Milletimiz Birlik Ve Beraberliğimizi Bütün Dünyaya İlan Etti / AK Parti Tokat Milletvekili Prof. Dr. Coşkun Çakır
Darbe girişimi ve sonrasında, Türkiye insanının birlik ve beraberlik içerisinde, dayanışma içerisinde vatanımızı ve bayrağımızı koruma adına tutmuş oldukları nöbeti Türkiye ve dünya açısından değerlendirir misiniz? Bu konudaki duygu ve düşünceleriniz nelerdir?
Kuşku yok ki darbeler kötüdür. Ama tarihimizdeki darbelere baktığımızda darbe sonrası yaşananlar daha da kötüdür. 15 Temmuz darbe girişimi; hain, alçak ve ahlaksız bir teşebbüs olarak tarihimizdeki yerini almıştır. Çok şükür ki bu olayda şerden hayır çıktığını gördük ve darbe karşısında aziz milletimizin adeta bir destan yazdığına şahit olduk. Gerçekten daha darbenin ilk saatlerinden başlamak suretiyle insan aklının sınırlarını zorlayan bir cesaret ve kararlılıkla milletimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısına uyarak caddelere aktı, meydanları doldurdu. Tanklara karşı, silahlı kişilere karşı göğsünü siper ederek muhteşem bir direniş ortaya koydu. Arkasından sabaha kadar başta Ankara ve İstanbul olmak üzere seksen bir vilayet ve ülkenin dört bir yanında aynı azim ve kararlılığı gösterdi ve takip eden günlerde neredeyse bir aya varan bir süre ile gece sabahlara kadar demokrasi nöbeti tuttu.
Ben bu nöbetlerin iki açıdan çok önemli olduğunu düşünüyorum. Birincisi bu manzarayla halkın olağanüstü birlik ve beraberlik ruhu yansımış oldu. Bütün farklılıklar bir zenginlik, çeşitlilik telakki edilerek kardeşliğe ve dostluğa zemin oluşturdu. Türk’ü, Kürd’ü, Alevi’si, Sünni’si, dini, etnik bütün kesimleri ile bir millet olma sınavı verdi, bir kader birliği yaptı. İnanırız ki keder birliği edemeyenler kader birliği edemezler. İkincisi ve belki daha önemlisi bu demokrasi nöbetleri ile geleceğe, gelecek nesillere ve bütün dünyaya bir mesaj yollandı. Bundan böyle ülkemizin birliğine ve milletimizin kardeşliğine kast eden dâhili ve harici unsurların ayaklarını denk alması, aksi takdirde nasıl bir birlik ve kardeşlik ruhuyla, direnişle ve mücadeleyle karşılaşacaklarını dosta-düşmana ilan etmiş oldu.
Yaşanan darbe sürecinden sonra Türkiye ekonomisinin iç ve dış piyasaya yansımaları nasıl olur? Bunun etkilerini nasıl okumamız gerekir? Bu konuda hükümetimizin tedbirlerinden kısaca bahseder misiniz?
Kabul etmek gerekir ki darbe başarıya ulaşmış olsaydı bırakın ekonomiyi bir siyasal düzen ve istikrardan bahsetmek mümkün olmayacaktı. Kaldı ki içeride ve dışarıda cereyan eden hadiselere karşı son derece duyarlı olan ekonomi böyle bir darbe sonucunda kelimenin tam anlamıyla krize girecekti. Bütün bunları toparlamak ise ülkenin on yıllarına mâl olacaktı. Çok şükür darbe başarıya ulaşamadı, Türkiye ekonomisi ciddi bir sarsıntı geçirmedi ve böylelikle nispeten oturmuş, dayanıklı bir ekonomimizin olduğu test edildi. Hızlı bir şekilde darbeyi takip eden ilk bir iki gündeki negatif hareketlenmeler hızlı bir şekilde pozitife döndü. Elbette devletin ve hükümetin almış olduğu tedbirler bu hızlı toparlanmanın gerçekleşmesini sağladı. Mesela Merkez Bankasının darbeden iki gün sonra açıkladığı önlemler piyasalarda panik oluşmasını engelledi. Yine Merkez Bankası gerekirse sınırsız likidite sağlayacağını beyan ederek piyasaları rahatlattı. Uluslararası finans kuruluşlarıyla gerekli görüşmeler hızlı bir şekilde yapıldı. Orta vadeli programda bir değişiklik olmayacağı ve mevcut hedeflerin korunacağı açık seçik ortaya kondu. Maliye Bakanlığı tarafından vergi borçları ile SGK borçları yeniden yapılandırıldı ve böylelikle KOBİ’ler rahat bir nefes almış oldu. İki haftadan daha az bir süre içerisinde döviz kurundaki artışlar normale döndü. Kredi faizlerindeki artışlar durdu ve borsa kayıplarını büyük oranda telafi etti. Merkez Bankası dışında SPK ve BDDK’nın olumlu açıklamaları piyasaları rahatlattı.
Darbe teşebbüsü ve sonrasında Türkiye, Batı ile olan ilişkileri yeniden gözden geçirebilir mi? Veya gözden geçirmeli miyiz? Bu konuda sizin düşünceleriniz neler?
Elbette gözden geçirilmeli, zaten gözden de geçirmekteyiz. Bu darbe girişiminin belki de en önemli sonuçlarından birisi Türkiye-Batı ilişkilerinin test edilmesi ve maalesef bu testin sonucunun hiç de iyi olmadığı gerçeğinin ortaya çıkması olmuştur. Neredeyse hiçbir Batı ülkesinden, uzunca bir süre geçmesine rağmen bu gayrikanuni ve gayriahlaki girişim ile ilgili bir lanetleme, bırakın lanetlemeyi bir kınama bile gelmemiştir. Adeta Batı başkentleri bir sessizliğe gömülmüştür. Daha kötüsüyse ilk saatlerin ve olayın sıcaklığının geçmesinden sonra bile beklenilen tepkiler gösterilmemiş, ağız kenarı ile yapılmış birkaç açıklama da cılız birer görüş beyanından öteye gidememiştir. Bırakın lider düzeyini, bakan düzeyinde bir taziye ziyaretinde bile bulunulmamıştır. Birçok kurumunun yanında Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bombalanması, Batı parlamentoları tarafından görmezden gelinmiştir. Takip edilen günlerde yapılan kimi davetlere de hatırı sayılır bir kabul ve iştirak olmamıştır. Son derece büyük bir hayal kırıklığı yaşatan bu tablonun diğer yüzünde ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını tehlikeye sokmuş olan bu olayların bertaraf edilmesi noktasında almış olduğu tedbirler ve yapmış olduğu uygulamalar, yüksek sesle ve hakaretamiz bir üslupla eleştirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 15. maddesine dayanarak alınan OHAL kararı sanki gayri yasalmış gibi resmedilmeye çalışılmıştır. Bu ve daha başka bir sürü tutum ve davranış Batı’nın önyargılı, taraflı yanını ve ikiyüzlülüğünü bütün çıplaklığıyla ortaya dökmüştür.
Sayın Cumhurbaşkanımızın, Putin ile görüşmelerinden sonra iki ülke ilişkilerini gelecek süreçte nasıl görüyorsunuz? Bölgesel dengeleri de göz önünde bulundurarak, yakınlaşmanın etkileri nasıl yansır?
Ruslar ve Türkler tarihin bütün dönemlerinde bu bölgenin en önemli iki gücü olagelmiştir. Kâh savaş olmuş, kâh barış yapılmış ve nihayet İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Soğuk Savaş dönemi yaşanmıştır. Doğu Bloku’nun çözülmesinden sonra Türkiye-Rusya ilişkileri, kimi krizleri paranteze alarak söyleyecek olursak, en parlak dönemini yaşamaktadır. Özellikle turizm, ticaret ve inşaat alanlarında önemli mesafeler kat edilmiş, iki ülkenin dış ticareti otuz milyar dolara erişmiştir. Ancak yaşanan son uçak krizi ile ilişkiler gerilmiş, bundan en çok da ekonomilerimiz etkilenmiştir. Erdoğan-Putin görüşmesi, bozulan Türkiye-Rusya ilişkilerinin tamirinde yeni bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Öncelikle ticaret ve turizm alanında tekrar eski canlanmanın önü açılmış, askeri ve siyasal ilişkilerinin normale dönüşü ise zamana bırakılmıştır. Şüphe yok ki Türkiye-Suriye ilişkileri de düzelen Türkiye-Rusya ilişkilerine uygun bir şekilde gelişme gösterecektir. Bu gelişmelerin şimdiden olumlu sinyaller verdiği gözlemlenmektedir.
Cefakâr ve vefakâr Tokat halkı darbe anı ve sonrasında memleketine sahip çıkmıştır. Yüreği güzel, vatan ve bayrak aşkı ile dolu Tokat halkına duygularınızı anlatır mısınız?
Öncelikle Tokatlı hemşehrilerime teşekkür etmek isterim. Gerçekten olup bitenin bir darbe girişimi olduğu anlaşıldıktan hemen sonra değerli Tokat halkımız sokağa çıkmış, kısa süre sonra meydana dolmuştur. Her kesimden hemşehrimiz sabaha kadar meydanda kalmış ve ülkemizin diğer yerlerinde olduğu gibi hem vilayet merkezimizde hem de bütün ilçe merkezlerimizde bir aylık demokrasi nöbetini başarıyla tamamlamıştır. Çok şükür bu süre içerisinde hiçbir fenalık olmamış, aksine birlik ve beraberliğimiz, dostluk ve kardeşliğimiz daha da pekişmiştir.
Bendeniz de bu süre zarfında üç ayrı ziyaretimde hem il merkezinde hem ilçe merkezlerimizde hemşehrilerimin ortaya koyduğu bu muhteşem tabloda yerimi aldım ve onlarla beraber olmanın gurur ve mutluluğunu yaşadım. Ziyaretlerde bulundum, konuşmalar yaptım, sohbet ve muhabbet ettim. O özel günleri hiç unutmamacasına hemşehrilerimle paylaştım. Bu süreçte Tokat halkımızın cesaretini, fedakârlığını ve kadirşinaslığını bir daha gördüm ve müşahede ettim.
Son olarak neler eklemek istersiniz?
Şunu özellikle vurgulamak isterim ki bu darbe girişimi tarihimizdeki benzerlerinden çok önemli bir noktada farklılaşmaktadır. Daha önceki yaşadığımız darbeler, askeri sınıfın yönetimi değiştirmek suretiyle demokrasiyi askıya almaları şeklinde gerçekleşmiştir. Oysa bu girişim gerçekleşmiş olsaydı sadece seçilmiş cumhurbaşkanı, seçilmiş hükümet değiştirilmekle kalmayacak, toplumumuzun hassas noktaları kaşınarak bir çeşit iç savaş ortamı yaratılacaktı. Nihayet ortaya çıkacak kaosun derinleşmesiyle birlikte bir tür işgal yaşanacak ve sınırlarımız değiştirilecekti. O bakımdan bu darbe girişimini bir işgal girişimi olarak da değerlendirebilir ve adlandırabiliriz.
Son olarak söylemek isterim ki Allah bu güzel ülkemizi ve aziz milletimizi bu tür belalardan korusun, bizlere bu günleri bir daha yaşatmasın. Bu vesileyle bu olaylarda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan gani rahmet ve gazilerimize de acil şifalar diliyorum. Allah milletimize zeval vermesin.
