Mazeretim Var Asabiyim Ben… / Aile Danışmanı - Çocuk Terapisti
Gülmüyor yüzüm, hayat zor oldu
Güller susuz kurudu soldu
Tövbe ettim gene bozuldu
Yüreğim yanar
Mazeretim var asabiyim ben
Eskidim belki gönül yoruldu
Aşık oldum soru soruldu
Affet beni kırdım istemeden
Yüreğim yanar
Mazeretim var asabiyim ben…
Öfke konulu yazıma başlarken birçok kişinin bildiği bir MFÖ şarkısı olan Mazeretim var asabiyim ben adlı şarkının sözleri ile başlamak istedim. Öfkeli olmak, öfkenin arkasına sığınmak, öfkeyi mazeret beyan etmek haklı bir gerekçe midir?
Şu cümleleri belki hayatımızın çeşitli evrelerinde dedik-duyduk… “Kusura bakma çok öfkeliydim.” “O an çok öfkelendim ne yaptığımı ne dediğimi bilemedim.” “Aslında demek istemedim.” gibi laflar bir öfke ile ağızımızdan çıktı…
Öfke bizi yönetir mi? Biz onu yönetebilir miyiz? Bu kadar güçlü bir duygu mu? Hayatımızda belki pişman olabileceğimiz tavırlara, kararlara sebep olabiliyor. Sonra da bizi çok üzüyor. Öfke öncesi, öfke anı ve öfke sonrası anlarımız… Biriken, dolan öfke adını verdiğimiz duygu… Öfke patlamaları… Öfke kontrol zorlukları…
Öfkeye neden olan nedir?
Öfkeyi ortaya çıkaran bu duyguyu dışavurum yaptıran, hissettiren, yaşadıklarımız mı, başımıza gelen olaylar mı ya da kişiler mi? Beklentilerimiz mi, gelecek kaygımız mı yoksa bohçalarımızdakiler mi? “Geçmiş, an, gelecek” bunlardan birine yapışabiliriz, belki bu işte diyebiliriz. Geçmişim öfkemin sebebi, yaşadığım an ya da…
Belki de ne geçmişin ne yaşadığın an ya da gelecek yarının ile ilgili. Öfkeyi ortaya çıkaran, altında yatan ham bir duygu olabilir mi? Yani, öfke ikincil bir duygu mudur? Altında yatan ne? Öfke burada karakter oyuncusu mu yoksa ikinci başrol oyuncusu mu?
Konuya giriyorum yavaş yavaş…
Öncelikle şunu belirtelim; global duygular üzerinde araştırma yapılmış ve dünyanın neresine giderseniz gidin her yerde görebileceğiniz ifade duygularımız var. Toplam 6 tane. Bunlardan biri de aşağıda da görüldüğü gibi öfkedir.
Altı Temel Duygusal İfade: Öfke, mutluluk, şaşırma, korku, iğrenme ve üzüntü.
Öfkeyi baz alarak birçok soru ile konuya girmeye çalıştım. Şimdi konuya net cümlelerle devam edelim.
Öfke esas oğlan değil, başoyuncu değil, jön arıyorsak bu da değil. İkinci yardımcı oyuncu. Ama bazen başrol oyuncuyu bile geri bıraktıracak kadar da güçlü.
Şimdi şunu tahlil etmekte fayda var. Öfkelendiğimizde bunun alt tabakasında olan esas duyguyu bilmekte maharetli miyiz? Kişi kendini ne kadar tanırsa duygularını, duygularının kaynağını, hangi duygunun onda nasıl davranışlara ittiğini de bilir.
Duygular hakkında bilgimiz şu dur ki; bazen hislerimizin adını koyamayız, tam ne olduğunu dile getiremeyiz. Bu belki de çocukluğumuzda duygularımız hakkında konuşulmadığındandır. Çünkü kültürel yapımızda düşünceler daha ön plandadır. Sağ beynin işlevinin önemini bilemedik. Sol beynimizi geliştirdikçe geliştirdik. Böylece akademik bilginin, mantıksal işlemlerin daha önemsendiği çocukluklardan geçtik. Duygularımızı tanımadıkça, adlandırmadıkça onlar hakkında kontrol hükmümüz bazen az oldu. Onlar bizi kontrol etti. Oysaki kontrol bizde olmalıydı.
Öfke yaşadığımızda, bazen altında kıskançlık, suçluluk, kendini değerli hissetmeme, başarısızlık duygusu, anlaşılamama, değer görmeme, yetersizlik, kabul görememe, derin üzüntü, korku gibi duygular vardır. Yaşadığımız her ne ise bize olayın gidişatını veren hislerimiz bundandır ki sizi çok korkutan bir şey başka birini belki de sadece şaşırtmıştır.
Olaylara, durumlara verdiğimiz tepkiler aslında algılarımızdır. Beynimizdeki şemalarımızdır. Çay güzeldir dedirten de, çay pek de güzel değildir dedirten de şemalardır. Beyinde yerleştirdiğimiz etiketlerdir. Bu şemalar, etiketler değişebilir mi tabi ki değişebilir. Biraz kendimizle uğraşırsak tabi ki de değişir. İstemediğimiz, bir zamanlar gereksizce, tuhaf hatta şimdi anlam veremediğimiz algılarımız değişebilir. Yeter ki duygularımızın ne olduğunu bilelim bunları görmemezlikten gelmeyelim. O zaman olaylara, durumlara verdiğimiz atıflar da daha net daha şuurlu olur.
Seni havalara uçuran ile dibe indiren, tabana çaktıran her şey genel değil sadece senin bu durumla ilgili algındır. Bohçalarımızda çok şey var ve evet yaşadığımız anda çok şeyler oluyor, bununla ilgili yorumlardır aslında duygular. Yok edilemez. Ortadan kaldıramazsınız. Ama bunu yaşanabilir hale getirebilir, daha az etkilenebilir, duruma adapte edebilirsiniz.
Öfke, kızgınlık, nefret, kin gibi olumsuz habis bir duygunun sadece bir sonucu olabilir. Ya da önyargınızın, önyargılarımızın… İnsanın kendi ile ilgili check yapması, arada kontrolden geçirmesi psikolojik sağlığı açısından çok verimli olur.
Eğer bir türlü kontrol edilemeyen kendinize ve çevrenize zarar veren hallerimiz varsa ya da sevdiklerimizde bu hallerden olduğunu düşünüyorsak bununla ilgili çalışmak gerekir. Bu sıkıntı ile yola devam etmek, kendimizi ve çevremizi yormak yerine bir uzmandan destek alıp, Allah’ın bahşettiği hayatta en sağlıklı, en kaliteli zaman geçirmeyi düşünmemiz gerekir.
Duygular hastalıklara dönüşebilir. Kronik boyun ağrıları, sırt ağrıları, göğüs ağrıları ve daha nice ağrılarımız acaba öfkelerimizin bizde bıraktığı hasarlar mı? Bunlarla yaşamaya gerek yok. Çünkü bizi öfkelendiren şey yaşadıklarımız değil, kişiler değil, bunlara karşı bakış açılarımızdır.
En çok duyduğum, ebeveynlerin öfkelenip çocuklara kızıp, bağırıyoruz, ne yapmalıyız ve çocuklarda öfke kontrolünü nasıl sağlamalıyız oluyor. Bunların her birinin ayrı bir yazı konusu olduğunu belirtip bir başka sayıda buluşmak üzere…
