana dair duygu-düşünceleri ve ihtiyaçları hakkında fikir edinmemizi sağlıyor. Bunu yapmamızın arkasındaki en temel husus, bölümümüzün ilk paragrafında ifade edildiği gibi, ‘güvenlik ihtiyacımızdır’.
Suç işleme potansiyelinin ve bazı kalıtsal psikolojik hastalıkların önceden tanınması için bu yöntem kullanılabilir mi?
Birkaç yüzyıldır çokça tartışılan bilimsel bazı iddialar artık neredeyse şüphe götürmez kanıtlarla konuşulmaya başlandı. Suç ve şiddet, birbirleriyle bağlantılı gibi görülseler de bağımsız şekilde tanımlanıp anlaşılmalarının iyi olacağı kanaatinde olduğum iki önemli kavram. Biyolojik anlamda hemen her insan farklı oranlarda olmak kaydıyla şiddete ya da suça meyle sahip olabilir. Bu tamamıyla biyolojik durumumuza ve/veya ne kadar korkup çaresiz hissettiğimizle alakalı bir durum.
Ünlü suç aileleri üzerinde yapılan oldukça ilginç çalışmalar vardır. Tabi bu çalışmalar ve diğer iddialar büyük bir kesimce şüpheyle karşılanmaktadır. Ama bir de şu gerçek vardır ki Amerika’da FBI bünyesinde, suçlu profilleri üzerinde çalışarak suç ve şiddetle mücadele eden BAU (Behavioral Analysis Unit-Davranış Analizi Birimi) isimli bir birim var. Bu birim birçok dünya ülkesinde zaman içinde açılmış ve çözümlenemeyen vakalar bu birimde çalışan profil tanımlama uzmanları, adli psikologlar ve kriminal psikologlar sayesinde açığa kavuşturulmuştur.
Evet, kişinin biyolojik durumu onun davranışlarında ve davranış tercihlerinde fevkalade etkilidir. Bu anlamda kişilerin fiziksel yapılarının davranışlarına etki edebileceğini söylemek, bilimsel olarak mümkündür.
Teknolojinin gidişatı artık her alanda yüz tanımlama sistemine evrilme durumunda… Teknolojiyle birlikte beden dili ve yüz okuma hangi alanlarda özellikle hangi amaçla kullanılabilir?
Yüz okuma, beden dili ve davranış analizi ışığında kişilik tespitlerine dair yöntemler öncelikle güvenlik alanında yaygın şekilde kullanılıyor.
Ek olarak, isabetli istihdam alanındaki yüksek katkıları sebebiyle İnsan Kaynakları sahasında da her gün artan ciddi kullanımlarına rastlıyoruz. Şahsen ben de ciddi kurumların istihdam süreçlerinde onlara danışmanlıklar veriyorum.
Ayrıca eğitimde kişilerin öğrenme modellerinin çıkartılması ve ilgi alanları ile yeteneklerinin tespitinde oldukça yüksek isabette katkılara sahip olan bir çalışma alanı. Bu anlamda meslek seçim rehberliği konusunda danışmanlıklar artıyor.
Psikologların ve PDR uzmanlarının aktif olarak yüz okuma yöntemlerinden yararlanıyorlar.
Film, dizi ve tiyatro dünyasında karakter eşleşmelerinde ve seçimlerinde (cast süresinde) ya da makyajda da yaygın şekilde kullanılan yüz okuma, beden dili ve kişilik analizi yöntemleri bu sektörün destek aldığı bir sanat.
Yüz okuma yöntemlerinin plastik cerrahi ve estetik alanında da ciddi uygulamalarda kullanıldığını görüyoruz.