Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Türkleri İslamiyet’le Tanıştıran Manevi Hükümdar Ahmet Yesevi Hz. / Mustafa Çevik

Bu Yazıyı Paylaşın:
Türkleri İslamiyet’le Tanıştıran Manevi Hükümdar Ahmet Yesevi Hz. / Mustafa Çevik

Anadolu’nun İslamlaşmasının Mimarı

İlk kitabınız “Hükümdar” ve ikinci kitabınız “Zamanın Oğlu” güzel tepkiler aldı, iyi etkiler bıraktı. Her yazarın bir amacı vardır. Hükümdar’da ve Zaman’ın Oğlu’nda neyi amaçladınız?

Hoca Ahmet Yesevi’yi anlatma fikri, ilk romanım olan ve Oğuz Kağan’ı anlattığım Hükümdar kitabını yazarken oluştu. Orada Türkleri tek bir millet yapan ilk kurucu Hükümdar anlatılıyordu. Maddi bir Hükümdar… “Zamanın Oğlu” romanında anlatılan Hoca Ahmet Yesevi ise Türkleri şiir yoluyla İslamiyet’le tanıştıran manevi bir Hükümdar. Başlangıcından günümüze kadar değişmeyen, Türklerin ve Anadolu’nun İslamiyet’i algılayış ve yaşayış biçiminin mimarı… Aslında her iki romanda da verilmek istenen ana fikir aynı. Öze dönüş ve köklerimize yeni bir bakış açısıyla bakmak gerekliliği. Eskiye yeni olarak bakabilmeyi başarabilirsek eğer, asırlardır bu coğrafyadaki insanları birleştiren, bütünleştiren maya ve fikirlerin kodlarını çözerek günümüzde yeniden yeşertebiliriz diye inanıyorum.

Osmanlı dönemindeki manevi büyükler Selçuklu’ya kıyasla daha yakın zamanlar… Ahmet Yesevi de daha kadim dönemleri temsil ediyor ve Anadolu’ya yapılan manevi akımların temel taşı durumunda. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bizler tarihimize de tarihimizde yer alan değerlerimize de bir bütün olarak bakmıyoruz çoğu zaman. Türk tarihi günümüzde neredeyse sadece Osmanlı’dan ibaret sayılıyor. Oysa Türk tarihi hatta Anadolu tarihi bugünkü toprakların dışında Orta Asya topraklarında başladı. Burada yaşayan ve atalarımızı tasavvuf yoluyla İslamiyetle tanıştıran değerlerin başında geliyor Hoca Ahmet Yesevi. Bir ana kaynak yani. Yine köklerimizden uzaklaşmak hatta kopmakla ilgili bir durum bu… Yanı başımızda olan değerlerimizi yaşatmak ve hatırlamak daha kolay geliyor. Ana kaynakların hatıralarının uzakta oluşu ve ulaşmanın zorluğu sonucunda unutmak veya reddetmek daha kolay geliyor. Orta Asya’da hiç unutulmamasına rağmen bizde ancak Fuat Köprülü tarafından gündeme getirildiği zaman bilinmeye başladı Hoca Ahmet Yesevi. Tasavvufla uğraşanlar menakıpnameler yoluyla biliyor ve tanıyorlardı. Belki de Anadolu Müslümanlığı diyebileceğimiz anlayışın, Türklere Anadolu’dan çok önce, İslamiyetle ilk tanışma yıllarında Hoca Ahmet Yesevi’yle geliştiği göz ardı edilmek istendi.

Onun Yolculuğu Aşka Ulaşma Çabasıdır

Zaman’ın Oğlu, tasavvuf temeline dayanıyor. Konuyu bir roman kahramanı olarak Ahmet Yesevi üzerine kurgulamanızın nedeni, günümüze birtakım göndermeler yapıyor olmalı. Neden Ahmet Yesevi? Günümüzde Ahmet Yesevi’yi farklı toplum katmanlarında ortak değer yapan nedir? Bu topluluklara bugün Ahmet Yesevi sizce neler söylemektedir?

Hoca Ahmet Yesevi’ye göre bir tek büyük ülkü vardır. O da aşktır. Onun yolculuğu da bu aşka ulaşma çabasıdır. Bu çaba bilinçli ve sistemli bir çabadır. O’nda farklı olan şey daha yola çıkmadan önce geri döneceğine dair verdiği sözdür. Çünkü amacı kişisel değildir. Topluma dönüktür. İlahi gerçeği, saf bilgiyi sadece kendisi için değil, içinde yaşadığı toplumu aydınlatmak, yol göstermek için isteyen bir bilgedir o. Hoca Ahmet Yesevi’de dünyadan yüz çevirme yoktur. Kötülüklerle mücadele eder. Gariplerin, mazlumların yanında yer alır. Bilgisizlik ve cehaletten nefret eder. Zalim ve acımasız insanlara itaat etmezlik Yeseviliğin ana esaslarından birisidir. Çıktığı yolculuk, tasavvuftaki Allah’a ulaşma yolculuğudur. Romanın kurgusu da bu çerçevede yapıldı. Romanda geçilen mekânlar reel olmakla birlikte sembolik anlamlar içerir. Geçilen ova toprağı, nehir suyu, dağ havayı, çöl de ateşi sembolize eder. Dört temel madde… Bunlara ağacı sembolize eden ormanı da ekledim. Çünkü ağaç Türklerde beşinci element olarak kabul edilirdi. Bu yolculuğun benzerlerinden önemli farkı ‘Ya Sonra?’ sorusuna aranan cevapta gizli. Allah’a ulaştıktan sonrasını da içeriyor Hoca Ahmet Yesevi’nin yolculuğu. Bir geri dönüşü var söz verdiği gibi. Yani bu roman Halktan Hakka yürüdükten Sonra Haktan Halka dönüşü anlatıyor. Gönlü katı insanları şefkate çağırmak için halkına geri dönüyor Hoca Ahmet Yesevi. Ona göre kötülük ve günahları korumak aşka ve muhabbete ihanettir. Aşk, temiz kalplilik ve nefsin ihtiyaçlarından özgür olmayı talep eder. Özgür olma yolculuğudur onunki.

Tevhid İnancıyla Halkları Birleştiren Bilge

Yahya Kemal Beyatlı Hoca Ahmet Yesevi için ‘milliyetimizi ona borçluyuz’ diyor. Bence de öyle. O, bu topraklarda İslam algımızın doğru şekillenmesinde çok etkili olmuştur. Kendi adıyla tarikat kuran ilk Türk Mutasavvıfıdır o. Bu tarikatı kurarken bir sosyolog gözüyle Türk toplumundaki bölünmüşlükleri, aksaklıkları, hoşgörüsüzlüğü ve cahilliği tespit eder. Bilinçli olarak içinde bulunduğu toplumun dertleriyle dertlenir. Birleştirici olmak onun tercih ettiği bir misyondur. Toplumun kimlik analizini yaptıktan sonra, Türklere en uygun yol ve yöntemlerle hareket eder. Dini kavramları kendi bulduğu hikmet tarzı şiirle anlatır. Çünkü Türkler; Ozanların, Kamların ve Şamanların anlattığı hikâye ve destanları dinlemeye alışkındırlar ve bilgelere büyük saygı gösterirler. En önemlisi de onların anlayabileceği dille anlatmak isteği. Çok iyi Farsça bildiğini fakat halkının anlaması için hikmetlerini Güzel Türkçeyle söylediğini belirtir. Türkçeyi toplumsal bir bilinçle kullanan ilk tarihi kişiliktir Hoca Ahmet Yesevi. Tevhid inancını halkları birleştiren ve bütünleştiren bir maya olarak kullanır. Mutluluk ve gerçek, madde ile kazanılmaz. Gerçek kalptedir. İnsan ruhunun varlık alemiyle uyuşması mutluluğa götüren yoldur. İnsandaki iç zenginliği kutsal bilir. ‘Kafir bile olsa kalp kırma’ diyen ve bunu ısrarla Türkçe söyleyen bir bilgenin birleştirici olması ve herkesçe sevilmesi doğaldır ve gereklidir.

Roman Yazmak Keyifli Bir Uğraş

Romanlarda üslup, başlıbaşına bir sürükleyicilik unsuru… Romandaki üslubunuz hakkında neler söyleyeceksiniz?

Romanın hammaddesi dildir. Ben de bir Türkçe sevdalısı olarak âcizane yazdığım eserlerde Türkçenin gücünü ve güzelliğini göstermeye çaba gösteriyorum. Bir de anlatılan konuya en uygun dili bulmaya çalışıyorum her zaman. Hükümdar’da Oğuz Kağan’ı en iyi şekilde İslamiyet öncesi Türk şiirinden faydalanarak destansı bir dille anlatabilirim diye düşünmüştüm. Zamanın Oğlu romanında da Hoca Ahmet Yesevi’yi, onun söylediği hikmetlerdeki mısralardan daha iyi anlatacak cümlelerin olamayacağı düşüncesiyle yine şiirden hareket ettim. Türk sanatı şiirdir. Roman bize sonradan gelen bir tür. Türkçenin güzelliğini, inceliğini, gücünü şiirsel ve sembolik anlatımlarda daha açık bir şekilde görebiliyoruz. Şiirle nesri birleştiren bir üslup bulmaya çalıştım kendimce. Mısraları cümlelere dönüştürerek, dramatik ve tematik bir yapı içerisinde öykü anlatmak zor ama çok keyifli bir uğraş oldu benim için.

Yeni Romanımda Alaaddin Keykubat Dönemi ve Sonrasını Anlatacağım

Zihninizde her zaman farklı kurgular olmalı. Bu durum, bir tek konu üzerinde çalışmanızı güçleştirmiyor mu?

Genelde bir konuyu yazarken sonrakinin fikri de hazır oluyor. Çünkü bir kitabı bitirdikten sonra şimdi ne yazacağım diye düşünmek istemiyorum. Yenisini yazmanın heyecanını kaybetmeden başlamayı seviyorum. Şu anda da Alaaddin Keykubat dönemi ve sonrasında Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılış sürecini konu alan, günümüzle de çok belirgin benzerlikler içeren tarihi bir roman üzerinde çalışıyorum.