Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Tecrübi Delil Şerife Ana'nın Vefatının Düşündürdükleri

Bu Yazıyı Paylaşın:
Tecrübi Delil Şerife Ana'nın Vefatının Düşündürdükleri

O, nezih, kibar ve ince ruhluydu. Bu konuda söylenecek sözlerin hepsini fazlasıyla hak ederdi. Ama biz ona kendi muhabbet menzilimizde kısaca “Şerife Ana” derdik. Her yönüyle annelik makamının kutsiyetiyle muttasıftı Şerife Ana… Şerife Anamızı kaybettik ama O tüm annelere şeref ve şefaat kaynağı olan bir duruşla dâru bekaya irtihal etti. Görülen rahmani rüyaların daha sonra gerçekleşmesi “tecrübî delil” türündendir. Çünkü görülen rüya daha sonra tamamiyle gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Şerife Annemizin vefatının bir hafta öncesinde kendisiyle ilgili görülen rahmani rüya, rüyanın akabinde gelişen olaylara da ışık tutmakta… Vefatının öncesinde ve sonrasında yaşanan olayları bizzat canlı şahitlerinden dinledik. Bu amaçla bizzat vefatından bir hafta önce Şerife Annemizle ilgili rüyayı gören Münevver Elmas Hanımefendiyle ve vefatından sonra Münevver hanımla birlikte kendisini yıkayan Aynur Karaerkek Hanımefendiyle yapılan mülakatı yayınlıyoruz…

Şerife Ana’nın vefatında, öncesinde de sonrasında da bazı fevkalade olaylar yaşandı. Vefatından bir hafta önce bizzat siz bir rüya görmüştünüz. Vefatından önce görülen rüya, yıkama esnasında yaşananlar… Defnedilme anında yaşadıklarımız… Sonrasında yapılan mütalaalar… Hepsi de ilginçtir ama ‘önceden bilinen, fevkalade olaylardı. Biraz bahseder misiniz?

Yüzünden Her Tarafa Nur Şeklinde Işık Yayılıyor…

“Ben, Şenel İlhan Beyefendi'nin âcizane yanında hizmet etmeye çalışan biriyim. Şenel İlhan Beyefendi'yle tanışıklığımız uzun zamandır sürmektedir. 27 Mayıs 2012 tarihinde rüyamda Şenel İlhan Beyefendi2nin annesi muhterem Şerife Hanımı gördüm. Rüyamda bir evdeyiz. Evin bir odasına giriyorum. Şerife Annemizi yatağında görüyorum. Yüzünden her tarafa nur şeklinde ışık yayılıyor. Işık o kadar fazlaydı ki gözlerim kamaşıyordu. Şerife Annemizin altını bezlemişim, kremlerini sürmüşüm. İki tane kremi yanımda, bir tanesi de yatağından yere düşmüştü. Bezi normal bezler gibi olmayıp biraz inceydi. Ben tüm bunları yaparken Şerife Annemizin vücudunun mahrem olan hiçbir yerini görmüyorum. Daha sonra Şerife Annemizi sırtıma alıyorum. Kuş kadar hafifti. Merdivenlerden iner gibi aşağıya doğru iniyoruz. Nereye ve niçin gittiğimizi bilmiyoruz. Etrafımızda bir sürü insan vardı. Fakat insanlar kendi hallerindeydi. Bize ne yapıyorsunuz diye sormuyorlardı. Rüyam böyle bitti. Rüyamı 30 Mayıs 2012 Çarşamba günü Şenel İlhan Beyefendi anlattım. Şenel İlhan Beyefendi rüyayı hemen tabir etmedi. O hissettirmese de yüzünün ifadesinden Şenel İlhan Beyefendi'nin çok üzüldüğünü anlamıştım. Yanımızdan ayrıldı ve evin başka bir bölümüne geçti. Henüz rüyanın tabirine dair bir şey söylememişti. Daha sonra o anları anlatırken Şenel İlhan Beyefendi şöyle söylemişti: “Münevver’den rüyayı dinledim ama hemen tabir etmedim. Yüzümün ifadesini değiştirmesem de Münevver üzüldüğümü anlamıştı. Önce kızımı aradım, o da gelinim Seval’i aradı... “Ölmeden önce annemi üzecek bir şey yapmayın...” dedim. Daha sonra da Münevver’e rüyanın tabirini yaptım. Çok üzülmüştüm. Çünkü rüya annemin vefatını haber veriyordu. Zaten o arada hemen yeğenim Orhan’ı aradığımda da “Dayı, biz hastanedeyiz. Ama merak edecek bir şey yok” demişti. O an hastanede annemin sağlık kontrollerini yaptırıyorlardı. Daha sonra da çok kısa bir süre içinde annem aniden rahatsızlanmıştı ve sonrası malum...”

Evet, Şenel İlhan Beyefendi çok üzülmüştü. Daha sonra ise bizlere rüyayı tabir etti. Şenel İlhan Beyefendi “rüyamın rahmani olduğunu, yüzünden her tarafa nur şeklinde ışık yayılmasının Şerife Annemizin birkaç güne kadar vefat edeceğini, imanlı ve yüksek makamda gideceğini, daha önceden normal bez kullanıldığı halde ince bez kullanılmasının artık altını değiştirmeye ihtiyacının olmayacağı için yakında öleceği anlamına geldiğini, kreminin bir tanesinin düşmesinin bir müddet yaşadıktan sonra öleceğine, sırtımda taşıdığımda hafif olmasının ise günahlarının affına işaret olduğunu ve yıkama görevinin de bana verildiğini” söyledi. Perşembe günü de Şerife Annenin hastaneye kaldırıldığı haberini aldık. Aynı günün gecesi apar topar Ankara’dan Tokat’a gitmek üzere yola çıktık. 3 Haziran 2012 Pazar günü Şerife Annemizin vefat ettiği haberini aldık. O gün Aynur kardeşimle beraber yıkama işlemi için hastaneye gittik. Burada da olağan dışı olaylar yaşadık. Yıkama işlemi çok rahmetli geçiyordu. Yıkama işlemi gerçekleşirken Şenel İlhan Beyefendi'den bahsediyorduk ki, tam o sırada Şerife Annemizin bana yakın taraftaki gözünün açıldığını gördüm. Tam taharetini aldıracağımız zaman elektrikler kesildi. Elektrikler kesilince kapıyı açtım. Koridorun ışığının yandığını gördüm. Eşim İhsan Bey’e içerinin ışığının kesildiğini söyledim. Eşim şaşırmış bir şekilde bana, morgun dışını kastederek “Nasıl olur buranın ışığı yanıyor!” dedi. Hüseyin kardeşimiz de “Bu apaçık ilahi bir müdahale, sakin olun paniğe gerek yok, işinizi yapmaya devam edin, burada olağanüstü herşey olabilir”dedi. Sonra, demek ki bu şekilde yıkamamız gerekiyormuş deyip yıkamaya devam ettik. Erkânına uygun bir şekilde yıkamaya özen gösteriyorduk. Elleri hep edep yerlerinin üzerindeydi. Ne tarafa çevirsek bu durum hiç değişmedi. Tam yıkarken elektriklerin kesilmesinin de Şerife Ana’ya ait bir edep tecellisi olduğunu düşünüyorum. Bu arada odanın elektriği varmışçasına aydınlandığını farkettik. Kefenleme işlemine geçince de elektrikler geldi. O anda gördük ki Şerife Annemizin yüzü çok nurlu ve tebessümlüydü. Kefenleme işlemi bitti. Rüya aynen tahakkuk etmişti. Şimdi siz söyleyin bakalım bu yaşananlar bir dizi kerametten başka ne ile açıklanabilir?”

Şerife Annemizi yıkayanlardan biri de Aynur Hanım… Olayın şahitlerinden olması nedeniyle kendisine bazı sorular yönelttik…O da aynı şeylere şahit olmuş ve yaşadıklarını heyecanla anlattı…

Orada manevi bir atmosferde birşeylerin cereyan ettiğini hissetmiştik. Münevver Hanım da ben de manevi bir atmosferin içindeydik…

Aynur Hanım Şerife Anneyle olan diyaloglarınızdan bahseder misiniz?

“Şerife Ana’yı her ziyaret ettiğimde bana hep ‘nerde olursan ol, vefat edersem gel beni sen yıka’ derdi. Telefonla konuşmak için aradığımda da vasiyetini tekrar ederdi; beni sen yıka...

Ben de ona ‘Allah gecinden versin, hayırlı ve uzun ömürler versin’ diye mukabele ederdim. Ama o yine de her defasında üç dört kez bana aynı şeyleri söylerdi. Ben de onu üzmemek, yormamak için ‘Tamam, Allah (cc) uzun ömürler versin ama öyle bir şey olursa gelirim Şerife Anne’ derdim. Şerife Annemizin rahatsızlandığını ve durumunun kötüleştiğini duyunca hemen Tokat’a geldim. Fakat ben geldiğimde O vefat etmişti. Cenaze işlemleri başlamadan evvel Şenel İlhan Beyefendi'ye vasiyetini arzettik.

Şenel İlhan Beyefendi ne buyurdular?

Şenel İlhan Beyefendi ‘Annemin vasiyeti yerine getirilsin, Münevver Hanımla birlikte yıkayınız’ buyurdu.

Biraz da Şerife Annemizin vefatından sonra yaşadıklarınızdan bahseder misiniz?

Yıkamaya başladığımızda an be an yüzünün parladığını, nurlandığını gördük. Münevver Hanımla hem görevimizi yapıyor hem de birbirimize gösteriyor ve bunu konuşuyorduk. Bu zamana kadar çok cenazeye girmiştim ama Şerife Annemiz çok farklıydı. Çok hayâ’lı olduğunu farkettim. Gözlerimle görebiliyordum. Tam abdestini aldırırken ışıklar kesildi. Jeneratör hemen devreye girmedi. Münevver Hanımla kapıya yanaştığımızda, kapıyı hafifçe araladık ve dışarıda ışıkların yandığını gördük. Sadece Şerife Annemizi yıkadığımız odanın ışıkları sönmüştü. Bizde hiçbir tedirginlik olmadı. Münevver Hanım eşiyle konuştu ve kapıyı hafifçe aralayıp sonra da kapattık. İçeriyi loş bir ışık kaplamıştı. Görevimizi yapabiliyorduk. Hatta o anda, Rabbim Şerife Annemizin ne kadar hayâ’lı olduğunu biliyordu ki onun böyle yıkanmasını istemiş diye düşünmekten kendimi alamadım. Tadil-i erkâna uyarak yıkıyorduk… Işıkların tam o esnada kesilmesi enteresan bir durumdu. Üstelik sadece bu odanın ışıkları kesilmişti… Işıkların kesilmesine rağmen yıkamaya devam ettik. Bir taraftan Şenel İlhan Beyefendi'den bahsediyorduk ki o esnada Münevver Hanım, Şerife Annenin sağ gözünün açılıp kapandığını söyledi. Bu da ayrı ilginç bir olaydı. Ben bu vesileyle Şerife Annenin ne kadar hayâ’lı olduğunu bir kez daha gördüm. Çünkü yıkarken ne tarafa çevirsek, eli her halükarda edep yerlerini kapatıyordu… Işıkların kesilmesi de bizlere aynı şeyleri düşündürmüştü… Daha sonra kefenleme işlemini yaptık. Bu esnada içimizden gelerek sürekli salavatlar getiriyorduk… Orada manevi bir atmosferde birşeylerin cereyan ettiğini hissetmiştik. Münevver Hanım da ben de manevi bir atmosferin içindeydik… Bu arada çok güzel bir “nispet kokusu” duyduk. Bu kokuyu sadece biz değil, daha sonra Şenel İlhan Beyefendi'nin evine gittiğimizde bize sarılan bizi kucaklayan insanlar da hissetti. Üzerimizdeki nispet kokusunu duyduklarını birbirlerine hayretle söylediler…”

MÜNEVVER ELMAS HANIM’IN GÖRMÜŞ OLDUĞU RÜYA

27 Mayıs 2012 tarihinde rüyamda Şenel İlhan Beyefendi'nin annesi muhterem Şerife Hanımı gördüm. Rüyamda bir evdeyiz. Evin bir odasına giriyorum. Şerife Annemizi yatağında görüyorum. Yüzünden her tarafa nur şeklinde ışık yayılıyor. Işık o kadar fazlaydı ki gözlerim kamaşıyordu. Şerife Annemizin altını bezlemişim, kremlerini sürmüşüm. İki tane kremi yanımda, bir tanesi de yatağından yere düşmüştü. Bezi normal bezler gibi olmayıp biraz inceydi. Ben tüm bunları yaparken Şerife Annemizin vücudunun mahrem olan hiçbir yerini görmüyorum. Daha sonra Şerife Annemizi sırtıma alıyorum. Kuş kadar hafifti. Merdivenlerden iner gibi aşağıya doğru iniyoruz. Nereye ve niçin gittiğimizi bilmiyoruz. Etrafımızda bir sürü insan vardı. Fakat insanlar kendi hallerindeydi. Bize ne yapıyorsunuz diye sormuyorlardı. Rüyam böyle bitti. Rüyamı 30 Mayıs 2012 Çarşamba günü Şenel İlhan Beyefendi'ye anlattım.

MÜNEVVER HANIMIN ŞERİFE ANNEYE DAİR RÜYASINA  ŞENEL İLHAN BEYEFENDİ’NİN YAPTIĞI TABİR…

Şenel İlhan Beyefendi rüyamın rahmani olduğunu, yüzünden her tarafa nur şeklinde ışık yayılmasının Şerife Annemizin birkaç güne kadar vefat edeceğini, imanlı ve yüksek makamda gideceğini, daha önceden normal bez kullanıldığı halde ince bez kullanılmasının artık altını değiştirmeye ihtiyacının olmayacağı için yakında öleceği anlamına geldiğini, kreminin bir tanesinin düşmesinin bir müddet yaşadıktan sonra öleceğine, sırtımda taşıdığımda hafif olmasının ise günahlarının affına işaret olduğunu ve yıkama görevinin de bana verildiğini söyledi.