Sen Söyle / Taha Ömeroğlu
Çalıştığım merkeze bir anne geldi, oğlundan şikayetçi… Neymiş efendim, oğlu yeterince başarılı değilmiş!.. Bir anne, bir baba ve iki erkek çocuktan müteşekkil bir aile. Anne de baba da çalışıyor. Anne evdeki bütün orumlulukları üzerine almış, yoğun stres duyguları içinde ve ifadesine göre “antidepresan” ilaç kullanıyor. Yazıya konu olan çocuk Anadolu Lisesi üçüncü sınıf öğrencisi ve sınıfını teşekkürle geçmiş bir delikanlı. “Sorumluluk sahibi değilmiş. Söylenmediğinde çalışmıyor, çalışsa da çok çabuk işi bitiyormuş…” Annenin yüzü dikkatimi çekiyor. Sazın teli gibi gergin. Ancak anne yeterince farkında değil. Farkındalığı ise zaten ilaç kullanıyorum şeklinde. Çocuğunuzun daha başarılı olmasını isteyebilirsiniz elbette. Ancak onun da
bir hayatı olduğu gerçeğini silemezsiniz. Üstelik bu delikanlı hayata sizin arzularınızı gerçekleştirmek üzere de gelmedi. Anneyle görüşme sırasında annenin eğitim düzeyinin Açıköğretim Fakültesi ikinci sınıftan terk olduğunu öğreniyorum. Çünkü delikanlının babası yani hanımefendinin eşi “Okumana gerek yok!” demiş. Onun burukluğunu hâlen yaşıyor. Okumak istediğini dile getirmesine rağmen “Eşim izin vermiyor.” düşüncesiyle, tekrar öğrenim yaşamına dönmekten kaçınıyor. Anne; hem annelik hem babalık hem
iş kadınlığı (çalıştığı için) yapmanın sorumluluğunu üzerine almış… Kendi beklentilerini tavan yapmış, kendi olmak isteyip de olamadığı şeyler. ri “Çocuklarımın iyiliğini istiyorum.” diyerek onlara yüklemiş, üstelik de bunun farkında ve bilincinde olmayan bir anne. Çocuklarından “en”, “mükemmel” olmalarını istemektedir. Çocuklarının çabalarını görmemekte ve sonuçları tayin etme gayretindedir. Anne, çocuğu ile ilgili görüşürken beni dinlemesine rağmen anlamamakta, daha doğrusu anlamak istememekte. Çünkü onun beklediği cevabı vermediğimden dolayı tekrar tekrar aynı soruları sormakta. Sonuç olarak kendisine
bu yaptığını açıklamama rağmen bu davranışını sürdürmekte. Kendisinden oğlunu getirmesini ve onunla görüşmek istediğimi dile getirdiğimde ise çok sevindi. Ertesi gün öğle sonrası belirlediğim saatte, yanıma gelen delikanlı ile görüşmeye başladık. Delikanlı olgun, oturaklı, makul ve mantıklı, doğru ölçülere sahip bir yapıda. Konuşuyoruz kendisiyle. Okul hayatı, evdeki yaşamı, ders çalışma alışkanlıkları ve arkadaşlık
ölçüleri... Okuldaki öğrencilerin birincisi ile sonuncusu arasındaki puan farkı 10. Delikanlı sınıfın başarı sıralamasının ortalarında ve “teşekkürname” almış olan birisi. Okumak istiyor ama kendi istediği ve belirlediği bir bölümde. Kendisinin “ortaya fark koyabileceği” bir işi yapmak istiyor. Herkesin yaptığı ve
çok para kazandığı bir iş ve meslek olması önemli değil. Esas olan, dünyada “bir fark oluşturmak” ve bunun mutluluğunu yaşamak. Zengin olsun olmasın önemli değil. Yapacağı işte bu düşünce hakim. Babasıyla sıradan, zorunlu olmadıkça gerçekleşmeyen bir ilişki söz konusu. Anneyle paylaşım olsa da herşeyi paylaşmıyor. Çünkü anne sıkıştığında bu paylaşımı çocuğun aleyhine kullanabilmektedir. Özellikle herhangi bir dersinin başarısının düştüğü durumda “Yakaladım!” dercesine bir anlayış sergilediğini dile etirmektedir. Görüşme sırasında anneden bu durumun gerçekten böyle olduğuna ilişkin bir davranış da gördüm. Evde giyim kuşam, eğlence ve müzik anlayışı gibi birçok konuda engellenmektedir. Aslında delikanlı içinde bulunduğu dönemin geçici bazı davranış ve özentilerini gerçekleştirmek istiyor. İlerleyen zaman içerisinde
içinde bulunduğu bu durumun çok kolay değişecek bir durum olduğunu çok kolay hissedebilirsiniz. Aşırı bol giymek isteyen oğluna annesi; “Bu bizim kültürümüzde, inancımızda yok!” diye çıkıştığında “senin üzerindeki kıyafet ne kadar Allah’ın istediği bir kıyafet söyler misin?” diyebilmekte. Ölçünün ne olduğu sorulduğunda ise anne bocalamakta ve çelişki yaşamaktadır. Kendisi “Ders çalışmak, namazımı kılmak,
mesela bunlar benim sorumluluklarım. Bunları benim yapmam lazım. Üstelik bu konuda da dikkat ederim. Ama biri kalkıp da sorumluluğum olan bir konuda “Şunu yap bunu yapma!” dediğinde sinirleniyorum.
Ben sorumluluğumun farkında olan biriyim. Eksiğim, yanlışım yoktur demiyorum.” diyor. Ders çalışma alışkanlıklarına gelince kendisine derse başlamak için başlangıç saati koymasına rağmen bitiş saati koymuyor. “İşi bitene kadar devam” diyor. Ödevini yapmış ve okunacakları okuduktan sonra ailesinin yanına geliyor. Ama anne dayanamıyor, başlıyor konuşmaya: “Ne tez bitirdin? Hepsi bu kadar mı? Böyle yaparsan ileride bir yer kazanamazsın?” Ve daha niceleri... Arkadaşlık önemli. Delikanlının bu konuda ne
kadar hoş ve doğru ölçüsü var. Delikanlı diyor ki: “Benim arkadaşlık ve dostluk anlayışımda, arkadaş ve dost seçimimde esas olan; Beni kavgaya, dövüşe veya böyle bir ortama çağırmıyorsa Bana sigara, içki içmem için bir şey demiyorsa Beni uyuşturucu maddelere yöneltmiyorsa Bana dinsizliği, vatan düşmanlığını telkin etmiyorsa Varsın ders başarısı düşük olsun, o benim arkadaşımdır. Şimdi sen söyle! Benim anlayışım, bakış açım mı yanlış; yoksa beni yetiştirme sorumluluğunu taşıyan ailemin mi?”
