Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Osmanlı Harp Sanayi ve Silahlanma Stratejisi / Dr. Ersoy Zengin

Bu Yazıyı Paylaşın:
Osmanlı Harp Sanayi ve Silahlanma Stratejisi / Dr. Ersoy Zengin

Osmanlı, dönem itibariyle harp sanayisini kurarken nasıl bir strateji izledi, nasıl bir yapılanmaya gidildi?
Öncelikle dünyada ve Osmanlı’da 19. yüzyılda yaşanan gelişmelerin iyi anlaşılması gerekmektedir. Bu yüzyılda yaşanan Sanayi ve Fransız Devrimi gibi gelişmeler dünyadaki siyasal ve ekonomik yapıları değişime zorlamıştır. Osmanlı Devleti’nin bu yüzyılın başında bir ölüm kalım savaşı verdiği görülmektedir. Devlet siyasal birliğini korumakta zorlanmakta ancak başka bir büyük devletin siyasal desteğiyle bunu sağlayabilmektedir. Başarısızlığının sebebi olarak gördüğü Yeniçeri Ocağı’nda düzenleme yapmak, daha doğrusu bunun yerine yeni bir ordunun kurulması amaçlanmaktadır. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ve yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye ordusunun kurulması yani askerî alanda başlayan modernleşme Osmanlı harp sanayisi için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Özel sektörün yeni kurulacak ordunun ihtiyaçlarını karşılaması mümkün olmadığından, daha doğrusu Osmanlı Devleti’nde modern manada üretim yapacak fabrikaların bulunmayışından, devlet kitle üretimini yani sanayileşme politikası benimsedi. Her şeyin dışarıdan ithal edilmesi çok pahalı olacağından bu politikanın benimsenmesi zorunluydu. Özellikle Sultan Abdülmecid döneminde devlet eliyle askerî ihtiyaçları karşılamak için birçok fabrika kuruldu. Ancak Amerika ve Avrupa’da ilerleyen silah teknolojisini yakalamak zordu. Özellikle 1860’lı yıllardan itibaren yüz binlerce silah ithal edilmiştir. 1860’larda ABD’den Snider ve 1870’lerde ise Martini Henry tüfekleri satın alındı. Hafif silahlarda ABD, ağır silahlarda ise Almanya öne çıkmıştır. 1887 yılında Mauser tüfeklerinin alınmasıyla Almanya her iki alanda da egemen olmaya başlamıştır. Bu süreçte ithal edilen silah ve bunların mühimmatlarının yerli olarak Tophane-i Amire Fabrikalarında üretilmesine çalışılmıştır. Tüfek ve top üretimi mühimmat üretimine göre çok daha karmaşıktı. Bundan dolayı fişek üretimine hızlıca başlanabilirken bu süreç top ve tüfek üretiminde daha uzun olmuştur. Fabrikalar İstanbul’da kurulmuştu. Tophane, Zeytinburnu, Bakırköy ve Karaağaç’ta; top, tüfek, mühimmat, marangoz, tapa ve barut fabrikalarıyla dökümhane ve fırınlar bulunmaktaydı. Ayrıca hammadde temini için Konya ve Kayseri’de güherçile, Hendek ve Bayramiç’te hızar fabrikaları vardı. Fabrikaların faaliyetleri incelendiğinde genellikle eskiden ithal edilmiş yüz binlerce tüfeğin yeni ithal edilmiş tüfeğin sistemine çevrildiği görülmektedir. 1860’lı yıllarda, ağızdan dolar Enfiled tüfekleri, kuyruktan dolar Snider sistemine, 1890 ve 1900’lerde ise Martini Henry tüfekleri Mauser tüfeği sistemine çevrilmekteydi. Yeni silahların üretimi de birkaç yıllık uzun uğraşlardan sonra gerçekleşebilmekteydi. Yeni silahların üretimleri ihtiyacı karşılayamayacak derecede düşüktü. Kısaca Osmanlı Devleti ihtiyaç duyduğu silah ve mühimmatı yurtdışından temin etmiş, bunları yerli olarak üretmeye çalışmıştır. Böylece silah ihtiyacının bir kısmı yerli imkânlarla sağlanmıştır.
Sanayi devrimini gerçekleştiremeyen Osmanlı silah üretiminde hangi zorluklarla karşılaştı, ne derece başarılı oldu? Silah sanayisinin gelişmesi ve devamı için yeterli finansman ve istihdam gücü sağlanabildi mi?
Endüstrileşmenin belli bir seviyede olduğu ülkelerde fabrika kurmak kolaydır. Örnek olarak İngiltere’de bir silah fabrikası kurmak Osmanlı Devleti’nde kurmaktan çok daha kolay olacaktır. Lazım olan fabrika makinelerini üretecek fabrikalar hemen yanı başınızdadır. Fabrikaları yapacak ve daha sonra üretimde hizmet verecek mühendis ve işçilere ulaşmanız çok kolaydır. Buna karşılık Osmanlı Devleti Batı Avrupa’daki endüstri merkezlerine çok uzaktır. Kalifiye elemanı ülkede bulmak mümkün değildir. Gelen yabancı mühendis, uzman ya da işçiye yüksek maaşlar ödemeniz gerekmektedir. Alınacak her makineye yol masrafı da ekleneceğinden maliyet daha yüksek olacaktır. Fabrikaların kurulma aşamasındaki zorluklar tamamlandıktan sonra bu defa işletilirken yani üretim faslında çıkan zorluklarla mücadele etmeniz gerekmektedir. Tamamen tarım toplumu olan Osmanlı Devleti’nde binlerce işçinin çalışacağı modern fabrikaların işletilmesi kolay olmamıştır. Bu zorluklar işgücü temini, kaliteli hammadde temini ve finansman olarak sıralanabilir. Silah fabrikaları için yeterli işçi bulunamadığından askerlik hizmetinden faydalanılmış ve üretimde askerler istihdam edilmiştir. Yıllar ilerledikçe kurumsallaşmış ve Tophane Sanayi Alayları Mektebi ortaya çıkmıştır. Bu mektep, imparatorluğun en büyük meslekî eğitim kurumuydu. Bu eğitim kurumuyla silah sanayisi için işgücü temin edilmiştir. Hammaddenin temin edilmesi de silah sanayisi için önemliydi. Demir, bakır, güherçile, kereste, kömür, pamuk ihtiyaç duyulan başlıca maddelerdi. 1877-1878 yıllarına kadar Samakov, Pravişte ve Samakocuk gibi yerlerden demir temin edilmeye çalışılmıştır. Bakır, Ergani bakır madeninden; güherçile, Konya ve Kayseri’deki fabrikalardan; kereste, Bayramiç ve Hendek’ten temin edildi. Ayrıca kömürün bir kısmı Zonguldak’tan bir kısmı da Avrupa’dan temin edilirken barut yapımında kullanılan pamuk genellikle Almanya’dan alındı. Yıllar ilerledikçe teknoloji gelişiyor teknoloji geliştikçe yeni üretim biçimleriyle Avrupa ve Amerika’da hammadde daha ucuza daha kaliteli olarak üretilebiliyordu. 19. yüzyılın sonlarına doğru kereste ve güherçile haricindeki her şey ithalat yoluyla temin edilmeye başlandı. Sürece uyum sağlanamadığı zaman yerli üretimi sürdürmek imkânsızlaşıyor ve her alanda daha ucuz olduğu için devlet ithalatı tercih etmek mecburiyetinde kalıyordu. Bu durum ise yerli sanayiyi öldürmekle kalmıyor devleti daha da dışa bağımlı kılıyordu. Finansman meselesi de ayrı bir problemdi. Osmanlı maliyesinin 19. yüzyılın son çeyreğinde iflas ettiğini biliyoruz. Düzenli olarak aktarılması gereken para fabrikalara aktarılamamıştır. Ancak harp zamanlarında büyük paralar aktarılarak bir şeyler beklenmiştir. Finans meselesinin önemini ortaya koyması bakımından bir örnek vermek istiyorum. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda Galata Bankerleri aynı soydan geldikleri Yunanlarla savaşıldığı için devlete borç vermeyi reddettiler. Böyle bir malî düzende silah sanayisinin istenilen düzeye çıkması elbette ki zor olacaktır.
Osmanlı üretilen silahları seçerken nasıl bir yol izliyordu, kendimize has bir silah üretimi yoluna gidildi mi?
Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren askerî teknolojiye ve silah teminine önem veren bir politikayı benimsemiştir. Bakır, güherçile gibi silah yapımında kullanılan hammaddelerin ülkeden ihraç edilmesi yasaklanmıştır. 19. yüzyıla gelindiğinde topraklarını korumak isteyen devlet, silahlarını yerli olarak üretmek istemiştir. Ancak bunu başarabilmek Osmanlı Devleti için kolay olmamıştır. Burada Avrupa ve Amerika’daki özel şirketlerin başarısına dikkat çekmek istiyorum. Özel sektördeki rekabet ortamı sürekli olarak daha kaliteliyi üretmeye zorluyor ve teknolojik ilerleme sağlanıyordu. Osmanlı Devleti ise kuruluşundan itibaren silah üretimini tekelinde tutmak istemiştir. Tarihî hadiseler Osmanlı Devleti’ni müdahaleci bir politika izlemeye zorlamıştır. Bu iktisadi bakış açısındaki farklılık Osmanlı Devleti için olumsuz bir durum yaratmıştır. Zaman zaman Osmanlı devlet adamları silah üretim işinden devletin çekilmesini, Avrupa’daki gibi özel sektörün bu işi üstlenmesini ileri sürseler de tarihî olayların da gösterdiği gibi bu doğru bir yaklaşım olmamıştır. Silah üretimi devlet eliyle sürdürülmeye devam etmiştir. Üretilen silahlardan çok, orduda kullanılacak silahların seçimi üzerinde konuşmak gerekmektedir. Nitekim önemli olan, çağın şartlarına göre üstün özelliklere sahip bir silahta karar kılıp bunları ithal etmekti. Bu başarıldıktan sonra ithal edilen silahın üretimine başlanıyordu. Silah seçimi için askerî komisyonlar görevlendiriliyordu. Bu komisyonlar zamanın önemli firmalarının silahlarını inceliyorlardı. Bunun yanında firma yetkilileri silahlarını tanıtmak için bizzat hükümete de başvuruda bulunuyorlardı.
Osmanlı Devleti’nin 19. ve 20. yüzyıllarda silah ihtiyacını ithalat yoluyla sağladığı gibi yaygın bir kanı var. Bu kanı doğruları yansıtıyor mu? Harp sanayimiz ordunun ihtiyaçlarını hangi düzeyde karşılayabildi?
19. ve 20. yüzyıllarda ordunun silah ihtiyacının büyük bir kısmının ithalat yoluyla sağlandığı doğru olmakla beraber zaman zaman yerli sanayi de bu ihtiyacı karşılayabilmiştir. Örnek olarak 1911 yılında yaşanan bir tecrübeyi anlatmak istiyorum. İkinci Meşrutiyetle birlikte gayrimüslimlerin de orduya alınmasıyla 200.000 adet daha silah gerekmiştir. Malî imkânlar yetersiz olduğundan dolayı bu miktarda silah almak mümkün değildi. Mahmud Şevket Paşa İmalat-ı Harbiye fabrikalarında Martini tüfeklerini Mauser sistemine çevirterek 200.000 silahı yerli olarak temin edebilmiştir. Tophane Fabrikaları ithal edilen silahların bakım ve tamirleri, mühimmat üretimi, eski sistemdeki silahların yeni sisteme çevrilmesi gibi silah ihtiyacının karşılanmasında faydaları olmuştur. Yerli silah sanayisinin hangi düzeyde ordunun ihtiyacını karşıladığının cevabını vermek zordur. Modern bir silah üretip bununla orduyu donatamasa da Osmanlı Devleti’nin oluşturduğu yerli silah sanayisini başarılı buluyorum. Bir kere üretim için kesintisiz bir gayret var. Endüstrileşme yönündeki bu gayret bence asla hafife alınmamalıdır.
Dönem itibariyle ürettiğimiz silahları kalite ve teknoloji açısından Avrupa silahları ile karşılaştırdığımızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Osmanlıların silah sanayisinde geri kalmışlığına dair söylemlere karşı ne söylemek istersiniz?
Avrupa devletleriyle Amerika Birleşik Devletleri silah teknolojileri bakımından dünyada lider konumundaydılar. Silah teknolojisindeki bu üstünlük Avrupa ve ABD’yi dünyayı yönetenler konumuna getirmişti. Dünyanın geri kalanı zaten bu teknolojik üstünlüğe sahip devletlerin sömürgesiydi. Osmanlı Devleti 19. ve 20. yüzyılda silah teknolojilerini sürekli olarak ülkesine transfer ederek üretimini sağlamaya çalıştı. Nitekim siyasal bağımsızlığını sürdürebilmek için yerli sanayinin öneminin farkındaydı. Osmanlı Devleti silah sanayisinde Avrupa ve Amerika’dan geri olsa da sıfır konumunda değildi. Osmanlı’nın silah sanayisini küçümseyenler Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşlarında yanıldıklarını anladılar. Savaşlarda teknolojik üstünlük ve organizasyon çok önemlidir. Osmanlı Devleti müttefik Almanya’dan silah ve cephane yardımı alamadığı bir dönemde İmalat-ı Harbiye Fabrikalarının üretimi sayesinde İtilaf donanmasına karşı koyabildi. Bu, önemle üzerinde durulması gereken bir noktadır. Günde tonlarca bombanın atıldığı Çanakkale’de toplar tamir edilemeseydi ya da düşmana karşılık verecek topçu cephanesi üretilemeseydi bu savaşın kazanılması mümkün olamazdı diye düşünüyorum. Yine Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul’daki silah fabrikalarını işgal eden İtilaf Devletleri Türkiye’yi teslim aldıklarına emindiler. Ancak hesap edemedikleri bir nokta vardı. O da Osmanlı Devleti’nin yüz yıla yaklaşan endüstriyel birikimiydi. İmalat-ı Harbiyelilerin Anadolu’da kurdukları küçük silah fabrikaları hesapları alt üst etti. Bu fabrikalarda topları işlevsiz kılan kamalar yapıldı. Yine tüfeklerin mekanizması üretilip bunlara uygun cephane temin edildi. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde yaşanan bu savaşlarda yerli silah sanayisi sayesinde siyasal bağımsızlık korunabilmiştir.