Sağlam Evlilik İçin Altın Kurallar / Uzm. Dr. Funda Güdücü Sağır
Günümüzde birçok evlilik kısa sürede sonlanabiliyor. Sizce uzun ömürlü ve mutlu bir evliliğin temel taşları nelerdir? İnsanlar neden bu kadar hızlı vazgeçiyorlar? Hangi değerleri öncelerlerse evlilikleri daha sağlam temeller üzerine kurulabilir?
Evliliğin en temel taşı güvendir. Ardından muhabbet, anlayış, hoşgörü gelir. Evlilik sevgi, saygı ile başlar. Saygının devam etmesi durumunda evlilik de devam edebilir. Aynı yolda art arda değil, birlikte yürümenin gerekliliğine inanmak, sürekliliği sağlayan en önemli etkenlerdendir. Bu yolda önünüze çıkabilecek engellerin birlikte aşılacağına inanmak ve gayret etmek önemli. Hayatın getirdiği zorluklar olabileceği gibi eşlerin birbirlerinde kabul etmek istemedikleri özellikler de olabilir.
Farklı kültürel özellikler bulunsa bile belli başlı ortak inanç ve değerlerin bulunması evliliğin sürekliliği için temel kriterlerdendir. Mükemmeliyetçi ve hayalci bir evliliğin uzun sürmesi de güçtür. Ayakları yere basan beklentiler ve ortaya çıkabilecek aksaklıklara ve kusurlara karşı tahammüllü olabilmek, diğerinin farklılıklarına saygı duyabilmek her ilişki için gerekli temel unsurlardandır.
Çiftlerin evlilik kararı vermeden önce birbirlerinde aramaları gereken özellikler neler olmalı? Hangi manevi ve kişisel özellikler ön planda tutulmalı?
Evlilikte çiftlerin birbirinden bekleyebileceği özellikler farklılıklar gösterse de öncelik tanınması gereken vasıflar vardır. Peygamber Efendimiz’in de (sallallahu aleyhi ve sellem) belirttiği gibi salih ve saliha eşler evliliğin temel unsurudur. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kadın dört sebepten biri için alınır: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen (diğerlerini geç), dindar olanı seç. (Aksi halde) sıkıntıya düşersin.” (Buhârî, Nikâh 15) Bu bağlamda baktığımızda eşin iman ve ahlaki değerler konusunda hassasiyeti ve hayatına bunları aktarması çok önemlidir. Tanışırken aktarılan bilgilerin yaşanır olduğunun bilgisini aile tarafından da tahkik edilerek anlaşılması gereklidir. Yani eş seçiminde maddi koşulların öncelenip manevi değerlerin geri planda kalması durumunda; evlilik sırasında fark edilen bu alandaki problemleri bertaraf etmek oldukça güçtür, yani eş seçiminde ilk belirleyici kriterlerin inanç ve değerler alanında olması önceliklidir. Kişinin işi, yaşadığı yer, kazancı ve diğer maddi unsurlar değişebilen ve gelişebilen etkenlerdir. Bunun yanı sıra kötü huy ve alışkanlıkları da varsa dikkate alınması önemlidir. Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ 61)
Kadın ve erkek iletişiminin farklı olduğunu belirtiyorsunuz. Örneğin, erkeklerin çözüm odaklı, kadınların ise anlaşılmak isteyen bir iletişim tarzı olduğundan bahsediyorsunuz. Eşlerin birbirlerine değer verdiklerini göstermenin en etkili yolları nelerdir? Bu iletişim farklılıklarını aşmada neler öneriyorsunuz?
Kadınların iletişimde temel ihtiyacı anlaşılmak ve dinlenmektir. Çoğu kez konuşmalarında bir şikâyet veya problem içerikli olsa bile çözüm beklemeyebilir. Oysa erkek kendisinden ne beklendiği ya da nasıl çözüm getireceği üzerine dinler, karşısındakini bu doğrultuda değerlendirir. Bu da dar bir alanda değerlendirmeye itebilir ve kadının bir an önce konuşmasının sonuna gelmesini bekler. Bu bilgiler ışığında kadın erkeğin beyninin çalışma şeklini bilmesi ve kabul etmesi; erkeğin de kadının bu ihtiyacını algılaması iletişimi kolaylaştırır. Dolayısıyla erkeğin, kadının konuşmasına izin verip onu anladığını göstermesi bile yeterli olabilir. Kadının da erkeğin çözüm odaklı yaklaşımını anlayışla karşılayıp konuşmalarını bu doğrultuda sürdürmesi iletişimi daha hoşgörülü ve sürekli kılar.
Evlilikte yaşanan iletişim problemlerinin temel sebepleri nelerdir? “Ben dili” kullanmak neden önemli ve günlük hayatta nasıl uygulanabilir?
İletişimlerde önemli diğer bir nokta diğerini suçlamadan, hor görmeden konuşabilmektir. Diğerine, onun kişiliğine yönelik sen dili ile eleştiride bulunmak yıkıcı etkilere neden olabilir. Eleştiri yapılacaksa dahi kişilik üzerinden değil, davranış üzerinden yapılabilir ve bu eleştirinin temelinde o davranışla ilişkili bize ait duyguları dile getirmek, durumun anlaşılırlığını ve kabul edilirliğini arttırır. Örneğin, “Bu şekilde konuştuğunda çok üzülüyorum.” gibi.
Yeni evli çiftlerde gözlemlediğiniz, başlangıçta küçük görünen ama zamanla büyük sorunlara dönüşebilen davranışlar nelerdir? Evliliğin ilk dönemlerinde göz ardı edilen uyarı işaretleri nelerdir ve çiftler bu işaretleri erken dönemde fark etmek için neler yapabilirler?
Evliliklerde bazı geri dönüşsüz durumlar olur. Örneğin, kişinin kalıplaşmış inanç sorunları, ahlaki problemleri veya kendisiyle ilişkili gerçekçi olmayan beklentileri... Dönüştürülebilen ve geliştirilebilen sorunlar genellikle maddi sorunlar veya bazı davranışsal özelliklerdir. Öyle ki bazen bir çift geliyor; evlenirken fark etmediği, onun ahiret inancı veya temel iman kusurları olduğunu söylüyor. Kendisi ya da ailesi İslami anlamda ibadetleri hayatlarına geçirmişken; eşin bu yönleri baştan anlaşılmadığı ya da konuşulmadığı için evlendikten sonra ciddi bir problem arz ediyor. Ya da hiç gerçekçi olmayan beklentiler, hayaller karşılıksız çıkınca ciddi kırılma ile beraber suçlama ve çabuk vazgeçme durumları oluyor. Veyahut da bazı kişilik problemleri sebebiyle karşı tarafa tahakküm kurma, eziyet etme, manipüle etme gibi durumlarla karşı karşıya kalınıyor. Uzun süre bunlara maruz kalındığında ciddi sağlık problemleri dahi görülebilmektedir. Başta görülen sıkıntıları çok abartmaksızın gerçekçi bir şekilde değerlendirmek, göz ardı etmemek önemli.
Evlilikte sorunlar karşısında susmanın ve duyguları ifade etmemenin uzun vadeli etkileri nelerdir? Birçok insan, özellikle erkekler, duygularını paylaşmakta zorlanabiliyor. Eşler arasında sağlıklı duygusal iletişim nasıl kurulabilir? Duygularını ifade etmekte zorlanan kişiler için pratik önerileriniz var mıdır?
Kendini ifade etmenin bile bir zamanı, ortamı, şartları vardır. Her şey, her zaman, her yerde söylenmez. Duygularını ifade etmek her aklına geleni sen dili ile suçlayıcı bir şekilde söylemek değildir. Ne yaşadığına dair ben dili ile kendini ifade edebilir. Eski konuları, geçmişte kalmış mevzuları tekrar tekrar gündeme getirmek her zaman bir anlam ifade etmez. Oradaki duygular da artık kabul görmeyebilir. Özellikle hanımların konuşma ihtiyacı geçmişte çözülmemiş konularla ilgili olup tekrar bu konuları açtığında eş giderek uzaklaşabiliyor ve dinlemiyor; bu kez hanım yine dinlenmediği ve anlaşılmadığına dair şikâyette bulunuyor. Ve aynı döngünün içinde devam ediliyor. Kendisinin dinlenildiği bir anda kendini ifade edip erkeğin de bu durumu kabul etmesi durumu kolaylaştırıcı oluyor ancak mevzu haklılık ve haksızlık konularına gelince iki taraf da çok ısrarcı olup haklılığı yönünde çekişmeye girip; hatta istişare ettikleri kişileri de ya da terapistleri de hakem ya da hâkim yerine koyarak tekrar tekrar aynı noktaya dönmektedirler.
Sosyal medyanın evlilik mahremiyeti üzerindeki etkileri nelerdir? Günümüzde birçok çift özel anlarını ve aile yaşantılarını dijital platformlarda paylaşıyor. Bu durum evlilik ilişkilerine nasıl yansıyor? Çiftler mahremiyet duygusunu korurken sosyal medyayı nasıl daha sağlıklı kullanabilirler?
Sosyal medya, perdeleri açık kalmış pencere misali; o mecrayı kullanan herkesin seyrine açıktır. Görünür olmak, beğenilmek, şöhret duyguları nefsin aldatmacalı istekleridir. Bunlar ihtiyaç değil, arzulardır. Uzun süreli seyire maruziyet, mahremiyet duygusunu erkek ve kadın her ikisinde de zayıflatıyor. Doğalında olması gereken kıskançlık duygusunun dahi neredeyse kalmadığını, birbirlerini sergilemekten haz alındığını üzülerek izliyoruz. Mahremiyet duygularıyla beraber utanma hisleri de zamanla eriyor. Sosyal medya kişisel verilerin bilgilerin paylaşıldığı değil, ortak alanda bilinmesi gereken bilgi, olay ya da durumların paylaşılmasını sağlayan bir kolaylık olması gerekirken; akla hayale gelmeyecek sahne şovları ve paylaşımlarıyla fantastik bir dünyaya dönüşmüştür. Zamanla popülarite tutku olmaktan, ihtiyaç olma algısına evrilmiştir. Hatta popülarite ile liyakat karışır hale geldi. Ne kadar çok görünür isen o kadar iyisin demektir gibi bir algı gelişti.
İş ve ev hayatı dengesi birçok çiftin mücadele ettiği bir konu. Bir tarafta kariyer hedefleri, diğer tarafta evlilik ilişkisine yeterince zaman ayırma ihtiyacı var. Bu denge nasıl kurulabilir?
Her işte olduğu gibi ilişkiler de emek ister. Emek verilmeyen bir ilişkiyi sürdürmek oldukça güçtür. Bunun için de zaman ayırmak gerekir. Çiftlerin kaliteli, birbirlerine odaklı ortak aktiviteler planlamaları; en azından belli gün ve zamanları buna tahsis etmeleri ilişkiyi güçlendirecektir. İş hayatının getirdiği beklenti ve hırsları, hedefleri eşle ortak hedef haline getirmek, onu da bu hedefe sürüklemek ve aynı fedakârlıkları beklemek tüketici olacaktır. Zamanla tek taraflı fedakârlık algısı hayal kırıklıklarını, kırgınlıkları getirecektir. İş ve aile hayatını karıştırmamak, eşlerin ikisinin de bireysel çıkarlardan bize dönebilmesi süreklilik için şarttır. Gelecekte derin bir pişmanlık duymamak, yaşanmışları memnuniyetle kabul için eş ve çocuklara ayrılan her bir dakika değişilmez hazine kıymetindedir.
Teknoloji bağımlılığı günümüz evliliklerinde önemli bir sorun haline geldi. Çoğu kez bir eş diğerini “benimle değil, telefonuyla evli” olarak tanımlayabiliyor. Sürekli ekrana bakan eşler arasında iletişim nasıl sağlıklı tutulabilir? Teknolojinin evlilik ilişkisine zarar vermek yerine fayda sağlayabileceği yöntemler var mıdır?
Hayatın önemli bir bölümünü dolduran herhangi bir şey teknolojide olmak üzere kişiye ya da çevresine, ilişkilerine zarar veriyor ise bu bir bağımlılıktır. Ortak zamandan çalmak da bu zararın içindedir. Kişi telefon, tablet ya da bilgisayar elinde olmadığında kendini huzursuz hissediyorsa ve sürekli bu cihazların varlığını kontrol etme ihtiyacı duyuyorsa, bu cihazlarla meşgul olmadığında bir şeyler kaçırdığına dair huzursuzluk yaşıyorsa ve teknolojiye karşı yoğun bir meşguliyet söz konusuysa bu durumlar bağımlılığın işaretleridir.
Bu bağımlılığı o aygıttan belli aralıklarla tamamen uzaklaşarak, ailenin diğer fertleri ile farklı uğraşlar için zaman ayırarak çözülebilir. Bu eşi ya da ailesi için olduğu kadar kendisi için de gerekli bir durumdur. Bazen eşler birlikte zaman geçirebilmek için onun ilgi duyduğu oyun ya da programla ilgilenerek eşlik etmeye çalışırlar. Ama bunun da bir çözüm olmadığını sıklıkla belirtiyorlar. Dolayısıyla teknolojiden bağımsız alanlar oluşturmak, diğeri hakkında daha çok farkındalık sağlayıp onun ihtiyaçlarına daha sağlıklı cevap verme şansı doğar. Onun duygularını fark etme, çevrede olup biten hakkında fikir sahibi olma imkânı doğar. Bu sebeple teknolojik aletlerden tamamen bağımsız aile bireylerinin birbirine ayıracak zamanının olması gerekiyor. Anıları canlandıracak bir fotoğraf albümüne birlikte bakmak, kütüphanedeki kitapları elden geçirmek, bir akraba ve ya dostla birlikte muhabbet etmek örnek olabilir.
Kıskançlık pek çok evlilikte görülen doğal bir duygu, ancak bazen sağlıksız boyutlara ulaşabiliyor. Bir ilişkide ne kadar kıskançlık normal karşılanabilir? Kıskançlığın patolojik bir hal aldığını gösteren işaretler nelerdir? Aşırı kıskançlıkla baş etmek için çiftler kendi aralarında hangi yöntemleri uygulayabilirler?
Kıskançlık mevzusu birkaç parametrede incelenebilecek bir konu. Özellikle ikili ilişkiler için konuşacak olur isek eşlerin birbirini hiç kıskanmaması doğal değildir. Ancak kıskançlık duygusunun aşırı huzursuz edici, kontrolcü ve tahakküm kuran, suçlayan, tehdit eden, şiddet gösteren bir hal alması bir patoloji olabileceğini düşündürür. Bu derece sağlıksız bir hal alması durumunda uzmandan yardım almak gerekli olabilir. Bazen ağır narsistik kişilik bozuklukları veya bir başka kişilik patolojilerinin bir sonucu olarak, bazen de paranoid düşünce veya hezeyanlarla seyrediyor olabilir. Ancak bundan daha hafif sayılabilecek kıskançlıklarda güven duygusunun sarsılmaması çok önemlidir. Bunun için de gizemli, merak uyandırıcı, saklayan, gizleyen tutumlardan kaçınmak daha iyi olur. Mümkün olduğunca eşin hassas olduğu konuları hafife almamak, saygı duymak, onun hassasiyetinin farkında olduğunu belirterek şeffaf olmaya çalışmak ilişki için daha sağlıklı olabilir.
Evlilikte yıllar geçtikçe günlük rutinler, ilişkinin tazeliğini etkileyebilir. Uzun süren bir evlilikte eşler arası muhabbetin ve sevginin ilk günkü gibi canlı kalması için neler yapılabilir?
Evliliğin ilk yıllarında olan muhabbet veya aşk zaman içerisinde şefkat, merhamet, anlayışla devam eder. Birbirlerine olan ilginin devamını sağlamak ise saygıyla mümkündür, birbirine saygısını kaybeden eşler zamanla birbirlerinden uzaklaşırlar. İhtiyaçlarını ve isteklerini karşılıklı olarak göz ardı ederler. Bunun yanı sıra eşlerin hayatlarını ortak sürdürdükleri bilincinde olmaları önemlidir. Ortak hayat gayeleri edinmek; birbirine değer vermek ve birçok konuda istişare edebilmek, eski mevzulara takılmamak muhabbeti devamlı kılan bir durumdur. Diğerinin duyguları, ihtiyaçları ile ilgilenmek, ona yardımcı olmaya çalışmak, destek olmak evliliğin temel gereklerindendir. Eşinin sıkıntısını, üzüntüsünü anlamak ve kabul etmek; onun yanında olmak muhabbetin getirdiği bir şeydir. Her zaman her konuda aynı düşüncede olunmasa dahi kabul etmek, saygı duymak süreklilik için gereklidir. İlk günkü aşk ve muhabbet, fiziksel değişimler gibi değişir ve olgunlaşır. Bir hikâye anlatılır: Yaşlı bir adam demans olan karısını zorlukla da olsa her gün ziyaret eder. Adama sorarlar karın seni hatırlamıyor, tanımıyor ki sen neden zorlukla her gün geliyorsun. Adam cevap verir : “O beni anımsamıyor olabilir ama ben onu hâlâ hatırlıyorum.”
Evlilik sonrası aile büyükleriyle ilişkiler nasıl yönetilmelidir? Özellikle kayınvalide veya kayınpeder ile yaşanan sorunlar birçok evliliği etkileyebiliyor. Yeni evlenen çiftler kendi yuvalarını kurarken geniş ailelerle ilişkilerinde nasıl bir denge kurabilirler?
Karşılıklı olarak her iki tarafın da anne baba, büyüklere karşı saygılı ve anlayışlı olması önceliklidir. Farklı düşünce, kültür, geleneklere sahip olunabileceğini kabul etmek önemlidir. Hürmet ve saygı bizim kültürümüzde çok önemli yer edinmiştir. Büyükler her zaman el üstünde tutulur, onların bazen kırıcı davranışlarına hoşgörü gösterebilmek de bir erdemdir. Her şeye rağmen aşılamayan zorluklarda anne, baba ilişkisi ve eş ile olan ilişkiyi karıştırmamak önemlidir. Bazen ayrı yürütülmesi gereken bir ilişkiye de dönüşebilir. Taraf olmaya çalışmak; bir tarafı haklı, diğer tarafı sürekli haksız algılamak ilişkileri daha içinden çıkılmaz hale getirir. Kaldı ki ilişkileri haklılık üzerinden değerlendirmek çok yanıltıcı ve bencilce olur.
Evlilikte farklılıkların bir imtihan vesilesi olarak kişiyi olgunlaştırdığı söylenir. Bazen olumsuz gibi görünen karakter farklılıkları, eşlerin birbirini sabırla eğitip geliştirmesine vesile olabilir mi? İdeal eş seçiminde manevi değerler açısından nelere dikkat edilmeli? Allah’ın insanın kendisini tanıma ve nefsini terbiye etme yolunda sınaması açısından evliliğin rolü nedir?
Evlilik imtihanla olgunlaşma için bir vasıtadır. Rum Suresi 21. ayette der ki: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”
Ömer Çelik tefsirinde de der ki Cenâb-ı Hak, eşler arasına şu üç mühim fizikî ve rûhî kanunu koyduğunu beyân eder:
› Eşler hem bedenen hem rûhen sükûna ve huzûra ermek için birbirine muhtaçtırlar.
› Allah eşler arasına birbirlerini sevip kaynaşmalarını ve sağlam bir beraberlik oluşturmalarını sağlayacak kuvvetli bir muhabbet koymuştur.
› Eşlerin birbirini koruyup gözetmeleri ve ihtiyaçlarını gönüllü olarak karşılamaları için aralarına güçlü bir merhamet ve şefkat hissi yerleştirir.
Nefs bencildir, sabırsızdır ve zorluklara boyun eğmek istemez. Aslında zorluklar olgunlaşma fırsatlarıdır. Dünyada bir okula veya işe girerken dahi sınava tabi tutuluruz. Bu sınavlar nihayetinde hakkımız olan kadarına kavuşuruz.
Eşlerle olan imtihanlar, şu konularda bazen biri, bazen birkaçıyla olabilir.
1. Sabır İmtihanı
Eşin kusurlarına, farklı huylarına, sabırsızlıklarına karşı tahammül gösterebilmek. Maddi sıkıntı, hastalık, aile sorunları gibi durumlarda sabırlı davranmak.
2. Ego (Benlik) İmtihanı
“Haklı olmak” uğruna gereksiz tartışmalara girmek en sık imtihanlardandır. Hakkını savunmak yerine huzuru tercih etmek de aslında bir seçenektir. İsteklerimiz konusunda ısrarcı olmak yerine diğerinin ihtiyaç ve isteklerini önceleyebilmek ilişkide sıcaklığı arttırır.
3. Teslimiyet İmtihanı
Eşi değiştirme, kontrol etme çabası yerine kabul etmeyi öğrenmek. Bir başkasını değiştirmek o istemedikçe zaten mümkün değildir.
Hadis-i şerifte ifade edildiği üzere “Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Hep seni hoşnut edecek şekilde davranamaz. Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle de faydalanabilirsin. Şayet doğrultayım dersen kırarsın. Kadının kırılması da boşanmasıdır.” (Müslim, Radâ 59)
4. Şehvet ve Sadakat İmtihanı
Gözünü de gönlünü de haramdan koruyabilmek, helal ile yetinmeyi bilmek de bir imtihandır. Sosyal medya bu konuda tehlikeli mecralardır.
5.Bağışlama İmtihanı
Hataları sürekli gündemde tutmak, biriktirip tartışmaya dönüştürmek de ciddi sorunlardandır. Bağışlamak bir erdemdir ve ilişkiyi güçlendirir. En zor imtihan denilebilir.
6. Öfke Kontrolü İmtihanı
Kırıcı, küçümseyici, suçlayıcı sözlerden sakınma becerisini gösterebilmek mühimdir... Diline hâkim olmak ve bazen susmak konuşmaktan daha hayırlıdır.
7. Kanaat İmtihanı
Dünya hırsları ile mevcut olana kanaat yerine daha fazlasını talep etmek, harama açılan kapılar da tehlike oluşturur.
8. Fedakârlık İmtihanı
9.İman ve Takva ile İmtihan.
Yıllarca süren bir evlilik deneyiminin ardından, mutlu ve sağlıklı bir evlilik için genç çiftlere vermek istediğiniz en önemli tavsiyeler nelerdir? Kendi meslek hayatınızda gözlemlediğiniz en başarılı evliliklerin ortak özellikleri nelerdir?
Bir evlilikte sürekli mutluluk diye bir kavram yoktur. Bunu hedeflemek hiç gerçekçi değildir. Evliliklerde bazen zorluklar, anlaşmazlıklar, sıkıntılar olacaktır. Bu durumlarda aktif sabır göstermek önemlidir. Zorluk ve anlaşmazlığın olmadığı yerde ilişki sürdürmek zaten kolaydır ama her konuda ortak duygu ve düşüncelere sahip olmak her zaman mümkün değildir. Bu aynı aile içinde yetişen bireyler için bile böyledir, kaldı ki farklı kültürlerde ve ailelerde yetişmiş kişiler bir araya geldiğinde bazı farklılıklardan doğan çatışmaların olması da olağandır. Bu noktada farklılıkları gerektiği ölçülerde kabul etmek, bazı durumlarda esneyebilmek; kabul edilmesi güç durumlarda diğerine bunu anlatabilmek, gerektiğinde hoşgörü göstermek, diğerini sürekli değiştirmeye çalışmamak, üzerine düşen rolü kabul etmek, erkeğin eş ve baba olmanın gerektirdiklerini yapmayı kabul etmesi, kadının da yine eş ve anne olarak üzerine düşen sorumlulukları elinden geldiğince yerine getirmesi evlilikte en önemli unsurlardandır. Hatta vazgeçilmez şartlardır. Evlilik başlı başına bir sorumluluktur, bundan kaçınmaya çalışmak dengeleri bozar, roller karışır ve çatışmalar ortaya çıkar. Sürdürülebilir, anlayışlı ve muhabbetli, huzurlu bir evlilik için birbirlerini gözetmek, korumak, anlamaya çalışmak, kabullü, kanaatkâr ve destekleyici olmak anahtarlardır. Erkeğin evin rızkı, çocukların terbiyesi ve korunması ile ilgili sorumlulukları kadının da evinin sahibi ve koruyucusu olarak sahiplenmesi temel süreklilik prensiplerindendir. Şimdiye dek gördüğüm iyi evliliklerde karı kocanın zor zamanları paylaşabilen, anlayışlı, şefkatli, sorumluluk sahibi, kanaatkâr insanlar olarak bir arada kaldıklarına şahitlik ettim.
