Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Yapay Zekâ İnsan Zekâsına Meydan Okuyabilir Mi ? / Doç. Dr. Şadi Evren Şeker

Bu Yazıyı Paylaşın:
Yapay Zekâ İnsan Zekâsına Meydan Okuyabilir Mi ? / Doç. Dr. Şadi Evren Şeker

 

Yapay zekâyı nasıl tanımlıyorsunuz? Bu kavram ne zaman ortaya çıktı?

Yapay zekâ, aslında insan zekâsından üretilmiş bir şeydir. Bugün yapay zekâya -İngilizcesi ile “artificial intelligence”- “sunî ya da yapay öğrenme” veya “yapay us” gibi isimler de veriliyor. Yapay zekâ, insanın kendisi dışında bir zekâ üretebilme gayretidir. Bunun çok eski, çok değişik yansımaları var. “Ne zaman ortaya çıktı?” kavramı bilgisayarlar açısından sorulacak olursa 1950’lerde diyebiliriz. Hatta belki de bilgisayarların çıkmasına sebep olan kavram. Alan Turing’in meşhur filmini izlemişsinizdir. Turing makinesi, yapay zekânın tanımında kullanılan tanımlardan birisi. Şunu diyor Turing: Bir duvarın arkasında iki monitör olsun; siz de önünüzdeki monitörden konuştuğunuzu düşünün. İkisiyle de yazışarak hangisinin arkasında bilgisayar var, hangisinin arkasında insan var? Bunu ayırt edebilecek misiniz? Birinin arkasında bir yazılım çalışacak, diğerinin arkasında bir insan sorulara cevap verecek. Şimdi burada bilgisayar, insanı taklit edip insan gibi davranarak aslında yapay zekâya bir hedef konulmuş oluyor. Ama günümüze gelindiğinde tek hedef insanı yakalamak ve geçmek değil, insandan daha iyi olmak. Çünkü Turing testinin koymuş olduğu bir limit var ve bu limit aslında insanın en son ulaşabileceği noktayı belirleyen sınır olmuş oluyor, yapay zekânın ulaşabileceği sınır olmuş oluyor. “Oysaki gerçekten limit bu mudur yoksa yapay zekâ çok daha iyisine meydan okumalı mı, kendini denemeli mi?” sorusu soruluyor. Burada bir de insan dünyasında yapay zekâdan bahsediliyor. Yani Alan Turing’in koymuş olduğu o kurala göre, bir bilgisayarın insan dünyasında yetişebilmesi gibi bir limit var. Oysaki belki de insanların hiç olmadığı bir dünyadaki zekâdan da bahsetmek mümkün ve öyle bir dünyada gerçekten limit insanlar veya kandırabilmek bir kriter olmalı mı, gibi sorular da soruluyor. Bununla ilgili, Alan Turing’den sonra çok yorulduğunda Asimov bu konuda okunabilir. Onun robotlarla yapmış olduğu çok güzel tespitler var; ilk robot anayasasını yazan kişi. Onun böyle bir dünya tasarımı var.

Yapay zekâ daha çok hangi alanlarda kullanılıyor?

Yapay zekâ ilk başlarda bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığı noktada tabi ki “kriptoloji” ve “ülke güvenliği”ni ilgilendiren bir problem olarak ortaya çıktı. Turing makinesinin icadı buna dayanıyor; bir makine yapıp bütün kriptolojik ihtimalleri deneyebilecek ve kendisini zaman içinde adapte edebilecek makinenin çıkartılması. Sonrasında her alana girdi. “Bilgi yönetimi” olarak adlandırılan bir kavram var. Bilgi yönetiminde şu biliniyor ki bir alanda bir konuda ilerlendiği zaman bunun başka konulara da uygulanması mümkün. Artık insanlık bilgiyi yönetmekle şunu da kastediyor: Yani siz satranç oynarken bir tecrübe edindiyseniz -satranç tecrübesini- bunu bir savaşa uygulayabilirsiniz. Savaş alanında kullanabilirsiniz, bir ekonomi alanına uygulayabilirsiniz, pazarlama alanına uygulayabilirsiniz.

Şu an yapay zekâ, satranç alanında ve “Go” isimli oyunda belli başarılar elde edildi gibi gözükse de şu an şöyle diyebilirim: İnsanın olduğu ve bilgisayarın olduğu, verinin olduğu her yerde yapay zekâ şu an kullanılabiliyor. Sizin internette yapmış olduğunuz bir aramanın daha başarılı hâle getirilmesinden tutun size daha iyi reklamlar gösterebilmesine, sizin telefonunuzun sizinle konuşmasına, arabanızın sizinle konuşmasına… Özetle şunu söyleyebilirim: Yapay zekâ, bir insanın yaptığı her şeyi ikame edecek, yerine geçebilecek bir varlık hâline gelebiliyor. Şu an benim bildiğim ve yapay zekâ kullanılmayan ya da “Bunu yapay zekâ ile bugün yapamayız.” diyebileceğim bir alan yok. Yapay zekânın her alanda kullanılacağını söyleyebilirim; yani bir derinlik bir de genişlik olarak ele alabiliriz olayı. Şimdi genişlik olarak baktığınızda, işte satrançta da kullanılıyor, damada da kullanılıyor, go’da da kullanılıyor diye yanına ekleyerek gidebilirsiniz, farklı kullanım alanları kullanarak gidebilirsiniz; yatay genişlemesi bu şekilde. Yapay zekâ, hemen hemen her alanda genişleme yaşadı. Belki bazı alanlara henüz ulaşmamıştır ekonomik rant sağlamadığı için, bir fayda sağlamadığı için o alanda yapay zekâ ile uğraşılmamış olabilir. Olayın böyle bir yatay genişlemesi var. Bir de olayın daha derinleşmesi var. Derin konulara inilebilmesi de mesela, örnek olması açısından satrançta şu kadar başarılı oynarken bunu daha da artırabilmek gibi bir dert de var. Burada derinleşmede bir limit olduğu söyleniyor. Yani yatay bir şekilde kullanılabilir. Onu çoğu bilim adamı aşağı yukarı kabul ediyor ama derinliğine indiğimizde, insanı belli bir seviyenin üstüne olacağı ve bu seviyeyi bilgisayarların bir gün ulaşamayacağı bir limit konuluyor. Dolayısıyla insanın ulaşmış olduğu bu konu belki bir limit olabilir. Yani bilgisayarlar buradan daha ötesine geçemeyecek. Geçemeyeceği için de insanın yaptığı bu konulara, bilgisayar yapamayacak gibi bir limit konulabilir. Ama o limite de bakıyoruz son zamanlarda limiti bayağı geçtiler. Tıp, sonuçta belli bir derinlik isteyen ve insanlığın üzerinde titreyerek çalıştığı konulardan birisi, hassas konularımızdan birisi. İyi insanlar yetiştirmeye ve iyi bir eğitim vermeye çalışıyoruz bu alanda. Dolayısıyla tıp alanında -mesela bilgisayarlara bakıyorsunuz- çok tecrübeli doktorlardan daha iyi teşhisler koyduğunu ve bunun giderek daha iyi seviyelere geldiğini görüyoruz. Buna benzer çok fazla örnek var. Dolayısıyla zaman ilerledikçe –zannediyorum- derinlik konusunda da bazı limitler açılacak.

Yapay zekâyı, ekonomiye artıları ve eksileri yönünden nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında şöyle bir şey var; teknoloji ve dijitalleşme, iş alanlarını farklı bir boyuta taşıyor. İnsanların uğraştığı beklentileri de farklı bir boyuta taşıyor. Üretim bandını ele alalım, diyelim ki araba üretiyorsunuz. Arabayı bir usta alıyor ve bütün arabayı tek başına yapıyor; yanında çırağı var, tornavidasını şunu bunu uzatması için. Bir ekip oluyorlar belki 6-7 kişi. Bu 6-7 kişinin tamamı araba yapmayı biliyor ve baştan sona arabayı yapıyor. Bildiğimiz otomobillerden bahsediyorum. Bu daha sonra işte Endüstri Devrimi, teknoloji ve benzerleri ile artık yetenekli insanların “unskilled workers” dediğimiz “yeteneksiz, vasıfsız insanlara dönüştürülmesi” sürecini yaşadık, değil mi? Endüstri Devrimi’nde aslında yaşanılan şeylerden biri buydu. İnsanlar ya çok vasıfsız hâle geliyorlardı, o vidayı sıkacak kadar vasıfsız hâle geliyorlardı ya da çok vasıflı hâle geliyorlardı. Yani uzman insanlar, o sistemi monte edecek, oraya yeni şeyler ekleyecek, yeni pazarlar arayacak, yeni pazarlama teknikleri arayacak, yeni tasarımlar yapacak -makine, motor tasarımı olabilir- insanlar oluyordu. Şimdi bu sürece bakıldığında aslında işin bir boyutunu şöyle söyleyebilirim; kapitalizm, insanları bir robot hâline, bir makine hâline dönüştürmeyi başardı. Çünkü kapitalizmin hep istediğine “labor intensive” ekonomilerden yani insan gücünün yoğun olduğu ekonomilerden “captile intensive” ekonomilere geçmesi, yani herhangi bir şeye bağlı olmadan parayla para kazanabilme ekonomisi. Yani insana muhtaç olmadan, insana ihtiyaç duymadan onu parayla ikame edebilmek. İşte robot teknolojisi, insanı tamamen atıp yerine robot koydu ve dolayısıyla o en alttaki yeteneksiz insanların iş gücünün kaybolmasına sebep oldu. Şimdi bunu birazcık ilerlettiğimiz zaman “Aslında yetenekli insanların da yerine bir robot koyabilir miyiz?” sorusu burada var ve bunu yapmanın değişik yöntemleri var. Ekonomi içinde de ve iş gücü yönetimi içinde de bunun yöntemleri var ve yapılıyor da. Mesela, bilgisayar mühendisliği bir dönemler çok yüksek maaşlar alırken bugün daha düşük maaşlar alıyor. Niye? Çünkü eğitim sistemi onunla ilgili insan gücünün yetiştirilmesi vs. kapitalizm bunu çok farklı yerlerde öğrendiği için artık ilk başlarda “Gelin!” diyor patron ve oraya giren bilgisayar mühendisi oluyor, her şey onun istediği gibi çünkü, bilgi onun elinde. O yapabiliyor, yetenek onda. Ama bir müddet sonra bakıyorsunuz o adama ihtiyaç kalmamış; “Güle güle” denilecek seviyeye geliyor firma. İlk başlarda firma o personele çok bağlıyken sonra bu azalıyor. Ama bir süreklilik olduğu için bunun farkında olan uyanık çalışanlar da kendilerini sürekli güncel tutup o istenilen personel olmayı ellerinde tutabiliyorlar. Şimdi buradaki savaşta aranan cevap şu: “Bu en yetenekli kişilerin de yani en tepe kişilerin de yerine parayla ikame edilebilecek bir şey konulabilir mi? O insanlara da bağımsız hâle gelebilir miyiz?” Çünkü firmalar, şirketler buna bağlı olmak istemiyorlar, bir kişiye bağlı olmak istemiyorlar. Bir kişi işten ayrıldı, bütün firma çöksün istemiyorlar. Tabi ben işi biraz farklı boyutlardan dramatize ederek de anlatıyorum. Ama böyle bir problem de var. Dolayısıyla bunu nasıl yapabiliriz? İşte orada artık yapay zekâ devreye giriyor. Yani o çok zeki insanların, çok yetenekli insanların, herkesin yapamadığı şeylerin yerine bir zekâ, bir program çalışıp acaba bunları çözebilir mi? Burada şu an bundan bahsetmemin sebebi, motor gücün ekonomi olması ve bugün bütün mücadelenin de ekonomi üzerinden veriliyor olması. Biraz ekonomik determinizm yapıyorum farkındayım ama bunun aynısını başka yerlere de uygulayabilirsiniz.

Bir tartışma var: Ekonomi artıları dediğiniz zaman bugün her alanda kullanılan, her alanda insanların yerine geçen, belirli seviyelerdeki insanların çok rahat yerine geçmiş olan bir makineden bahsediyoruz. Eskiden uçaklarda kokpitte pilot, yardımcı pilot ve yanında mühendis çalışıyordu. Hava tahminleri şu, bu vs. bir sürü şeylerin, bilgisayarların kontrol edilmesi gerekiyordu. Bu mühendisler bitti. Niye? Çünkü bunun yerine çok güzel bir yazılım koyabildik. Bugün bakıyorsunuz pilota da aslında gerek yok. Bir kalkış, bir inişte uçağı kontrol ediyorlar ve onu da çok büyük ölçüde çözmüş durumdayız. Bakıyorsunuz bir sürü insanı, bir sürü mesleği bitiriyor. Dolayısıyla bütün insanların yerine geçecek bir yazılımdan, bir makineden bahsediyoruz. Dolayısıyla ekonominin her alanında bunu görebilirsiniz özetleyecek olursak.

Gelecekte yapay zekâlar hayatın içinde ne kadar olacak, hangi seviyeye gelmeleri, neler yapabilmeleri öngörülüyor?

Şu an her yerde varlar. Taşıdığınız cep telefonlarından bilgisayarınıza, insanın üzerindeki telefona, arabanıza vs. her yerde varlar ve çok daha fazla hayatımıza girecekler. Giyilebilir teknolojilere doğru gidiyor. Burada sadece yapay zekâyı bir dünya olarak görmeyin; yapay zekânın yanında büyük veri çalışmaları var. Mesela, yapay zekânın altında ve dışında sayılabilecek “deep learning” (derin öğrenme) çalışmaları var. İnternet, büyük verinin yönetimi, “very large databases” (çok büyük veritabanları) gibi bir sürü alan var. Yani yapay zekânın da aslında çalıştığı ve içine giren “neurocomputing” “sinir hesaplaması” konuları, nörolojinin belki içine giren konular; “artificial networks” gibi başka konular da var. Dolayısıyla bütün bu alanlardaki çalışmalar bir şekilde hayatımıza adapte oluyor, giriyor ve girdikçe her şey daha da fazla bizimle yaşamaya başlıyor. İşte kahve makinesinden, telefona kadar aslında her şey birer makine ve her makinenin içinde de bir zekâ var; insan tarafından konulmuş bir zekâ var. İşte bir lambanın açılıp kapanması gibi, aç-kapa düğmesi bile aslında bir zekâ gerektiriyor. Çok alt seviyesinde sayılabilir ama bütün bunların da hepsinin otomatik hâle getirilebileceğini söyleyebiliriz. Merkezîleştirebildiğini, kontrol edebildiğini söyleyebiliriz. Giderek bunun daha da arttığını söyleyebiliriz.

Özetle şöyle söyleyeyim: Giydiğiniz her giysi, gördüğünüz her varlık, dokunduğunuz her şey, yediğiniz şeyler, hepsi bir gün yapay zekânın ürünü, yapay zekânın bir parçası olabilir. Bununla ilgili epey bir yol alındı. Herhangi bir limit de şu anda yok.

İnsan beyni, bilinç konularında, bilgimiz sınırlı olmasına rağmen yapay zekânın insan zekâsını geçebileceği konusunda yorumlar yapılıyor.

Evet, insan beyninin limitleri olduğu söyleniyor. Henüz bu limite ulaşan birisiyle tanışmadım ben. “Bu limit, daha ötesi yok, buraya kadar gidiliyormuş, dahası da yok.” diyen birini görmedim ama böyle bir limit olduğu tahmin ediliyor diyelim. Teorik olarak böyle bir tahmin var.

Yapay zekâ, insan zekâsını geçti zaten, geçiyor zaten. Ama bu belirli alanlarda. Mesela, şu an insanlar çok daha iyi satranç oynayabiliyor bilgisayarlarla. Bakın, “Deep blue” adlı bilgisayar 1997’de dünya satranç şampiyonu Kimovich Kasparov’u yendi. O zamanki teknolojilere göre şimdi çok daha iyi oynayan bilgisayarlar var. Şu an hiçbir insanın yenemeyeceği kadar iyi satranç oynayan bilgisayarlar olduğunu garanti edebilirim; hiçbir insan yenemez. Satranç konusunda geçtiler. Geçebilecekleri çok alan var; geçemeyecekleri alanlar da var. Hâlâ derinlik seviyesine inildiğinde bazı şeyler yapılamıyor. Yani burada şiir yazabilir mi, film yapabilir mi, müzik yapabilir mi vs. her ne kadar bunlarda bayağı yol kat edilse de bir sürü beste bilgisayarlar tarafından yapılıyor, bir sürü film senaryosu bilgisayarlar tarafından yazılıyor olsa da bununla ilgili örnekler var. Veya olsa da şöyle diyeyim: Bilgisayar destekli yazılıyor olsa da bu bilgisayar destekliyi tamamen bilgisayar serisine çevirmek için de birkaç örnek geçtiğimiz aylarda yapıldı. Bir film çevrildi. Tamamen bilgisayar yazdı ama her ne kadar böyle olsa da bir gün filmleri bilgisayarlar yazacaklar ve bilgisayarların çekecekleri filmleri izleyeceğiz belki de. Belki onların yazdığı şiirleri, şarkıları dinleyeceğiz. “Bu alanlar ne kadar gerçekten faydalıdır, ne kadarı gereklidir?” bu ayrı bir tartışma. Tamamen bilgisayardan oluşan bir topluluk düşünün, insanın hiç olmadığı bir topluluk düşünün, zekâdan oluşan bir topluluk diyelim yani. Sonuçta biz varoluşu sorgularken “Düşünüyorum, öyleyse varım.” gibi meşhur bir söz var ya! Oraya gidersek, her bireyin varlığını zekâsına bağlarsak veya düşünerek ispat edebileceğimiz varlığı buna bağlarsak, hislerimizi işin içine koymazsak ve bir gün bu zekâlar bilgisayarlar tarafından ikame edilirse o zaman o toplulukta, ne kadar bu duygulara, ne kadar şiirlere, ne kadar sanata ihtiyaç vardır, sorusu da çok gündemde olan şeylerden birisi. Sizin ulaşmak istediğiniz hedefin içinde sanat varsa illa ki bu konuda belli yollar kat edilebilir ama sanat gerçekten ne kadar bu topluluk için gereklidir -o zekâ topluluğu için diyelim- ve ne kadar anlamlıdır, sorusu çok ortada.

Yapay zekâyla ilgili konuların tamamında ilerlemeler olduğunu ve daha iyi noktalara ulaşacağını söylemekle birlikte şunu da söyleyebilirim: Bunlar gerçekten bugün hedef olarak konulan, “Bak, bunları yapamıyor!” denilen, “Evet, şunları yapıyor, onları kabul ediyoruz ama şunu yapamıyor!” denilen konular. Gerçekten yapılması gereken konular mı, sorusu da ayrı bir soru. “Yapılıyor” denilen ve kabul edilen konular da zaten hayatımızın içinde.