Şiddetin, Zorbalığın ve Bencilliğin Panzehiri: Merhamet / Dr. Eşref Nas
Merhamet konusu son yıllarda psikoloji mahfillerinin de ilgi alanına girdi. Bu çalışmalar merhameti nasıl tanımlıyor?
Merhamet konusu uzun yıllar boyunca felsefe ve din alanları içinde yer almıştır. Son yıllarda özellikle de pozitif psikolojinin 2000’li yılların başında önem kazanmasıyla birlikte merhamet kavramı psikoloji, psikoterapi, eğitim ve sağlık alanlarında da incelenmeye başlanmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalara baktığımızda merhametin farklı şekillerde tanımlandığını anlayabiliyoruz. Mesela bir çalışmada merhamet, başkalarının acılarına şahit olduğumuzda bizde ortaya çıkan ve yardım etme arzumuzu tetikleyen bir duygu olarak tanımlanmıştır. Başka bir çalışmada, merhamet başkalarının güçsüzlük, sıkıntı ve derdine ilgi duyma, başkalarına acıma ve şefkat gösterme, onlarla ızdırap çekme şeklinde ele alınmıştır. Tanımlara dikkat ettiğimizde merhametin merkezinde acı/acıma kavramının yer aldığını fark ediyoruz. Bu yüzden daha kapsamlı olarak düşünürsek merhamet kavramını başkalarının yaşadığı acıların/sıkıntıların/zorlukların farkında olmak ve bu acıları/sıkıntıları/zorlukları azaltmaya yönelik eyleme geçmek şeklinde tanımlayabiliriz.
Merhametin varlığı ve yokluğunu pozitif psikoloji bağlamında değerlendirir misiniz? Merhametin dünyamızdaki yeri nedir? Merhamet çevresinde şekillenen bazı kavramlardan bahsedebilir miyiz?
Pozitif psikoloji, merhamet kavramını karakterin güçlü yönlerinden biri olarak ele alır. Bu nedenle merhametin var olması, artırılması ve geliştirilmesi pozitif psikoloji açısından önemli görülmektedir. Mesela bu konuda merhamet geliştirmeye dayanan eğitimlerin, terapilerin ve çeşitli müdahale programlarının ortaya çıktığını görüyoruz. Bu da merhametin psikolojik ve sosyal sorunlar için çare niteliği taşıdığını ve aynı zamanda iyileştirici etkisi olduğunu göstermektedir. Merhamet, bizim hem zihinsel hem de toplumsal dünyamızda hala yerini korumaktadır. Merhametin önemi ve gerekliliği pek çok toplum tarafından dile getirilmiştir. Tarih içinde merhametin işlevi hep canlı tutulmuştur. Günümüzde dünyadaki dini geleneklerde, sağlık, eğitim ve adalet gibi birçok alanda merhametin değerli olduğu ve insan ilişkilerinde yer alması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu durum son yıllardaki araştırma bulgularında da ortaya çıkmış ve merhametin bilimsel yönden incelenmesiyle de kanıta dayalı veriler elimize geçmiştir. Çalışma bulgularında merhametin yıkıcı davranışların, negatif duyguların ve saldırganlık gibi davranışların azaltılmasında etkili olduğu bulunmuştur. Şiddetin, öfkenin, zorbalığın ve bencilliğin panzehiri olduğu belirtilmiştir. Merhametin sosyal adaletin gelişmesinde etkili olduğu vurgulanmıştır. Merhametli insanların stres, kaygı ve depresyon zamanlarında daha esnek bilişsel bir süreç içinde olduklarını ve aynı zamanda olumsuz duygu-durum bozukluklarıyla daha sağlıklı bir şekilde başa çıktıklarını söyleyebiliriz. Özetle merhametin hem bizim için hem de çevremiz açısından fayda sağlayıcı bir etkisinin bulunduğunu, psikolojik, duygusal ve sosyal faydalarının toplumsal alana yansıdığını belirtebiliriz. Ruh sağlığımızı korumada, psikolojik sağlamlığımızı güçlendirmede, iyi-oluşumuzu artırmada ve anksiyete, stres ve depresyon gibi olumsuz ruh halleriyle başa çıkmamızda merhametin önemli ve etkili olduğunu dile getirebiliriz. Kişilerarası ilişkilerimizde merhameti temele aldığımızda toplumsal huzurun oluşmasını sağlayabiliriz. Güven ve adaleti geliştirebilmemiz için ve endişelerimizi, korkularımızı, öfke ve kaygılarımızı bertaraf edebilmemiz için merhametin gerekliliğini vurgulayabiliriz.
Buraya kadar söylediklerimizi aslında merhametin etrafında şekillenen kavramlar açısından da yorumlayabiliriz. Bu kavramları düşündüğümüzde acıma, empati, adalet, şefkat, fedakarlık, prososyal davranış, altruizm, özgecilik, isar gibi birçok kavram aklımıza gelebilmektedir. Bahsettiğimiz kavramların başında elbette acıma gelmektedir. Acıma, merhametin merkezinde yer alır. Ama merhamet, acıma duygusundan bir adım öteye geçmemizi gerektirir. Çünkü acımayı salt bir duygu olarak hissedebilirken merhamet çoğu zaman zorlukları ve sıkıntıları azaltmaya yönelik bir hareketle, eylemle sonuçlanır. Diğer bir kavram empatidir. Empati, merhametin temel özelliklerinden biridir ve bizim başkalarına merhamet gösterebilmemiz için öncelikle başkalarıyla empati kurabilme becerisine sahip olmamız gerekir. Aslında sempati kavramı için de benzer şeyleri söyleyebiliriz. Merhametle ilişkili başka bir kavram da adalettir. Belki şunu dile getirmemiz yanlış olmaz: Merhamet, adaletin gelişmesinde etkili olabildiği gibi adaletin sayesinde de merhametin ortaya çıkabilmesi mümkündür. Dolayısıyla merhamet ve adalet birbirini besleyen iki temel niteliktir. Merhamet aynı zamanda bir iyiliktir. İyiliğin doğup büyümesini merhamete bağlayabiliriz. Merhamet sayesinde iyiliğin yaygınlaşabileceğini belirtebiliriz. Çoğu zaman merhamet ve şefkat kavramlarını ya birlikte ifade ederiz ya da birbirinin yerine kullanırız. Son yıllarda prososyal davranış, altruizm gibi yabancı sözcüklerden türeyen kavramların da merhamet çerçevesinde ortaya çıktığını görüyoruz. Doğrusu bu kavramların bizim kültür ve medeniyet potamızda mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Buradaki altruizmden kasıt aslında fedakârlıktır; şimdilerde özgecilik olarak da ifade edilen prososyal davranış demek ise diğerkâmlıktır. Tıpkı empati için hemhal kavramını kullanabileceğimiz gibi. Netice itibariyle kültür, din ve tarih bağlamında düşündüğümüzde ve bilimsel yayınları dikkate aldığımızda birçok pozitif duygunun ve kavramın merhametle ilişkili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
“Merhamet yorgunluğu” nedir? İnsanda niçin ve hangi şartlarda “merhamet yorgunluğu” olur? Merhamet yorgunluğu, merhametin vazgeçilmezliğine gölge düşürür mü?
Daha önce söylediğimiz gibi aslında merhamet, hem birey açısından hem de toplumsal bağlamda önemli ve gerekli bir özelliktir. Yapılan araştırmalarda merhametin pek çok faydasının bulunduğu vurgulanmıştır. Ama merhametin ilginç ve belki de doğal bir yönü ile karşılaşıyoruz. Literatürde merhamet yorgunluğu olarak geçen bir durum var. En basit ifadeyle merhamet yorgunluğu, bizim başkalarına merhamet gösterdikten sonra yaşadığımız duygusal tükenmişliktir. Bu anlamda merhamet yorgunluğunu acı çeken veya muhtaç durumda olan insanlara yardım ve destek sunan kişilerin deneyimleyebileceği bir tükenme hali olarak anlayabiliriz. Özellikle de insanla muhatap olunan meslek alanlarında bu durumun nüksettiği belirtilmektedir. Mesela travma yaşamış danışanlara/hastalara yardım sağlanırken danışman/hekim/terapist muhatabının yaşadıklarından aşırı etkilendiğinde, üstelik yardım edememe ve çare üretememe durumuna düştüğünde merhamet yorgunluğu ortaya çıkabilmektedir. Çoğunlukla sağlık sektöründe ve sosyal hizmet alanında çalışanlarda görülür. Araştırmalarda ilk yardım personeli, hemşireler, klinisyenler, terapistler, doktorlar, öğretmenler, sosyal çalışmacılar ve psikolojik danışmanların daha çok merhamet yorgunluğu yaşadıkları belirtilmektedir. Ancak şunu da belirtmekte fayda var: Merhamet yorgunluğu, bahsettiğimiz meslek ve çalışma alanlarıyla sınırlı değildir; aksine merhamet eden ve merhametli davranışlar sergileyen herkesin yaşayabileceği bir durumdur. Bu nedenle bizi bu duruma iten nedenleri bilmemiz gerekiyor. Merhamet yorgunluğu, bazen merhamet edenden bazen de merhamet edilenden kaynaklanabilir. Mesela merhamet edilen kişinin olumsuz tavırları, nankörlüğü ya da devam eden beklentisi bir yerden sonra merhamet gösteren kişilerde bıkkınlık ve tükenmişlik oluşturabilmektedir. Merhamet gösteren kişinin merhamet edilenden zarar görmesi de önemli bir nedendir. Merhamet eden kişinin merhamet gösterdiği kişiye karşı beklenti içinde olması da ayrı bir sorundur. Fakat merhamet yorgunluğunun merhametli olmamıza engel teşkil etmemesi gerektiğini de belirtelim. Bu anlamda merhamet yorgunluğu ile başa çıkılabilmesi için birtakım öneriler sunulmaktadır. Örneğin merhamet yorgunluğunun farkında olmak, sağlam bir maneviyata sahip olmak, gerçekçi beklentilere sahip olmak, iyi rol modellere sahip olmak, olumlu düşünmek ve pozitif duygular aşılayan sosyal bir çevreyle ilişkide olmak… Kısacası merhametli olduğumuz için bir süre sonra kendimizi tükenmiş ve yorgun hissedebiliriz. Bu gayet normaldir. Bu durumda tekrar toparlanmak için maddi ve manevi alanda kendimizi geliştirmemiz gerekebilir.
Merhamet korkusu, öz-merhamet gibi kavramlara bir açıklık getirebilir miyiz?
Merhamet korkusu da merhamet yorgunluğu gibi merhametin negatif kutbunda yer alır. Burada dikkatimizi çeken ise merhametin korku kavramıyla ifade edilmesidir. Doğrusu yapılan son araştırmalarda insanların mutluluk korkusu ve merhamet korkusu gibi olumlu duygulara ilişkin korkular deneyimleyebileceği belirtilmektedir. Merhamet korkusu, kişinin başkalarına merhamet göstermekten çekindiği ve merhamet etmeye direnç gösterdiği bir haldir. Yani merhamet etmekten korkmaktır. Bu korku literatürde üç boyutta ele alınmaktadır. Birinci boyutta kişi, başkalarına karşı merhametli olmaktan korkabilir. Bu durumdaki kişiler “Çok merhametli olursam, insanlar sürekli benden faydalanır. İnsanlar bana bağımlı hale gelir. İnsanlar iyi niyetimi kötüye kullanır. Kendimi kullanılmış hissederim. İnsanların derdini, acısını dinlemeye dayanamam. Buna tahammül edemem…” şeklinde düşünebilirler. İkinci boyut, başkalarından merhamet görme korkusu olarak açıklanmaktadır. Bu boyuttaki kişiler “İnsanların merhametine muhtaç olduğumda, onlar bana acırlar, benimle dalga geçerler, ezik ve düşük bir duruma gelirim. İnsanlar bana merhamet göstermezler, buna inanmıyorum. Eğer merhamet ediyorlarsa bir beklentileri vardır. İnsanlar çıkarları için bana yardım ederler, merhamet gösterirler…” şeklinde olumsuz bir algı içinde olabilirler. Üçüncü boyutta ise kendine karşı merhametli olmaktan korkan insanlar vardır. Bu insanlar ya hiç kimseye merhamet göstermezler ve merhameti gereksiz bulurlar ya da başkalarına merhamet gösterirken kendilerini ihmal ederler. Bu boyuttakilerin çoğu zaten kendine merhametli olunabileceğini bilmezler. Bazen de bu kavrama aşina olmalarına rağmen kendine merhamet göstermeyi bir zayıflık olarak düşünürler.
Burada kendine merhamet diğer bir deyişle öz-merhamet kavramını da açmakta fayda var. Batı düşünce dünyasında genellikle başkalarına karşı merhamet kavramı ele alınırken son yıllarda Doğu düşüncesinden hareketle kişinin kendisine de merhametli olması gerektiği vurgulanmaktadır. Yani öz-merhamet kavramı aslında Doğuda yüzyıllardır var olmasına rağmen Batı psikolojisi için nispeten yeni bir kavramdır. Öz-merhamet, bizim acılarımızı, başarısızlıklarımızı, hatalarımızı ve yetersizliklerimizi insan olmanın bir parçası olarak kabul etmemiz ve bizim de bütün insanlar gibi merhamet etmeye/görmeye layık olduğumuz anlamına gelmektedir. Öz-merhametli insan, şu düşünceleri ilke edinerek denge, huzur ve sükûnet bulur: “Bu hayatta/dünyada başkasının başına gelen ne varsa benim de başıma gelebilir. Benim başıma gelen de başkasının başına gelebilir. Ben, insan denizinden bir damlayım. Sınırlı özgürlüğe ve iradeye sahip bir varlığım…” Öz-merhametin üç bileşeninden bahsedilmektedir. 1) Hata, başarısızlık ve yetersizlik durumlarında kişinin kendini acımasız bir şekilde eleştirmesi ve yargılaması yerine kendine nezaket ve anlayış göstermesi. 2) Kişinin yaşadığı acılardan, zorluklardan ve yetersizliklerden dolayı kendini izole etmesi ve yalnızlaştırması yerine yaşadıklarını insan deneyiminin bir parçası olarak görmesi. 3) Kişinin acı verici duygu ve düşünceleriyle kendini aşırı özdeşleştirmesi yerine bu duruma karşı dengeli ve bilinçli bir farkındalık geliştirmesi. Aslında bu üç bileşen de birbiriyle bağlantılıdır. Sonuç olarak biz insan evladı olarak başkalarına merhamet göstermemiz gerektiği gibi kendimize karşı da merhametli olmayı başarmalıyız. Bu durumu bir bencillik olarak da düşünmeyelim elbette.
Merhamet doyumu yüksek insanların özelliklerinden bahseder misiniz? Ahlakların sıfatlaşması ya da yüksek ahlak anlamında bu konuyu değerlendirebilir miyiz?
Doğrusu merhametin negatif kutbunu konuştuk, şimdi de pozitif kutbuna bakabiliriz. Merhametin pozitif kutbunda merhamet doyumu yer almaktadır. Merhamet doyumu, çok yeni bir kavramdır. Hatta Türkçe alanyazında çok az bilindiğini söyleyebiliriz. Tanım yapacak olursak, merhamet doyumunu başkasının yaşadığı veya diğer canlıların çektiği acının/sıkıntının farkında olup ve bu acıyı/sıkıntıyı azaltmak için eylemlerde bulunurken elde ettiğimiz olumlu duyguların tümü şeklinde açıklayabiliriz. Buna göre merhamet doyumu, merhametli olmanın bir adım ötesidir ve merhametliliği sürekli, değerli ve anlamlı hale getiren bir durumdur. Merhamet doyumu yüksek insanlar, merhametli olmaya çabalarken çıkar ve beklenti içinde olmazlar. Daha yüce ve kutsal değerler için eylemde bulunurlar. Merhamet doyumu yüksek insanlar, başkalarına merhametli olduklarında veya yardım ettiklerinde kendilerini huzurlu hissederler. Başkalarına yardım etmekten keyif alırlar. İnsanlara yardım ettikleri için moral bulurlar. Bu insanların yaşam doyumları ve sevinçleri de yüksek olur. Acı çeken insanların acılarının azaldığına şahit olmak, onları mutlu eder. Merhamet doyumunun bilincinde olan insanlar, merhametli eylemlerde bulunurken insanların ne dediğine bakmak yerine daha ulvi değerler (Allah rızası için gibi) için gayret gösterirler. İnsanların onları alkışlaması yerine Allah’ın hoşnutluğunu öncelerler. Merhamet doyumu yüksek olan insanlar aynı zamanda daha umutlu ve iyimser olurlar, sahip oldukları ve yapabildikleri şeyler için şükran duyarlar. Bu insanların ödülü, merhamet gösterdikleri insanların mutluluğuna şahit olmaktır. Bu insanların başarıları, istenildiği ve beklenildiği düzeyde merhamet eylemlerini gerçekleştirmektir.
Merhamet Odaklı Terapi kimlere uygulanır? Nasıl uygulanır?
Merhamet Odaklı Terapi temel olarak klinik psikolog Paul Gilbert tarafından utanç, öz-eleştiri ve öz-suçlama düzeyi yüksek olan bireyler için geliştirilmiştir. Ancak zamanla depresyon, anksiyete, aşağılık duygusu, boyun eğme davranışı, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları ve psikoz belirtileri olan kişiler için de bu terapi kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca cinsel istismara uğrayan, öğrenme güçlüğü/yetersizliği olan veya intihar eğilimi bulunan birçok hastaya/danışana söz konusu terapi uygulanmıştır. Uygulama sürecine baktığımızda terapinin çerçevesinde psiko-eğitim, merhametli imge, nefes alma egzersizleri ve merhametli ilişki gibi pratiklerin yer aldığını söyleyebiliriz. Terapi genellikle oturumlar şeklinde gerçekleşmektedir. Terapi sürecinde anksiyete, öfke, depresyon gibi deneyimlerin doğal olduğu öğretilmektedir. Danışanın erken çocukluk döneminde yaşadığı reddedilme ve istismar gibi durumların sağlık problemleriyle nasıl ilişkili olduğuna bakılmaktadır. Danışanların geçmişe dönük veya şimdiye ait yaşantılarına karşı yaptıkları öz-eleştirinin ve öz-suçlamanın azaltılması için egzersizler yapılmaktadır. Bu süreçte danışanların destekleyici ve cesaretlendirici düşünceleri ve duyguları deneyimlemesine odaklanılmaktadır. Merhamet Odaklı Terapi, BDT ve EMDR gibi farklı terapi yaklaşımlarında yer alan tekniklerin uygulanabileceği bir terapidir. Bu yüzden terapi sürecinde; nefes alma, hayal kurma, merhametli olmayı hatırlama, yüz ifadeleri ve ses tonunu kullanma gibi teknikler kullanılabilmektedir. Ayrıca dikkat eğitimi, farkındalık uygulaması, zihinselleştirme, merhametli öz-kimlik oluşturma, merhametli imge kullanma, merhametli mektup yazma gibi merhamete dayalı egzersizlere yer verilmektedir. Bu egzersizler, merhameti etkileyen bilişsel sistemleri, duyguları ve motivasyonu harekete geçirmek amacıyla kullanılmaktadır. Merhamet Odaklı Terapinin temel vurgusu, merhametli zihin eğitimidir ki bu da terapistlerin merhametin özelliklerini ve merhamet becerilerini danışana göstermesi ve öğretmesi ile gerçekleşebilmektedir. Merhametin özellikleri; iyi-oluş için bakım, duyarlılık, empati, sempati, sıkıntıya karşı tolerans, yargılamamak gibi alt başlıkları içerir. Merhamet becerileri ise merhametli dikkat, merhametli duygu, merhametli algı, merhametli akıl yürütme, merhametli davranış, merhametli imgeleme ve merhametli mektup yazma gibi etkinleri kapsar.
