Mizacımız ve Ebeveynler Psikolojik Kontrolümüzü Etkiler mi? / Psikolog Bilal Yazar
İnsanda psikolojik kontrol ve strese verilen tepkiler başlı başına değerlendirme alanı… Psikolojik kontrol nedir? Strese verilen tepki nedir? Psikolojik kontrol ve strese verilen tepki arasında ne tür bir ilişki kurulabilir?
Psikolojik kontrol: Ana babanın ergen bireye davranış tarzı, ergeni farklı şekillerde etkileyebilmektedir. Bu kapsamda ana baba davranış tarzı hakkında ilk kez detaylı açıklamalarda bulunduğunu kabul edebileceğimiz Baumrind (1966), bu konuda ana babaların “izin veren, otoriter veya yetkili” tarzlarda davrandıklarını belirtmiştir. Örneğin; ana babanın çocuk yetiştirme tarzı ile ergen bireyin ailesindeki aile içi ilişkiler, aile içi şiddet, ergenin etiketlenmesi, ailenin ve ergenin madde bağımlılığı, ergeninin kendi vücuduna zarar verme davranışı, okula devamsızlık, evden kaçma davranışı ve arkadaşlarıyla ilişki kuramaması arasında anlamlı ve güçlü ilişkilere rastlanmıştır. Özellikle, otoriteyi aşırı kullanan baskıcı ana babalar ile otoriteyi hiç kullanmayan ilgisiz ana babaların çocuklarında içinde intiharın da bulunduğu birçok sapmış davranışın olduğu bir aile ortamının ana babalar tarafından hazırlandığı görülmüştür (Ulusoy, Özcan Demir ve Görgün Baran, 2008). Yine bu konuda Steinberg’e göre son 12 yılda (1988-2000) ergenler ve ana babaları üzerinde farklı yöntemler, ölçütler ve örnekler kullanılarak yapılan düzinelerce araştırma aynı sonuca varmıştır. Yani, yetkili ana babalık tarzı, erken ve orta çocuklukta olduğu gibi ergenlik döneminde de çok çeşitli psikolojik ve sosyal avantajlarla ilişkili bulunmuştur. Her ne kadar çeşitli araştırmacılar otoriterliği farklı şekillerde etiketleyip faaliyete geçirmiş olsalar da (örneğin, “etkili ebeveynlik”, “pozitif ebeveynlik”), ebeveyn duyarlılığı ve talepkârlığın birleşimi; ergen uyumu, okul performansı ve psikososyal olgunluk ile tutarlı bir şekilde ilişkili bulunmuştur (Steinberg, 2001). Türkiye’de ergenler üzerinde yapılan bir araştırmada ise ana babanın çocuklukta duygusal cezalandırma ve ilgi-şefkat gösterme davranışlarının ergenlik problemleri üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir (Yücedağ, 1994).
Yine ana baba davranışları hakkında Becker (1964) ve Schaefer (1965)’ın çalışmaları bulunmaktadır. Son yıllarda ise Barber (1996)’ın öncülüğünü yaptığı psikolojik kontrol kavramı bulunmaktadır. Olumsuz ebeveynliğin yaygın olarak incelenen bir yönü, psikolojik kontrol veya “çocuğun psikolojik ve duygusal gelişimine müdahale eden kontrol girişimleri”dir. Psikolojik kontrol, çocuktan şefkat veya sevginin geri çekilmesi, çocuğa suçluluk veya utanç uyandırması veya çocukla sözlü etkileşimlerin kısıtlanması olarak ortaya çıkabilir. Psikolojik kontrolün bir çocuğun özerklik gelişimini engellediği düşünülmüş olup çocuklarda ve ergenlerde zayıf psikososyal uyumla ilişkilendirildiği görülmüştür (Barber, Stolz, Olsen ve Maughan, 2005; Soenens vd., 2008).
Barber, psikolojik kontrol terimini yeniden ele almaya çalışmıştır. Yapılan erken çalışmalar şu görüşte birleşmektedir: Psikolojik kontrol: aşırı kontrolün, olumsuz duygu yüklü ifade ve eleştirilerin olduğu ana baba çocuk ilişkisini istismar eden ve istediğini yaptıran, psikolojik gelişim üzerinde kısıtlamalar ve tecavüzün potansiyel olarak bulunduğu oldukça sinsi bir kontrol tipidir (Barber, 1996). Barber ve arkadaşları, bir bakıma demokratik dengeli ve yetkeci ana babalıkta yüksek düzeyde olduğu kabul edilen disiplin (kontrol) boyutu yerine davranışsal ve psikolojik kontrol kavramını kullanmışlardır. Psikolojik kontrol, bir bakıma çocuğun neler hissedeceğini ve neler düşüneceğini kontrol etmeyi istemek şeklinde tanımlanabilir. Genellikle psikolojik kontrol içerisinde aşırı müdahalede bulunma, çocukta suçluluk yaratma, çocuğa karşı sevgiyi geri çekme ve çocuğu disipline etme amacıyla çocuğa aşırı mesafeli davranma gibi ana baba davranışları bulunmaktadır (Sümer, Gündoğdu Aktürk ve Helvacı, 2010).
Stres ve strese verilen tepki: Stres kelimesi, Türk Dil Kurumu’na göre “ruhsal gerilim” olarak tanımlanmaktadır. Selye (1976)’ye göre stres, vücudumuzun herhangi bir isteğe karşı gösterdiği genel tepkidir. Öte yandan stresin tamamen ortadan kaldırılması -yani kardiyovasküler, solunum ve sinir sistemleri de dâhil olmak üzere vücudun herhangi bir kısmına yapılan taleplerin kesilmesinin- ölümle eşdeğer olacağı belirtilmiştir (Selye, 1976). Folkman, Lazarus, Gruen ve DeLongis (1986)’e göre stres, kişi ve çevre arasında, bireyin kaynaklarını yoran veya aşan ve bireyin iyi oluşunu tehlikeye atan bir ilişki olarak kavramsallaştırılmıştır. Baltaş ve Baltaş (2020: 23)’a göre stres, “organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanması ile ortaya çıkan bir durumdur.” Cüceloğlu (2008: 321)’na göre, “Bireyin fizik ve sosyal çevreden gelen uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı gayrete ‘stres’ adı verilir.” Barut, Özkamalı ve Tıngır (2010)’ a göre stres, vücudun içsel olan huzursuzluklar ile yeni bir işe başlamak gibi dışsal uyarıcılara verdiği otomatik tepkilerdir. Stres, insanların bir tehdit veya güç bir durumla karşı karşıya kaldıklarında, bu hususlara karşı gösterdikleri içe dönük bir tepkidir (Durna, 2006).
Baltaş ve Baltaş (2020)’a göre stres karşısında verilen tepki yani strese verilen tepki, “Canlının, canlılığını sürdürmek amacını taşır.”
Elkind (1990)’e göre ise stresin üç temel hali, ortaokul öğrencilerinde üç yaygın stres yapıcı durum (stresör) ve bu stres durumlarına verilen tepkiler bulunmaktadır. Bunları şöyle açıklamaya çalışmıştır:
• Tip A- Öngörülebilir ve Kaçınılabilir Stres Durumları, Stresörler ve Strese Verilen Tepkiler: Tip A Stresörler (strese yol açan şeyler): Öngörülebilir ve kaçınılabilir tehlikelerdir. Örneğin; bir şehrin bazı bölgelerinin, özellikle geceleri tehlikeli olduğu biliniyor olabilir. Bu tür alanlar açıkça öngörülebilir ve önlenebilir bir tehlike arz etmektedir. İnsanlar karanlık çöktükten sonra bu tür bölgeleri ziyaret etmeyi seçerse, o zaman belaya davetiye çıkarabilirler. Bu tür durumlarda bireylerin genellikle strese verdiği tepki “kaygı” dır.
• Tip B- Ne Öngörülebilir Ne De Kaçınılabilir Stres Durumları, Stresörler ve Strese Verilen Tepkiler: Bazı stres durumları hem öngörülebilir hem de kaçınılabilir durumlar iken başkaları ise tersidir, ne öngörülebilir ne de kaçınılabilir durumları içerir. Bu stres türünün en açık örneği; sevdiğin birinin ani ölümü veya tehlikede olma durumudur. B tipi stresörlere verilen temel tepki “depresyon”dur.
• Tip C- Öngörülebilir Fakat Kaçınılmaz Stres Durumları, Stresörler ve Strese Verilen Tepkiler: Çoğu stres bu türe girer. Örnekler arasında dişçiye gitmek, gelir vergisi ve aylık faturaların ödenmesi yer almaktadır. Ortaokul öğrencileri için ev ödevleri, raporlar ve testler öngörülebilir; fakat kaçınılmaz stres durumlarıdır. Pek çok genç için akademik başarı, öz güvenlerinin merkezinde yer alır. Bu tür stresörlere gençlerin verdiği en yaygın duygusal tepki “öfke”dir. Bu gençler akademik açıdan başarılı olamayacaklarından korktukları için kendilerine gerçekten kızgındırlar (Elkind, 1990). Yukarıda anlatılanlar ışığında Elkind’e göre strese verilen tepkilere baktığımızda üç tepkinin ön plana çıkmakta olduğunu görmekteyiz: Kaygı, depresyon ve öfke.
Alan yazına baktığımızda ise strese verilen tepkilerde sabit tepkilerin olmadığı; dolayısıyla strese verilen tepkilerin farklılıklar gösterdiği görülmektedir.
Tüm bu değerlendirmelerden sonra, çalışmanın temel konusu olan ve ergenler üzerine yaptığınız çalışmanızda, ana babadan algılanan “psikolojik kontrolün” çaresiz yaklaşımı pozitif yönde yordadığı sonucuna varıldığını görüyoruz. Konuyu biraz açar mısınız?
Çaresiz Yaklaşım: Olaylar karşısında kendini köşeye sıkışmış gibi hissetme, mucize olmasını bekleme, kendini suçlama, olayları kafasına takıp sürekli düşünmek gibi davranışları içerir (Şahin & Durak, 1995).
Tezimde yapılan çalışmada ulaştığım sonuç; istatistiksel açıdan ana babadan algılanan psikolojik kontrol arttıkça bireylerin strese verilen tepki olarak çaresiz yaklaşımı kullanmalarının artması durumudur. Yani istatistiksel açıdan ana babadan algılanan psikolojik kontrolün artması, bireyin çaresiz yaklaşım kapsamında yukarıda belirtilen davranışları göstermesini arttırıyor diyebiliriz.
Çalışmanızda, babadan algılanan psikolojik kontrolün kendine güvenli ve iyimser yaklaşımları ise negatif yönde yordadığı ifade ediliyor. Bu durum tam olarak ne anlama geliyor?
Kendine Güvenli Yaklaşım: Olaylara karşı direnme ve mücadele etme, hakkını savunma, olayı değerlendirip en iyi kararı vermeye çalışma, problemi adım adım çözmeye çalışma, kendini olumlu olarak değişme ve olgunlaşma yönünde hissetme gibi davranışları içerir (Şahin & Durak, 1995).
İyimser Yaklaşım: Olaylara karşı iyimser olmaya çalışmak, olayı fazla büyütmemek, sakin kalmaya çalışmak, kendine hoşgörü gösterme ve olaylardan olumlu dersler çıkarmak gibi davranışları içerir (Şahin & Durak, 1995).
İstatistiksel açıdan babadan algılanan psikolojik kontrolün artması strese verilen tepkilerden kendine güvenli yaklaşım (ilgili tanımda belirtilen davranışları) ve iyimser yaklaşım (ilgili tanımda belirtilen davranışları) ile ilgili davranışların azalmasına neden oluyor diyebiliriz.
Mizaç konusu çok özel ve orijinal bir konu… Mizaç nedir, nasıl anlaşılır? Mizaç ile ana baba-ergen arasında nasıl bir bağ var? Bu, yapılandırılmış bir ilişki mi yoksa doğuştan diyebilir miyiz?
Mizaç kelimesi, Türk Dil Kurumu’na göre “huy, yaradılış, tabiat, karakter” anlamlarına gelmektedir. Mizaçla ilgili modern araştırmaların ise 1950’li yıllarda başladığı görülmektedir. Modern anlamda ilk çalışma 1956 yılında Chess ve Thomas öncülüğünde yapılmıştır (Zetner ve Bates, 2008). 1956’dan itibaren çeşitli mizaç teorileri ortaya çıkmıştır. Mizaçla ilgili ortak durumun, doğuştan getirdiğimiz kişilik özellikleri olduğu söylenebilir.
Mizaç nasıl anlaşılır sorusuna gelecek olursak bunu gözlem yoluyla öğrenmemiz zaman alabilir. Ancak mizaç için geliştirilmiş birtakım ölçekler var. Bu geliştirilen ölçekler ise belirli bir mizaç kuramına bağlı olarak geliştirilmiştir. Haliyle şunu söyleyebiliriz ki alan yazındaki bazı mizaç kuramları birbirine benzese de farklı mizaç özelliklerine vurgu yapan kuramlar bulunmaktadır. Ancak durumun anlaşılması adına bir örnek vermek istiyorum.
Örneğin: Thomas ve Chess, boylamsal çalışmasıyla üç genel mizaç tipinde (kolay, zor ve yavaş ısınan) dokuz boyutun olduğuna ulaşmışlardır.
1. Kolay Çocuklar: Ruh halinde pozitiflik, bedensel işlevlerde düzenlilik, düşük veya orta yoğunlukta tepki, uyum sağlama ve yeni durumlardan geri çekilmek yerine olumlu bir yaklaşımla karakterize edilmiştir. Bebeklik döneminde bu çocuklar hızla düzenli uyku ve beslenme programları oluştururlar, genellikle neşelidirler ve yeni rutinlere, yeni yiyeceklere ve yeni insanlara hızla adapte olurlar. Büyüdükçe yeni oyunların kurallarını hızlı bir şekilde öğrenirler; yeni aktivitelere kolayca katılırlar ve okula kolayca uyum sağlar. Çünkü bakım ve eğitimde çok az sorun var. Yaptıkları çalışmalarda toplam örneklemdeki çocukların yaklaşık %40’ının bu kategoriye yerleştirilebileceği belirtilmiştir (Thomas, Chess ve Birch, 1970).
2. Zor Çocuklar: Bu çocuklar bedensel işlevlerde düzensiz; genellikle tepkileri yoğun; yeni uyarıcılarla karşılaştırıldığında geri çekilme eğiliminde; çevresindeki değişikliklere yavaş adapte olan ve genellikle olumsuz ruh halinde olan çocuklar olarak tanımlanmışlardır. Bebekler olarak sık sık düzensiz beslenir ve uyurlar; yeni yiyecekleri yavaş kabul ederler; yeni rutinlere veya aktivitelere uzun bir zamanda uyum sağlarlar ve büyük bir miktarda ağlama eğilimindedirler. Ağlamaları ve gülmeleri karakteristik olarak yüksektir. Hayal kırıklığı, genellikle onları şiddetli bir öfke nöbeti durumuna sokar. Bu çocuklar elbette ana babaları için bir deneme niteliğindedir ve yetiştirilmeleri için yüksek tutarlılık ve hoşgörü gerekir. Örneklemin yaklaşık %10’unu bu çocuklar oluşturmuştur (Thomas, Chess ve Birch, 1970).
3. Yavaş Isınan Çocuklar: Düşük hareketlilik seviyesi, yeni uyarıcıya ilk maruz kaldığında geri çekilme eğiliminde olan; yavaş adapte olan; bir parça olumsuz ruh halinde olan ve durumlara düşük yoğunlukta bir tepkiyle cevap veren çocuklardır. Araştırmadaki örneklemin %15’ini bu çocuklar oluşturmuştur (Thomas, Chess ve Birch, 1970).
Bu üç mizaç tipindeki çocuklar araştırmanın %65’ini oluşturmuşlardır. Geriye kalan %35’lik kısımdaki çocukların ise bu üç tipten herhangi birine girmeyen özelliklerin karışımına sahip oldukları belirtilmiştir (Thomas, Chess ve Birch, 1970).
Şimdi ise mizaca yönelik bulunan dokuz boyutu tanıtacak olursak bu boyutlar şöyledir (Thomas, Chess ve Birch, 1970):
1. Hareketlilik seviyesi: Hareketli dönemlerin pasif dönemlere oranı
2. Ritmiklik/Düzenlilik: Açlık, boşaltım, uyku ve uyanıklık düzenliliği
3. Yaklaşma ya da geri çekilme: Yeni bir kişi veya nesneye cevap
4. Uyum yapabilme yeteneği: Çocuğun çevresindeki değişiklerle birlikte uyumunu kolaylaştırmak
5. Duyarlılık eşiği: Fark edilebilir bir cevaba yol açmayı gerektiren uyarıcının yoğunluğu
6. Tepki verme yoğunluğu: Kalitesi veya yönü ne olursa olsun cevap verme enerjisi
7. Ruh halinin kalitesi: Cana yakınlığın, hoş, eğlenceli davranışın miktarına karşılık tam tersi olan hoş olmayan, düşmanca davranışın miktarı
8. Avunabilirlik: Dışarıdan gelen uyarıcının davranışı değiştirme derecesi
9. Dikkat süresi ve dikkatin devamlılığı: Bir aktiviteye zaman ayırma miktarı ve aktivite üzerinde dikkati dağıtan şeyin etkisi
Thomas ve Chess’in mizaç kuramına göre bir bebek uzun süre gözlemlenerek veya ana babasından bilgi alınarak hangi tip mizaç özelliği gösterdiği hakkında fikir yürütülebilir. Buna benzer şekilde başka mizaç kuramlarında da belli başlı mizaç özelliklerinden bahsedilmiştir ve geliştirilen ölçeklerde de bu özellikler ölçülmeye çalışılmıştır.
Mizaç ile ana baba-ergen arasında nasıl bir bağ var? Bu, yapılandırılmış bir ilişki mi yoksa doğuştan diyebilir miyiz?
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Ergen ile ana baba arasındaki ilişki normal akışına bırakılırsa sık sık çatışmaların olduğu bir dönem olduğu söylenebilir. Bunun sebebi gelişim psikolojisine göre, ergenlik döneminin bir kimlik bunalımı (Erikson, 1968) şeklinde olmasıdır. Ergen birey kendini tanıma sürecinde gelişen soyut düşünme sayesinde kuralları vb. durumları sorgulamaya, eleştirmeye başlar. Ayrıca dış görünüşe ve arkadaşlarına bu dönemde daha fazla önem vererek aileyi bir bakıma 2. plana atar. Tabi bir yandan hızlı bir büyüme, gelişme ve olgunlaşma dönemi olduğu için bu duruma uyum sağlamaya çalışır. Bu durumların hepsini bir arada düşündüğümüzde ergen birey, ailesiyle daha fazla çatışma yaşayabilmektedir.
Bu, yapılandırılmış bir ilişki mi yoksa doğuştan diyebilir miyiz? Yapılandırılması gereken bir ilişki diyebiliriz. Çünkü ana baba; tutum ve davranışlarını, çocuğun mizaç ve kişilik özelliklerini dikkate almadan sergilerse çocukla çok fazla çatışma yaşayıp bir güç mücadelesi içerisinde kendisini bulabilir. Bu yüzden ana baba, çocuğunu tanımaya çalışarak başta fikir, ilgi ve yeteneklerini göz önünde bulundurarak onu yetiştirmeye çalışırsa her iki tarafın da hissedeceği stres azalabilir, böylece daha mutlu ve başarılı olabilirler.
Mizaç ve strese verilen tepki arasında ne tür bir ilişki var diyebiliriz? “Mizaç ile strese verilen tepki arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu ve mizacın manidar yordayıcı olduğu görülmüştür.” cümlenizden, mizacın baskın rolünü ve kolay değişmediğini mi anlamalıyız? Bu anlamda psikolojik kontrol ve mizaç arasında ne tür bir ilişki var diyebiliriz?
Alan yazına baktığımızda mizaç ve strese verilen tepki arasında pozitif veya negatif yönde ilişkilerin olduğu gözükmektedir (Conte, Walco ve Kumira, 2003; Abaied ve Emond, 2013; Durdu, 2014; Ergül, 2019). Bu durum mizaç özelliğine ve strese verilen tepki çeşidine bağlı olarak değişmektedir. Öte yandan mizacın strese verilen tepki konusunda baskın bir rolü olup olmadığını şu an için bilemeyebiliriz. Bu yönde araştırma yapılması gerekiyor. Ancak alan yazına baktığımızda istatistiksel açıdan mizaç ve strese verilen tepki arasında birbirlerini negatif veya pozitif yönde etkileyebildiğini söyleyebiliriz (Ör: Durdu, 2014). Öte yandan mizacın kolay değişip değişmediğine gelecek olursak alan yazındaki bilgilere göre mizacın doğuştan getirdiğimiz biyolojik özellikler olduğu görülmekle beraber bunun değişebilme ihtimalinin düşük olduğu (yani değişmesi çok zor) veya değişmeyebileceği anlaşılmaktadır.
Bu anlamda psikolojik kontrol ve mizaç arasında ne tür bir ilişki var diyebiliriz?
Çeşitli mizaç özelliklerinin psikolojik kontrolle ilişkili olduğu ve mizaç özelliklerinin psikolojik kontrolü yordayabildiği görülmektedir. Örneğin; 13-17 yaş aralığında bulunan 391 “ergen” üzerinden yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre korku (ergen mizaç boyutu) ile ana babadan algılanan psikolojik kontrol arasında negatif yönde anlamlı bir ilişkiye; öfke-hayal kırıklığı (ergen mizaç boyutu) ile ana babadan algılanan psikolojik kontrol arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır (Perez ve Cumsille, 2012). Örneğin; 161 “beliren yetişkin” üzerinde yapılan bir çalışmaya göre davranışsal engelleme mizaç boyutu ile psikolojik kontrol arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır (Abaied ve Emond, 2013). Bazı çalışmalarda ise örneğin; Louie (2013)’nin yaptığı çalışmada ana babadan algılanan psikolojik kontrol ile mizaç arasında negatif yönde anlamlı ilişkilere rastlanmıştır. Ayrıca istatistiksel açıdan çocukların mizaç özelliklerinin ana babadan algılanan psikolojik kontrolü negatif yönde etkileyebildiği görülmüştür. (Louie, 2013).
Son olarak bu röportaj imkânını sağladığınız için çok teşekkür ederim.
