Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Sanal Prangalar / Dr. Ahmet Özyurt

Bu Yazıyı Paylaşın:
Sanal Prangalar / Dr. Ahmet Özyurt

Cep telefonumu evde unuttuğum gün sanki bir kabusun başlangıcı gibi hissettim bir anlık da olsa. Otobüse binmiş işe gidiyordum ama bir parçam evde kalmış gibi panik içerisindeydim. Bir zamanlar cep telefonun olmadığı, hayatımıza bu denli girmediği dönemlerde de yaşayabiliyorduk. Cep telefonunun hayatı kolaylaştırdığı bir vakıa. Ne var ki işin bu dereceye kadar bağımlılık oluşturması sorgulanmalı. Bağımlılık deyince akla alkol, sigara, uyuşturucu gelirdi önceden. Telefonsuz kalınca kendimi sanki bağımlılardan biri gibi hissediyordum. Bu düşünceler içindeyken iki genç bindi otobüse. Liseli gençlere benziyorlardı. Hareketlerinden samimi oldukları ve eğlendikleri de belliydi. Arka sıralara doğru ilerlediler ve boş iki koltuk bulup bana yakın bir yere oturdular. Bir eğitimci olarak dikkatimi çekmişlerdi, hey gidi gençlik dedim. Sonra cep telefonlarını çıkardılar. Biri Facebook’a bir şeyler eklemem gerek diyerek kayboldu adeta cep telefonunun içerisinde. Öbürüde cep telefonun içinde kayıplara karıştı. Dakikalarca birbirleri ile konuşmadan sanal aleme daldılar. Acaba kaç kişide cep telefonu var diye baktım, herkeste var neredeyse. Peş peşe çalan telefon seslerini duyar oldum etraftan birbiri peşine çalıyor ve herkes cep telefonu ile konuşuyordu. Ayrıca telefona bakmadan mesaj yazan genç kız çocukları da hayret verici.

Diğer insanlara baktım, aslında baktığım onlar değil kendimdi. Kendimi arıyordum diğer insanlarda. Onlarda fark ettiğim şeylerin esasında bende de olduğu gerçeği. Günde en az 30–40 defa çalardı telefonum. Şimdi yine çalıyordur ama sadece çalıyordur… Tekrar gençlere daldı gözüm. Hâla kayıp gibiydiler. Aklıma geldi, eminim yüzlerce arkadaşları vardır facebook’da veya benzer bir sosyal sitede. Her gün onlarca video, yazı paylaşıyorlardır. Çok samimi yazılar, insanlığın zirve yaptığı videolar ve tavsiyeler paylaşıyorlardır. Özlemler eklemişlerdir ve sevdikleri, hoşlarına giden her paylaşımı da bir beğen tıklamasıyla paylaşmanın güzelliğini yaşıyor ve yaşatıyordur kendince. Peki bir derdi olsa acaba kaç kişi gelir. Kalabalık bir dünyanın yanlız bireyleri bu gençler. Sorunları ayyuka çıkmış ama onlara dönüp bakan yok. İyi hoş onlarda dönüp bakmıyorlar ya...Geçenlerde bir karikatür görmüştüm. Cenazeye katılan 3-5 kişiden biri yanındakine şöyle diyordu: “ Oysa Facebook’da yüzlerce arkadaşı vardı rahmetlinin…”. Bana çok şey anlatmıştı o karikatür.

Telefon deyince, eskiden bir tek telefon olurdu evde ve tek telefon faturası olurdu. Şimdi ise evdeki birey sayısı kadar fatura ve varsa internet faturası. Kampanyalardaki konuşmalar her yöne 1000 dakika, 2000 dakika. “Yuh!” dedim yine kendime. “Telefonu kulağımıza yapıştırsak daha iyi olacak galiba”. Aslında beynimize yerleştirmişler biz kulağımıza yerleştirmeden o teknolojiyi.

Teknoloji insana hizmet ve hayatını kolaylaştırmak için var diye biliyoruz ama galiba biz sanal prangalar giyerek yaşamaya başlamıştık bu teknolojiyi. Sanal prangaları gönüllerimize de takmadan kurtarmalıyız kendimizi.

Teknolojiyi kullanan bir toplum olmak yerine, teknolojinin kullandığı ve yönlendirdiği bir toplum olmuşuz bir anlamda.