Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Mektepli Değil Alaylıyım / Oyuncu-Müzisyen Cem Kılıç

Bu Yazıyı Paylaşın:
Mektepli Değil Alaylıyım / Oyuncu-Müzisyen Cem Kılıç

Oyunculuğu meslek olarak seçmenizde neler etkili oldu?

Ankara’da oturuyorduk ve ben 15-16’lı yaşlarda devlet tiyatrosu oyuncularıyla tanıştım. Zaman içinde onlarla arkadaşlıklar kurduk. Onlar akşamları beni ziyarete geliyorlardı, ben de onların oyunlarına, provalarına gider olmuştum. Baktım ki onların içinde bulunmaktan dolayı başka hiçbir arkadaşım yok. Üstelik bunlar bana göre daha yaşlı başlı insanlardı. Ama onların içinde yer almayı başardım, onlar da beni konservatuar sınavlarına hazırladılar. İstanbul’a geldim, Mimar Sinan’ı kazandım. Ama okula devam edemedim, çünkü tam da bu sıralarda Sıcak Saatler dizisini çekiyorduk.

Müziğe İlkokulda Başladım

Müzisyen bir yönünüzün olduğunu da biliyoruz, müziğe ilginiz nasıl başladı?

Evet, müzik de benim hayatımda önemli bir yer tutuyor. Çok klasik olacak ama “hep ilkokuldan başladı.” denir. Bu işler gerçekten küçük yaşta başlıyor. Bizim bir müzik öğretmenimiz vardı ilkokulda. Ben daha 4’e gidiyorum. Müdür Bey öğretmenlere görev vermiş; “Kulağı sağlam bir öğrenci bulun. Ona bir müzik aleti çalmayı öğretin. Hafta sonları bütün okula İstiklal Marşı’nı çalsın.” Bu müzik öğretmeni de sınıf sınıf dolaştı. Piyanoya basıyor, sesleri veriyor, ben onun bastığı bütün sesleri çıkarıyorum. O da beni seçti. Okul bana bir tane melodika hediye etti. Melodikanın görüntüsü piyanoya, orga benzer. Müzik öğretmeni bana bir hafta içinde notasıyla İstiklal Marşı’nı öğretti. Başladık çalışmaya. Ardından ben hafta sonları ilkokulda sahneye çıkmaya başlamıştım. Bütün öğrenciler orada, ben müdür ve öğretmenlerle buradaydım. O yıllarda sahneye çıkmaya alışmıştım. Daha sonra bir gitar hocası buldum, bir iki sene ders aldım. Gitar çalmayı öğrenirken ve çalarken sürekli melodiler doğmaya başlıyor. Dolayısıyla öğrenirken şarkı yapmaya başladım. Gitarı elimden hiç düşürmüyordum. 15-20 tane şarkı yaptım. Sonra sahne teklifi geldi ve sahneye çıkmaya başladım. 10 yıldır hiç aksatmadan her hafta sonu mutlaka müzik yapıyorum ve müziği de çok seviyorum.

Ailece İzlenebilecek Yeni Dizim “Gönül Hırsızı”

Şu an Gönül Hırsızı isimli dizide oynuyorsunuz, diziden bahseder misiniz?

Gönül Hırsızı, Pazartesi akşamları TRT’de oynuyor. Ailece oturup izleyebileceğiniz bir dizi. İçinde entrika, cinsellik barındırmıyor. Tamamen bir mahalle ve o mahallelilerin birbirleriyle ilişkileri ve kendi içlerinde küçük, sempatik dalavereleri.

Ben Tarık’ı oynuyorum, dizide âşık olduğum karakter Hülya, dizide Hülya’ya çok aşığım. Biz lise yıllarında birbirimize sevdalanıyoruz. Ama ben hayta bir insanım. On senedir üniversiteyi okuyorum, ancak hala bitirememişim. Hülya üniversiteyi çoktan bitirmiş, veteriner olmuş. O da bana kesin tavır koyuyor: “Şu okulunu bitireceksen bitir. Gel, beni iste artık. Haytalık yeter. Okulu bitirene kadar seninle konuşmayacağım.” diyor. Dizi bu şekilde başlıyor, benim kendimi affettirme ve okulu bitirme çabalarımla devam ediyor. Buna romantik komedi bir dizi diyebiliriz.

Önce Oyuncu Sonra Müzisyenim

Cem Kılıç’a mesleğini sordukları zaman hangisini söyler? Müzik mi, oyunculuk mu?

Twitter ve Facebook’ta önce oyuncu, sonra müzisyen yazar. Ben ilk önce oyuncuyum, çünkü aktif olarak geçimimi oyunculuktan sağlıyorum. Yaklaşık 40’ın üzerinde projede oynadım, bir sürü dizide rol aldım. Tanınmama ve para kazanmama vesile olan esas iş aktörlüktür.

Yaptığım projeler arasında bir iki sene ara vermeyi, seyirciye daha önce oynadığım karakteri unutturmayı seviyorum. Çünkü oyunculuğum gereği suratımı dinlendirmem gerekiyor.

Mesela çok aktif, çok etkin bir rol oynamışsınız ve bütün Türkiye sizden bahsediyor. O dizi biter bitmez hemen iki ay sonra yeni bir projenin içinde olmamalısınız. Seyirci sizi hala o karakter olarak algılıyorken yeni rolünüzü tutmayabilir.

Keşke Okusaydım

Cem Kılıç’ın hayatında “Şimdiki aklım olsa” ve “iyi ki yapmışım, şu kararı vermişim” dediği anlar mutlaka vardır.

“Keşke” dediğim, konservatuarı bitirmemem olurdu. Çünkü insan bir an önce hayata atılmak ve şöhret olmak isteyebiliyor. Orada bir hata yaptığımı düşünüyorum. O tarihlerde Türkiye’de çok az sayıda konservatuar vardı. Mimar Sinan’ın tiyatro bölümü seçmelerine 450 kişi katılmıştı. İlk elemede 30 kişi kaldık. İkinci elemede 8 kişiye indik ve onların içinde ben de vardım.

Komisyonda olan Cihan Ünal bana dedi ki “Cem, biz seni okula almak istiyoruz ama seni televizyondan tanıyoruz, şu anda Sıcak Saatler dizisinde oynuyorsun. Ama okula devam etmek istiyorsan diziyi bırakacaksın. Çünkü biz öğrencilerimize ne tiyatro, ne dublaj, hiçbir şey yaptırmıyoruz. Ancak okul bittikten sonra yapabilirsin.” Benim de Osman Sınav’la sözleşmem var ve Sıcak Saatler dizisini o yönetiyor. Osman Sınav’ı aradım, “Ağabey, ben sınavı kazandım şu anda ama diziyi bırakmamı istiyorlar. Ne yapabiliriz?” dedim. Osman Sınav: “Oğlum, senin oynadığın o dizide Altın Portakal kazanmış Mehmet Aslantuğ, Kenan Işık, Ahmet Yenilmez gibi birçok oyuncu var. Sen onların arasında iken zaten okulda gibisin. Senin üzerine bir sürü hikâye yazıldı. Çekimlere de başlayacağız. Şimdi bana bütün senaryoları değiştirtme. Bence boşver.” dedi. Ben de zaten öyle bir yanıt bekliyordum. Mimar Sinan’daki komisyona gittim, “Ben diziyi bırakamıyorum. Eğer kabul ediyorsanız hem diziyi hem okulu idare edeyim.” dedim. Onlar da “Peki, çıkışta bakarsın, kâğıtta ismini görürsen okula alınmışsın demektir.” dediler. Çıktığımda baktım, ismimi göremedim. Aslında keşke dediğim şey o oldu. Tamam, sette de pek çok şey öğrendim ama okulda öğrenmem gereken zorunlu şeyler vardı. Mesela çok sayıda oyunu okumam, oyuncu davranışlarını ezberlemem ve oyunculuğun tarihini bilmem gerekiyordu. Benim oyunculuk adına aidiyetle ilgili hayatta en büyük çektiğim sıkıntı şu oldu: Soruluyor, “Neredensin?” Mimar Sinan ya da Kadıköy veya İzmir Dokuz Eylül diye cevaplar duyuyorsunuz. Bana sorulduğunda verdiğim cevap “Ben alaylıyım.” oluyor. İşte bunu dediğim zaman açıkçası biraz canım sıkılıyor.

Kötü oyuncu muyum? Hayır. Bir sürü yerden teklif alıyorum, yıllardır da oynuyorum.

Konservatuar bana ne katardı? O yaşlarda etüt etmek lazım oyunculuğu, duyguları oraya çevirmek lazım. Çünkü oyunculuk, duygu işi ve o duyguyu gözünüzde taşımanız gerekiyor. Bunun en güzel öğrenileceği yer de okul, bunu kimse inkâr edemez. O yüzden “keşke okusaydım.” diyorum.

Yaşamınızda hem mesleğinizle ilgili hem de hayata bakış ve tecrübelerinizden hareketle gençlere neler söylemek istersiniz?

Şimdi liseye dönebilsem sadece derslerime özen gösterirdim. Bunu gerçekten bütün samimiyetimle söylüyorum. Gerçekten okul zamanı okula, derslere konsantrasyonu dağıtmamak lazım. Çünkü çok zorlu sınavlar var. Orada da bütün soruları sen çözeceksin, başkası sana yardımcı olmayacak. Geleceğinizi belirleyecek an, o an zaten. Siz, siz olun ve çalışın. Hayatta zorluklar da var, çalışmanız, meslek sahibi olmanız gerekiyor. Aileniz size ne kadar, nereye kadar destek olabilir? Kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız gerekiyor. Bunu başarmak için de diğer öğrencilerden ya da rakiplerinizden farkınız olması gerekiyor. Bu farka da; saça başa, kılık kıyafete, filme, televizyona, diziye zaman ayırarak değil de derslere yoğunlaşarak ulaşabilirsiniz. Okul süreci çok uzun gibi görünüyor “Nasıl ders çalışacağım şimdi, bitmeyecek bu okul…” diye düşünülüyor ama göz açıp kapayıncaya kadar gerçekten bitiyor. Çalışmak çok önemli.