Sinir Küpü Olmuş Anne Babalar / M.Emin Karabacak
Teknolojinin zirve yaptığı çağımızda günümüz insanları, birçok iş ve işlemlerini teknolojiden faydalanarak yapmaktadır. Buna rağmen iş ve işlerini yetiştiremeyen bu insanlar, günün yoğunluğunu ve işleri bitirememenin stresini akşamları evinde yaşamaktadır. Akşamları eve gelen bu insanlar; “Öf, bittim, ölüyorum!..” gibi sözlerle duygu yoğunluklarını ifade etmektedir. Zihinsel olarak yorgun olan bu insanlar, ister istemez duygu yoğunluğu da fazla yaşayacaklarından en küçük olumsuzluklarda sinir patlaması yaşayacaklardır.
Günümüz insanları eskisi gibi bağ bahçede kazma kürekle çalışmadıkları için, bedenen yorgun olmasalar da zihnen yorgun oldukları gerçek. İnsanlar zihinsel yorgunluklarında duygu yoğunluklarını fazla yaşadıkları da bir gerçek. Ancak şu da bir gerçek ki; evlerde aile bireylerinin deşarj olma ya da tepki verme adına birbirlerine bağırabilecekleri haklılığını da ortaya koymamaktadır.
Evlerde aile bireylerinin birbirlerine karşı en küçük şeyde bile tahammülleri yok. Özellikle anne babalarda, çocukların en küçük yaramazlıklarına karşı tahammülün te’si kalmıyor. Evler sanki sükûnet yeri değil de birbirlerine bağırma yeri olmuş, herkes yorgunluktan birbirine bağırmaktadır.
Akşamları işten eve gelen babalar; çocukların en küçük seslerine ya da annenin azıcık çocuklarla ilgilen sözüne, kıyameti koparmaktadırlar. Anneler de sinirli bir şekilde babalara, “Çocuklarla iki dakika ilgilen dedik kıyameti koparıyorsun; akşama kadar ben nasıl tahammül ediyorum...” diyebilmektedirler. Doğru, anneler çocuklarına tahammül ediyorlar; ancak onlar da çocukların en küçük yaramazlıklarına karşı sinirlenmektedirler.
Anne babalar sanki sinir küpü olmuş patlamaya hazır birer bomba gibidirler. Aile bireyleri birbirlerine karşı en küçük anlayış ve sabır göster(e)memektedirler. Evde herkes birbirine bağırmakta ve en küçük bir olumsuzlukta herkes birbirine patlamaktadır.
“Üzüm üzüme baka baka kararır.” atasözünde olduğu gibi anne babalar sinir küpü olunca çocuklar da ister istemez sinir küpü olacaktır.
Babasına bir şey anlatmaya çalışan kardeşine, ablası “Kulağımın dibinde bağırıp durma ya!” diye tepki veriyor.
Anne Babalar Gerçekten de Sinirliler mi?
Anne babalar, duygu yoğunluklarında çocuklarına karşı göstermedikleri anlayış ve sabrı, eş, dost ve arkadaş çevresine fazlasıyla gösterebilmektedirler. Anne babalar, çocukların en küçük olumsuzluklarına karşı bayramlık ağızlarını açarlarken; dost ve arkadaşlarına karşı daha anlayışlı ve daha sabırlıdırlar.
Arkadaş çevresine; “Estağfirullah, önemli değil, ne demek, hay hay!” diye karşılık verilirken; çocuklardan gelen sıkıntılara karşı “Ben san kaç defa söyledim, ne anlamaz çocuksun!” gibi ifadelerle karşılık verilmektedir.
İş yerinde alçak gönüllü ve mütevazı olan bir baba, akşam eve gelince aynı anlayışı ve mütevazılığı eş ve çocuklarına karşı göster(e)mez. Telefonda arkadaşlarına kurduğu o güzel cümleleri eş ve çocuklarına karşı kur(a)maz. Başka bir ifadeyle babalar, eşi ve çocuklarına gösterdiği sinirlilik ve umursamazlığı arkadaş çevresine göster(e)mez. Çünkü eşine ve çocuklarına davrandığı gibi davrandığı takdirde sonucun ne olacağını çok iyi bilmektedirler.
Anneler de iş güç, ev işi, mutfak derken yoğun bir koşturmanın ardından yorgun düşmektedirler. Yorgunluğa, okuldan dönen çocukların dertleriyle ilgilenmek ve onların arkalarını toplamak da eklenince anneler iyiden iyiye çileden çıkmaktadırlar. Çocukların ilgi ve isteklerine karşı kimseyi çekemeyecek kadar yorgun olan bu anneler, aynı geribildirimleri konu komşu ve arkadaş çevresine ver(e)memektedirler.
Anneler yorgun da olsalar konu komşu ya da arkadaş çevresiyle konuşurken “Bacım, abla, ablam…” diye konuşurlarken, çocuklarına karşı en küçük sevgi ifade eden yumuşak cümle kur(a)mazlar.
Akşama kadar en güzel kelimeleri yumuşak bir şekilde arkadaşlarına kurmakta cömert davranan anne babalar; akşam evde çocuklarına bir o kadar cimrilik yaparlar. Akşama kadar yumuşak söz söylemekten yorulan birçok anne baba, çocukların ilgi ve alaka isteğine karşı verdikleri olumsuz geribildirimlerle, çocukları, isteklerine pişman ederler.
Yorgunluktan elini kaldıracak hali olmayan bu anneler, kapısını çalan arkadaşını en güzel şekilde karşılamakta ve “Ne iyi ettin de geldin, gel biraz laflayalım!” diyebilmektedirler. Ya da arkadaşının bir yere gitme davetini geri çevirmek şöyle dursun, seve seve gidebileceğini en güzel şekilde ifade etmektedirler. Aynı durumda bir bardak su isteyen çocuklara aynı güzel ifadeler verilir mi onun yorumunu da size bırakıyorum.
Rabbimiz, Hz. Musa (a.s)’a yumuşak söz söylemesini emreder: “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Tâhâ, 20/44) Peki eğitimleri konusunda anne babanın elinde birer emanet olan çocuklarla konuşurken ve onları eğitirken de yumuşak söz söylenmesi gerekmez mi?
Sonuç olarak Müslüman’a; güler yüz göstermek (Müslim, Birr,144) tebessüm etmek (Tirmizi; Birr,36) yumuşak ve güzel söz söylemek (Buhârî, Edeb,34) sadakadır. Güler yüz, tebessüm ve yumuşak sözden, eş dost ve arkadaş kadar çocukların da fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Bu sadakadan çocukları da mahrum bırakmamak gerekir.
