Sağlıklı Bir Evlilik Nasıl İnşa Edilir? / Klinik Psikolog Gizem Topalcı
Günümüzde evlilik kurumunun yaşadığı dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle genç nesillerin evliliğe yaklaşımında hangi değişimleri gözlemliyorsunuz? Bu değişimler sizce olumlu mu, yoksa kaygı verici yönleri mi var?
Aileyi ‘toplumun en küçük birimi’ olarak tanımlamayı öğrendik. Dolayısıyla bir toplum içinde yaşanan bütün değişiklikler aileyi de etkiliyor.
Bireyciliğe, hazza ve konfora yapılan bütün övgülerin buradaki dönüşüme etki ettiğini düşünüyorum. Sadece kendinin önemli olduğunu düşünen ve öz şefkat kavramını çok yanlış anlayan insanlar var olmaya başladı etrafımızda. Kendimize sahip çıkmak evet çok önemli ancak bir ilişkinin içinde bütün sivri köşelerimizle kalmak da mümkün değil.
Bir başkasının sorumluluğunu almak noktasında çok zorlanıyor gençler, bu da onları evlilik gibi birden fazla sorumluluğun alınması gereken bir kurumdan uzak tutuyor. Maddi kaygılar, gelecek endişeleri, bir önceki neslin evlilikle ilgili çok da olumlu olmayan hikâyeleri, konfor alanından çıkmak istememe, istediği zamanda da beklentilerini karşılayacak eş adaylarını bulamama, hepsi ve çok daha fazlası gençlerin evliliğe yaklaşımını şekillendiriyor.
Sürecin gidişatıyla ilgili endişe edici yerler elbette ki var. Ancak her olumsuz durumun içinde olduğu gibi bunda da hayır olan yerlerin olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu endişeler çoğunlukla gençleri daha sağlıklı ilişki arayışına, destek almaya, çözüm bulmaya iten bir yere doğru götürüyor artık.
Evlilik öncesi hazırlık denilince çoğu insanın aklına düğün organizasyonu geliyor. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz? Peki gerçekten neye hazırlanmak gerekiyor evlenmeden önce? Bu hazırlığın ihmal edilen boyutları neler?
Evliliğe hazırlık süreci belirli bir zaman dilimiyle kısıtlı olduğu ve tek seferlik yapılacak işlerin de çokluğu nedeniyle kendi içinde zorlu bir süreç.
Bu konuda her şeye dengeli yaklaşılması gerektiği kanaatindeyim. Yalnızca maddiyatı gözeten tavırlar ne kadar yıkıcı ise maddi meseleleri, insanların heveslerini, hayallerini görmezden gelen ve yalnızca ‘kanaat’i savunan görüşleri de çok sağlıklı bulduğumu söyleyemem doğrusu. Evet, kimse israf etmesin ama kimsenin içinde de 20 yıl boyunca alamadığı koltuğun ukdesi kalıp evliliği zehir olmasın derim.
Bir ömür sürmesini temenni ettiğiniz ilişkide sahip olmanız gereken en önemli şey açık bir iletişimdir kanaatimce. Bunun için zor da olsa çiftlere şöyle bir tavsiyede bulunuyorum. Kendinize göre haftalık, günlük belli bir zaman dilimi belirleyin. Burada bütün maddi hazırlık süreçlerini bir kenara bırakıp, yalnızca ilişkiniz, o süre içinde yaşadığınız duygular, beklentileriniz üzerine konuşmayı deneyin. Birbirinize odaklanın, halinizi hatırınızı sorun. Bütün hazırlık süreçlerinin içinde bir dinlenme alanı olarak görüyorum bunu.
Günümüzde artık evlilik öncesi danışmanlıklar, eğitimler, seminerler ulaşılabilir bir zeminde yer almaya başladı. Bu bağlamda çiftlerin kendi dünya görüşlerine uygun kişilerden destek almalarını çok önemsiyorum. Başta da söylediğim gibi sürecin kendi stresi ile ilişkiye dair çok fazla şey atlanabiliyor. Bunları fark edemeyeceğini düşünüyorsa çiftler, bir uzman görüşü burada çok kolaylaştırıcı olabilir.
Evlilik gerçekten zorlaştı mı, yoksa beklentilerimiz mi değişti? Bu durumun arkasında hangi toplumsal dinamikler yatıyor?
Hiçbir dönemde evliliğin kolay olduğunu düşünmüyorum. Ancak eskiden belki daha fazla kaynağı vardı insanların. Çekirdek aile olmanın bir sürü avantajını sayabiliriz fakat eğer bir dezavantajdan bahsedeceksek bunu da söylemeliyiz.
Şimdi bütün gün çalışıp geldiğimiz küçücük evlerin içinde akşamları bütün derdimizi, stresimizi birbirimize yüklediğimizi düşünüyorum. Yakınlık algısı çok değişti. Herkes her anını sürekli eşiyle geçirmek, paylaşmak istiyor çünkü doğru olanın bu olduğu söyleniyor. Oysaki durum hiç de böyle değil. Bir erkeğin erkekler, kadının da kadınlar ile oturup kalkmaya, sohbet etmeye ihtiyacı vardır. Bir çocuk doğduğunda kadın da çalışıyorsa bakımını kimin vereceği günümüzde çok büyük maddi manevi meselelere dönüşüyor. Büyük ailelerin ve bir arada yaşamanın bu ihtiyacı zamanında çok iyi bir şekilde giderdiğini düşünüyorum.
Eskiden kendiliğinden var olan sosyal çevrelerimizi şimdi kendi emek ve çabamızla oluşturmak durumundayız. Ama gelin görün ki buna vaktimiz yok. Böyle olunca da yalnızca anne-baba ve çocuklardan oluşan aileler bir noktadan sonra tükendikleri bir yere gelip çatışmaya başlıyorlar.
Eskiler güzeldi, şimdi her şey çok kötü demek istemiyorum kesinlikle ama bu küçülmenin aile yapısına katkıları olduğu kadar zorlaştıran yanları olduğu da su götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Sosyal medyanın evlilik beklentilerine etkisini nasıl görüyorsunuz? Instagram’daki mükemmel çift fotoğrafları, Pinterest’teki düğün hayalleri... Bunların gerçek evlilik yaşamına nasıl bir yansıması oluyor? Çiftler hangi yanılsamalara kapılıyor?
Mükemmellik illüzyonu aslında hayatımızın her alanına yayılmış durumda. Sosyal medyanın yapaylığı, evlilikleri de gerçeklikten uzak bir zemine çekiyor. İnsanlar evliliğe hayatlarında tamamlanması, tik atılması gereken bir görev nazarıyla bakmaya başladılar. Sonuç odaklı bu bakış, beklentileri de her şeyin çok iyi olacağı yönünde şekillendirmeye başladı. Gözden kaçırdığımız şey şu ki evlilik bir sonuç değil, hayatımıza kattığımız süreçlerden bir tanesi. Her süreç gibi bunun da zorlukları, iyi günleri, iniş-çıkışları olacaktır. Fakat bir başkasının hayatının mükemmel olduğu yanılsamasına kapılmak kendi süreçlerimizi daha da zorlaştırıyor. Buradaki kıyas kendi gerçekliğimiz içinde tutunacak bir dal bulmamızın önünü kesiyor.
Evlilik düşünen birinin kendisiyle ilgili hangi soruları cevaplaması gerekiyor? Çoğu insanın gözden kaçırdığı kör noktalar neler?
Bir insanın öncelikli olarak duygularıyla ilişkisini gözlemlemesi ve bunlarla ilgili bir farkındalığa sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Olaylar karşısında yaşadığınız duyguları ne kadar anlamlandırabiliyorsunuz, ne kadar fark edebiliyorsunuz? Bu duyguların davranışlarımıza yansımasını gözlemlemek de devamında önemli olan bir şey. Yani siz öfkelendiğinizi, mutlu olduğunuzu, hüzünlendiğinizi nasıl anlarsınız? Bu duygular sizinle birlikteyken hangi davranışlara, tepkilere yönelirsiniz; bunları bilmek başlangıç olarak çok kıymetli. Burada amacımız duyguları yönetmek değil ama fark etmek, adlandırmak ve onlar bizimle birlikteyken de davranışlarımızı seçebilme becerisini geliştirmekten bahsediyorum.
İkinci önemli nokta kişinin hayatta bir değer sistemi olmalı. Bu dünyadan nasıl bir insan olarak gelip geçmiş olmak istediğinin cevabını bir pusula gibi cebinde taşımalı. Böylece evlilik gibi zor bir ilişkiler ağını yürütme sürecinde yaşayacağı savrulmaları en aza indirebilir.
Benim kendimce önemli gördüğüm son nokta ise taleplerimizin arasındaki ayrımı gözetebilmek. İstek, ihtiyaç ve beklentilerim neler? Hepsi birbiri ile aynı şeyler değil çünkü. İsteklerimin neler olduğu, ihtiyaçlarımı hangi referanslarla belirlediğim, beklentimi şekillendiren sosyal unsurların neler olduğu konusunda bir fikir sahibi olmak önemli burada. İstek, ihtiyaç, beklenti arasındaki farkı bilmek kişiye çoğu zaman bir yol ayrımına geldiği noktada esnek davranma alanı açıyor.
Toparlayacak olursak, kişinin kendisi ile ilgili genel bir farkındalık haline sahip olmasının, özellikle evlilikle ilgili hangi referansları kendine kaynak alacağını bilmesinin günümüzde yaşanan birçok kafa karışıklığının önüne geçeceğini düşünüyorum.
Ailemizdeki ilişki örüntüleri gelecekteki evliliğimizi nasıl şekillendiriyor? Anne-babanın ilişkisini model alamayan gençler ne yapabilir? Olumsuz aile örneklerinin etkisinden nasıl kurtulunabilir?
Bir kadın ve erkeği romantik bir ilişki içinde gördüğümüz ilk yer kendi evimiz. Özellikle çekirdek aile içinde yaşıyorsak bu uzunca bir süre yalnızca kendi anne babamızın ilişkisi oluyor. İleride kuracağımız ilişkiyi, kendi rollerimizi hep anne-babamıza benzemek ya da benzememek üzerine kurguluyor zihnimiz. Çift terapilerinde bunların yansımalarını görmek birçok çift için hayat kurtarıcı olabiliyor. Mesele aslında mutlu veya mutsuz bir evlilik görmüş olmak değil. İki kişi yeni bir ilişki inşa ediyor. Bunda tabii ki kök ailelerimizden gelen etkiler olacaktır. Ancak bunların farkında olmak işin önemli olan tarafı. Oradan getirdiğim ve çok iyi olduğuna inandığım bir davranış kendi ilişkime hiç iyi gelmiyorsa bunu esnetebilmemiz gerekiyor.
Anne babasının ilişkisini örnek alamayan çiftler kendilerine başka örnekler bulabilirler, kitaplardan, güvendikleri insanlardan destek alabilirler. Tek bir doğru olmadığı için mutlu evliliğin de tek bir tanımı yok. Geniş bir bakış açısıyla neyin iyi olup olmadığına karar vererek kendi ‘iyi ilişki’ tanımlarını oluşturabilirler.
Olumsuz aile örneklerinin hayatımıza nasıl yansıdığı bir ilişki içindeyken en çok ortaya çıkar. Burada kendi başımıza fark ettiğimiz ve değiştirebileceğimiz şeyler olabilir. Eşimizin aynı şekilde bize fark ettirdiği ve desteği ile değiştirebildiğimiz davranışlarımız da olabilir. Fakat bazen daha derinlerde fark edemediğimiz ama ilişki içinde de olumsuzluklara sebep olan bir şeyler varsa bir uzman görüşü almanın iyi olacağını söyleyebilirim.
Sınır konusu çok karışık geliyor insanlara. “Sevgide sınır olur mu, bu bencillik değil mi?” gibi düşünceler var. Sağlıklı sınırlar ile bencillik arasındaki farkı nasıl açıklıyorsunuz? İlişkide hangi konularda sınır çizmek şart?
Sınır konusu gerçekten ince bir çizgi olarak çıkıyor karşımıza. Burada kendi benliğimizi kaybetmeden ama eşimizin varlığını da gözettiğimiz bir çizgimizin olması gerekiyor. Bir evlilik içinde çiftlerden biri olmak hayattaki rollerimizden yalnızca biri. Evlat, arkadaş, ebeveyn olmak gibi. Zaman zaman rollerimizden birine, diğerinden daha çok yer açabiliriz. Yeni doğum yapmış bir annenin bütün vakti bebeğine ayrılır mesela, orada hemen bir sınır çizmesini kimse beklemez.
Evlilik ilişkisinde de kırmızı çizgilerimiz elbette net olmalıdır. Ancak ilişkinin kendi dinamiği içinde gelişen sınırlar en sağlıklısıdır. Temel kriterimiz; bu ilişki hayatta tutunduğumuz tek yer, beslendiğimiz tek kaynak olmaya başlıyorsa burada bir durmaktır. Çünkü böylesi iç içe geçmiş bir ilişki hem kişileri hem de ilişkinin kendisini tüketir. Ya da diğer uçta herkesin yalnızca kendini öncelediği ve önemsediği kendilerini korumak adı altında dikenli tellerin döşendiği bir ilişkinin de kimseye iyi geldiğini söyleyemeyiz.
Sınırlar ilişkinin kendi dinamiği içinde sağlıklı bir şekilde çizildiği zaman sanılanın aksine eşleri birbirinden uzaklaştırmak yerine ilişkiyi besleyen bir kaynağa dönüşüyor.
“Hayır” demeyi bilmeyen insanlar var. Özellikle kadınlar bu konuda zorlanıyor gibi görünüyor. Bu beceri eksikliği evlilikte hangi sorunlara yol açıyor?
Sabır konusunu çokça yanlış anladığımızı düşünüyorum bu noktada. Özellikle kadınların zihinleri bu konuda çok daha karmaşık bir yerde. Bir noktada haklarının teslim edileceğine dair inançları çok kuvvetli olabiliyor. Böyle de gerçekleşebilir süreç ancak o noktaya gelene kadar her beklenti bir hayal kırıklığına ve peşinden de büyük bir öfkeye dönüşüyor.
Taleplerimizi ifade etmenin, hoşumuza gitmeyen şeyleri söylemenin türlü çeşit yolları vardır. Bir yandan hayır dememek çoğunlukla karşımızdakine de haksızlık oluyor. Karşımıza gelen çiftlerde bu meseleler açıldığında şöyle bir tepki ile karşılaşabiliyoruz: ‘Bana bundan rahatsız olduğunu, bunu istemediğini hiç söylemedin ki!’
Açıkça iletişime geçilmediği zaman yaşanan hayal kırıklıkları öbek öbek birer enkaz gibi ilişkinin içinde var olmaya başlıyor. Bu da durup durup ayağımızın takılmasına ve öfkelenmemize neden oluyor.
Bir şeyi istemediğimizi söylemenin türlü çeşit yolları var demiştik. Bu konuda bizim tavsiyemiz, önce bunu neden istemiyoruz, kendi içimizde bir zemine oturtalım. Sonrasında eşimize durumu oldukça nötr bir şekilde özetleyip bu konunun bize ne hissettirdiğini söyleyelim. En sonunda da burada ihtiyacımız ne ve bu ihtiyaç nasıl karşılanabilir, bunu ifade edelim. İlişkinin genelinde böyle bir iletişim dilini yerleştirmek hayır demekte, talep etmekte zorlanan çoğu kişinin işini kolaylaştıracaktır.
Ailelerin evlilik sürecindeki müdahalesi çok tartışılan bir konu. Hangi noktalarda “dur” demek gerekiyor? Çiftler ailelerle olan sınırları nasıl çizmeli? Bu konuda yaşanan klasik problemler neler?
Toplum olarak burada aklıselim davranmasını ve süreci yürütmesini beklediğimiz taraf aslında anne babalar oluyor. Ancak ne yazık ki herkesin kendi heves ve isteklerini, kendi çevresini, kendi mürüvvetini önemsediği yerlerde bu pek de mümkün olmuyor. Bugünlerde genel duyduklarımız gençler bir şekilde ailelerini idare etmeye çalışıyor.
Mobilyadan tutun da eve gelecek misafire kadar her noktada sınır aşımı gerçekleşebiliyor. ‘Şimdi idare edeyim, sonra bakarım.’, ‘Benim annem-babam haklı.’, ‘Biz böyle gördük.’ gibi düşünce kalıpları buralarda çok küçük meselelerden büyük tartışmalara götürebiliyor.
Çiftlerin en başında birbirleri ile bu ilişkiyi açıklıkla konuşması gerekir. Gerek hazırlık sürecinde gerekse evlilik içinde ailelerle hem bireysel olarak hem de çift olarak nasıl bir ilişkileri olsun isterler. Ne kadar yakın oturulacağı, hangi sıklıkla gidip gelineceği, maddi konularda bir destek sağlanacaksa bunun nasıl olacağı, düğün sürecinde kimin nerede fikrinin alınacağı ve daha başka bir sürü detay üzerinde mutabakata varılmalıdır.
Bu ilişkiler bizi ne kadar zorlasa da kolaylıkla kestirip atabileceğimiz ilişkiler değildir. Sakinliğimizi korumak ve esneyebileceğimiz bütün alanları kullanmak gerekir. Bunları yaparken hâlâ o ailelerin birer parçası olduğumuzun ve aynı zamanda onlardan ayrı yeni bir çekirdek aile kurduğumuzun da farkında olmak, kurallarımızı belirlemek noktasında bize oldukça yardımcı olacaktır.
Erkekler ve kadınlar arasında iletişim farklılıkları var mı gerçekten? Bu konudaki klişeler ne kadar doğru? Çiftlerin bu farklılıkları nasıl köprü haline getirmesi gerekiyor?
İletişimde temel bazı noktaların olduğuna inanıyorum. Burada kadın, erkek farklılıklarına çok inandığımı söyleyemem. Belli noktalarda ayrışabiliriz ancak bunlar da kadınlar şöyledir erkekler böyledir diyebileceğimiz yerlere gittiğini düşünmüyorum. Hepimizin bir iletişim dili var, bu karşımızdaki için zaman zaman tetikleyici bir yere dönüşebilir. O yüzden yapılan çalışmalar da gösteriyor ki bazı kritik noktaları iletişimde kullanıyor olmak çatışma riskini en aza indiriyor.
Rahatsız olduğumuz bir meseleyi en olduğu haliyle karşımızdakine anlatmak, bu konunun bizde neler uyandırdığından bahsetmek ve bununla ilgili neye ihtiyaç duyduğumuzu; karşımızdakinin de ne yaparsa bu ihtiyacımızı giderebileceğini ifade edip geri çekilmek iletişimdeki en temel adımlarımız. Bunlarla birlikte eleştirmekten, savunmaya geçmekten, karşımızdakini aşağılamaktan ve kendimizi kapatmaktan uzak durmalıyız. Aynı şekilde dinleyen kişinin de ‘Burada bu insanın bir derdi var, başka biri bana böyle bir dert ile geldiğinde onu nasıl dinlerdim?’ düşüncesi ile eşine yaklaşması önemlidir. Diyaloglarımız her zaman istediğimiz gibi sonuçlanmayabilir. Ancak temelde bu iki noktaya dikkat ediyor olmak bizi sorumluluk alan ve çabalayan bir insan yapar. Böylece ilişki içinde bir güven de tesis etmiş oluruz.
Evlenmeye karar veren çiftlerin mutlaka konuşması gereken konular hangileri? Para, çocuk, kariyer, aileler... Bu konularda anlaşmazlık olduğunda ne yapılmalı? Hangi farklılıklar aşılabilir, hangileri kırmızı çizgi?
Çiftlerin kendi değer sistemleri çerçevesinde akıllarına takılan her konuyu açıklıkla konuşmalarını tavsiye ediyoruz. Acele ile yapılan görüşmelerin sonrasında konuşulmamış konuları evlilik içinde konuşmak çok daha zor olabiliyor. Kişiler kendi içlerinde merak ettikleri konuları bir liste yapabilirler. Alacakları cevapları da 2-3 kategoriye ayırabilirler. Olmazsa olmazları ve esneyebilecekleri alanlar gibi ilk görüşmeden itibaren tedrici bir şekilde bu soruları yeri geldikçe sorabilirler. Her şeyden önce birbirini tanıma üzerine sorularla başlamayı önemsiyorum. Gerçekten kalplerinin ısındığına inandıkları noktada kendileri için önemli diğer soruları da sorabilirler.
Kök ailelerle nasıl bir ilişki tahayyülleri var, evin geçimine kim ne kadar katkı sağlayacak, bireysel olarak yakın ve uzak vadeli hayalleri-hedefleri nelerdir, nerede yaşayacaklar, anne baba olma konusunda zihinlerinde belirlenmiş bir zaman var mı, birbirlerinden ev içi ve ev dışı sorumluluklar noktasında beklentileri neler, kim bu talepleri nasıl karşılayabilir gibi bütün detayların süreç içinde konuşulması önemlidir.
Anlaşmazlıkların çözümü konunun bağlamına göre değişir. Ancak biriyle bir ilişkide olmak kendimize de zaman tanımayı gerektirir. Acele etmemek en büyük kaynağımız. Aklımıza, içimize sinmeyen şeylerle ilgili biraz süre istemek, konuyu belki güvendiğimiz biriyle istişare etmek, kendi içimizde demlendirip öyle karar vermek en uygun yöntemlerden biri olacaktır. Heyecanla ve yüksek duygularla hareket etmek, sonrasında pişmanlığı getirebilir.
Mali konular evliliklerin büyük sorunu. Bu konuya nasıl yaklaşmak gerekiyor? Kim ne kadar harcayacak, kim karar verecek, nasıl bir sistem kurulmalı? Bu konuları evlilik öncesi konuşmanın önemi nedir?
Evlilik öncesi muhakkak konuşulması gerektiğini söylediğim konuların başındadır finansal meseleler. Bugün çoğu çifti çıkmaza sürüklüyor. Burada öncelikle kendi değerlerimiz doğrultusunda bir referans noktası belirleyip bunda hemfikir olmayı tavsiye ediyorum. Ancak benim gözlemim herkes sıkıştığı yerde bir başka referansı öne sürüyor.
Bu gibi meselelerin evlilik öncesi konuşulmaması hayal kırıklıklarını ve beraberinde de ilişki içinde öfke patlamalarını getirebiliyor. O yüzden burada her çiftin kendi özelinde içlerine sinecek bir sistemi en başından kurmaları, sonrasında da belli aralıklarla burayı kontrol edip revize etmeleri gerekiyorsa tekrar konuşmaları lazım. İlişki canlı bir şey çünkü, her dönemin kendi içindeki bütçe yönetimi farklı olacaktır. İlk evlendiğiniz zaman belki borçlarınız fazla olacak, birlikte çalışmanız gerekecek yahut yeni bir bebek olduğunda anne ne kadar süre çalışmayacak, tamamen mi işi bırakacak gibi her dönemin getirdiği şartlar kendi içlerinde değerlendirilmelidir.
Hiç evlilik kararından vazgeçmesi gerektiğini düşündüğünüz durumlarla karşılaştınız mı? Bu konuda nasıl bir yaklaşım sergiliyorsunuz? Hangi işaretler “dur” demenin zamanı geldiğini gösteriyor?
Burası bağlamına göre değişir diyebileceğim bir alan, yani her çift özelinde değerlendirilmesi gerekir. Sorunuz için ayrıca çok teşekkür ediyorum. Çünkü özellikle sosyal medyada böyle kesin yargıların varlığı, çözülebilecek meseleleri de çoğu zaman çözümsüz hale getirebiliyor. Her evliliğin rotasının değişebileceği bir nokta olduğuna inanıyorum. Bu bir çift terapisi ile olabilir, çiftlerden birinin kendi yaşadığı bir değişimle olabilir. İki kişinin de samimi bir gayreti ve gönüllülüğü değişim için en büyük şart.
Ancak yine de şunu eklemeliyim; tabii ki fiziksel veya ruhsal olarak kendinizi koruyamayacağınıza inandığınız bir yerdeyseniz burayı tekrar değerlendirmek gerekir. Çünkü hiçbir davranış yalnızca ‘zamanla’ düzelmez.
Başarılı bir evlilik nasıl tanımlanmalı sizce? Mutluluk, uyum... Hangi kriterler önemli?
Başarılı bir evliliği tanımlarken benim gözümde canlanan çiftler; çatışmaktan korkmaz, tartışmayı bilir, telafi davranışlarını kullanabilir, birbirlerinin hayallerine alan açar ve desteklerler. Tüm bunların varlığıyla birlikte başarılı bir evlilikte en önemli kriterin birbirimize karşı hüsn-ü zannımızı koruyabilmek olduğunu düşünüyorum. Bir şeyler ters gittiğinde de eşimize sırtımızı yaslayabileceğimizi; yargılanmayacağımızı, eleştirilmeyeceğimizi ancak söylediklerinin hayrımıza olduğunu bilmemiz çok önemli. Bu da beraberinde güven ve bağlılığı getiriyor. Karşı tarafa ‘Korkma, ben buradayım, ne yaşarsak altından kalkarız.’ mesajını vermek ve aynı zamanda ‘Olduğum halimle bu ilişkide kabul edilebilirim, konuşmaktan, paylaşmaktan çekinmem.’ düşüncelerinin varlığı benim için iyi bir ilişkinin göstergesidir.
Evlilik düşünen gençlere en önemli üç tavsiyeniz nedir? Pratik olarak hangi adımları atmaları gerekiyor? Neye odaklanmalılar, nelere dikkat etmeliler?
Her şeyden önce kendilerini tanıyarak bu yola çıkmalarını tavsiye ederim. İkinci olarak, bir ilişkinin herkesi değiştirebileceği gerçeğinin farkında olmaları ve burada esnekliğin çok işe yarayan bir şey olduğunu bilmeliler. Son olarak da her ilişki kendi içinde özeldir.
İletişim konusu gerçekten çok başat bir yerde yer alıyor. Kendimizi diğer ilişkilerde gözlemlemeliyiz. Mesela; hayır demekte zorlanmak, çok katı, esnemeyen kurallara sahip olmak, yakınlık kurmak bizim için zorlayıcı bir deneyim olabilir. Bunları fark ettiğimiz noktada belki uzman bir görüşle tekrar değerlendirmek, gerekirse destek almak atılabilecek en somut adımlardan biri olacaktır.
Odaklanmamız gereken yer kendimiz, kendi eşimiz ve kendi evliliğimiz. Buralarda her şeyi açıklıkla konuşup birbirimize güvendiğimiz bir alan oluşturmalıyız. Eş seçiminde de dikkat edebileceğimiz en kritik nokta belki bu olabilir, ben karşımdaki insanla her şeyi konuşabilir miyim sorusuna ne cevap veriyoruz?
Okuyucularımıza son mesajınız ne olur? Evlilik konusunda toplumda hangi bilinç değişiminin olmasını istiyorsunuz?
Hayatta hepimiz biricik olduğumuz gibi her birimizin ilişkisi de biriciktir. Belirli doğrular olsa da hepimizin içine sinen bir ilişki şekli vardır. Bir başkasına iyi gelen ilişki şekli bizi tarumar edebilir. O yüzden kendi yolumuzu bulmak zorundayız. Her halimizle kabul edildiğimize inandığımız, ne yaşarsak yaşayalım buradan çıkabiliriz dediğimiz güven ve bağlılığı temele aldığımız ilişkiler inşa etmek çok kıymetli. Bir şeyi yıkmak çok kolaydır. Ancak ihtiyacımız olan şey, ‘Acaba bunu yaparken bir parçasını yanlış mı yerleştirdik de böyle oldu? Bunu değiştirsek nasıl olur?’ diye kendimize sorarak yeniden yapmaya çalışmaktır. Çabanın ve sorumluluk almanın karşılıklı olarak yer aldığı evliliklerin var olması toplum adına da çok şeyi değiştirecektir.
