Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Peygamberimizin (sav) Müjdesi İstanbul'un Fethi / Prof.Dr. Fahameddin Başar

Bu Yazıyı Paylaşın:
Peygamberimizin (sav) Müjdesi İstanbul'un Fethi / Prof.Dr. Fahameddin Başar

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’un fethi için ön hazırlık olarak neler yaptı?

Sultan Mehmed, fethin kolay olmayacağını biliyordu. Çünkü İstanbul, bin yıldan fazla bir süre Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olup çok sağlam, müstahkem surlara sahipti. İstanbul surları için, “Ortaçağ’ın en güçlü savunma hattı” der Semavi Eyice hocamız. Hakikaten öyledir. İstanbul’u dört taraftan kuşatan, kara ve deniz tarafından çeviren bu surlar, şehri asırlar boyunca birçok saldırıdan, kalabalık orduların kuşatmasından korumuştur. Fatih Sultan Mehmed’den önceki hükümdarlar da İstanbul’u birçok defa kuşatmışlardı. Hatta İstanbul kuruluşundan beri, farklı milletler tarafından defalarca kuşatılmıştı. Türklerin İslam öncesi kuşatmaları, nihayet Emevilerin, Abbasilerin kuşatmaları, Rusların, Macarların kuşatmaları hep başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Kuşatanlar şehrin surlarını aşamamışlardı. Müslümanların 669 yılında gerçekleştirmiş olduğu bu ilk kuşatma sırasında, sahabeden Ebu Eyyub el-Ensarî de bu kuşatmaya katılmış ve surlar önünde şehit düşmüştü. Şehir, Osmanlılar zamanında da ilk defa Yıldırım Bayezid döneminde, Bayezid’den sonra yaşanan ve karışıklıklarla geçen Fetret Devri’nde bile Musa Çelebi tarafından ve nihayet Fatih Sultan Mehmed’in babası II. Murad tarafından birçok defa kuşatılmış ama fethedilememiştir. Hatta Yıldırım Bayezid’in kuşatması 8 yıl sürmüş, buna rağmen İstanbul surları şehri korumuştur.

Bütün bunları çok iyi bilen Fatih Sultan Mehmed, fethi gerçekleştirmek için çok iyi hazırlık yapmıştır. Evvela İstanbul kuşatması sırasında Bizans’a Batı’dan, Karadeniz üzerinden gelebilecek yardımları önlemek amacıyla, büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in İstanbul Boğazı’nın Anadolu kıyısında yaptırmış olduğu Anadoluhisarı’nın karşısına Rumelihisarı’nı yaptırdı. 1452 yılı Nisan ayında başlayan bu hisarın inşası 4-5 ay gibi kısa bir süre içerisinde tamamlandı ve 1452 Ağustos ayında artık Boğaz’ın Avrupa kıyısında da bir hisar, yani bir kale vardı. Bu hisar, dönemin kaynaklarında Boğaz Kesen Hisarı olarak anılır. Nitekim Fatih Sultan Mehmed, bu hisara yerleştirdiği muhafızlardan, Boğaz’dan geçen her türlü geminin izin almadan geçmesine izin verilmemesini istemiştir. Nitekim bu sırada Bizans’a yardım getiren bir Venedik gemisi izinsiz geçmeye kalkışmış ve bu hisardan atılan top atışı sonucunda batırılmıştır.

Rumelihisarı’nın inşasıyla Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u kontrol altına almış oldu. Artık Osmanlılar 1452’de Boğaz’ın her iki tarafında bir kale sahibidir ve Boğaz’ı kontrol altına almışlardır. Fatih’in bu projesi aslında İstanbul ve Anadolu hâkimiyeti için gerekli olan Boğazlara sahip olma düşüncesinin de ilk projesidir. Böylece Türkler, 1452’de İstanbul Boğazı’na hâkim olmuşlardır.

Fatih Sultan Mehmed, Rumelihisarı’nın inşası sırasında daha başka hazırlıklar da yapmaktaydı. Bir yandan donanma güçlendiriliyor, bir yandan da topçu birlikleri hazırlanıyordu. Hisarın tamamlanmasından sonra bütün ordusunu Edirne’de topladı. Anadolu askerlerinin ve donanmanın da kuşatmaya katılması için hazırlıklar yapıldı. Surların aşılmaz olduğunu bildiği için, kuşatma muharebelerinde gerekli olan her türlü hazırlığı yaptı. O zamana kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürdü, yürüyen kuleler, mancınıklar hazırlattı.

Kuşatma ne zaman başladı ve nasıl cereyan etti?

Edirne’de bütün hazırlıklarını tamamlayan Sultan Mehmed, İstanbul’a hareket emrini verdi. 1453 yılı Nisan başlarında Edirne’den yola çıkan ordu 5 Nisan’da surlar önüne geldi. Hemen kuşatma düzeni alındı. Padişah, şehrin kan dökülmeden teslimi için imparatora elçi gönderdiyse de kabul edilmedi. Bunun üzerine 6 Nisan’da şehrin son kuşatması başlamış oldu.

Sultan II. Mehmed, 6 Nisan Cuma günü İstanbul’u kuşatmaya başlamış, Osmanlı ordusu İstanbul surlarının her tarafından hücuma geçmişti. Hücumlar daha çok Yedikule ile Ayvansaray arasındaki kara surları üzerine yoğunlaşmıştı. Donanma da Marmara tarafındaki surlara zaman zaman hücum etmekteydi. Donanmanın Haliç’e girmesi ise mümkün değildi. Çünkü Bizanslılar, her kuşatmada olduğu gibi bu son kuşatmada da Haliç’in girişini zincirlerle kapatmışlardı.

İstanbul’un fetihle sonuçlanan bu son kuşatması 53 gün kadar sürmüştür. Yaklaşık 2 ay devam eden bu kuşatmanın bazı önemli dönüm noktaları vardır. Bunlardan birisi, 20 Nisan’da Zeytinburnu açıklarında cereyan eden deniz savaşıdır. Bu tarihte üç Ceneviz ve bir Bizans gemisi İstanbul’a asker, mühimmat ve erzak yardımı için gelmişlerdi. Bu gemileri durdurmak isteyen Osmanlı donanmasıyla yapılan deniz savaşında Osmanlı deniz kuvvetleri başarısızlığa uğramış ve bu yardım gemileri Haliç’e girmeyi başarmış, Bizans’a erzak ve mühimmat getirmişlerdir. Bu mağlubiyet Osmanlı ordusunda büyük bir moral bozukluğuna sebep olmuştur. Öte yandan bu deniz savaşını Zeytinburnu sahilinden izleyen genç hükümdar II. Mehmed de çok üzülmüş ve donanma komutanı Baltaoğlu’nu azlederek yerine Hamza Beyi getirmiştir.

Fatih’in İstanbul kuşatmasındaki ikinci önemli proje, 21-22 Nisan gecesi, Osmanlı donanmasından 70 kadarının karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi olayıdır. Fetihle sonuçlanan kuşatma için bu harekât çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü Haliç surları, kara surlarına göre aşılması daha kolay surlardır. Bu surlar, kara surları kadar yüksek ve 3 kademeli değildir. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmed Haliç surlarına da hücum etmek ve böylece kuşatmanın cephesini genişleterek savunanları zayıflatmak için, donanmanın Haliç’e girmesinin şart olduğunu daha önceden planlamış ve hazırlıklarını ona göre yapmıştı. Fatih’in gemileri karadan yürüterek Haliç’e indirmesi, günümüzde tartışma konusu da olmuştur. “Bir gece içerisinde 70 kadar gemi karadan nasıl Haliç’e indirilir ve bunu Bizanslılar nasıl fark etmezler?” şeklinde yorumlar yapılmıştır. Hakikaten o gece bu gemiler karadan yürütülerek Haliç sularına indirilmiştir; ancak bu projenin hazırlıkları çok önceden yapılmıştır. Üstelik bu gemiler, çok büyük gemiler de değildir; bunları büyük gemiler olarak düşünmeyelim. Muhtemelen bu gemilerin bir kısmı Kasımpaşa ile Okmeydanı arkalarındaki ormanlık alanlarda inşa edilerek, derelerin de yardımıyla Haliç’e indirilmiştir. Ayrıca gemilerin taşındığı güzergâh üzerindeki hazırlıklar da çok önceden yapılmış olmalıdır.

Netice itibarıyla 22 Nisan sabahında artık Osmanlı donanması Haliç limanına da girmiştir ve artık Haliç surları da kuşatma altına alınmıştır. Şehri savunanlar, birliklerinin bir kısmını Haliç surlarına yönlendirmek zorunda kalmışlar ve böylece kara surlarındaki savunma zayıflatılmıştır. Fatih’in amacı da budur aslında. Donanmanın bir kısmı da Marmara surlarından şehre hücum etmektedir ve böylece şehrin dört tarafından artık kuşatma bütün şiddetiyle başlamıştır. Nihayet, günlerce devam eden bu kuşatma, Fatih’in bütün komutanlarına yaptığı konuşmasından sonra, 29 Mayıs 1453 sabahında yapılan son genel hücumla fethe dönüşmüştür. Surlarda açılan gediklerden içeri giren Türk askerleri şehrin içine doğru ilerlemeye başlamıştır. Böylece, asırlarca Müslüman Arapların ve daha sonra da Müslüman Türklerin ideali olan fethe ve Peygamber Efendimiz’in (sav) “Kostantiniyye elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, askerleri ne güzel askerlerdir.” hadis-i şerifindeki müjdeye genç hükümdar Fatih Sultan Mehmed nail olmuştur. Artık “Feth-i Mübîn” gerçekleşmiş, Sultan II. Mehmed, haklı olarak gerçek bir Fatih unvanını almıştır.

Fetihten önce İstanbul’un genel durumu nasıldı? İstanbul’un fethinin yansımaları neler olmuştur?

Fetihten önce İstanbul, her yönden Osmanlı topraklarıyla çevrilmiş olan bir şehir devleti durumundaydı. Bir zamanlar dünyanın en geniş topraklarına sahip en güçlü devleti olan Bizans İmparatorluğu, artık yalnızca başkenti İstanbul’dan ibaret olan bir şehir devleti idi. Bizans artık ordusu ve nüfusu azalmış, savunmasını yalnızca İstanbul surları sayesinde yapabilen bir şehir devleti durumundadır. İmparator, kurtuluşu ancak Batı’dan gelebilecek yardımda görmektedir. Halk ise giderek küçülen ve yalnızca İstanbul’dan ibaret kalmış olan Bizans İmparatorluğu’nun başkentinin de kaybedileceğini düşünmektedir.

İstanbul’un fethi ile, Osmanlı Devleti’nin Rumeli ve Anadolu toprakları bütünleşmiştir. Bu sebeple, Halil İnalcık hocamızın da ifade ettiği gibi Osmanlı Devleti’nin asıl kurucusu Fatih Sultan Mehmed olmuştur. Osmanlı ülkesinin Rumeli ve Anadolu’daki toprakları bütünleşmiş, Osmanlı topraklarının ortasında bir ada gibi kalmış olan Bizans İmparatorluğu son bulmuştur. Bu fetihle, Ortaçağ kapanmış ve yeni bir çağ başlamıştır.

Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethi, aslında bu şehir için bir kurtuluş olmuştur. Çünkü coğrafî mevki bakımından, doğal güzellikler bakımından, stratejik açıdan çok önemli bir yerde kurulmuş olan bu şehir, Bizans İmparatorluğu döneminde sürekli gelişip büyümesine rağmen, zaman zaman da özellikle Bizans’ın son yüzyıllarında çeşitli isyanlar ve kuşatmalar dolayısıyla harap olmuştur, surları yıkılmıştır, şehrin içinde nüfus azalmıştır. Mesela, bir zamanlar nüfusu yarım milyona yaklaşan bu şehrin fetih öncesindeki nüfusu 40-50 bin kadardır. Bu şehir özellikle 13. yüzyıl başında, 1203-1204 yıllarında düzenlenmiş olan 4. Haçlı Seferi sırasında Latinler tarafından, Bizans’ın müttefiki olarak Haliç’e gelip girmiş olan Haçlı donanması tarafından işgal edilmiş ve Latinler burada 57 yıl kadar, yani 1204’ten 1261 yılına kadar sürecek olan bir Latin İmparatorluğu kurmuşlardır. Bu Latin hâkimiyeti döneminde şehir, hem 1204 yılındaki ilk işgal sırasında hem de Latinlerin şehirden ayrılmak zorunda kaldıkları 1261’de olmak üzere çok büyük tahribata uğramıştır. Latinler 1261’de İstanbul’dan ayrılmak zorunda kaldıklarında, şehrin taşıyabildikleri bütün zenginliklerini Avrupa’ya götürmüşler; taşıyamadıklarını ise ateşe verip yağmalayıp yıkmışlardır. Dolayısıyla İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed tarafından fethi, Latinler’in bu şehre yaptıkları ile karşılaştırılınca bir kurtuluş olmuştur.

Nitekim Fatih Sultan Mehmed, fetihten hemen sonra şehrin inşasını başlatmıştır. Fetihten sonra “Payitahtım İstanbul’dur.” demiştir ve Osmanlı Devleti’nin başkenti Edirne’den İstanbul’a taşınmıştır. Bu şehirde artık Fatih Sultan Mehmed ile birlikte Müslüman-Türk silueti belirmeye başlamıştır. Genç Fatih, yedi tepeli İstanbul’un ilk tepesinde Fatih Camii ve Külliyesi’ni inşa ettirmiştir. Daha sonra şehrin diğer tepelerinde de bu siluetin benzerleri ve daha muhteşemleri inşa olunacaktır. Süleymaniye Külliyesi, Sultan Ahmed Camii ve diğer camilerle artık İstanbul Fatih Sultan Mehmed’in İslam’a açtığı bir İslam şehri olmuştur. Bu şehir artık yalnızca Osmanlı Devleti’nin başkenti değil, aynı zamanda İslam dünyasının merkezi olmuştur ve sürekli gelişmiştir, büyümüştür.

Fatih Sultan Mehmed, şehrin azalmış olan nüfusunu da artırmak istemiştir. Fetihten önce ve kuşatma sırasında şehirden ayrılmış olan gayrimüslimlerin de şehre dönmesini istemiştir, onlar için düzenlemeler yapmıştır.

Osmanlı hükümdarları arasında Fatih Sultan Mehmed’in bir özelliği de adalete, insan haklarına çok önem vermiş bir hükümdar olmasıdır. Fatih Sultan Mehmed fethettiği yerlerde, başta İstanbul olmak üzere, bütün fütuhatı sonrasında, yeni fethedilen toprakların halkına âdil, hoşgörülü ve koruyucu davranmıştır. Onları inançlarında, yaşayışlarında serbest bırakmıştır. Nitekim İstanbul’un fethi sırasında da şehir halkı şehrin artık kaybedildiğini, Türklerin eline geçtiğini görünce şehrin en büyük mabedi olan Ayasofya’da toplanmışlardı. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’a girer girmez doğruca Ayasofya’ya gitmiş ve burada toplanmış olan Rumlara, “Korkmayınız! Korkusuzca evlerinize, işinizin başına dönünüz! Artık canınız, malınız bizim korumamız altındadır.” demiştir.

Yine bu fetihten hemen sonra, yıllardır mezhep mücadelesi dolayısıyla atanamamış olan Ortodoks kilisesine de bir patrik atamıştır. Keza aynı şekilde, şehirdeki Yahudi cemaatine ve Galata’daki Cenevizlilere de ahidnâmeler vererek benzer hakları tanımıştır. Hatta Bursa’da oturan Ermeniler de Fatih’i ziyarete gelmişler ve onlara da aynı haklar tanınmıştır.

Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmed insan haklarına, din ve vicdan hürriyetine çok önem veren bir hükümdar olmuştur.

Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinin çok yönlü anlamı vardır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Osmanlı Devleti’nin bütünlüğü için bu fetih gerekliydi. İkinci olarak ise Fatih Sultan Mehmed, asırlar öncesinden Hazreti Peygamberimiz’in (sav) müjdelediği bu şehri fethetmek istemişti, bunda da başarılı oldu.

Bunun yanında, Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethetmekle İslam dünyasının en önemli lideri oldu. Çünkü bütün Ortaçağ boyunca devam etmiş, Ortaçağ dünyasının ve Batı Hıristiyanlık âleminin Doğu’daki en önemli merkezi olan İstanbul’u, yani Konstantinopolis’i artık fethetmişti ve bu şehir artık bir İslam şehri olmuştu. Fetihten hemen sonra bu şehirde Fatih Sultan Mehmed’in kendisi ve devlet adamları, camiler, medreseler, çeşmeler inşa etmeye başlamış ve çok kısa sürede İstanbul Müslüman Türk kimliğine bürünmüştür. Nitekim daha sonra Fatih’in ahfadı tarafından halifelik de Mısır’dan alınacak ve İstanbul artık İslam dünyasının da başkenti olacaktır.

Aynı zamanda Fatih Sultan Mehmed’in bir diğer özelliği de ileriyi gören bir hükümdar olmasıydı. Fatih, Batı’nın İstanbul’a olan isteğinin bitmeyeceğini biliyordu. İstanbul’u korumak için fetihten önce nasıl ki İstanbul Boğaz’ında bir hisar inşa ettirmiş ve böylece kuzeyden, Karadeniz’den gelebilecek her türlü saldırıdan şehri korumayı planlamışsa, fetihten sonra da Batı’dan gelebilecek olan büyük tehlikeyi önlemek için, Çanakkale Boğazı’nın her iki yakasında iki kale inşa ettirmiştir. Fetihten sonra, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu kıyısında Kal’a-i Sultaniyye adı verilen ama daha çok bir çanağa benzediği için Çanakkale adıyla anılan bir hisar inşa ettirdi. Onun karşısında da bugünkü Eceabat’ta Kilidü’l-Bahr adı verilen bir kale inşa ettirdi. Böylece, İstanbul’a yönelik tehditleri bu kalelerle, daha Marmara’ya girmeden, Çanakkale Boğazı’nda durdurmayı planlamıştır. Fatih’in inşa ettirmiş olduğu bu kaleler, bizim şimdi 100. yılında çeşitli etkinliklerle yeniden hatırladığımız ve değerlendirdiğimiz Çanakkale muharebelerinde de Çanakkale’yi geçilmez kılmış ve zaferin kazanılmasında rol oynamıştır.

İstanbul’un fethinde Akşemseddin Hazretleri’nin ve diğer maneviyat ehlinin nasıl bir rolü vardır?

Şehrin fethinde dönemin âlimlerinin, özellikle Akşemseddin Hazretleri’nin çok önemli rolü olmuştur. Keza bu şehirde, ilk İslamî dönemden itibaren şehre yönelik yapılan harekât sırasında surlar önüne kadar gelip burada şehid olmuş olan Müslümanlar vardır. Emeviler dönemindeki ilk kuşatma sırasında, yani Müslümanların ilk İstanbul kuşatmasında muharebe eden askerler arasında pek çok sahâbi de vardı. Bunlar arasında, ilerlemiş yaşına rağmen Ebu Eyyub el-Ensârî Hazretleri de bulunuyordu ve bu ilk kuşatma sırasında surlar önünde şehit olunca, hemen surların yakınında defnedildi.

Fatih Sultan Mehmed, fetihten sonra Akşemseddin Hazretleri’nin yardımıyla Ebu Eyyub el-Ensârî’nin kabrinin yerini tespit ettirerek orada bir türbe yaptırmıştır. Böylece, İstanbulumuzun manevî semti olan Eyüp semti, fetihten hemen sonra Ebu Eyyub el-Ensârî Hazretleri’nin türbesi ve camii etrafında kurulmuştur. Bu türbe ve semt, asırlarca şehrin manevi koruyucusu olmuştur.