Selimiye'de O An /Tarihçi Mahmut Şener
Mimar Sinan’ın “ustalığımın eseri“ diyerek övdüğü Selimiye Cami, kitabesinden edindiğimiz bilgiye göre, on ikinci Osmanlı hükümdarı II. Selim döneminde 1569-1575 yılları arasında yapılmıştır. Rivayete göre II. Selim Kıbrıs’ı fethederse bir camii yaptıracağını söylüyor ve daha sonra bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz’i görüyor. Efendimiz, II. Selim’e camiyi yaptırması için yer olarak burayı gösteriyor. O dönemde burası Edirne sarayının yeri, Baltacılar kısmı dairesi var burada. Caminin inşası yaklaşık altı yıl sürüyor, dört yüz kalfa, on dört bin işçiyle geceli gündüzlü çalışılarak yapılıyor.
Mimari özellikleri bakımından oldukça ihtişamlı görünen Selimiye, Süleymaniye’den sonra Mimar Sinan’ın ustalık eseridir. Kubbe yüksekliği yerden 54 metre, kubbenin çapı ise 31,5 metredir. Bu o dönemde yapılan camiler arasında bir ilk. Cami ilk bakıldığında Süleymaniye ya da Sultan Ahmet’ten küçük duruyor, direklerin biraz büyük olmasından dolayı iç hacim olarak küçük duruyor. Dışarıdan içeri gelecek olursak; eserin birbirine simetrik yapılmış dört minaresi var. Dört minarede toplam on iki şerefe vardır ki; bu da II. Selim Han’ın on ikinci Osmanlı Padişahı olduğuna işarettir. Minarelerin her birinde 230 basamak var. Temelleri 22,73 metre derinlikte olan minarelerin yüksekliği 84 metre olup çapı 3,8 metredir. Kıble duvarı tarafındaki minareler normal olmak üzere arkadaki minarelerin içinde şerefelere çıkan üç yol var. Yani minareye üç tane ayrı merdivenden çıkılıyor, bu merdivenlerden en soldakiyle bir ve üçüncü şerefeye çıkılıyor, ortadaki ikinci yoldan iki ve üçüncü şerefeye sağdaki üçüncü yol ise direkt olarak üçüncü şerefeye çıkıyor. Çıkış esnasında birbirinizi asla görmüyorsunuz. Çünkü aynı şerefede buluşmuyorsunuz, yani bir ve ikinci şerefede buluşmuyorsunuz, en üstte buluşuyorsunuz. Bu olay daha önce 1437 yılında yapılan Üç Şerefeli Cami’de Mimar Muslihiddin Efendi tarafından yapılmış. Minare yüksekliği aynı fakat minare çapı minimum 5 metre olarak yapılabilmiş. Mimar Sinan burada çapı 3,80’e indirmiş. Her iki eserin de minare boyları aynı fakat Selimiye’deki minare çok yüksek görünüyor bunun da sebebi minare yukarı doğru çıktıkça inceliyor, minarenin içinde yürürken bunu hissediyoruz biz, yukarı doğru çıktıkça daralma başlıyor. Nitekim Evliya Çelebi de “Öyle ince minarelerdir ki her birini ikişer genç adamlar kucaklasalar kucaklamak mümkündür. Tâ bu derece incedir“ diyor. Caminin sol ön tarafında konumlanmış olan “hünkâr mahfili”, padişahların namaz kıldığı bölüm olarak inşa edilmiş. Hünkâr mahfilleri İstanbul’un fethinden sonra böyle kapalı sistemde yapılmıştır ve aynı sistem eski camilere de yapılmıştır. Bunu Üç Şerefeli Cami’de ya da Bursa’daki camilerde de görebiliyoruz. Şu an Üç Şerefeli Cami’nin hünkâr mahfili yok fakat caminin sağ ön kısmında mermerle çevrilmiş padişahın namaz kıldığı bir bölüm var. Hünkâr mahfilinin padişahın o dönemde güvenle namaz kılabilmeleri için yapıldığı söyleniyor. Selimiye Cami’nin Hünkâr mahfilindeki çiniler orijinal çiniler fakat bir kısmı ne yazık ki çalınmış durumda… Doksan Üç Harbi’nde Ruslar tarafından sökülüp götürülen ve şu an Moskova’da Leningrad Müzesinde sergilenen çiniler, caminin sol tarafındaki kubbelerin altındaki duvardan sökülmüştür. Görevlilerden edindiğimiz bilgiye göre çalınan çinilerin olduğu hünkâr mahfili on sene öncesine kadar ziyarete açıkmış ancak yaşanan tahribat nedeniyle şu anda ziyarete kapalı durumda.
Hünkâr mahfilinin içinde; çile odası, tefekkür odası veya zikir odası gibi isimlerle anılan özel bir oda var. Burası iki metre kare civarında, üstü oval, içinde sade taşlar var, süsleme yok, yazı yok… Bu odacıktan ön tarafa açılan bir pencere var, o pencereden sadece öndeki mezarlığı görebiliyorsunuz. Padişahların İstanbul’dan Edirne’ye geldiklerinde cuma günleri salâ ile ezan arasında 40-45 dakika bu odada tefekküre daldıkları okuduğumuz kaynaklarda belirtilmektedir.Camide bir tane orta kürsü var, onun haricinde dört tane de caminin değişik yerlerinde dört kürsü var ki, bu kürsüler dört mezhebi simgelemektedir. Osmanlı döneminde Edirne’de yaşayan Hanefi mezhebinin dışındaki mezheplere mensup insanların ileri geleni veya hocası namaz vakitlerinden önce gelir kendi kürsüsünden cemaate ilmihal bilgisi verir, vaaz ederdi. Fakat Cuma ve bayram namazlarında tek kürsüden vaaz edilirdi.
Selimiye’nin bir başka dikkat çekici tarafı da minberidir ki; İslam dünyasının en yüksek minberidir. Ahşap sanatının en güzel örneklerini oluşturan pencere ve kapıların bir kısmının da yine Rus Harbi’nde caminin ortasında Ruslar tarafından yakıldığını derin bir üzüntüyle hatırlayalım. Orijinal pencere ve kapılarda hat sanatıyla ayetlerin yazılı olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Zaman içinde çeşitli tehlikeler atlatan Selimiye, Balkan Savaşları’nda beş tane top mermisine maruz kalıyor ve bunlardan iki tanesinin hala izi var. Caminin çaprazında Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu ev, onun yanında bir hamam var. Mimar Sinan o hamamda ısıtılan suyu camiye alttan kanallarla vermiş. Cami altında dolaşan dört tane kanal var, insanın yürüyebileceği kadar büyük kanallar. Hamamda ısıtılan su caminin altına giriyor, devir daim yapıyor ve tekrar hamama gidiyor. Aynı kanallar yazın da havalandırma olarak kullanılıyor.
Cami mimarisiyle alakalı çeşitli tartışmalar da yok değil. Mesela müezzin mahfili bunlardan birisi. Bu konuda bilgisine başvurduğumuz cami görevlisi bize şu bilgiyi verdi: “Mahfil 1800’lü yıllarda yapılmış, caminin orijinalinde yok. Zaten Mimar Sinan’ın mantığına ters bir yapı, sütunları o kadar kenara çekmişken müezzin mahfilini caminin ortasına yapmak Mimar Sinan’ın planına ters. Bunu zaten yerli ve yabancı mimarlar, sanatkârlar hemen fark ediyorlar ve bize de söylüyorlar. Bu orijinal değil diyerek mimariye uymadığını söylüyorlar”
Ters Lale Motifi
Bir diğer tartışma konusu ise müezzin mahfilinin sütunlarında bulunan ters lale motifinin anlamı üzerinedir. 19. yüzyıla kadar ters lale ile ilgili hiçbir şey yazılmamış. Bu arsanın başta bir saray yeri olduğunu söylüyorlar, bazı kitaplarda ise buranın bir kadına ait olduğu, lale bahçesi olduğu, kadının arsayı vermek istemediği, aksi bir insan olduğu, o aksiliği temsil için de Mimar Sinan’ın buraya ters bir lale motifi koyduğu… Veya bu lalenin yukarda olduğu aşağı doğru indikçe kıyametin yaklaştığına inananlar var. Bu konuda görüşlerine başvurduğumuz cami görevlisi, geçmişten bu yana bazı insanların ellerinde metreyle her sene gelip lalenin boyunu ölçtüklerini söylüyor. Bizim araştırmalarımıza göre de lale motifinin böyle bir anlamı yok. Lale devriyle ilgili bir şey olduğu söyleniyor fakat bu laleyi kimin yaptığı belli değil. Bir mantığı olsa Evliya Çelebi bu ayrıntıyı atlamazdı. Evliya Çelebi Edirne’de de kalıyor, buraları geziyor, en ufak ayrıntıları bile yazıyor, buradaki ters laleyi görmemesi mümkün değil. Gezimiz sırasında sorularımızı içtenlikle cevaplayan görevli arkadaşın bize verdiği şu bilgi meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır: “1950-60’larda burada görev yapan, şu anda emekli olan hocalarımız var, onlar “biz geldiğimizde o lale dış kapıdan girince belli olurdu” diyorlar. “Lalenin altında lüks lambası asılı, daha henüz elektrik olmadığı için göze çarpan bir konumdaydı ve bu kadar silik değildi” diyorlar. Millet buraya anahtar sürüyor, ev anahtarı, araba anahtarı, enteresan şeyler…”
Akustik Özelliği
Selimiye’nin akustik özelliği kubbeden kaynaklanıyor. Bir de direklerin birleştiği bölümün içinde deve derisinden yapılmış küpler var, buradan giden ses deriye vurarak geri geliyor. 1930 yılında restorasyon işi Suriyeli hattatlara ve onunla beraber mühendislere veriliyor. 1939 yılında İtalyan ve Hindistanlı mühendislere veriliyor. 1940 yılında restorasyon başlıyor, akustiği sağlayan küplerden iki tanesi hariç hepsi sökülüyor. Söküldükten sonra akustiğin bozulduğu fark ediliyor, küpler yerine konuluyor fakat orijinali gibi olmuyor.
Mimar Sinan daha önceki camilerde örümceklerin ağ yapmaması için devekuşu yumurtası kullanıyor, avizelerin ortasına devekuşu yumurtası asılıyor. Devekuşunun yumurtasının üzeri deliniyor, oradan çıkan koku, örümcekleri uzun bir süre uzak tutuyor. Şu anda Fatih Cami’sinin muhtelif yerlerine asılmış durumda. Mimar Sinan, Selimiye’yi inşa ederken is odası kullanmadığı gibi görünürde devekuşu yumurtası da kullanmamıştır. Devekuşu yumurtasını harcın içine koyuyor ve bunun için cami yapımına başlandığında devekuşu çiftliği kuruluyor. 36 bin metre küp harçtan bahsediliyor, Horasan harcı, onun içinde de yine normal yumurta, yapıştırma etkisi için kullanılıyor, onun yanında da devekuşu yumurtası kullanılıyor.
Camiyi İki Kişi Göremiyor
Caminin tamamlanmasını iki kişi göremiyor… Bunlardan biri II. Selim, diğeri Hattat Kara Hisari Hasan Çelebidir. II. Selim ömrü yetmediği için görememiştir. Hattat Hasan Çelebi ise caminin inşası sırasında gözlerini kaybetmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu olay şöyle anlatılır: “Selimiye’deki Kara Hisari Hasan Çelebi’nin yazıları meğer İstanbul’daki Süleymaniye Cami’nde de ola. Ama zavallı hattat Hasan Çelebi bu caminin kubbesinin tam ortasına ayet yazarken gözünün birine kireç tozu kaçmış, “Ah gözüm!” diye can havliyle yanında hazır olan kap içinde kalemleri yıkadığı kireçli su ile gözünü yıkayınca öteki gözü de pişip kör olmasıyla, bu kubbede gösterdiği son mahareti olup sanatkârlığı orada son bulmuştur. Ama doğrusu Koca Hasan Çelebi resim ilminde kudretini göstermiştir. Her yazısı benzeri yazılamayan bir sanat eseridir.” Evliya Çelebi’nin Selimiye Cami ile ilgili sözleri şöyle devam etmektedir: “Sözün kısası bu cami üç yüz yetmiş beş sanat ve hüner üzerine yapılmış sağlam bir camidir. Her hüneri ayrı ayrı açıklasak hakkında ayrı bir kitap yazmamız gerekir. Hatta babamız merhum dergâh-ı âli kuyumcusu (Derviş Mehmet Zıllî), Selim Han camini yapan Mimar Sinan’ın ağzından işittiği şu fıkrayı bana da anlatmışlardır: “Kırk yedi sâlâtin cami yaptım, yüz kırk mescit, otuz sultan hanı, yüz kırk âyân sarayı, yüz yirmi köprü, yedi adet su kemeri ve binlerce hanedan, eşraf ve büyüklerin evlerini inşa edip hendese ilminde nice sanat göstererek asrın bir tanesi oldum. Kalfalığımı İstanbul’daki Şehzade caminde yaptım, ustalığımı da Süleymaniye caminde tamamladım. Ama bütün kudretimi bu Selim Han caminde sarf edip ustalığımı açık seçik ortaya koydum.
Bildiğimiz cihanın mimar ve mühendisleri var, bütün yeteneklerini ortaya koysalar böyle büyük bir eser vücuda getirmekten âciz kalacaklardır. Hiç bir padişah da bu kadar para harcamayı göze alamayacaktır.
