Sanatçı Mehmet Usta İle Söyleşi
Mehmet Usta bize kendisini nasıl anlatır?
En zor sorudan başladınız. Fakat ben kolay yönünü seçerek cevap vereyim. 1973 yılında Düzce’de doğdum. Ailem aslen Trabzonlu. Karadenizli kalabalık bir ailenin çocuğu olmanın keyfini halen yaşıyorum. Üniversite dahil olmak üzere İstanbul’da okudum. İstanbul’un mahalle yaşamının devam ettiği bir zamanda çocukluğum geçti. İlkokulu Aksaray Mahmudiye Ortaokulu ve liseyi İstanbul Davutpaşa Lisesinde okudum. Her iki okul da yetiştirdiği insanlarla içinde geçmişin ruhunu barındıran okullardı. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arşivcilik bölümünde lisans ve Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü’nde sosyoloji ve antropoloji anabilim dalında Modernlik ve Modernleşme Ekseninde Geleneksel Türk Tiyatrosu teziyle Master yaptım. Tarih, edebiyat, teoloji ve sanat hep ilgi alanım oldu. Dostoyevski, Tolstoy, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl, edebiyatı ve şiiri bana sevdirenler oldu. Kitapla iç içe bir gençlik dönemi yaşamış olmanın en büyük şansım olduğuna inanırım. Lise döneminde başladığım spordan hiç uzaklaşmadım. Daha çocuk yaşlarda tiyatroya ve oyunculuğa merakım başlamıştı. Lale Oraloğlu tiyatrosunda ilk profesyonel oyunculuk yaşamım başladı. Birçok tv dizisi ve sinema filmlerinde rol aldım. Halen oyunculuğa devam etmekteyim. İnsanın arzu ettiği meslekte çalışıyor olması ve yaptıklarının takdir görmesi büyük lütuf bence.
Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?
Henüz ilkokula giderken, ablamın çalıştığı o dönemin büyük bir tekstil firmasının reklam filminde oynamamla birlikte başladı. Çocukken en büyük heyecanım tiyatroya ve sinemaya gitmekti. Okul hayatımda tiyatro faaliyetlerinde hep bulunuyordum. Lisede kendi kurduğumuz toplulukta oyunlar oynuyorduk. İlk profesyonel tiyatro hayatım, Lale Oraloğlu tiyatrosunda Kadınlar Koğuşu adlı oyunla başladı.
Geçmişte hangi projelerde yer aldınız? Üzerinde çalıştığınız projelerinizden bahseder misiniz?
Birçok dizi ve sinema filminde rol aldım. “Ruhsar” uzun soluklu ilk tv projemdi. Ardından “Ekmek Teknesi” hem çok sevilen hem de artık bir klasik olarak anılan bir yapım oldu. Orada canlandırdığım “Ölü Usta” bugünün tabiriyle bir fenomen olmuştu. “Bez Bebek” çocukların halen çok sevdiği bir fantastik komedi dizisiydi. “Leyla ile Mecnun” son dönemin türüyle ses getiren projelerdendi. Son olarak TRT’de yayınlanan “Bir Yusuf Masalı” adlı dizide görev aldım. İlk sinema filmim “The İmam” oldu. Ardından sanıyorum uluslararası festivallerde halen en çok ödül alan Mommo Kızkardeşim, Kara Köpekler Havlarken. Önümüzdeki günlerde Çanakkale savaşı ve 1915 dönemiyle ilgili bir tv filmi ve sahne gösterisiyle kısmetse devam edeceğiz.
Topluma mâl olmuş hangi şahsiyetin hayatını oynamak isterdiniz?
Bir oyuncu olarak o kadar çok şey var ki oynamak istediğim; aslında neyi oynamak istemem ki demek daha doğru olur. Oyuncu her karakteri oynamak ister şüphesiz ama Hz. Hüseyin’i canlandırmayı çok isterdim.
Oyuncu olmak isteyenlere neler söylemek istersiniz?
Oyunculuğu bir meslek tercihi olarak görmeyi doğru bulmuyorum, çünkü oyunculuk bir duygu işi. Oyunculuğu, kısa yoldan popüler olmak hem de çok para kazanmak diye görmek yanlış bir düşünce. Oyunculuk, bir aşk bir gönül meselesi olmalı.
Bir gününüzü nasıl geçirirsiniz? Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?
Bir projede çalışırken genelde özel hayat diye bir şey pek kalmıyor maalesef. Ben boş vakitlerimi genelde ailemle geçirmeyi tercih ediyorum. Hayatı bir tren garı gibi düşünmek lazım; insanlar sevdiklerini orada karşılıyor ve oradan veda ediyor. Sevdiklerinizle daha çok ve daha güzel vakit geçirmek lazım. Güzel hatıralar biriktirmeye çalışıyorum. Fırsat buldukça seyahat ediyorum; yeni insanlar yeni kültürler tanımak olmazsa olmazım. Eğer uzak diyarlar için vakit yoksa yeni yaşamlar ve dünyalar keşfetmenin en güzel yolu kitap okumak bence.
Unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız?
Bir belgesel çekimi için Fas’a gitmiştik. Türlü zeytinlerin satıldığı bir hanın avlusunda zeytin satan güleç yüzlü bir yaşlı amca ile sohbete daldık. 90’lı yaşlarına rağmen evinden işine bir bisikletle gidip geliyordu. Samimi muhabbetimizin sonunda “Benim tüm dostlarım göçtü gitti. Devran böyleymiş, ben hala ölmedim.” demesi beni etkilemişti.
Dergimizin ismi Gönül. Gönül deyince neler aklınıza geliyor?
Gönül kelimesini yabancı bir dile çevirmeye kalksak işimiz hiç de kolay olmazdı sanıyorum. (Bedenin içinde kalbin ötesinde fakat kalp değil. Duygu değil, duygudan ayrı değil, hem insanın gizli kuytusu hem aşikar. O görür, göz bakar.) Derginizin ismi çok güzel. Bahtınız da isminiz gibi olsun efendim.
