Vazgeçtiklerimiz... Vazgeçilmezlerimiz...(12)
Murat’ın ülkenin en önde gelen iş adamlarının birinin kızıyla bir anda evleneceğim demesinin ilk sarsıntısını Veli atlatıp yüzünde beliren belli belirsiz kızgınlık, şaşkınlık, sevinmekle üzülmek arasında kalmış bir yüz ifadesiyle elini Murat’a doğru hafif sallayıp “Hadi be... Âlem bir de bana deli der... Murat sen beni bozuk para gibi harcarsın aslanım.” dedi. İhsan’ın ise yaşananlar karşısında muhakeme gücünü kaybetmesine ramak kalmıştı. Gayet ciddi, kızgın bir tonda “Çocuk sen bizi nasıl bir çukurun içine çekiyorsun? Bir yanda seninle arası bozulunca kılıcını tüm ailemize karşı sallayan eski bir dost! Bu yetmezmiş gibi ben kızı sevdim onunla evleneceğim. O kim? Gücü bizi kat kat aşan, bir şeyler ters gitse bileğini bükmek için elini bile tutamayacağımız bir adam... Attığın her adım, konuştuğun her kelime artık sadece seni değil ailemizi...” eliyle fabrikayı göstererek “Burada çalışan işçileri, malzeme aldığımız yerleri de etkiliyor. Farkındasın değil mi?” dedi. Murat inceden inceye düşünüp karar vermişliğin rahatlığı içinde tane tane konuşmaya başladı. Murat “Amca bilirim ki senin öfkenin altında hep adalet duygusu vardır. Baba sen kendinden önce çevreni düşünen onlar için kaygılar taşıyan diğerkâm bir adamsın. Bana inandığı değerler için ölümüne savaşmayı başta dedem olmak üzere siz öğrettiniz. Kıymetli ailen dostumuz! Cemil Hancı ve çevresi benim ruh dünyamı aşındırıp gasp etmeye başlayacaklardı. Ben, ben olmaktan çıkacaktım. Bir noktadan sonra bedeli değil para, pul, can dahil ne olursa olsun kendi yolumu çizmeliydim. Ben de tüm sonuçlarını göze alarak gereğini yaptım. Diğer bir mesele gençliğin getirdiği boş bir heves mi yoksa gerçek bir sevgi mi? İnanın bunu günlerce düşündüm taşındım. Ve bu saatten sonra babası değil dünyanın en güçlü adamı bile olsa yakar, yıkar o kızı alırım...” dedi. Veli ateşini ölçer gibi elini Murat’ın başına koyup “Valla ateşi falan da yok. Şaka yapıyormuş gibi bir hali hiç yok. Bu çocuk deli ötesi bir deli ya da büyük bir dahi...” Baş parmağıyla aşağı gösterip “Bugünden sonra biz ya dibe batarız...” Bu kez yukarı gösterip “Ya da arşa çıkarız. Ama kesin olan bir şey var o da arada bir yerde duramayız.” dedi. İhsan endişeli “Böyle bir mücadeleye ailemiz, çevremiz hazır mı bilmiyorum?” dedi. Murat kendinden emin “Baba o savaş yıllar önce için için başlamış zaten ben teslim olmayınca düşmanlık ateşini hissetmeye, dumanı solumaya başladık.” dedi. İhsan, oğlunun kendilerine söylemediği konular olduğunu anlamıştı. İhsan elini yanındayım demek için omzuna koyup “Aile, ölümüne beraber olmak demek.” dedi. Baba, oğul sonra da Veli üçü birbirlerine sarıldılar. Murat çantasından ajandasını çıkardı. Babasına uzatıp “Burada Cemil Hancı’nın yapacağı tüm hamleler onların karşısında bizim yapacaklarımız yazılı.” dedi. Veli de kardeşinin yanına gelip beraber okuyunca gözleri büyüdü tam konuşacaklarken, Murat eliyle sus işareti yapıp “Burada aldığımız kararları, yapacaklarımızı bizden başka kimse bilmemeli... Sessizlik en büyük silahımız.” dedi. Veli “Nasıl yani bu adam evimize kadar mı sızacak?” dedi. Murat “Bu ihtimali atlamayız. Tedbirli olmakta fayda var.” dedi. Veli “Öfff evlad, sen hangi ara yurt dışından hammadde için çelik bağlantısı kurdun?” dedi. Murat sakin ama kararlı “Amcacığım senin hep dediğin gibi bizim sevgimiz de öfkemiz de düşmanlığımız da gerçektir. Düşmanlığımız bile seviyelidir. Onun şerefine iftira atmayız, rızkıyla oynamayız. Ama o zihniyet her şeyi kendisine mubah görüyor. Bunu bilince doğal olarak atacağın her adımı ona göre düşünüp atıyorsun.” dedi. Veli rahmetli babasının boş masasına bakıp “Bu çocuk olacak, olacak...” dedi. Murat “Bugün patlayan bu işin sebebi ne benim ne de siz... Cemil Hancı, gençliğinde ona merhametle dokunan elin kıymetini bilemeyip içindeki öfke önce kine, kinden ise düşmanlığa dönmüş. Şimdi de dedemden alamadığı intikamın öcünü bizden alıyor.” dedi.
Cemil Hancı öfkesi burnunda gazetenin yöneticisini çağırdı. Ona içecek bile ikram etmeden masasının üstüne birkaç fotoğraf bıraktı. Cemil kırmızıya çalan sert suratında kana susamış gözlerle “Mevzuyu biliyorsun. Bu fotoğraflardaki kızlar flu olsun. Ama malum kişi belirgin olsun. Bütün magazinde haber olacak. Başlık ise, son zamanlarda özellikle muhafazakâr çevrelerce beğenilen, gözde genç yazar gece âlemlerinde görüntülendi. İnsanların yüzüne bakacak yüzü sokakta yürüyecek hali kalmayacak. Herkes yüzüne tükürsün istiyorum.” Yönetici resme bön bön bakarken şuursuzca “Ama bu resimler kızınızın doğum günü partisinde çekildi. Ben de oradaydım.” dedi. Cemil “Sende magazin sayfalarına düşüp rezil olmak istemiyorsan dediğimi yap.” dedi. Adam sadece gözleriyle yumup başıyla tamam diye bildi. Sonra çıkmak için hızlıca kalkerken “Ben işimin başına döneyim.” dedi.
Son yaşananların oluşturduğu gerginlik Konukseven’lerin şirketinin her bir köşesinde hissediliyordu. Ama kimse de birbirine bir şey soramıyordu. Nasılsa kokusu er ya da geç çıkacaktı. Veli, İhsan ve Murat her şey normalmiş gibi davranıyordu. Murat şahsi dostluklarını kullanıp mevcut müşteriyi korurken Cemil Hancı’nın etki edemeyeceği yeni müşteriler kazanmak için çabalıyordu. İhsan eşini telefon ile arayıp akşam yemeği için Taksim’de tarihi Osmanlı lokantasında yer ayırttığını bütün ailenin eksiksiz gelmesini istedi.
Gün geceye kavuşunca başlayan muharebede ikinci kurşunun nereden geleceğini görmek için sabahı beklemek gerekiyordu. Ve sakin geçen geceye rağmen beklenen mermi, fırına buram buram kokan taze ekmek almak için gittiğinde Veli’nin kafasına çakıldı. Fırına adımını attığı andan itibaren kendisine bakıp pis pis sırıtan fırıncıya Veli “Ne o Suat pis pis sırıtıyorsun. Akşam ne çektin?” dedi. Suat “Ya abi dünyanın düzeni böyle, keyfini birileri sürer hesabını da bizim gibi garibanlar öder.” dedi. Gazetenin magazin ekini uzatıp “Bak sizin o çok övündüğünüz beyefendi yeğeniniz meğer gizli gizli âlemlere akıyormuş.” dedi. Gazeteyi eline alan Veli “Vay namussuzlar...” dedi. Suat “Ama Murat’a da aşk olsun. İnsan mahalledeki kardeşlerimi de götüreyim der.” dedi. Veli “Kes ulan! Bu pis bir iftira... Ama bu kadar da düşmek akıl alır gibi değil.” dedikten sonra gazeteyi de alıp hızla söylene söylene eve doğru yürümeye başladı. Merdivenleri ikişer ikişer çıkarak annesi ve Murat’ın kaldığı kata çıktı. Kapıyı ağırca çaldı. Kapı açılır açılmaz içeri girip Murat’a başıyla terasa gel işareti yaptı. Murat olanları anlamaya çalışarak amcasını takip etti. Veli konuşmadan Murat’ın olduğu gazeteyi uzattı. Murat başlığı küçük harflerle “Son zamanlarda özellikle muhafazakâr çevrelerce beğenilen, gözde genç yazarı gece âlemlerinde görüntülendi.” Murat kendisinden başka herkesin yüzünün belir belirsiz olduğu resme yakından bakınca gülmeye başladı. Murat “Yuh bee yaaa... Bu Cemil Hancı’nın kızının doğum günü partisinde çekilmiş... Haberim bile yok...” dedi. Veli üzgün üzgün “Biz senin böyle bir şey yapmayacağını biliyoruz. Ama eşe, dostta derdimizi nasıl anlatacağız yeğenim?” dedi. Murat “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız amca merak etme.” dedi.
Huzur ve sakinlik içinde boğaz manzaralı salonunda kahvaltısını yapan Cemil Hancı ve ailesinin bu durgunluğunu oğlu Kerim’in “Aha sen Murat abiye bak... Ne yere bakan yürek yakanmış... Kimler kimlerle yakalanmış...” dedi. Cemil, insanların vereceği tepkiyi merak ediyordu. Kızı ve karısı da şaşırdı. Karısı Sultan “En sonunda dediğime geldin. Bunlardan bize fayda yok diye daha ilk gün söylemiştim.” dedi. Cemil “Planda hata yok. Sadece sapma var o da sorun değil.” dedi. Karısı gazeteye bakıp artık bir şeylerin sonunu getirmenin vaktinin geldiğine karar verdi. Bu arada çalan telefonu açan hizmetli telefonun kablosunu yerde sürüye sürüye getirip “Efendim Cevher bey arıyor.” dedi. Cemil eline alıp “Alo Cevher bey... Evet, doğru Efendim... Kendisi raydan çıkmaya karar verince ben de otofaji tekniğiyle yok etmeye karar verdim. Evet, kadir kıymet bilmez küstahlaştı... Tamam, Cevher Bey görüşmek üzere...” dedi telefonu kapattı. Selin sinsi bir gülüşle “Baba...” dedi. Cemil mütebessim “Kızımm...” dedi.
Yayınlanan o asıl haberle beraber Murat hayatında acı verse de farklı bir tecrübeyi yaşatıp pişirdi. Mahallesinde, iş çevresinde, okulda, arkadaşları arasında ve yazılarını takip edenlerden bazıları daha ilk anda inanmamışlar Murat’ın da canı sıkılmasın diye mevzuyu gündemlerine almamışlardı. Ama kimilerinin doğrunun ne olup olmadığına dair dertleri yoktu. Mesele inanmak istediklerinin ne olduğuydu. Aradıkları o şey de biraz sivrilen yetenekli bir insanın düşüşüne sebep olan her şeydi... Murat, ailesinden ve dostlarından aldığı destekle mücadelesine devam etti. Kendisi hakkında doğru bilginin yayılması için de Cemil Hancı basınç uygulasa da etki edemeyeceği vicdanı kurumamış adalet sahibi gazeteci dostlarıyla irtibata geçti. Ama iyinin, hakikatin yayılma hızı yalan, dolan kadar yüksek değildi. Peş peşe bitmek bilmeyen iki günden sonra Buse Paris’ten dönmüştü. Ona kavuşup konuşmak duygusu bütün acılarını bastırıyordu. Sabahları Pehlivan Hamza’nın açtığı Kapalıçarşı’da ki dükkânı akşamları Murat devralıp kapatıyordu. Nihayet akşama doğru Buse dükkâna geldi. Hediyelik eşyaların bulunduğu o küçük dükkândaki sedir taburelere oturup önce hasbihal ettiler. Nihayet Murat aldığı kararı en uygun kelimelerle en güzel cümleyi kurarak anlatmaya başladı. Murat “Buse, sen benim hayatıma en umulmadık zamanda dünyada aklıma gelecek en son yerde hayal bile edemeyeceğin bir şekilde girdin. Sonra kayboldun.” Eliyle dükkânı göstererek “Yine hesapsız, kitapsız kader bizi burada bir araya getirdi. Bu günden sonra dünyada kalan ömrümüzün tamamını ve ahirette ise sonsuz bir hayatı benimle paylaşmanı istiyorum.” dedi. Buse bir an heyecanlandı. O güzel beyaz siması kıpkırmızı kesildi. Mutluluktan içi kıpır kıpırdı. Ne diyeceğini bilemedi. Biraz da naza çekerek Buse sadece “Yani..?” diyebildi... Murat “Yanisi, benimle evlenir misin?” dedi. Biraz sessizlik oldu. Murat cevap bekleyen gözlerle bakarken Buse “Cemiyette herkes bana asi kız der. Birini sevebilmem, beğenebilmem uzak bir ihtimaldi. İstemeye istemeye geldiğim Selin’in doğum günü partisinde herkes bu yakışıklı, karizma kim diye birbirine soruyordu. Beni asıl etkileyen ise aramızda geçen konuşmada ‘Ben hikmet adamıyım’ dediğin an ruhumu derinden sarstın. O andan sonra beni asi yapan duygunun hikmetten mahrum olmak olduğunu anladım. İrademiz dışı yine burada kader bizi bir araya getirince bu işin bir sırrı olduğunu hissettim. Her şeye rağmen ruhum sana avazı çıktığınca evet, evet... dese de aklım sorular ve sorunlar yumağında boğuluyor.” dedi. Murat “Evet” cevabını almanın mutluluğu ve güveni içinde “Bu mevzuyu Pehlivan Hamza amcaya açtığımda bana; evladım siz farklı dağdan süzülüp gelen içinde farklı farklı mineraller barındıran ama aynı denize dökülen kaynak suyu gibisiniz. Bu farklılıklarınız sizi tamamlıyor.” dedi. Buse’nin gözleri büyüdü. Buse “Ama kolay değil. Benim babam hımmm yani zengin değil onun da üstünde servet sahibi... İnsanları, olayları yönetmek onun işi. Mutlaka benim için de bir rol yazmıştır. Senin ailen ise benim gibi birini kabullenebilir mi? İstesek de istemesek de bütün iyi niyetimize rağmen aramızda kültür çatışması olacak. Sonuçta biz masallardaki zengin kız fakir oğlan değiliz. Öyle masalsı güçlerimiz yok.” dedi. Murat gülerek “Zaten işin bütün esrarı da orada. Biz beraber yol yürüdükçe karşımıza çıkan her mani bizi terbiye edecek. Göstereceğimiz sabır ile Allah rızasına birer adım daha yaklaşacağız. Yani sabır en büyük azığımız olacak... Ben zaten babam ve amcama senden bahsettim.” dedi. Buse biraz mahcup “Aslında benim de annem anladı. Senden haberi var.” dedi. Murat “O zaman seni babaannem, annem ve canım halam ile tanıştırmak isterim.” dedi. Buse durakladı “Önce sen bize yemeğe gel. Bizimkilerin tansiyonunu bir ölçelim.” dedi. Murat anladım manasında başını sallayıp “Olur...” dedi.
Murat aldığı kararlardan sonra meydana gelen sıkıcı sonuçlarla mücadele ederken şirketin telefonu çaldı. Telefonu babası açtı. İhsan “Alo...” dedi. Sonra toplantı masasında amcasıyla çalışan Murat’a doğru telefonu uzatıp gülerek “Bir hanım kız seni istiyor.” dedi. Murat utanıp mahcup ifadeyle telefonu eline aldı. Murat “Alo...” Sonra babası ile amcasına bakıp “Olur olur bu akşam gelirim... Görüşmek üzere...” dedi. Ahizeyi yerine koyarken kalbi hızla çarpıyordu. Veli “Hayırdır evlad seni böyle halsiz bırakan sevdanın ateşi mi?” dedi. Murat “Bu akşam Buse’nin ailesi beni tanışmak için yemeğe çağırıyor.” dedi. Veli “Oğlum bunlar zaten seni tanımıyor mu?” dedi. Murat “Amca o ayaküstü bir tanışmaydı.” dedi. Veli “Sen merak etme o adam bizim bile unuttuğumuz yedi göbek ceddimizi çoktan öğrenmiştir.” dedi. İhsan ayağa kalkıp oğluna sarıldı. İhsan “Evlat sen hiçbir zaman yüzümüzü kara çıkartmadın. Hadi şimdi git. Görenlerin yüreğini yakacak şekilde giyin hazırlan, güzel güllerden bir buket yaptır. Sakın davranışlarında aşırıya kaçıp görgüsüz, gereksiz tevazu yapıp da zillete de düşme...” dedi.
Murat hazırlıklar için fişek gibi fırlarken başka yerlerde yeni tuzakların planları işleme konuluyordu. Boynuna asılı fotoğraf makinesi etrafa dikkat kesilen genç muhabir kenar mahalle pastanesinde otururken garson üzerinde tatlı bulunan tepsiyi masaya bırakıp tatlıyı servis ederken “Afiyet olsun...” dedikten sonra tepsiyi alırken kendisine alık alık bakan muhabire gözleriyle masanın üzerindeki zarfı gösterip “Müessesemizin ikramıdır.” dedi. Muhabir çaktırmadan zarfı çantasına koyarken “Teşekkür ederim.” dedi. Sakince tatlıyı yerken kendisini kesen var mı diye süzdü. Tuhaf bir şey yoktu. Sonra çantasını karıştırıyor, zarfı açınca içinde Buse ile Murat’ın aşk dolu bakışlarla birbirlerine bakmış olduğu fotoğrafı gördü. Bir not vardı “Son bomba genç yazarın zengin aşkı... Gözü sosyetede mi?” yazıyordu. Bir de üç maaşına denk para vardı. Muhabir gülerek başını salladı “Bu bomba yarın sabah yedi nokta yedi şiddetinde deprem gibi sarsacak.” dedi.
Kurduğu oyunun Konukseven ailesinin direncini kıracağından emin olan Cemil ikinci safhaya geçmişti. Veli’nin hırslı oğlu Cem’i makamı getirtti. Cem ilk defa böyle üst düzey yere gelmenin sersemliği içinde Cemil’in karşısındaki koltukta gömülüp nokta gibi kalmıştı. Cemil “Amcaoğlun ona ve ailenize açtığım kapıları tekmeleyerek kapattı. Ama senin akıllı ve vefalı olduğunu duydum.” dedi. Cem sesi kısık “Ben onlardan farklı düşünüyorum. Doğru duymuşsunuz.” dedi. Cemil “Şirketiniz zora düşmeye başlamış.” dedi. Cem “Evet bazı sıkıntılar var.” dedi. Cemil “Ben sana destek olacağım. Ama sen de çoğunluk hisselerini ve yönetimi ele alıp, amcan ve oğlunu atacaksın.” dedi. Cem “Yani patron ben mi olacağım?” dedi. Cemil “Kesinlikle... Ben senin babanı çok yakından tanırım. Deli gibi çalışır bütün yükü çeker. Ama baş olmayı beceremez. Artık o eksiği de sen kapatacaksın.” dedi. Cem “Vallahi doğru... Bütün yükü babamla ben çekiyoruz. Kaymağı amcam ile Murat yiyor.” dedi. Cemil “Tamam... Şimdi gidebilirsin. Seninle şoförüm irtibata geçecek, bu konuşma hiç olmadı. Aramızda kalacak tamam mı?” dedi. Cem ayakları yerden kesik sadece başını sallayabildi.
Murat, Cemil’in yalısından daha büyük olan yalının kapısına gelince kapıdaki bekçi “Hoş geldiniz” dedi. Dış kapının ziline bastı. Murat elinde gül buketiyle beklerken kapıyı hizmetçi kız açıp “Buyurun.” dedi. Murat her zamanki şıklığı ve kibarlığı ile hizmetçinin arkasından salona doğru yürüdü. Buse ve Müzeyyen Hanım ayakta onu bekliyordu. Müzeyyen “Hoş geldiniz.” dedi. Murat “Hoş bulduk.” derken buketi kime vereceğini şaşırdı anneye mi yoksa Buse’ye mi? Onun bu tereddüdünü fark eden Buse atak yapıp elini uzatarak “Ne zahmet ettin?” diyerek buketi alıp kokladı. Sonra da hizmetçiye verip “Bunu vazoya koyun.” dedi. Onlar konuşurken üst kattan tüm ciddiyeti, soğukluğu ve muhatabını seviye belirten tavırlarıyla Cevher geldi. Cevher “Hoş geldiniz.” dedi. Murat gayet sakin “Hoş bulduk.” dedi. Müzeyyen “Yemekler hazır dilerseniz hemen sofraya oturalım.” dedi. Murat “Siz nasıl uygun görürseniz” dedi. Cevher masanın başına otururken sağına Müzeyyen soluna Buse oturdu. Murat ise tam karşısına oturdu. Servisler yapılırken tüm gözler Cevher’deydi onun söze başlaması bekleniyordu. O söze girmeyince Müzeyyen “Seninle Hancı Holding gecesinde tanışmıştık galiba.” dedi. Murat “Evet, sizinle kısa bir konuşmamız olmuştu.” dedi. Cevher “Duyduğuma göre Cemil’in gazetesinden ayrılmışsın.” dedi. Murat “Evet...” dedi. Cevher “Bildiğim kadarıyla pozisyonun gayet iyiydi. Hatta bakan beye seni basın danışmanı olarak bizzat ben tavsiye etmiştim. Şaşırdık.” dedi. Murat “Evet... Teveccühünüz için çok teşekkür ederim. Yalnız ben kendi yolumu çizmek istiyorum.” dedi. Cevher “Bu uzun ve zor bir yol... Kolayı varken niye?” dedi. Murat “Öyle bir an geliyor ki içinize sinmeyen kolayı bırakıp bedeli ağır olsa da ruhunuzun huzur bulduğu zoru tercih ediyorsun.” dedi. Müzeyyen “Yani sebep maddi değil manevi diyorsun.” dedi. Murat “Evet...” dedi. Cevher’in içindeki öfkeyi bastırarak sorduğu soru ortamda bir anda masada buz gibi bir hava estirdi “Peki benim kızım ile evlenmeye talip olmanın saiki maddi mi yoksa manevi mi? Daha doğrusu Cemil’e karşı hoyratça davranmanın sebebi ondan daha güçlü birine damat olacak olmak mı?” dedi. Herkes elindeki kaşık ve çatalı masaya bıraktı. Müzeyyen ve Buse, Cevher’in bu yemeği kolayca kabul edişindeki maksadının tanışmak, tanımak değil bu işin olmayacağını en yüksek perdeden ilan etmek olduğunu anlamışlardı. Murat ise beyninden vurulmuşa döndü. Aslında beklediği bir soruydu ama bu kadar çabuk ve öldürücü olacağını tahmin edememişti. İçinden bir ses “Kapıyı çarp çık ve git” dedi. Sonra Buse ile göz göze geldiler. Onun hor görülmüş sevgisi, üzüntü dolu bakışları yüreğini parçaladı. Müzeyyen ortamı yumuşatmak için söze girecekken Murat sol elini hafiften sus der gibi kaldırıp yutkundu sakince “Şu bir gerçek ki tanıdık, tanımadık birçok insan sizinle aynı şeyi düşünecek. Kimisi ahlaksızca bunu yüzüme söylerken az hayası olanlar arkamdan konuşacaktır. Ben bunun önüne geçemem, geçmeye çalışma düşüklüğünü de göstermem... ” Gözlerinden ateşler saçarken sağ elini yumruk yapıp “Çünkü benim asil ruhum, mangal gibi yüreğim onlarda yok... Beni ancak benim gibi olan biri anlayabilir. Onlardan da yeryüzünde üç beş tanedir...” Bir yudum su içip ellerini yana açıp yalıyı göstererek “Benim kızıma bunları verebilir misin? diyeceksiniz. Ben kızınıza asla böyle bir vaatte bulunmadım. Bulunamam... Zaten o da bu gücün içindeki sahtelikten bıkmış, usanmış isyanlarda. Belki eşiniz ve siz de bu hali yaşıyorsunuz. Ama yapacak bir şeyiniz yok ki bu ikiyüzlülüğe alışmışsınız... İlk tanıştığımızda size demiştim, benim bir insan tanımam için yıllara gerek yok diye... Cemil Hancı, benim önümü açtı, çünkü geçmişinden intikamını beni kendisine benzeterek alacaktı. Hem de ileride kullanabileceği iyi bir piyona sahip olacaktı. Ben onun planlarını bozunca öfke nöbetleriyle en aşağılık yollardan saldırmaya başladı. Benden fazla bir şey götüremez... Fakat sizin gözden kaçırdığınız asıl mevzu şu; güce tapan bir adam gücü ele geçirince insanların kendisine tapmasını ister. Unutmayın ki yakında o sizi de çırak çıkartacaktır.” dedi. Bu arada dış kapının zili ısrarla çalmaya başladı. Açılan kapıdan Cevher’in yardımcısı Onur elinde gazete koşar adımlarla geldi. Başıyla herkesi selamlayıp usulca gazeteyi Cevher’e verirken “Efendim bu gazetenin akşam baskısı. Bir dostumuz bana ulaştırdı. Baskıyı durdurmaya çalışıyoruz.” dedi. Cevher öfke ile yerinden kalkarken “Bu nasıl olur?” dedi. Murat yerinde sakin sakin otururken Buse ve Müzeyyen de ayağa kalkıp Cevher’in baktığı gazeteye baktılar. Sonra gözlerini Murat’a diktiler. Murat “Ne oluyor?” Buse, babasının elinden gazeteyi alıp Murat’a çevirdi. Bu ikisinin beraber çekilmiş birbirlerine sevgi dolu gözlerle baktığı fotoğraftı ve başlıkta “Son bomba genç yazarın zengin aşkı... Gözü sosyetede mi?” yazıyordu. Murat, resme dikkat kesilerek ayağa kalktı. Başını sağa sola sallayarak “Bu resim de önceki resimler gibi Cemil Hancı’nın kızı Selin’in doğum gününde çekilmiş... Bunları servis eden o aileden biri...” dedi. Cevher inanmayan gözlerle ona bakıyordu.
Cemil Hancı, Konukseven ailesine son yumruğu indirecek olmanın mutluluğu içinde kahvesini yudumlarken telefonu çaldı. Bu özel hattı hemen toparlanıp açtı “Buyrun Cevher Bey...” Karşıdan gelen o kadar sertti ki yüzü kıpkırmızı oldu. Kekeleyerek “Ne resmi? Haberim yok.” İçeri şoförü girdi gazeteyi uzattı. Cemil “Şimdi önüme geldi. Doğrudur kızımın doğum gününde çekilmiş olabilir. Ama ben veya ailemden biri servis etmiş olamaz... Tamam, hemen kimin bu hainliğini yaptığını bulacağım...” dedi. Telefonu kapattı. Murat kalbini Buse’nin yanında bırakıp ayrılırken sabahı bekleyemedi. Hamza Pehlivan’ın Üsküdar’daki evine gitti. Kapıyı usulca çaldı. Hamza, Murat’ı kapıda görünce “Buyur evlat... Ne bu hal?” dedi. Murat daha ayakkabılarını çıkartırken olanları tek tek anlatmaya başladı. Hamza sabır ile dinledi. Teselli için başını okşayıp onu göğsüne basıp “Rabbim seni her türlü kötülükten, kötülerden korusun...” diye dua ettikten sonra iki eliyle yanaklarını avuçlarının içine alıp “Murat’ım Allah dostlarının farklı farklı görevleri vardır. Hepsini bilemeyiz. Ama bazı evliyalar ümmete dua için vardır, duasını alırsın sıkıntın gider, bazısı irşat ile görevlidir. Bunlar nefsi terbiye için uğraşırlar vazifeleri zordur. Ama en zorlusu hem irşat edecek hem fikrî buhranları yok edecek hem de insanlar iyi mümin nasıl olunur giyimiyle, oturup kalkmasıyla gösterecek olanlar. İşte senin nasibin bundan... Zenginlik ile evliyalığı kimse yan yana getiremiyor. İlerde bunun sıkıntıları daha çok görülecek. Yaradan seni hem fiziki yapın, aklın, yetiştiğin ortamlar sırf buna hazırlık için... Rabbim temiz ruhlu Buse’yi o servetini bilmeyen insanların dünyasında yaratmış ki o kültürü, terbiyeyi alsın. Sonra kaderini seninle birlikte yazmış. Beraber yol yürürseniz manevi güzelliklerle mücehhez olacak neticede de binlerce insana güzel bir misal teşkil etsin...” dedi. Murat gözünde yaşlar inleyen bir ses ile ancak “Yüreğim yanıyor...” diyebildi.
BİR YIL SONRA
Murat ve Buse’nin annesi Müzeyyen meşhur terasta otururken Müzeyyen “Burasının manzarası dediklerinden daha muhteşemmiş.” dedi. Murat “Evet, ama buranın manzarasından daha güzeli gönülleri hoş eden muhabbetleridir. Dedem ve dostları hep burada meşk ederdi.” dedi. Müzeyyen “Keşke dedeniz Sabit Bey ile tanışabilseydim.” dedi. Murat içli “Keşke...” dedi. Bu arada yüzü unlu, önlüğü hamurlu, topladığı saçları hafif dağılmış elinde tepsi üzerinde muhabbet kokan sıcak çaylar ile Buse geldi. Murat ve Müzeyyen ona bakıp gülmemek için dillerini ısırdılar. Murat “Hayatım, sanırım mutfakta yine muazzam lezzette yemekler yapıyorsun?” dedi. Buse ciddi ciddi “Evet, börek açıyorum, babaannen ile halan yardım ediyor.” dedi. Müzeyyen “Onların senden öğrenecek çok şeyleri var.” dedi. Gülüştüler. Buse “Hepimizin birbirinden öğrenecek çok şeyi var...” dedi. Çayları sehpanın üzerine bırakıp mutfağa geri dönerken annesi arkasından bakıp duygulu “İyi ki kızımın hayatına girdin. Yoksa kızım zıt düşüncelerin savaşından yorgun düşüp kendisine küsmüş sıradan biri olarak yaşayıp yok olup gidecekti.” dedi. Murat “Çok dirençli, dirayetli, saygıyı hak ediyor.” dedi. Müzeyyen “Senin ve ailenin sahip olduğu her şey alındı.” dediği an Murat acı bir tebessümle alaycı “Şükür ki ailesini kaybetme uğruna da olsa amcaoğlum Cem hepsinin tek sahibi oldu.” dedi. Müzeyyen istihzayı anlamıştı devam etti: “İtibarınız yerle bir edildi. Ama değerlerinizden, inancınızdan, davanızdan bir adım bile geri adım atmadınız. Cevher bana hep sorar; bu kız bu oğlanda bizde olmayan, alamayacağımız neyi buluyor? Ben de, ‘hak ve hakikat aşkı... Bu açlığı biz dünyanın en pahalı hediyelerini, hayatını ayaklarının altına sersek doyuramayız... Bu kadar eziyete de ancak bu ruhlar dayanabilir’ dedim. Cevher o an, gücünün aslında ruhsuz bir hiç olduğunu anladı. Pes edip içi yana yana ikinizin karşısında durmaktan vazgeçti.” dedi. Müzeyyen konuşmasını bitirirken Murat’ın elindeki kâğıtta “YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILA BAKİYE MESELELER” başlıklı son yazısı okunuyordu. Altındaki ilk satırda “İlerde sahip olunacak güç ve onu adaletle kullanacak bir muhakeme gücüne sahip gönül ve akıl inşa edilmez ise en büyük belamız olmaya namzet...” Onlar manzaraya karşı dalgın dalgın konuşurken arkalarından sessizce gelen Buse elindeki yeni kurulacak şirket bilgileri, dergi ve gazete çalışmalarının olduğu dosyaları sehpaya bırakıp sağ eliyle annesinin sol eliyle de kocasının boynunu hafif sarıp “Dünyadaki her şeyden vazgeçebileceğimizi ama davamızdan asla vazgeçmeyişi ispatladık. Şimdi bizim olanları geri alma zamanı...” dedi.
SON...
