Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Yeni Ortadoğu'ya Hazır Olun / Cihangir İşbilir

Bu Yazıyı Paylaşın:
Yeni Ortadoğu'ya Hazır Olun / Cihangir İşbilir

STK’lar Devletin Ulaşamadığı Kılcal Damarlara Nüfuz Ediyorlar

Türkiye, Ortadoğu’da ve dünyada yoğun bir diplomasi trafiği yaşıyor. Dış politikayı yürütürken İslamî STK’ların rolü nedir? STK’lar dış politikaya nasıl katkıda bulunuyorlar? STK’ların dış politikada etki güçleri ne düzeyde?

Sivil toplum kuruluşları dış politika yapımına iki türlü katkıda bulunabilirler. Birincisi Türkiye içerisinde siyasi iktidarı yayınlarla, etkinliklerle, açıklamalarla ve bir tür lobi çalışmasıyla etkileyerek dış politikaya yön verebilirler. Bir diğer yol da dışarıdaki faaliyetlerle mümkündür. STK’lar devletlerin gidemediği noktalara gidebilir, resmi kurumların ulaşamayacağı kılcal damarlara, tabana, cemiyetlere nüfuz ve tesir edebilir. Bu anlamda STK’lar Türkiye’nin çeşitli kurumlarıyla yaptığı dış politikaya bazen ön açıcı bazen de hariciye siyasetinin araçlarını inşâ edici bir fonksiyon icra edebilirler. STK’ların İslami hassasiyetleri varsa yine aynıdır, sadece motivasyon daha güçlü ve küresel olur. Burada önemli olan olabildiğince koordinasyon ve birlik içerisinde hareket edebilmektir ki Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda başarması gereken önemli konulardan birisi budur.

Osmanlı Bakiyesi Devletlerin Türkiye’den Beklentisi Büyük

İslam ülkelerinin Türkiye’ye bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? İslam ülkeleri; Türkiye’yi bir ağbi olarak, lider olarak görüyor mu, Türkiye’ye güveniyor mu?

Bu konuda genelleme yapmak yanıltıcı olur ama genel olarak Türkiye’ye bakış olumlu diyebiliriz. Lider olarak gören de var, abi olarak gören de var. Bu iki sıfatı kabul etmeyen de var. Ancak özellikle Osmanlı Devleti bakiyesi devletlerin halklarında ve mazlum coğrafyalarda Türkiye’den büyük bir beklenti var. Nasıl göründüğümüz çok da önemli değil. Önemli olan bu beklentileri karşılayacak kapasiteye ulaşıp ulaşmadığımız. Bunu sorgulayıp buna göre adımlarımızı atmamız lazım. Sorumluluklarımız çok ama çok fazla.

Arap Baharı: Felç Edilen İradeyi Diriltme Hamlesi

Son yıllarda İslam dünyasında yaşanan Arap Baharı, siyasî fayların yerinden oynadığı bir sarsıntı oluşturdu. Gelinen noktada Arap Baharının İslam dünyasına sosyal, ekonomik ve özgüven açısından katkıları nelerdir? İslam dünyası bu süreçten sonra nasıl bir siyaset izlemeli?

“Arap Baharı” diye isimlendirilen süreç aslında yüz sene önce bölge insanının felç edilen iradesini yeniden diriltme hamlesi. Bunun için çok önemli. Bu bahar uzun ve fırtınalı olacak ama bölge halkları artık statükonun devam etmesine dur demek istiyor. Kendisine dayatılan liderleri, sınırları, bayrakları reddediyor. Ezberletilen düşmanlıkları, mahkûm edilen ortaklıkları kabul etmiyor. Kısa vadede çalkantılar olsa da orta ve uzun vadede bölge istikrarı ve halkların meşru ve adil idarelerle yönetileceğini söyleyebiliriz. Bu süreçte ve sonrasında yeni nesilleri yetiştirmeye, kültürel bunalım, ekonomik gerilik ve siyasi istikrarsızlıklarını gidermeye çalışmalı. Tüm bu çalışmaları “her sahada her ölçekte birlik” anlayışı ile gerçekleştirmeli.

Asrın Cehaletinden Kurtulup Hikmeti Bulmak

“Yeni Ortadoğu’ya hazır olun.” diyorsunuz, yeni Ortadoğu ne yönde şekilleniyor? Yeni Ortadoğu’dan neler bekliyorsunuz?

Yeni Ortadoğu, daha doğrusu Yeni Şark, başkalarının bizim adımıza değil bizim kendi adımıza karar vereceğimiz bir bölge olacak. Suriye, Mısır, Irak başta olmak üzere tüm ülkelerde meşru idarelerin iş başına gelmesi bir asır önce dayatılan statükonun yerle bir olması demek. Buna hazır olmak İslam’a dayalı tüm kavram ve kurumlarımızı gözden geçirmek, tazelemek, yenilemek demek. Asrın cehaletinden kurtulup hikmeti bulmak demek. Beşeri sermayeyi de stratejileri de buna göre tanzim etmek gerek şimdiden.

Zorbalık Her Kemâlin, Güzelliğin En Büyük Engelidir

İslam ülkelerinde ekonomi, ahlak-şahsiyet konularında ne tür eksiklikler görüyorsunuz? Bu konudaki okumalarınız nasıl?

İslam ülkeleri, Türkiye dâhil, uzun yıllardır istibdatla yönetildi. Harici ve dahili prangalarla esir edildi. Baskı, zorbalık yani istibdat her kemâlin, güzelliğin en büyük engelidir. Bu da özellikle insan kalitesi, sosyo-ekonomik yapı, ilmi ve entelektüel birikim konularında eksikliklere sebep oldu. Şimdi yapılması gereken topyekûn ilmi ve kültürel bir seferberlik ilan etmek olmalıdır. Medeniyet inşa etmek için standartlar belirlemeniz gerekir. Ticaretten sanayiye, eğitimden mimariye, sanattan kültüre her sahada manevi değerlerinizi hayata yansıtan ürünler vermeniz icap eder. İslam ülkelerinin eksikliği bu. Zorbalardan kurtuldukça, aslı ile irtibatını kuvvetli hale getirdikçe İslam ülkeleri bu engeli de aşacaktır. Uzun, ince ve çok yokuşlu bir yol bizi bekliyor.

Suriye’de Ölen Aslında “İnsanlık”

Suriye’deki katliamın belgeleri uluslararası kamuoyuna yansıdı. Dünya neden sessiz ve tepkisiz? Dünyanın bu zulme sessiz kalmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Dünya elbette yekpâre değil. Gayr-ı Müslim dünyanın sessizliğini anlayabiliyoruz ama İslam dünyasının tepkisizliği tam bir yüz karası. Batı, bildiğimiz Batı; Bosna’da da aynı hissiz ve tepkisiz Batı vardı. Irak’ta, Ruanda’da, Keşmir’de, Arakan’da da aynı Batı vardı. İslam dünyasındaki emanetçi liderler ve emanetçi basın ise efendilerinin sesi gibi davranıyorlar.

Suriye’deki rejiminin çökmesi bölgenin tüm dengelerini değiştirecek. Batı ve müttefikleri için akan kanın, katledilen insanların bir önemi yok. Bölgede nüfuz mücadelesi için had ve hudut tanımayan İran için…

Dünya büyük bir manevi buhran geçiriyor. Suriye’de ölen aslında insanlık. Böyle bir insani felakete kayıtsız kalan Türkiye’de de maalesef kitleler, siyasi partiler, STK’lar var. Hepsi tam bir yüz karası. Bu durum küresel, bölgesel ve ulusal ölçekte siyasi yanlış, karanlık, kirli siyasi mülahaza ve hesapların sonucu hiç şüphesiz. Tarih bu kesimleri affetmeyecek. Elbette bir de bunun ahirete bakan tarafı var. Bu kadar insanın katledilmesine sessiz kalanlar, tepkisiz kalanlar hatta rejim tarafında saf tutanlar her türlü hesap vereceklerdir.

Mısırlıların Darbeye Karşı Direnişi Görülmemiş Bir Destan

Mısır’da Müslüman Kardeşlerin mücadelesi devam ediyor. Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin sözde yargılama sürecinde gelinen son nokta nedir? Mısır’da yapılan referandumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Mısır’da yaşananlar dünya kamuoyunun gündeminden düştü, şu an Mısır’da neler oluyor?

Mısır’da halkın iradesi hiçe sayıldı. Serbest seçimlerle iş başına gelen bir hükümet ve cumhurbaşkanı kanlı bir darbeyle görevden uzaklaştırıldı. Darbeye bölgedeki bazı İslam ülkeleri de siyaseten ve ekonomik olarak destek verdi. Batılı çoğu ülkeler darbeye darbe bile diyemedi. Darbenin üzerinden yedi ay geçti. Bu sürede ne kadar insan hakkı ihlali varsa yapıldı. Sözde referandumda bir seçimde ne kadar usulsüzlük yapılabilirse hepsi yapıldı. Mahkemeler ve yargılamalar tam bir tiyatrodan ibaret. Bunları değerlendirmek bile abes. Çünkü ne meşru, ne de adil.

Mısır’daki gelişmeler gündemden düşmesin diye Uluslararası Rabia Platformu’nu kurduk. (www.r4biaplatform.com) adresinden günlük dört dilde haber akışı yapıyoruz. Buradan son gelişmeler takip edilebilir.

Mısırlıların darbeye karşı direnişi ise tarihte benzeri görülmemiş bir destan. Aylardır Mısırlılar canları pahasına darbeye karşı direniyorlar. Sokaklarda gösteriler yapıyorlar. Referandumu boykot ettiler. Türkiye ve Sayın Başbakan dışında Mısırlıların duygularına hakkıyla tercüman olan lider de yok ortada. Darbe yönetimi meşruiyeti kazanamadığı gibi ekonomik olarak da çöktü aslında. Darbeci general Sisi, küresel ve bölgesel müttefiklerinin arzularını yerine getirmenin mükafatı olarak şimdi cumhurbaşkanlığına hazırlanıyor. Bu gayrı meşru yapı er-geç tasfiye olacak. Çünkü bünyeye uygun değil. Mısır’a destek için başta Türkiye olmak üzere tüm dünya Müslümanlarının gayret etmesi gerekiyor. Darbeciler uluslararası meşruiyet kaybından çok çekiniyorlar. Dualarımızla ve destek etkinliklerine katılarak Mısırlıların yanında olduğumuzu gösterebiliriz.

Dünya Müslümanları Türkiye’nin Her Halinden Etkileniyor

İslam ülkelerinde büyük sıkıntılar var. Türkiye’de nispeten sıkıntılar az, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de de kendine göre sıkıntılar yok değil. Şunu bilmek lazım; gelecekse bahar hepimize gelecek. Kaderimiz müşterek. Türkiye tarihiyle ve problemleriyle yüzleşmeye başladı ve sıkıntılarının bir kısmını bertaraf etti. Türkiye daha çok güçlendikçe İslam ülkeleri için bu olumlu etki yapacaktır. Onun için Türkiye’nin sorumlulukları sınırlarını aşmaktadır. Dünya Müslümanları ve dünya mazlumları Türkiye’nin her halinden etkilenirler.

Hiç Şüphesiz Ahir Zamandayız!

Maneviyat erbabı, İslam âlimleri ahir zamanda olduğumuzu söylüyorlar İslam dünyası bir doğum sancısı mı çekiyor?

Hiç şüphesiz ahir zamandayız! Kıyametten önce bir kez daha İslam medeniyeti ayağa kalkacaksa şayet, bu yaşananlar doğum sancısı olabilir. Ancak şunu bilmemiz lazım; biz seferle mükellefiz zaferle değil. Vazifemizi yaparız, gerisini Allah’ın takdirine bırakırız. Vazifemiz çalışmak, gayret etmek ve mücadeledir.

İrtibatın, İttifakın En Üst Seviyeye Çıkartılması Lazım

Müslüman ülkeler için ekonomik ve siyasî İslam birliği oluşturmak için zemin müsait mi? Bu noktada atılan adımlar var mı?

Halifeliğin kaldırılmasından beri bu konuda birçok adımlar atıldı. En somutu İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nin kurulması oldu. Sivil anlamda da pek çok kuruluş kuruldu. Ancak sağlıklı bir işbirliği için aktörlerin aynı kanaatte olmaları lazım. Bu da çok yönlü, çok katmanlı bir çalışmayı gerektiriyor. Zemin ve zaman müsait ama yönetimler tam anlamıyla müsait bir pozisyona gelemediler. Bunun için sivil topluma, iş adamlarına çok büyük işler düşüyor. Çünkü tabandan tavana bir dalgalanma lazım kalıcı işbirliklerinin olması için. Tanışmanın, irtibatın, ittifakın en üst seviyeye çıkartılması lazım. Yoksa geçici, iyi planlanmamış, günü kurtarmayı hedefleyen projelerle sürekli işbirliği tesis edilemez.