Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Modern Kurgu; "Düzen"sizlik ve Kaos...

Bu Yazıyı Paylaşın:
Modern Kurgu; "Düzen"sizlik ve Kaos...

Psikolojik Taban

“Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!

Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,

Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,

Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.

Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;

Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!

Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!

Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...”

Üstad Necip Fazıl’ın bu dizeleri söylediği o buhranlı dönemden çok da farklı olmayan bir tablo, günümüzde insan unsurunun sosyolojik olarak her katmanında, bireyin her nefes alışverişini kuşatacak hastalıklarla malûl. Duygular çatışmada, düşünceler seviyeden mahrum, ilişkilere yansıyan boyutu alabildiğine mefluç… Vesveseden kırılan birey, erkeği kadınına, kadını erkeğine zulmeder hale gelmiş… Ticaretten trafiğe, iş hayatından sistematiğe kadar her şeye yansıyan bir keşmekeş mevcut. Boşanmalar tavan yaparken, mutlu ve sıcak yuvasında anne şefkatiyle sarılacak bebekler, depresyonda bakıcı ya da üvey anne elinde dayak yemeye başlamış… Çöplüklerden toplanan bebek bedenleri, kanalizasyonlara atılan ceninlerin biraz daha büyümüş hali… Eğer hayat bulursa ve büyümeye hak kazanırsa (!) duygusal linç adayı… Öz anne babasından ihtiyaç duyduğu sevgiyi alamayan sevgi fakiri çocuklar, boşanmaya hazırlanan anne babaların depresif sorunlarıyla çok erken yaşlarda yüzleşmek zorunda kalmış… İşte modern psikoloji bugün buna ve hatta daha basitlerine “yetişme bozukluğu” diyor. Üstelik yeryüzünde hiçbir toplum bundan müstağni değil… Amerika, Batı, Rusya, Balkan ülkeleri gibi modern hayatın ekmeğini yiyenlerde bu durum kendine has negatif derinlikler taşıyor. Afrika ve Uzakdoğu da böyle… Bunun hiç istisnası yok... Çünkü maruz kalınan etki aynı, insan doğasında yaptığı yıkım nedeniyle verilen tepki de öyle… Kültürel psikiyatri dediğimiz durum da, mekânsal farklılıkların aynı acıyı çeken insan tekilindeki etkisini azaltmaya yetmiyor. Tam tersi pekiştiriyor. Sevginin emek isteyen tarafında cimri davranmış ve fakir kalmış insanlık… Artık dünya “Büyük köy, hasta toplum, garip insanların dünyası…” Kötü yetişen insan maalesef kötülüğe aday. Çünkü insan çok kıymetli ve insan eğitimi de büyük emek istiyor. Bugün bu emeği vermesi gerekenlerin bizzat kendisi hastalıklarla malûl... Bu çaresizlik gibi görünen tabloda yeniden bir “ahlak ayaklanması”na muhtaç insanlık… Hem de tek tek…

İdeolojik Kurgu ve Problemler

Peki, yerele ait sorunlar, dünyadan bağımsız mı ya da dünyayı kasıp kavuran fırtına bundan farklı mı? Acaba Batı’nın kendini medeniyet gibi dayatmasının temelinde ne var? Bir sosyalist, “barış edebiyatı” yapa yapa dünyayı insanlığın yarısını öldürerek düzelteceğine gözü niçin keser? Tüm dünyaya mistisizm aşısı yapan Budistler Myanmar’da niçin Müslüman yakarlar? Afganistan’da sakallı cübbeli sarıklı adamlar, uyuşturucu tarlalarında altın dişleriyle niçin gülümserler? Erkekler, burkalı kadınları niye coplar? Bazı Müslüman ülkelerde kadınlar niye değersizdir? Hindistan’da minibüse binen kadına altı yolcu niçin tecavüz eder? Somali’de insanlar açlıktan niye ölür? Denizdeki mültecilerin botunu niye patlatır ve denize insanları niye gömer Batılı? Üst akıl dedikleri insanlık düşmanları kim? Niçin “üst akıl” derler ya da dedirtirler kendilerine? Sinsi plan ve gizli amaçlarında neler var? Amaçlarının ne kadarına ulaştılar? İnsanlık için daha nezih duygu ve düşünceleri olan insanlar, üretmeye kalkıştıklarında başarı şansları böyle bir ortamda ne kadar?

Evet, bugün yaşanan her şey, insanlığa farklı donlar biçmeye çalışan bir projenin ürünü… Hatta devletler arası çatışma, kültür savaşlarının tabii arenası durumunda. Hepsinin ayrı bir misyonu ve amacı var. Algı operasyonlarının pek çoğunda “Tavşana bak!” uyarlaması var. Yaptıklarının görünmemesini ama yapmak istediklerinin gerçekleşmesini istiyorlar. Tabi bugün ekonomik gücü elinde bulunduranlar kendi kültürlerini daha kolay kabul ettiriyorlar. Bunun binbir türlü yolu var. Materyalist bir dünyada bu kaçınılmaz fiilî bir durum ve nihaî bir tespit gibi görünüyor. Ama bunu, insanlığa zulmetmeden, tam aksine yararlı kılarak yapanların durduğu yer ki buna da “açık toplum” ya da “medenîlik” deniliyor. “Umran” kavramının içi de böyle dolduruluyor. Aksi halde terör ya da asimetrik savaşlar da bütün meselelerin havada kaldığının tescilidir. Yani bir başka yerden canınızı yakmanın bir yolunu buluyor düşmanlarınız… Mesela sana söz söyleyemeyen komşun, arabanın tekerini patlatıyor. Bu da güvensizlik, korku, panik ve endişe yaratıyor. Algı operasyonlarının bir kısmı da böyle yürüyor. Uluslararası arenadaki pek çok mesele çözülmüyor ve havada kalıyor. Geriye sadece işgaller, yağmalanan yerli kaynaklar, öldürülmüş ya da zulme uğramış insanlar, yokluk ve açlık içinde kitleler, büyük kalabalıklar halinde göçler ve denizlerde ölen ya da öldürülen mülteciler kalıyor. Yani bu vahşetin faturası, her şeyden habersiz insanlığa çıkıyor. Üstelik pastadan büyük dilim alanlar, hem pastanın boyunu belirliyor hem de kimin ne kadar yiyeceğini… Hatta “Dünyaya bu nüfusun onda biri yeter, gerisi öldürülmeli!” diyorlar açıkça.

Bugün psikiyatrik sorunlardan ekonomik istikrar ve refaha, emek sömürüsünden adil bir gelir dağılımına engel olunmasına, memleketlerinden sürülmüş mülteciler ve tüm dünyayı saran göç dalgasına, insanlığı kasıp kavuran uyuşturucu bağımlılığı ve bundan nemalanan baronların durdurulmasına, en önemlisi de dünyayı kalıcı zanneden bir zihniyetin dünyevî bir hırs ve zulüm makinasına dönen insan unsurundaki temellerine kadar her şey insanlığın başına bir bela gibi çöreklenmiş durumda… Her şeyin faili olduğu gibi tüm bunların da failleri var. İnsanların eğilimleri, zevkleri, talepleri üzerinden yapılan sinsi araştırmalar, derin bir bilişim sondajıyla çoktan tüm dünyayı saran bir algı operasyonuna dönüşmüş durumda… Dünyayı küçük bir köye çeviren teknoloji, bilişim ve iletişimin akıllara durgunluk veren hızı, aslında tüm dünyayı kasıp kavuran insan hırsının ve vahşetinin çok gerisinde, kötülüğü kurgulayan güçlerin koçbaşı oyuncakları haline gelmiş durumda… İnsanlık düşmanları, çocukları kandıran palyaçolar gibi rengârenk ve güler yüzlüler, amaçları ve kişilikleri alabildiğine maskeli… Sana soru soruyor seni eğitmek (!) için, sokratesçi bir ironi içinde hem de… Müslüman kılığında kendine soru soran papaza “Önce sen, belindeki zünnarı çıkar.” diyen bir Abdulkadir Geylani olmazsa insanlığın işi zor mu zor… “İslam’ı öylesine yaşayın ki aranızda münafıklar barınmasın.” diyen bir sese kulak verecek erkekleri bekliyor dünya… Ama nerede o ölçü, nerede o idrak, nerede o şuur, estetik ve profesyonellik; onu da bekleyip göreceğiz…

Din Algısı

İnsanlığın biricik ümidi İslam… Ne yazık ki mezhepleri tartışıp âlimleri gözden düşüren, hadisleri tartışıp Peygamber algımızı örselemeyi amaçlayan, “Kur’ân Kur’ân” deyip Kur’ân’ın açıklanmasının önünü kesen bir anlayış; Müslümanların birliğini, hayata bakışını, ortak anlam dünyalarını altüst etti. Din adına konuşup çağı tanımayan, insanı tanımlayamayan nâkıs zihniyetler de asırlar ötesinden geleceğe uzanan ve “Allah nurunu tamamlayacaktır.” diyen bir dinin, “İnanıyorsanız üstünsünüz.” diyen ve dünya ahiret mutluluğu vadeden bir dinin, günümüz insanına aklî ve kalbî olarak açacağı tüm ufukların önünü kesen insanlar durumundalar. Müslümanları fakirliğe, aç biilaç zahidliğe öykündüren, dünya sermayesi karşısında müminleri ezdiren bir zihniyet, suni tartışmalarla dini, hayatın dışına atan bir anlayıştır. “Veren elin alan elden üstün olduğu” gerçeğini göz ardı eden, yine ters yönde materyalist bir kurguyla paraya dayalı bir üstünlükle kişilik ve kimlik arayışına girenlerin, İslam’ın izzet ve şerefini kendi şahsında unutup kişiliksizleştikleri bir dünyada, İslam’ın orijinal yapısı ve insanlığa vaat ettikleriyle bu insanların ne ilgileri olabilir ki…

İnsanların toplum içinde varolma biçimlerinde maddi manevi tüm kimlikleri etkilidir. Dini kimliği, kültürel kimliği, ahlaki kimliği, mesleki kimliği ki bunlar insanın toplumda hem tutunma hem tanınma biçimleri, toplumsal varlığının içini dolduran insanî göstergeleridir. İnsan bütün değerleriyle çağa dahil olacaksa, bu kimliklerin hiçbiri dışlanamaz. Fakat bu kimliklerini başkalarına dayatmak değil, bu kimlikleriyle Allah için hizmet etmek esas olmalıdır. İşte bu sayede tüm dünyevi hırslar ve varlık gösterileri, uhrevi amaçlara, insanlığa hizmete, misyon sahibi olmaya ve ferdî ve toplumsal planda tüm kimliklerin içinde eridiği bir erdeme, hikmete, temsil kabiliyetine haiz bir duruşa dönüşecektir. Asıl kimlik, asıl insan, asıl maddi ve manevi birikim bu olsa gerektir… Peki, başarısızlığın temelinde ne var? İnanç arenasındakilerin, imanlarına inanmamaları… Yani aslında Şenel İlhan Beyefendi’nin deyimiyle, doğru kurgulanacaksa insan, bunun da adı: “İmanına İnanmak…” Yani bunun zıddı, imanın karşılığının dünyada ve ahirette karşılıklarının olacağına tam iman etmemiş olmak… Allah’ın mutlak güç, kuvvet ve kudretine inanmayan insan, hasta değildir de nedir acaba?!..

Sonuç olarak, bugün insanın yeniden inşası yolunda, inanma özelliğini doğru kullanmak; insandaki varoluşsal bir yapının reel, aklî, kalbî bir şekilde ortaya konmasıdır. İhsan üzere yaşamak insana Allah merkezli düşünmeyi, duygulanmayı, yaşamayı öğretir. İnsanın kendini tanıması, başkalarını tanıması noktasında, vesvesenin kontrol edilebilirliği önemli bir bilgidir ve geniş bir tefekkür alanıdır. İslam’ın bir hobi olmadığı gerçeği, inancın sonuçları itibarıyla dünya ve ahiretteki konumunu belirleyen bir ciddiyete insanı davet eder. Ahiretin mutlak hakikat oluşunun insan düşüncelerine, duygularına ve ahlakına yansıma biçimi ahirete giden yolda insana güçlü bir projeksiyon sunar. Tüm bunlardan sonra, evrensel manada İslam’ı anlatabilir olmak, insana dair problemlerle birebir yüzleşmek ve çözümler üretebilmek, insanın yeniden varoluşunun ve ilahî kudretle kuracağı bağın günümüzde temel vazgeçilmezleri arasındadır. Eğer İslam bir gün insanlığın sinesinde yer edecekse, amaçlarıyla, duruşuyla, ahlakıyla bir bütün oluşturan şahısların omuzlarında bu hem bir manevi paye hem de insanlığın kurtuluşuna giden yolda en emin adımları olacaktır. Şenel İlhan Beyefendi’den Allah razı olsun ki tüm bu sonuç cümlelerinin içini dolduran ve bizzat şahsında yaşayan duruşuyla, insanlığa gerçekten faydalı bir yerde durmakta ve bizlere örnek olmaktadır.