Şaban Özdemir'le Sunuculuk ve İletişim Üzerine
Biyografi anlamında biraz kendinizden bahseder misiniz?
1981 yılında Trabzon’da dünyaya geldim. 1993 yılında İstanbul’a geldik. İlk ön lisans, Niğde Üniversitesi Radyo TV Programcılığını kazandım. 2 yıl boyunca Niğde’de kaldım. Aynı yıl hem DGS’ye hem ÖSS sınavına hazırlandım. Tekrar ÖSS oldu. Selçuk Üniversitesi Gazetecilik Bölümünü kazandım. 4 yıl da Selçuk Üniversitesi’nde eğitimimi sürdürdüm. Okula kaydın hemen ardından Kon TV’de işe başladım. 2004 yılında meslek hayatına da başlamış oldum. 2008’e kadar yaklaşık 4 yıl orada çalıştım; sonrasında Konya TV’nin oluşum aşamasında bulundum. 2,5-3 yıl kadar da burada görev aldım. Muhabirlik, ana haber bülteni sunuculuğu, haber müdürlüğü görevlerinde bulundum. Sonrasında TRT Ankara merkezde stajyer muhabirlik görevim oldu. Sonrasında da İstanbul’da İhlas Haber Ajansı (İHA)’da 2,5 yıl kadar görev yaptım. 2011 yılı itibari ile de NP Grup-Üsküdar Üniversitesi çatısı altında basın danışmalığı görevimi yürütüyorum. 6 yıllık da evliyim.
Biraz zor bir soru ama kendinize dair neler söylemek istersiniz; ilkeler, hobiler, iş ahlakı, insan ilişkileri anlamında kendinize dair neler söyleyebilirsiniz?
Önce dinlemeyi bilmek… Dinlemeyi bilmek, anlamaya da açık olmak demektir. Haber yapmak için bir yere gidiyor olabilirsiniz; bu haberi objektif bir şekilde aktarabiliyor olmanız için önce dinleyip o olayı anlayıp idrak edip sonrasında aktarabiliyor olmanız gerekiyor, sağlıklı olmasını istiyorsanız eğer. Dinlemek benim için önemli bir ilke. Habercilik bunu kazandırdı bana. Hoşgörü de önemli ilkelerimden biri. Ecdadımızdan ve mensubu olduğumuz dinimizin gereği; biz Müslümanlar için çok önem verip dikkat etmemiz gereken bir kavram.
Eleştiri ve eleştiriye açık olmak da önemsenmeli. Ülkemizin en büyük problemlerden biri; eleştirilerimizi yapıcı değil, yıkıcı manada yapıyor olmamız. Biraz daha yapıcı olabilirsek eğer, ülke ve insanlık için daha hayırlı ve daha faydalı şeyler yapabilmek mümkün olacaktır. İhlaslı olabilmek de benim için çok önemli hatta hayatımın amacı diyebilirim. Hayatımın her anında buna dikkat ederim. Vefa, sabır, tevazu, merhamet ve adalet… Her biri benim temel ilkelerimden.
Dünyada en zor olan şey adaletli olmak, bunu hayatımda uygulamaya çalışıyorum. Merhamet de yaşamıma dair anahtar kelimelerimden biri. Zaten her insan yaradılış gereği merhamet duygusu ile yaratılıyor. Allahu Teâlâ onu kalbinin bir yerine nakşediyor. Aslında insan olmak da bu ilkeleri içselleştirip hayatında fiiliyata dökmeyi gerektiriyor. Lütuf değil, ancak günümüzde birçoğumuz için ayrıcalık olmuş. Maalesef, bahsedilen duyguların hep göz ardı edildiği, hayatımızın bir kenarına ittiğimiz bir dönem ve süreçten geçiyoruz. Dikkatli ve daha hassas olmalıyız.
Biraz konudan konuya geçiyoruz ama bu değerlerin yitimiyle biz insanların mutluluk kavramları da değişti. İnsanlarımız bugün depresyona daha kolay sürükleniyor. Artık aileler küçüldü, geniş aile kavramı bitti, çekirdek ailelere dönüyoruz. İnsanlar, yeni doğan çocuklar, bebekler anneanne/dede görmeden yaşamlarını tamamlayabiliyor, ne üzücü! Onların anneanne ve dedeleri bugün; teknolojik cihazlar, bilgisayarlar, akıllı telefonlar olabiliyor… Anne ve babalar, çocukların asıl ihtiyaç duydukları asli kavramlardan uzaklaşıp kendi hallerinde, farklı odalarda oturup hayatlarını idame ettirip çocuklarını da bakıcılar tutarak yaşar hale geliyorlar. Çevremizde de görüyoruz, çocuklarına bakıcı tutmuşlar; annesi toplantıda, baba başka bir yerde… Evde bir arada olsalar da duygusal odakları yok, her biri başka yerlerde.
Herkesin küçükken bir meslek hayali olur; sizin hayaliniz neydi?
Bir kişinin, bir kulun üstüne düşen önemli görevlerden biri de istemek, istemeyi bilmek ve bunun için de mücadele etmektir. Allah her insana yetenekler bahşetmiştir. Bu yetenekleri, Allah’ın insanlara hediyesi olarak görüyorum ben. Onu yaratan, yaşamda mücadele etmesi için ona çeşitli donanımlar yükler; yetenekler de bu donanımlardan. Bize düşen ise o yetenekleri yönetmek, bir anlamda geliştirmek ve yaşama uygulamak. Burada anne babaya da büyük görevler düşüyor. Çocuklarının başarılı olabileceği alanları görüp onları desteklemeleri çok önemli. Anne ve babalar bu bağlamda biraz daha bilinçli olmalılar. Ebeveynlerin çocuklarını yönlendirirken kendi görmek istedikleri yerler üzerinden değil de çocuklarının yetenekleri doğrultusunda yönlendirmeleri, bireyin mutluluğu için çok çok önemli.
Her insan ön planda olmayı ister. Sunuculuk, televizyonculuk da ön planda olmayı gerektiriyor. Ayna karşısında şarkılar söylediğimi, elimde mikrofona benzer (mikrofon olmayan) araçlarla konuştuğum çok dönemim olmuştur. Bir şeyleri anlatan, bir şeyleri aktaran, bir şeyleri paylaşan, yaşama dair bir şeyleri sunan, düşüncelerini fikirlerini önerilerini aktaran biri olmayı hep istemişimdir. Gazeteci olmayı hayal ettim. Bunların hepsini yapabiliyor olmak demek, gazeteci olmak demek aslında. Hamdolsun, istediğim bir mesleği şu an icra ediyorum.
Aslında hiçbirimiz dörtdörtlük insanlar değiliz, sadece buna talibiz. İnancımızın gerektirdiği ölçülerde davranabilmek ve insan olabilmeyi başarabilmenin telaşını yaşıyoruz; farkında olanlar tabi. Bu farkındalığımız her daim olsun inşallah.
Özellikle sunucular için diksiyon çok önemli. Siz diksiyonunuzu nasıl geliştirdiniz?
Bence iyi bir diksiyon için, çok iyi bir kulağa sahip olmak ve iyi bir dinleyici olmak gerekiyor. İşitmeyi kastetmiyorum. Dinlemek ile işitmek farklı kavramlar. Dinlemek ona istekli olmak ve bir hazırlık evresi gerektirir. İşitmek ise gelen her şeye açık olmak demek. Dinlemek biraz daha motivasyon gerektiriyor. Bu yüzden iyi bir diksiyon için de iyi bir kulak terbiyesine ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Diksiyonla ilgili olarak ilk eğitimimi Konya’da aldım. Konya Büyükşehir Belediyesi’nin diksiyon eğitim kursuna katıldım. Kendimce başarılı da geçti. Sonraki yıllarda Üsküdar Üniversitesi sürekli eğitim merkezinin düzenlediği, TRT baş spikeri Emin Baykırkık Hocamdan ders alarak devam ettirdim. Çok verimli bir eğitim dönemi geçirdim. Eğitimin yaşı ve süresi yok onu da söylemeden edemeyeceğim. Tabi oralar bize sadece kılavuz oluyor. Biz biraz da gayretimizi kendi başımıza kaldığımızda gösteriyor olmamız gerekiyor. Orada aktarılanlar yeterli olmuyor. Dolayısıyla kişisel gayret ve çabalar çok önemli. Konya’da diksiyon kursuna gittiğim sürede ağzımda kurşun kalemi hiç eksik etmezdim.
İlk dönemler, Karadeniz’de doğup büyümenin getirdiği bir şive vardı bende. İstanbul’a ilk geldiğim yıllarda arkadaşlarca da alay konusu olmadım desem yalan olur… Şükürler olsun ki bunları bugün oldukça aştım. Bu anlamda eğitim çok önemli. Kişi yaşamında bir rehbere ihtiyaç duyuyor. Çünkü kendi hatalarını fark edemeyebiliyor, farkında olamayabiliyor. Bunun ne yaşı ne süresi ne bir dönemi ne de zamanı var… Ses de çok önemli. O da Allah’ın hediyesi bize. Bir kumaştan bir şeyler yapacaksanız o kumaşın kalitesi mühim. Güzel konuşmak yetenek mi değil mi hep tartışılır. Nörolojik, biyolojik bir konuşma bozukluğunuz yoksa herkes güzel bir Türkçe ve diksiyona sahip olabilir. Önemli olan, iyi bir eğitimle doğru kelimelerimizi doğru ton ve vurgulama ile kullanabiliyor olmak… Allah bir şeyi yaratmışsa yanında bir dolu güzellik de bahşetmiştir. Çirkin ses yoktur; yetiştirilmemiş/eğitilmemiş ses vardır diye düşünüyorum…
TV ekranlarında insanları bilgilendiren, haberdar eden bir konumda olmak sizde hangi duygu ve düşünceleri uyandırıyor?
Ön planda olmayı sevmek, gerektiğinde de terk edebilmek gerekir. Ekranda olduğunuz sürece oranın doyumu farklı oluyor, felakete götürebilecek bir yönü de var. Ama kendini bilenler bunun üstesinden gelebiliyor (Allah bizi de onlardan eylesin).
Dışarı çıktığınızda sizi tanıyanlar oluyor, sizinle sohbet etmek isteyenler. Bu sizi mutlu ediyor. Düşünsenize sizinle hiçbir bağlantısı olmayan biri bunun üstünden sizinle iletişim kuruyor. İnsanın egosunu ciddi besleyen bir şey. O yüzden ben çok dikkat etmeye çalışıyorum. Orası bir görev, icra edip iniyoruz. İnsanlığı çok iyi becerebiliyor olmalıyız. İnsan olduğumuzu da hiçbir zaman unutmamalıyız. Bu rol ve statü kargaşasını yaşayanlar günlük hayatında mutlu olamıyor. Eşine, çevresindekilere yersiz tavırlar sergileyebiliyor. Bu nasıl bir yaşam? Böyle sürmesi halinde kişiler bir süre sonra yalnız kalacaktır. Bu mesleğin de en büyük dezavantajı bu. Aldanmamak gerekiyor. Bu meslek gruplarını icra ediyorsanız, bıçak sırtında dengede durabilmeyi iyi başarabilmelisiniz. Ölümlüyüz ve ölüm bize çok yakın. Neyi icra ederseniz edin, nasıl yaşıyorsanız yaşayın, sonuç belli.
İletişim her şeyi etkileyen bir unsur. Tabi sadece maddi değil, manevi iletişim de var. İnsan ve hayata dair manevi iletişim anlamında neler söylemek istersiniz?
Maneviyatı göz ardı etmek mümkün değil. Tek kanatlı uçmak mümkün mü, değil. Sadece bu dünyaya odaklanıp yaşamak mümkün mü, değil. Sadece ahirete odaklanıp yaşamanın mümkün olmadığı gibi. Aslında bu, her alana uygulanabilmesi gereken bir düşünüş olmalı. Çift kanatla uçmak mümkün. O yüzden maneviyat benim hayatımda her şey... Yapmaya çalıştığım her şeyde ihlaslı olmaya gayret ederim. İşimde, arkadaş ve aile ilişkilerimde Allah rızasını önemserim. O yüzden ben ilişkilerimde maneviyatı çok önemsiyorum…
İlişki deyince zaman zaman sıkıntı yaşıyor olabiliriz; günümüzde zaten insanın insanla sınavı var. İnsanın insanla sınavının çok mühim olduğu bir zamandayız. İşte bu sınavı da en iyi şekilde geçebilmemiz için maneviyatı önemsemeliyiz. İlişkilerimizi beklentisiz yapabiliyor olmalıyız. Beklentisiz hareket edebilmek ihlaslı olabilmek… Beklentili olmak ise riyakârlık...
Geçen gün Prof. Dr. Nevzat Tarhan Hocamız bir röportajında şöyle demişti: “Bugün sana büyük bir ülkenin lideri cep telefonu numarasını verse ve sana dese ki: “Başın sıkıştığında, yardıma ihtiyacın olduğunda beni ara...” Mutluluktan havalara uçarız değil mi? Allahu Teâlâ da tabiri caizse sana telefonunu veriyor işte: Namaz… Direkt bağlantılı olduğun, arada kimsenin olmadığı tek yer. Bunun için neden sevinmiyoruz ki?” Dolayısıyla namaz da çok önemli.
Allah’ı, en çok insanda bulur yine onda kaybederiz. Yaşantımızın anlamlı ve huzurlu olması için yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmeli, o bakış açısıyla bakabilmeyi başarabilmeliyiz.
Mevcut çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Şu an Marmara Üniversitesi yüksek lisans programında tez aşamasındayım; 2-3 aya kadar inşallah bitireceğim. Orada da kuşakların medya kullanım alışkanlıkları üzerine çalışma yürütüyorum. Dijitalleşme üzerine. Bugün bütün etkileşimimiz sosyal medya üzerinden oluyor. Zaten etkileşime de sosyal medya olanak tanıyor. Bilgisayar teknolojisiyle dijital medya o kadar yaygınlaştı ki özellikle yeni doğmuş bebekler bile anne demeden önce “tıkla” demeyi öğreniyor. Artık 2-2,5 yaşlarında çocuklar arama motorlarından birine giriyor ve sesli arama özelliği ile izleyeceği çizgi filmin ismini söyleyerek bulup izliyor. Dijitalleşmenin geldiği noktayı da iyi okumak, iyi değerlendirmek, iyi kullanmak gerekiyor. Bununla alakalı bir kitap projem var inşallah. Hali hazırda Üsküdar Üniversitesinde çalışmalarımız sürüyor. Üsküdar Üniversitesi Televizyonu kurduk, onunla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Burada çok değerli abim Uğur Canbolat ile haftalık “Bizim Kıraathane” programı yapıyoruz canlı olarak. Dost meclisinde abi kardeş sohbeti yapıyoruz. Yeni TV projeleri de var, bunları değerlendiriyoruz.
