Şeker Hastalığının Çeşitleri / Uzm. Dr. Mehmet Avcı
Şeker hastalığı çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Genellikle çok idrara çıkma ve çok su içme şeklinde kendini belli eder.
Diyabet, başta karbonhidrat (şeker) olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren hormonal bir hastalıktır. Kan şekerinin yüksek olması ve buna bağlı belirtilerle kendini gösterir. Şeker hastalarında temel sorun; şekerin, hücrelere girememesidir. Bunun nedeni; pankreas bezinden salgılanan İNSÜLİN eksikliğidir. İnsülin eksikliği genetik faktörlerle ortaya çıkabileceği gibi, çevresel etkenlerin etkisi ilede ortaya çıkabilir. Şeker hastalarında yorgunluk ve halsizliğin sebeplerinden biri de; kandaki glikozun hücrelere giremediği için enerji haline dönüştürülememesidir.
KAÇ TİP DİYABET VAR VE SIKLIĞI NEDİR?
Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte en çok görülenler tip1 (insüline bağımlı) ve tip2 (insülinden bağımsız) diyabetlerdir.
TİP 1 DİYABET
Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Genelde 40 yaş altında görülür. Bu hastalıkta insülin üreten pankreastaki beta hücrelerinin hasarı otoimmun bir süreç (vücudun bağışık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması ve onlara saldırması) sonunda meydana gelir. Mutlak veya göreceli bir insülin yetmezliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonu (enjekte ederek) almak zorundadır. Zaten “insüline bağımlı diyabet” olarak adlandırılır.
TİP 2 DİYABET
Sıklıkla erişkinlerde ve şişman(obez) kişilerde görülür. Tip 2 diyabette insülin salgıları normaldir, fakat hücrelerin giriş kapılarında sorun vardır. En sık görülen diyabet tipidir. Yaklaşık tüm diyabetlilerin %90 gibi büyük bir bölümünü teşkil eder. Uzun bir süre insülin olmaksızın yaşamlarını sürdürebilirler. Bu nedenle “insülinden bağımsız diyabet” olarak adlandırılır. Tip 2 diyabetli hastaların birinci derece yakınlarında diyabet hastalığı sıklıkla görülür. Yani kalıtsal yönü olan bir hastalıktır. Özellikle büyük damarlarda oluşturduğu makrovasküler hasarla damar sertliği yani ‘ateroskleroz’ ve buna bağlı ölümlerin sebeplerinden birisidir. Bu hastalık çıkmadan yıllar önce gizli şeker dediğimiz, bozulmuş açlık ve tokluk şekeri dönemi yaşanır. Bu dönemde; erken tanı ile şeker hastalığına geçiş süreci uzatılabilir ya da bir ömür boyu şeker hastalığına yakalanma ertelenebilir. Bu durum genellikle; ailede şeker hastalığı öyküsü olan, şişman, fiziksel aktivasyon yokluğu olan, kan yağları yüksek seyreden kişilerde ortaya çıkabilir. Onun için mevcut öyküsü olan kişilerin hayat tarzı değişikliği (Egzersiz, kilo verme, diyet…) gibi önlemleri almaları gerekmektedir. Ayrıca bu dönemde doktor kontrolleri ile şeker hastalığına yakalanmayı geciktirici ilaçlar da kullanılmaktadır.
DİYABETİN BULGULARI NELERDİR?
Diyabete bağlı bulgular başta vücuttaki karbonhidrat (şeker), yağ ve protein metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. Hangi nedenle olursa olsun, ister insülin eksikliğinde isterse glikoz girişinde bir direnç söz konusu olduğunda, kandaki fazla glikozun olumsuz etkileri görülür. Kan serum düzeyinin üzerine çıkan (180 mg/dl) glikoz, idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glikoz beraberinde sıvı atılımını da artırır ve sonuçta çok ve sık idrar yapma (poliüri) görülür. Vücut poliüri ile kaybettiği sıvıyı çok su içerek (polidipsi) karşılamaya çalışır. Organizma enerji kaynağı olarak glikozu kullanamadığı için iştah artar. Öteki taraftan yedek enerji depolarımız kullanılmaya başlanır. Vücut enerji elde etmek için yağ kullandığında ise keton denilen moleküller açığa çıkar. Bu molekülde ağızda aseton kokusuna benzer bir koku oluşturur. Bunun sonucunda ise iştah artmasına rağmen kilo kaybı olur. Bu klasik bulguların yanında çabuk yorulma, görme bulanıklığı, sık deri enfeksiyonu, uzun süre kapanmayan yaralar gibi bulgular kendini gösterir. Mevcut bulguları olan kişilerin doktora gidip, kan şeker ölçümlerini yaptırmaları gerekmektedir.
NASIL TANI KOYULUR?
Diyabet tanı kriterleri WHO (DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ) gibi çeşitli kuruluşlar tarafından belirleniyor. Bu kriterlere göre, klasik diyabet belirtileri olan birinin herhangi bir zamanda (açlık tokluk fark etmez) kan şeker değeri 200 mg/dl ve bunun üzerindeyse, en az 8 saatlik aç (kalori almayan) kişinin kan şeker değeri 126mg/dl’ye eşit ya da daha yüksek olması kişinin diyabet hastası olduğunu gösterir. OGTT (Oral Glikoz Tolerans Testi) denilen bir yöntemle de tanı konulabiliyor. Burada glikozdan zengin bir sıvı alındıktan 2 saat sonra kan şekeri ölçülür; eğer kan şekeri değeri 140-199 mg/dl ise Bozulmuş glikoz toleransı (Gizli şeker), 200mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Hangi tip diyabet olursa olsun, kan şekerini kontrol altına alma diğer tedavilerden önce gelir. Daha sonra ise tansiyon ve kan yağları-kolesterol düzeyinin kontrolüdür. Bu kan yağları ve kolesterol düzeyleri normal insanın değerlerinden daha alt seviyeye çekilmelidir. Hastaların sigara gibi ateroskleroz (Damar Sertliği) riskini artıracak bir kullanımı hiç kabul edilemez, hemen bırakması gerekir. Tip 1 diyabetliler, (İnsüline Bağımlı) halen çalışmaları süren pankreas nakli olmazlarsa ömür boyu insülin almaları gerekir. İnsülin de ağızdan alınmaz. Dolayısıyla deri altı yağ dokusuna insülin enjektörü ile enjekte edilir. Günümüzde kalem, pompa ve çok ince iğnesi olan şırıngalarla insülin tedavisi çok rahatlıkla uygulanabilmektedir. Tip 2 diyabetlilerde ise tedavi genellikle beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, şişman hastalarda kilo verilmesinin sağlanması, düzenli egzersiz ve şekerin kullanımını düzenleyen ilaçlarla tedavi edilir. Ancak ilerleyen zaman içinde bu hastalığın tedavisi için de insülin kullanılması gerekebilir. Ancak tip 2 diyabetli olan kişiler kendilerini yemek yeme alışkanlıklarında düzen kurarak, aktif olarak fiziksel aktivite yaparak ve kilo vererek yaşam standartlarını yükseltebilirler. Günlük pratikte çok sık rastlanan bir sıkıntı bu tür kronik hastalığı olan hastaların yeterince bilinçlendirilmemesi ve eğitim eksikliğidir. Bu hastalık ile ilgilenen veya uğraşan hekimlerin, iş yoğunluğu nedeni ile, hasta eğitiminin arka planda kalması söz konusudur. Hastaların hangi sıklıkla doktora gelecekleri, doktora gelirken hangi belgeleri getirmeleri gerektiği önemlidir. Hastalar, şeker takibinde Üç aylık kan şekeri ortalamasını gösteren HbA1c (Hemoglobin A1 C) testini düzenli yaptırmaları ve ona göre şeker tedavilerinin düzenlenmesini takip etmelidirler. Ayrıca şeker hastalığına bağlı diğer organların (Göz, Böbrek, Kalp Damar Hastalığı) erken dönem etkilenmesinin önlenmesi açısından bunların da takibi gerekmektedir.
ŞEKER HASTALARINA ÖNERECEĞİMİZ VE ONLARIN UYGULAMALARI GEREKEN BAZI KONULAR
1. Şeker dahil olmak üzere hiçbir gıda yasak değil. Fakat ölçülü olmalı!
2. Her gün aynı saatte ve benzer miktarda yemek yemelisiniz.
3. Kilo vermeniz gerekiyorsa her türlü yağı kısıtlamalısınız. Yemekleri kızartmak yerine ızgara veya fırında pişiriniz. Yağsız etleri (balık, derisiz tavuk), yağsız peynir, yağsız süt ve yoğurt gibi az yağlı yiyecekleri tercih ediniz.
4. Hamur tatlılar yerine meyveli veya sütlü tatlıları tercih ediniz.
5. Günlük ortalama 1,5-2 lt. su içiniz. Çok önemli, ihmal etmeyin! Çay ve diğer içecekleri suyun yerine koymayın.
6. Daha çok lifli (posalı) gıdalar (çiğ sebze, meyve, kepek-çavdar ekmeği... vb) tüketin.
7. Hazır gıdaları zorda kalmadıkça tüketmeyin. Aksi halde etiket bilgilerini iyi inceleyin.
8. Eğer insülin kullanıyorsanız yanınızda bir miktar kesme şeker taşıyın! Eğer fazla insülin yüklerseniz, hipoglisemi (kan şekerinin 50mg/dl’den daha aşağı olması) yapabilirsiniz. Bu da çok önemli bir sorun oluşturur.
9. En önemli koruyucu yöntem ise egzersiz yapmak. Tek başına egzersiz bile kan sekerini düşürüyor, kilo vermenize yardımcı oluyor, bol su içmenize yardımcı oluyor… Ancak egzersiz en az 30-40 dakika sürmeli.
