Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Masal ve Çocuk / Eğitimci - Yazar - Masal Anlatıcısı Havva Irmak

Bu Yazıyı Paylaşın:
Masal ve Çocuk / Eğitimci - Yazar - Masal Anlatıcısı Havva Irmak

Masal nedir, masalın çocuklar üzerindeki etkileri nelerdir?

Masallar aslında dünyanın ortak mirası olarak kabul edilir. Bilinmeyen bir yerde, bilinmeyen bir mekânda, alelade bir kişi yolculuğa başlar; masalın sonunda çocuklara, yetişkinlere ve büyüklere bir değer armağan ederek kahramanlaşır. Masallar terbiyeye ve ahlâka uygun öğüt veren hikâyecikler olarak tanımlanırlar. Masallar yetişkinlerin dünyasında da bir anlam ifade eder. Masallar bize çocukluğumuzu hatırlatır, çocukların geçmişini hatırlatır. Dahası, masal eski kuşakların birbirlerine aktararak getirdikleri sözlü kültür ürünü olduğu için, çocuklara kim olduklarını, yetişkinlerin ise çocukluğunda nasıl bir dünyaya sahip olduklarını hatırlatan birer kimlik verirler. Çocukların sosyal ve bilişsel gelişimlerinde, çevrelerini tanımada, dünyayı anlamlandırmada, kendi millî ve dinî kültürlerini öğrenmede masalların önemi büyüktür. Özellikle çocukların soyut kavramları anlamasında, erdemleri kavramasında masallar çok iyi bir araçtır. Günümüzde çocukların dijital çağda kendilerini bulmaları için aradıkları birçok yol ve yöntem vardır. Anne-babaların öncelikle çocuklara kim olduğunu, nasıl bir kültür içinde doğduğunu masallarla anlatarak köklerini onlara tekrar hatırlatmaları gerekir. Masal tam da bu işlevi yerine getiriyor aslında. Masallar çocukları erdemli birer birey olarak yetiştiren en önemli folklor ürünleridir.

Halk masallarından çocuk masallarına geniş bir yelpaze var. Masalın hedef kitlesi kimler ya da hangi yaş grubu olmalı ve ne tür masallar seçilmelidir?

Halkbilimi uzmanı, hem de masal dedesi Eflatun Cem Güney der ki: “Uluslar, geleceği iyi tanımlayan ve erdemli bireyler yetiştirmek için masallar anlatırlar. İşte, biz de o yüzden masalları kendi çocuklarımıza anlatmalı ve yaşatmalıyız.” Tüm tarihimiz boyunca ve günümüzde masallar farklı yaş gruplarına göre anlatılıyor. Anne karnındaki bebeğin tanıştığı ilk masallar huzurevlerinde, yaşlı bakımevlerinde farklı yaş aralıklarında anlatılagelir ve günümüze kadar da ulaşılır bir hal almıştır. O yüzden masalların yaş sınırı yoktur aslında. Günümüzde ebeveynler çocuklarına masal anlatmak isterler. Okul öncesi dönemde anlatmaya başlarlar, ilkokul döneminde anlatırlar ama sanki ortaokul ve lisede hatta üniversitede ihtiyacı yokmuş gibi masal anlatmayı bırakırlar. Masal, aslında okul öncesi ve ilkokul grubunda anlatılır ama çocuk okumaya geçtikten sonra da kendi masal dünyasını, kendi masal kitaplarını geliştirmeye başlayarak anlatıcı rolüne bürünürler.

Çocuklar üzerinde etkili olduğunu düşündüğünüz ve önerebileceğiniz masallar var mı?

Yıllardır çocuklara masal anlatıyorum, yetişkinlere de birçok masal gecesi düzenledim. Ama çocukların temelde güncel masallar dışında, ebeveynlerin çok da bilmediği ve gerçekten dünya tarihinde çok değer biçilmiş, birçok güzel erdemin içinde yer alan bazı masal kitapları var; bir çocuğun o masalı duymadan büyümesini istemem. Bunlardan biri Kelile ve Dimne masalı. Bu bir hayvan masalı türüdür. Çocuklar okul öncesi ve ilkokul döneminde hayvan masallarını çok severler. Türk ve Ortadoğu hikâyelerinin tamamı, Yusuf ile Züleyha’dan tutun da Âdem ile Havva’nın kıssasına kadar birçok kıssanın çocuğun dünyasında yer alması gerektiğine inanıyorum.

Bunun dışında, Mevlana’nın hikâyelerinde hayvan hikâyeleri var, bunlar da çok kıymetli. Çocukların mutlaka bu hikâyelerle tanıştırılmasını dilerim. Bunun dışında, bir kült olarak kabul edilen ve her dinlendiğinde farklı farklı anlamlar bulabileceğimiz, yine dünya tarihinden Ezop masallarını mutlaka çocukların dinlemesini temenni ederim. “Peki, bir kahraman tanısa hangi kahramanı tanısın?” diye sorarsanız, özellikle Keloğlan ve Nasrettin Hoca masal kahramanlarını mutlaka ve mutlaka çocukların tanımasını ve onların hikâyesini bilmesini dilerim. Dünya tarihinde birçok kahraman örneği var; ilkokula başlar başlamaz, kendi kültürümüzden uzak masal kahramanlarıyla tanıştırırız çocuklarımızı. O yüzden, öncelikle okul öncesinde ve ilkokul yaşlarında çocuklar Nasrettin Hoca’nın hikâyelerini ve Keloğlan hikâyelerini, yine Anadolu masallarından Limon Kız’ı mutlaka tanımalılar, bilmeliler. Kendi masal kahramanlarının da var olduğunu bilerek büyümeleri onlar için daha faydalı olacaktır.

Çocuklarımızı olumsuz etkileyen, uygunsuz unsurların yerleştirildiği masallar da var. Bununla ilgili bir denetim kurulu var mı? Masal seçerken ailelere neler önerirsiniz?

Masalın tarihine baktığımızda, masalların çocuklar için yazılmadığını görüyoruz. Son 20 yıldır psikolojinin, eğitimin gelişmesiyle beraber masallar sanki çocuklar için yazılmış gibi bir algı var. Masal aslında sözlü kültür ürünüdür. Atalar 7 yaşına gelen her çocuğu büyük kabul ediyor ve yetişkin olarak kabul ettiği için her türlü masalı anlatabiliyor. O yüzden Anadolu masalları bazen şiddet içerir, bazen farklı kavramlar olabilir, müstehcenlik içerebilir. Anadolu masalları 7 yaşından küçüklere anlatılmaz. Dünya tarihinde de Grimm masallarına, Andersen masallarına baktığımızda, çocuklar için yazılmamıştır. Sonradan üzerinde değiştirilerek, pedagojinin elinden geçerek çocuklara uyarlanır ve değiştirilir. Bu yüzden, bir masalı okuduğunuzda, “Aaa, bu ne biçim masal!” diye soruyorsanız, öncelikle şunu bilmeniz gerekir: Her masal her yaş grubuna anlatılmaz. Masalın belli yaş aralıkları vardır. Mesela okul öncesi dönem dediğimiz 0-3 yaş, 3-6 yaş olmak üzere iki kademe yaş aralığı vardır; bu yaş aralığı hep hayvan masalları dinlemelidir. Bu yaş aralığına olağanüstü masal anlatamazsınız, uzun olduğu için zincirleme masal anlatmamalısınız. İlkokul dönemi dediğimiz, artık somut işlem dönemine gelmiş çocukların anlayabileceği masallar genelde Anadolu masallarında olağanüstü masallar olarak geçer, kardeş masallar olarak geçer. O yüzden, bir masalı iyi ya da kötü değil de “Yaş aralığına uygun mu, değil mi?” diye belirlemek gerekiyor.

Bu sorunun içinde başka bir soru daha var aslında: Her masal her çocuğa anlatılmalı mı? Yaş aralığını buldunuz, masalı da belirlediniz fakat masalın içinde bazı öğeler o çocuğa uygun değil. Her masal her kültüre uygun olmayabilir. Mesela Avrupa’da anlatılan bir masal belki bizim kültürümüze, çocuğumuza uygun olmayabilir veya Uzakdoğu’da dinlediğimiz bir hikâye bizim çocuğumuzun yapısına uygun olmayabilir. Masalı çocuklara anlatan anne-babalar, ebeveynler masalı kendi okumalı, o çocuğun durumuna uygun ise o masalı anlatmalı veya okumalıdır.

Bir de masalın içinde, bir öğretmen edasıyla, hep kötü unsurlar ararız. Yazılı bir metin olduğu için o cümleden, görselden çocuğun psikolojisinin hemen bozulacağını düşünüyoruz. Biz ebeveynler çocuklarımızı tozpembe bir dünyada yetiştiriyoruz; hiç kötülük görmesin, hiç kötü şeyler duymasın, hiç kötü olmasın istiyoruz. Ama biliyoruz ki dünyada kötüler de var. Eğer çocuklar masallarda kötülerle karşılaşır, iyinin kötüyle mücadelesini, savaşını nasıl kazandığını görürse dünyada kötülerle karşılaştığında sağlam adımlarla ilerleyebilir, iradeleri sağlam olur ve dahası sebep-sonuç ilişkisi kurarak, kötünün tanımını bilerek büyümeleri daha iyi olur. O yüzden bırakın çocuklar kötülerle masallarda karşılaşsın, gerçek hayatta karşılaştığında zorluk çekmesin.

Dijital dünyanın, sosyal medyanın sınırsız etkisi masalın gücüyle kırılabilir mi veya dijital dünyada masal anlatıları nasıl konumlanabilir? Aslında sizin de bununla ilgili hem Diyanet TV’de hem Youtube üzerinden yayınlarınız var. Bu süreci nasıl organize edebiliriz?

Masal sözle aktarılma yapısı olan bir folklor ürünüdür. Sözün namus olarak kabul edildiği ve sözle bir şeylerin eğitim aracı olarak kullanıldığı bir devirde çok aktif olarak kullanılmıştır. Günümüzde bize, bu sözün daha çok ulaşılabilir olduğu mecralarda söylenmesi gerektiğini gösteriyor. Bu ne demek? Masallar bir anlatıcı tarafından, kesinlikle çıplak sesle, karşıdakinin gözünün içine bakarak, belki oyun materyalleri kullanılarak, yaş grubuna göre anlatılmalı. Mutlaka çocukla birlikte o ortamda olmalı ama bu illaki eskiden olduğu gibi diz dize olmak zorunda değil. Böyle bir şey istediğinizde zaten çok az kitleyle karşılaşıyorsunuz. Belki mahallenizdeki 10 çocuğa masal anlatıyorsunuz ama bir Youtube kanalı açtığınızda milyonlarca çocuğa ulaşabiliyorsunuz ya da bir TV programında o masalı anlattığınızda milyonlarca çocuk sizi dinleyebiliyor. O yüzden masal, dijitale taşınmalı. Belki böylece, dijitalde yanlış yerlerde gezen çocukların doğru mecralara ulaşmasına vesile oluruz.

Benim de bir Youtube kanalım var. Youtube’a masallar yüklüyorum ve çocukların gece uyurken benim sesimle uyuduklarına şahitlik ediyorum ve diyorum ki iyi ki bu yolu kullanıyorum. Amacıma böyle ulaşmış olduğumu görüyorum ve mutluluk duyuyorum. Bu kanalların kullanılmasını herkese tavsiye ediyorum.

Değerler eğitimi açısından ele aldığımız zaman, hangi yaş grubuna hangi tür masallar anlatılmalı? Neleri aktarabiliriz, hangi değer ve davranışları kazandırabiliriz?

Değerler soyut olarak bilinen ama davranışa dönüştüğünde somut olan öğelerdir. Okul öncesi dönemde çocuklar soyut kavramları anlayamazlar, değerleri de idrak edemezler. O yüzden biz, masallarla onların dünyasında bir imge oluşturuyoruz. Bu imge zaman içinde simgeye dönüşüyor. Bu ne demek? Doğruluk kavramını anlayamayan bir çocuğa okul öncesi dönemde doğruluğu öğreten bir kaplumbağa veya tilki hikâyesiyle “Evet, doğruluk bu.” diye öğretebiliyoruz. Hayvan hikâyeleri dinlediğinde çocuklar bu kavramı değer bazında öğrenebiliyorlar. O yüzden, okul öncesinde biz değer bazında hayvan hikâyeleri anlatırız. Hayvan hikâyelerinin yazılış amacı tamamen bunun içindir: Soyut olarak anlaşılamayan değerleri, masallarla çocuklara aktarmaktır.

Onların hayvanlarla bağının da en yoğun olduğu dönem.

Aslında o şununla ilgili: Çocukların animizm dönemi denilen bir dönemi vardır, cansız nesnelerin ve hayvanların konuştuğuna inanırlar. Yani bir kedinin dilinden hikâye dinlemek onları daha da etkiler. İlkokulda çocuklar 7 yaşından sonra belli kavramları anlamaya başladıkları için hem hayvan masalları hem de kendi cinslerinin yani kızsa kızın, erkekse erkeğin, arkadaş grubuysa arkadaş grubunun, bir insan üzerinden anlatılan hikâyeleri severek dinlerler; kendileriyle daha çok özdeşlik kurarlar. O yüzden kardeş masallarını ya da zincirleme masalları o yaş grubunda anlatırız. İlkokulun son dönemlerinde, soyut kavramları anlamaya başladıkları için olağanüstü masal türündeki kahramanları anlatırız. Mesela Tepegöz bir masal kahramanıdır, Türk tarihinde çok bilinen bir kahramandır ama okul öncesinde Tepegöz’ü anlatamazsınız, çünkü çocuklar korkarlar. Ama ilkokul çocuğu Tepegöz’ün hikâyesini anlayabilir, ne olduğunu idrak edebilir ya da deyim ve atasözünün tam anlamıyla yerini, nerede kullanacağını bilir. Nasrettin Hoca hikâyelerini anlayabilir. Bu yüzden, yaş aralıklarına göre, yaş gruplarına göre masallar çeşitlendirilerek anlatılabilir.

Bu türlerin hepsini yetişkinler için anlatabilirsiniz. Gözlemlediğim kadarıyla yetişkinler, yaşları ilerledikçe kendi çocukluğunu hatırlatacak masallardan daha çok hoşlanıyorlar. Bu, ya olağanüstü bir masal olabiliyor ya da bir hayvan masalı, daha çok kendilerini çocukluğuna ulaştıran masallar olabiliyor.

Dişimizden tırnağımızdan artırarak, onların en iyi şekilde yaşaması, en iyi eğitimi alması için uğraştığımız çocuklarımız hem bizim için hem de toplumun gelişimi için çok önemli... Çocuklarımızın gelişimine katkı sağlamak adına ailelere önerileriniz nelerdir?

Sohbetimizin başında söylediğim bir şey vardı; masal sözlü bir anlatıdır. Çocukların bazen sadece kulağına hitap edebiliyoruz, kulaktan geçebilirsek gönlüne hitap edebiliyoruz. Çocukların kendi tarihleriyle ilgili ögelerin bulunduğu müzeleri, arkeolojik yapıları, camileri, farklı kültürel değerlerin olduğu yerleri gezmeleri, anlatmak istediğimiz değeri, anlatmak istediğimiz masalın içindeki kendi kültürel dokularını anlamaları için çok önemli.

Ben İstanbul’da yaşıyorum ve haftanın bir günü mutlaka kıymetli bir müze bulup çocuğumla geziyorum ve gezerken görüyorum ki bazen dinlediği masalın içindeki bir küpü, bir baltayı, eski tarihlerden anlatılmış bir kılıcı gördüğünde, “Bu, hikâyenin içindeki kılıç” diyebiliyor. O zaman diyorum ki çocukların görsele ihtiyacı var; dokunması, koklaması, hissetmesi gereken yapılara, yerlere de ihtiyacı var. İstanbul bu anlamda cennet, müzeler diyarı. Ailelere, çocuklarıyla birlikte müzeleri gezmelerini tavsiye ediyorum.

Geçmiş tarihi anlatan yapıların, yerlerin olduğu müzeler dışında, özellikle son dönemde masalların işlendiği tiyatrolar, sinema filmleri de yaşanabilir ve gözlemlenebilir yapısı gereği çocukları daha çok etkiliyor. Tabii, mutlaka kitap okunmalı. Ailelerin çocukla birlikte kitap seçmesi, kitap okuması, kitaplarla haşır neşir olması dışında, bu kitapların yaşanılır ve gözlemlenebilir bir ortamda, sinema ve tiyatro gibi yerlerde olmasını, çocukları değer anlamında çok besleyeceğini düşünüyorum.

Yetişkin masallarından da bahsedecek olursak neler söyleyebiliriz?

Son 5 yıldır İstanbul’da çok sayıda masal geceleri oluyor. Yetişkinler İstanbul koşturmacasında oraya gelip masal dinlemek istiyorlar. Masalın da temelde doğuş nedeni insanın kendini anlatması, kendi hikâyesini biriyle paylaşması, bazen gerçek hikâyeyi anlatamayıp bir kahraman üzerinden anlatmasıdır. Günümüzde birçok iletişim aracı olmasına rağmen insanların kendi hikâyelerini birbirlerine aktaramadığını görüyoruz. O yüzden masal gecelerine, masal dinletilerine, masal kitaplarına yoğun bir ilgi var. Bunun temel nedeni birbirimizi anlamak ihtiyacı ve birbirimizi dinlemek ihtiyacı. Birbirimize bir şeyler anlatmak istiyoruz ve ben bunu masalda bulduğumuzu düşünüyorum.

Yetişkinlerin masal okumalarını tavsiye ederim ama daha çok, masal anlatısı varsa mutlaka gitmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü masalın hem insanı besleyen hem olgunlaştıran hem çocukluğuna tekrar götüren bir özelliği var. O yüzden yetişkinlere “Daha çok masal okuyun, ama nerede masal gecesi bulursanız koşa koşa gidin.” derim.

Masal geceleri nerelerde oluyor daha çok?

Farklı gruplar, farklı insanlar masal anlatıyor. Bu dünya artık hızlı gelişti, çok fazla masal anlatıcısı var. Benim de masal anlattığım pek çok dernek var. Kültür merkezlerinde anlatıyorum. Bu arada herkesin farklı anlatış tarzı var. Bazıları tiyatro eğitimi gibi düşünür, teatral bir anlatımla anlatır. Bazıları tek çıkabiliyor, bazıları iki kişi çıkabiliyor. Ben kuklayla anlatıyorum. Yetişkin gecelerinde özellikle -yeni başladığım bir çalışma- bir hocamızla beraber türkülerin hikâyelerini anlatıyorum. Ben türkünün gerçek hikâyesini anlatıyorum, arkadaşım da türkünün orijinalini seslendiriyor ve bir müzik aletiyle gelenlere dinletiyor. Buna niye meylettim? Aslında hepimizin bildiği birçok türkü var. Ama hikâyesini bildiğimizde yüreğimize daha çok dokunuyor bu türkü. Bunun bir eksiklik olduğunu fark ettim. Herkes türküyü bilir ama “Bunun hikâyesi nedir, nereden gelmiş, bu türkü neden yazılmış?” diye sorduğumuzda, çoğu zaman cevapsız kalır. Ben de merak edip türkülerin hikâyelerini araştırmaya başladığımda çok güzel hikâyeler olduğunu gördüm, bilinmediğini fark ettim. O yüzden son dönemlerde özellikle türkülü hikâyeler formatına dönüştürdüğüm bir masal anlatım programı düzenledim.

İslâm kültüründe âlimler, ulemalar, bilim adamları, çok kıymetli eğitimciler, kadınlar veya erkekler var. Bu kişilerin hikâyelerini çocuklar bilmiyorlar. Gazâli’nin çocukluğunu kimse bilmiyor ya da İbn-i Sina’nın hayatı hakkında çocukların pek bilgisi yok. Hezarfen’in hayatı hakkında fazla şey bilmiyorlar. O yüzden, gerçek hikâyeleri de masallaştırarak anlatıyoruz. Çocuklar, bilim tarihinde çok kıymetli kişilerin hayat hikâyelerini dinlemeli. İslam tarihinde yer etmiş kişilerin, medeniyet tarihimizde adı bilinen kişilerin hikâyelerini dinlemeleri de çocuklar için iyi birer örnek teşkil eder. Çocukların karşısına üç kahraman koyuyorum; biri Keloğlan, biri Rapunzel, biri de Batman oluyor. Çocuklara “Hangisini tanıyorsunuz?” diye sorduğumda, okul öncesi döneminde Rapunzel, ilkokul çağında erkek çocuklar Batman derlerdi. Şimdi görüyorum ki çocuklar Keloğlan’ı da tanımaya başlamışlar, çünkü artık bununla ilgili çok fazla hikâyeler anlatılıyor. Ama daha öncesinde çocuklar Nasrettin Hoca ya da Keloğlan karakterini gördüklerinde tanımıyorlardı. Ben buna çok üzülüyordum. Bunun en temel nedeni, bizim bunu çocuklara aktarmamamız, onların hikâyesini anlatmamamız.