Saygı ve Sevgi ile O Aşkı Sürdürmek Gerekir / Fatih Erkoç
Müziğe ilk nasıl başladığınızdan ve aldığınız müzik eğitiminden bahseder misiniz?
Müziğe udî olan babam vasıtasıyla başladım. 3-4 yaşlarımdayken babam bana bir keman hediye etti. O dönem taş plaklar vardı. Ben o taş plakları ve Türk Sanat Müziği icra eden babamın çaldıklarını dinleyerek müziğe başlamış oldum. 5-6 yaşlarımda ise dayımın hediye ettiği mızıkayı çalıyordum.
İlkokul eğitimimden sonra konservatuara girdim. ‘İstanbul Belediye Konservatuarı‘ diye geçiyordu adı o zamanlar. Liseye kadar konservatuara devam ettim. Lisede sınıfta kalınca gençliğin verdiği aklı bir karış havadalıkla okulu bıraktım. Müzik derslerim çok iyiydi ama Tarih, Coğrafya ve Fizik’ten kaldım, dolayısıyla okuldan sıkıldım. Fakat 5 yıl önce İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan mezun oldum. Lisedeki dersleri dışardan verdim ve konservatuarın üniversitesini de okudum. Bununla da gurur duyuyorum. Hatta diplomamı almamıştım halen. Geçen bir televizyon programında diplomamı verdiler. Kep attık beraber ve çok duygulandım.
Başkaları ancak bir enstrüman çalarken siz bu kadar çok enstrüman çalmayı nasıl başarıyorsunuz?
Enstrümanlardan birbirlerine benzeyenler vardır. İnsanların da doğuştan olan kabiliyet çizelgeleri vardır. Biraz yeteneğiniz varsa birbirleriyle bağlantılı enstrümanları çalmak daha kolaydır. Benim bu kadar enstrüman çalmam kendi isteğim dışında gelişen nedenlerden dolayı oldu. Mesela İstanbul Gelişim Orkestrası’ndan bana teklif gelmişti. Benden Önce Atilla Özdemiroğlu keman ve flüt çalıyormuş. Benden de aynı şeyi yapmamı istediler. Bir flüt aldım ve çalmaya başladım. Norveç’te içinde bulunduğum orkestradaki gitarcı ayrılınca durumu kurtarmak amaçlı sahnede gitar çalmaya başladım. Üç sene sahnede gitarcılık yaptım. Konservatuara girdiğimde iriyarı olduğum için bana trombon ve kontrbas verdiler çalmam için. Ben de devam ettim çalmaya. Dolayısıyla karşıma çıkan nedenler beni bu kadar enstrüman çalmaya yöneltti. Müziğimi kayıt ederken nefesli çalgılar gerekti. Trompet ve saksafon da alıp çalmaya başladım. Görüyoruz ki bazıları kendi isteğimle çaldığım enstrümanlarken bazıları ise hayatın karşıma çıkardıkları.
İlk albümünüzden bugüne 25 yıl geçmiş ve şimdi son albümünüz “Aşk Sadece” isminde. Albümün oluşumundan bahseder misiniz?
“Aşk Sadece” albümü bir pop albümüdür. Yaklaşık bir yıl önce yapılmasına karar verdim. Daha önce yazmış olduğum elimdeki bazı şarkılara ek olarak, üç beş yeni şarkı daha besteledim ve diğer şarkı yazan arkadaşlarımdan da üç dört şarkı alıp bu albümü oluşturdum. Bu arkadaşlar; İlhan Şeşen, Fettah Can, Hakan Balaban ve Şeydağ Tatlıkazan’dır. Bu arkadaşlarımın ve benim şarkılarımın çoğunun düzenlemesi Tarık Ceran’a, iki tanesi bana, biri de Mustafa Ceceli’ye aittir.
Caz, türkü ve şimdi de Türk Sanat Müziği albümü yaptınız. Bu çeşitliliği neye borçlusunuz?
Allah bana bir yetenek vermiş. 45 yıllık profesyonel müzik hayatımda aldığım eğitimin bir yansıması olarak çok farklı tarzda eserler yorumladım. Birikimlerimi, çıkardığım albümler sayesinde paylaştım. Bu kadar çok bölünmek eleştirilebilir, ben de kendimi eleştiriyorum. Kimse beni örnek almasın.
Ellerim bomboş şarkınız gibi hit olacağını düşündüğünüz şarkılar var mı bu albümde?
Bence var ama benim düşüncemden ziyade; o şarkıda canlı enstrümanları çalan müzisyen arkadaşlarımın, basın danışmanımın ve menajerimin düşüncesi olarak “Vazgeç Ne Olur” adlı şarkı… Kısmet :)
Albümünüzde aşk teması ağır basıyor. Fatih Erkoç, albümünde aşkı nasıl tanımladı ve nasıl anlattı?
Benim aşkı tanımlamam direkt yoldandır çoğu kez. Yani aşkımı ben direkt olarak söylerim, arada şüphe kalmasın diye. Aslında aşk, âşık olduğuna ulaşana kadar sürer diye düşünenlerdenim. Bazen öyle olmayabiliyor, ancak “istisnalar kaideyi bozmaz” derler. Âşık olunana kavuştuktan sonra, saygı ve sevgi ile o aşkı sürdürmek gerekir. Bu aynen eşimle uyguladığımız bir yol. Ancak sanırım eşim yukarıda sözünü ettiğim istisnalardan. Çünkü evliliğimizin 26. yılı içindeyiz ve eşim hâlâ bana âşık olduğunu söyler…
Müzikal kariyerinizde hedeflediğiniz noktaya vardınız mı?
Tabi ki hayır… O nokta şudur: Ne zaman ki tüm dünya sizin müziklerinizi, sesinizi, enstrümanınızı dinler, milyonlarla ifade edilen albümler satarsınız ve bu şekilde yılda en az 50-60 konser verirsiniz, işte o zaman ulaşmış sayılırsınız hedeflediğiniz noktaya. Ama insanların bana göstermiş oldukları, sevgi ve saygıdan dolayı onlara çok müteşekkirim. O anlamda hedeflediğim noktadayım diyebilirim. Ama müzikal kariyer olarak yukarıda belirttiğim gibi düşünüyorum.
Yarına yönelik planlarınız, gelecekten beklentileriniz neler?
Ben 60 yaşıma geldim ama hâlâ dünyaya müziğimi dinletmek için bazı çabalarım var. Olacak da… Ancak geniş bir anlamda gelecekten beklentilerimi belirtmem gerekirse o da sağlıklı bir şekilde, savaşsız ve barış içinde bir dünyada, huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmektir. Gerisi ekstralara girer.
Mutlu bir evliliğinizin olduğunu biliyoruz. Nasıl oluyor mutlu bir evlilik, neler söylemek istersiniz?
Mutlu bir evlilik, önce onu istemekle olur. Aşk bitmiş olabilir ama sevgi ve saygıyı bitirip bitirmemek bizim elimizde, onu korumalı çiftler. Ve kavgaları olabildiğince kısa (yaklaşık 5 dakika) tutmak gerekir. 5 dakika içinde biri diğerini öpüp özür dileyebilir. Birinin barışçı yaklaşımı, diğerini zaten barışa götürecektir.
Yardım konserleri verdiğinizi biliyoruz. Şu anda sosyal sorumluluk projeleriniz var mı?
Bugüne kadar çok fazla yardım konserinde yer aldım, almaya da devam edeceğim. Bunlarda yer almamın en büyük nedeni, bu konserlerin çok ciddi bir şekilde yapılan büyük organizasyonlar olmaları. Sosyal projelerim bu aşamada yok ancak teklifler geldiği zaman bunları ciddiyetle değerlendiriyorum.
Hayatınıza aldığınız dostlarınızda hangi noktalara dikkat ediyorsunuz?
Öncelikle samimiyet ve içtenlik benim için dostlukların olmazsa olmazıdır. Ben bunu hissederim. Kim oyuncu kim değil bunu iyi hissederim. Tabi ki binlerle telaffuz edilebilecek arkadaşlarım var, ancak gerçek dostlar bir elin parmaklarını geçmez.
Sizce Türk müziği şu an hangi noktada?
Eskiye oranla çok daha büyük bir hızla ilerliyoruz. Ama hâlâ yeteri kadar çağdaşlığı yakaladığımız kanısında değilim. Bunun için ne kadar zaman geçecek bilmiyorum ama insanlar arasındaki ilişkilerde yaşanan zıtlaşmalar ve hakaret vari sözler kanıma dokunuyor. Bunların olmaması gerektiğine inanıyorum. Çağdaş ülkelerde de böyle kavgalar olabiliyor ama normal yaşamımızda çatışmaların, hakaretlerin, haksızlık ve saygısızlıkların bitmesini istiyorum. Bunlar kısa süreli çıkar sağlayabilir ama uzun soluklu düşünmemiz gerekli. Umarım bir gün kafamdaki gelişmişlik seviyesine ulaşabiliriz.
Son olarak, yaşadığınız tecrübeleri de göz önünde bulundurarak insanlara neler söylemek istersiniz?
İnsanlar, daha mutlu bir yaşam sürmek için her şeyi devletten beklememelidirler. Tüm insanlar, insan gibi yaşamalıdırlar. Başkalarının hakkını çalan bir insan, bence insan gibi yaşıyor sayılmaz. Başkalarının haklarına saygı göstermek, tekâmül etmekle ilgilidir. Bizim ülkemizde bu tekâmül süreci hiç ilerlemiyormuş gibi geliyor bana. Bir de çok sahtekâr var ülkemizde… Bunlar bilmeli ki, sahtekârlığın ve sahtekârların da mumu, aynen yalancıda olduğu gibi yatsıya kadar yanar.
