Teşhir Toplumu / Doç. Dr. Ejder Ulutaş
Genel olarak “Teşhir Toplumu” duyu sosyolojisine ait bir kavram olarak düşünce dünyasında yerini aldı. “Teşhir Toplumu”na dair çalışmanız da var. Teşhir toplumu ne demektir?
Teşhir toplumu, bir kültür değişmesiyle bedenlenmektedir. Şüphesiz teşhir ya da teşhircilik tarihin hemen her döneminde görülen bir durumdur. Ancak son üç asır hem teşhir toplumunun temellerinin atıldığı hem de ete kemiğe büründüğü bir süreci ifade etmektedir. Özellikle maddi kültürde yaşanan ve toplumları derinden etkileyen gelişmeler, zamanla teşhir toplumunu da kurgulamıştır. Televizyon, telefon, bilgisayar, internet, elektronik aletler, giyim, moda, mimari, konut, araba gibi tüketim araçları, aynı zamanda kendi kültürünü taşıyarak maddi olmayan kültür üzerinde önemli tasarruflarda bulunmuştur. Böylelikle toplumların kültürünü oluşturan din, ahlâk, değer, inanç, gelenek, görenek gibi toplumsal rezervler de, bu dönüşümden etkilenerek kişilerin eylem pratiklerini şekillendirmiştir. Bugünün toplumları, maddi kültürün etkisiyle yeni kültürler oluşturmaktadır. Gösteri toplumu, ağ toplumu, tüketim toplumu, gözetim toplumu, şeffaflık toplumu gibi kurguların her biri, esasında maddi kültürün ürettiği kültürel örüntünün adeta bedenleşmesidir. Bu anlamda yaşadığımız dünya; görmenin, görünmenin ve göstermenin yani 3G’nin inşa ettiği kültürel örüntülerle bezenmektedir. Caddeler, sokaklar, billboardlar, reklam panoları, evler, vitrinler, gümüşlükler, televizyonlar, internet, sosyal medya uygulamaları, bedenler, kostümler, kıyafetler, moda ve daha birçok nesne, gösteri dünyasında teşhir pratiklerini sergilemektedir. Bu gösteri mekânlarında var olmak için çabalamak, günümüz insanının adeta alışkanlıklarına dönüşmüştür.
Teşhir toplumu kendini hangi merkezî duyu üzerinden tanımlamaktadır? Dikizleme ve voyörizm (dikizleme kültürü) burada nerede durmaktadır?
Günümüz toplumu kendisini daha çok görme duyusu üzerinden sergilemektedir. Tarihsel süreçte toplumlar, panoptikon tarzı zoraki bir gözetlemeden sinoptikon ve omniptikona ya da dijital panoptikon ve omniptikon olarak adlandırılan bir gözetleme formatına geçiş yaşamıştır. Jeremy Bentham’ın kurgusu olan ve Foucault tarafından iktidar ve gözetim olgusunu tasvir etmek için kullanılan panoptikon tarzı gözetleme, azınlığın çoğunluğu gözetlediği ve böylelikle kontrol ettiği ve denetim sağladığı baskıcı iktidar mekanizmasını ifade etmekteydi. Sinoptikon (çoğunluğun azınlığı gözetlediği) ve omniptikon (herkesin herkesi gözetlediği), gözetlenenlerin bilerek, isteyerek ve gönüllü olarak gözetlenmeye rıza gösterdiği, özel hayatlarını kamuya açtığı gözetleme biçimlerine tekabül etmektedir. Dolayısıyla teşhir toplumu, sinoptikon ve omniptikon temelli bir gözetlemenin ürünüdür. Sinoptikon ve omniptikonda hiç kimse dışarıda kalmamaktadır. Çünkü sinoptik ve omniptik bakış iki tür eylem biçimiyle tüm toplumu kuşatmaktadır: Teşhir etmek/edilmek ve dikizlemek/dikizlenmek. Bu eylemler, kendini göstermek ve sergilemek için kamuya açan teşhircilerin (exhibionist) ve teşhircileri gözetlemek için mevzilenen dikizcilerin (voyörist) pratikleridir. Dolayısıyla sinoptikon ve omniptikon, teşhir ve dikizleme eylemleriyle günümüz toplumlarının birer yaşam ve kültür biçimine dönüşmektedir.
“Teşhir Toplumu yaşadığımız çağın toplumlarının yeni adıdır.” tanımlamanız da var. Bu değişim neleri tartışmaya açmaktadır?
Sosyoloji literatüründe ele alınan görme, gösterme, gösteri, gözetleme, dikizleme, imaj, gerçeklik, hipergerçeklik, simulakr, simülasyon, sinoptikon, performans, vitrin, set, sahne, dijital panoptikon, şeffaflık, gösterişçi tüketim, benlik gibi konular; Baudrillard, Bauman, Berger, Veblen, Debord, Ellul, Goffman, Han, Niedzviecki gibi sosyal bilimciler, teşhir toplumu söyleminin oluşmasında etkili olmuştur. Teşhir toplumu söyleminin, yeni bir teori ortaya atmak ya da bahsedilen konuları veya sosyal bilimcilerin tezlerini çürütmek gibi bir iddiası bulunmamaktadır. Teşhir toplumu söyleminin amacı, yukarıda tartışılan problemlerin temel sayıltıları ve iddiaları doğrultusunda, bugünün toplumlarını tanımlayabilecek, tasvir edebilecek ve bir muhayyile geliştirebilecek yeni bir adlandırma önerisidir. Çünkü teşhir toplumu düşüncesi; tüketim toplumu, gösteri toplumu, gözetim toplumu, şeffaflık toplumu, ağ toplumu gibi toplum kurgularının temel önermelerinden beslenen ve yaşadığımız çağın verili gündelik yaşam pratiklerini yorumlayarak analiz eden bir terkiptir. Dolayısıyla günümüz toplumlarını tanıma ve tanımlamada kullanılabilecek temel bir terkiptir.
Televizyon, internet ve sosyal medyanın teşhir toplumunu besleyen bir gücü var. Bu konudaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?
Televizyon, bir iktidar aracı olarak, tek başına bir toplumsallaştırma aracına dönüşmüştür. Her yaşa, kültüre, inanca, cinsiyete, siyasal yaklaşıma, ideolojiye, zevke, meraka vs. hitap eden televizyon, zihinlerin ve böylece kişiliklerin şekillenmesinde de önemli bir araç olarak var olmuştur. Bir kültür aktarım aracı olarak televizyon, aynı zamanda bir gösteri mekânıdır. Bazılarının çeşitli programlarla kendilerini kamusala açtığı ve geriye kalanların da ekranlardan izlediği bir sahnedir. Şöhretliler, kendilerini gösterime açma konusunda oldukça maharetlidir. Magazin ve paparazzi programları, sinema ve diziler, reality şov programları ve birçok program türü, şöhretlilerin boy gösterdiği ekranları oluşturur. Ne var ki kendini göstererek ekranda var olma biçimi, bugünün insanlarında da bir alışkanlığa dönüşmüştür. Şöhret olma tutkusuyla yanıp tutuşan yığınla insan, kısa yoldan meşhur olabilmenin yollarını aramaktadır. Televizyon, insanların bu taleplerini, reality şov programlarıyla karşılamanın memnuniyetini yaşamaktadır. Bu programlara başvuran milyonlarca insan, hayatlarını, yeteneklerini, mahremlerini, özel yaşamlarını kamuya servis ederek, aynı zamanda bir teşhirciye dönüşmektedir. Böylece teşhircilik, bir kültür aktarımı olarak, küçükten büyüğe bir davranış pratiğini oluşturmaktadır. Televizyonun bu teşhirci formu, adeta insanat bahçelerinin yeniden üretimini de akla getirmektedir. Son dönemlerde teşhircilik, en çok internet ve sosyal medya mekânlarında gösterime girmiştir. İnternet, hayatımıza girdiği ilk dönemlerde, her ne kadar bilgiye erişmede önemli bir platform olarak değerlendirilse de günümüzde çoğunlukla eğlence kültürünün ve boş zamanları değerlendirme kurumunun vazgeçilmez aygıtına dönüşmüştür. Özellikle Web 2.0 teknolojisiyle, birçok yeni uygulamanın da icatçısı olan bu sosyal ağ, bilgisayarların ve sonrasında akıllı telefonların hayatımıza hızlı bir şekilde girmesiyle, yeni bir toplumsal kurgu oluşturmayı başarabilmiştir.
Facebook, Twitter, Instagram, Periscope, WhatsApp ve Zoom gibi uygulamalar, internetin yeni tekno-kültürünün adeta birer temsilcisi haline gelmiştir. Yaşadığımız çağın insanı için bu uygulamalar, görmenin ve görünmenin de mekânları olmuştur artık. Zira teşhircilik ve voyörizm, toplumlarımızın yeni davranış kalıplarını oluşturmaktadır.
Teşhir toplumunun toplumsal örüntüleri “mahremiyet” kavramında sizce ne tür aşınmalar yaptı?
Teşhirciliğin sosyal bir davranış olmasıyla birlikte mahremiyet de son dönemlerde tartışılan konulardan biri haline gelmiştir. Neyin mahrem olduğu ya da olmadığı meselesi, bugünün toplumlarında yeniden anlam kazanmaktadır. Geçmiş dönemlerde mahremiyet çerçevesinde değerlendirilen bazı eylem ve ritüeller, günümüzde bu kapsamın dışına çıkarılabilmektedir. Teşhir toplumunda mahremiyet, varlığını farklı tanımlamalarla ve başka bir kültürel zemin üzerinde sürdürmektedir. Maddi kültürün teşhir toplumunda elde ettiği hükümranlık, mahremiyetin sosyal ontolojisini de kaydırmıştır. Kişiye, kuruma ya da tüzel kişiliğe ait olan özel bilgiler, mahremiyet kaygısı güdülmeden fütursuzca paylaşılabilmektedir. Bunun yanı sıra kendi özel bilgilerini ya da hallerini, gönüllü olarak, internet ve sosyal medya ortamlarında paylaşan ya da teşhir eden insanların çoğunluğu oluşturması, mahremiyet algısındaki keskin dönüşümlerin de birer göstergesidir. Teşhir toplumunda mahremiyet, saklanması veya gizlenmesi gereken bir şey değildir artık. Gösterildikçe, teşhir edildikçe olumlanan bir tüketim nesnesidir. Doğu toplumlarına özgü karakteristik mahremiyet algısı, moda, TV programları, teşhirci sosyal ağlar ve podyuma dönüşen caddelerle birlikte Batı kültüründen olabildiğince etkilenmiştir. Öyle ki şehirlerin giderek birbirine benzemesi gibi, mahremiyet pratiğinin hemen her kültürde benzeşmesiyle insanların görünürlük bakımından herhangi bir farkı kalmamaktadır. İstanbul caddelerinde dolaşan bir Türk’ün, New York caddelerinde gezen bir Amerikalıdan ya da Berlin sokaklarındaki bir Alman’dan farkı kalmamıştır. Mahremiyet; giyilen modayla, sahip olunan TV ve akıllı telefonlarla ve ruhu çevreleyen bedenle, bir ortak kültür ürünü olarak kurgulanmaktadır.
Gösterişçi Tüketim, günümüz insanında nasıl bir teşhir eylemine dönüşebiliyor?
Tüketim veya gösterişçi tüketim eylemleri, teşhir toplumunun önemli göstergelerinden birini oluşturmaktadır. Yaşadığımız çağda insan, tüketen insan (homo consumericus) olarak kendini konumlandırmaktadır. Tüketmek için herhangi bir ihtiyacın hâsıl olması artık beklenmemektedir. İhtiyaç olsun ya da olmasın, göstericiliğe endeksli tüketim kültürü, her yanımızı sarmış durumda. Veblen’in aylak sınıf teorisiyle literatüre giren gösterişçi tüketim pratiği, kişinin sosyal statüsünü bir göstergeye dönüştürürken ait olduğu sosyal sınıfı da teşhire açmaktadır. Konut, araba, takı, giyim, elektronik cihazlar ve bugün kullanılan birçok tüketim nesnesi, bir yandan güç gösterisi olarak teşhir edilirken diğer taraftan bedenin bir sunumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Teşhir toplumunun orta ve alt sınıfında yer alan üyeleri de gösterişçi tüketimi önceleyerek aslında gibi görünmenin telaşı içindedir. Zengin gibi, güçlü gibi, statü sahibi gibi, prestijli gibi, güzel gibi ve yakışıklı gibi görünmeler, toplumda bir teamüle dönüşmektedir. Kapitalist ekonomi ve bu sistemin reklam ve pazarlama tekniği, bir yandan “gibi” görünmeleri öykündürecek nesneleri üretirken diğer taraftan reklam ve pazarlama yöntemiyle sahip olma iştahını kamçılamaktadır. Reklamlar sürekli, o nesneye sahip olunduğunda, ne kadar çok gibi görüneceğini muştulamaktadır. Kot pantolon aldığında yakışıklı gibi, makyaj malzemesi aldığında güzel gibi, araba aldığında statü sahibi gibi, ev aldığında zengin gibi, kola içtiğinde seksi gibi vs. olacağımız, biteviye bilinçaltına yerleştirilir. Böylelikle insanlar, vitrinlerin kölesi haline getirilir. Vitrindeki gibi olmak, her daim istenilesi bir şeye dönüşür. Nihayetinde insan, yaşamak için tüketmeyi değil, tüketmek için yaşamayı, hatta göstererek tüketmeyi kapitalizmin bir mü’mini olarak benimsemiştir. Kaldı ki vitrinlerle donatılmış AVM’ler, bu mü’minlerin uğradığı mabetler olarak her geçen gün sayılarını arttırmaktadır.
