Kuran-ı Kerim İle Kendimi Tanıdım / Avukat Özlem Akgüç
Gönül Dergisi okuyucuları için kendinizden bahseder misiniz?
Aslen Antalya-Elmalılıyım. Alim Muhammed Hamdi Yazır’ın memleketi olan Elmalı… Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum, Antalya’da avukatlık yapmaktayım. Aynı zamanda yedi yıldır hobi olarak ralli yapıyorum, profesyonel co-pilotum. Yıllardır aktif olarak yapmakta olduğum sosyal sorumluluk projelerim var ve tam da bu sebeple yıllardır hayattaki amacımı sorguluyorum. “Neden yaratıldım?” Bence Allah’ın bana bazı güzel lütufları bahşetmesinin bir nedeni olmalıydı. Ben kendimi tanımadan, sizlere kendimi bu yüzden tanıtamazdım. Sorgulamalar, sorular… Kur’ân-ı Kerim ve okuduğum kitaplar ile kendimi daha iyi tanıdım. Buraya kadar benimle alakalı kısmı bir kenara koyarsak ben sadece Allah’ın bir kuluyum.
Ülkemizde özellikle bayanlar için sıra dışı kabul edilen ralli serüvenine nasıl başladınız?
Ralliyi içinde barındıran Motor Sporları kişinin ilgisini sonradan çekebilecek nitelikte olan bir spor dalı değildir, özellikle bir bayan için. Benim tutkum 11 yaşında dedemin garajından kuzenim Fatma ile kaçırdığım ‘motosiklet’ ile başladı. Dedemin evden gitmesini gözlerdik. Çocukluk işte… Lisede karne hediyesi olarak babam kırmızı scooter motor aldı ve lise yıllarında F1 Racing dergilerini takip etmeye, F1 yarışlarını izlemeye başladım. İlk 2000 yılında Antalya’da yapılan Anatolian Ralli’yi izlemek için hafta sonu, okuduğum lisenin yurdundan kaçtım. Üniversitede ise bu işlerin içerisinde olabilmek için ilk F1 yarışında ‘kule hakemliği’ yaptım, ardından Ford Motorsport ve Burcu Çetinkaya ile yarış kariyerim başladı.
TRAFİĞE ÇIKMADAN ÖNCE GÜVENLİ SÜRÜŞ EĞİTİMİ ŞART
Ülkemiz sürücü hatalarından dolayı trafik kazalarında dünyada ilk sıralarda yer almakta. Nerelerde hata yapıyoruz? Bunun kökeninde ne olduğunu düşünüyorsunuz? Bildiğimiz kadarıyla bu konuda bir projeniz de var? Projenizden bahseder misiniz?
Sürücü hatalarının en başında dikkatsiz araba kullanma geliyor. Son zamanlarda ise sürücülerin dikkatini akıllı telefonlar daha çok dağıtıyor. Sürüş esnasında sosyal medyadan kopmamak adına kullanılan akılı telefonlar trafikte bulunan vatandaşları da riske sokuyor. Bunun yanı sıra sürücülerin birçoğu güvenli sürüş eğitimi almadan hatta sürücü kurslarında dahi yeterli eğitim almadan trafiğe çıkıyorlar, bu da babadan kalma sürüş tekniğini sürdürme anlamına geliyor. Direksiyon başına geçen “ralli pilotu” edasına bürünüyor. Bu da trafik kazası riskini arttırıyor. Bana göre ülkemizin dünyadaki bu sıralamasının değişmesi adına, kişilerin güvenli sürüş eğitimi alması gerekiyor. Soğukkanlılık, direksiyon hakimiyeti, engelden kaçma, algılama, konsantrasyon, frenleme teknikleri ile alakalı bir eğitim süreci sonrası trafiğe çıkış izni verilmeli. Birlikte yarıştığım pilotum Burcu Çetinkaya ile geleceğe yönelik bu anlamda güzel projelerimiz var. Özellikle bayan sürücülerin eğitimi konusunda bir bölgenin (özellikle bu doğu olabilir) eğitilmesi adına birkaç fikir var. Bunun yanı sıra bazı üniversitelerin gençleri ile buluşup söyleşi yapıyoruz, inşallah faydalı olmuşuzdur.
SEVGİSİZ BÜYÜMEK ŞİDDETİN TEMELİDİR
Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında “Kadına Şiddete Hayır” temelinde girişimleriniz var. Türkiye’deki kadına şiddeti engellemek için neler yapılabilir? Kadına şiddetin temelinde neler olduğunu düşünüyorsunuz? Mağdurların yaşadıkları müeyyidelerin caydırıcılığının çok çok üstünde, daha neler yapılabilir? İrfanî boyut, vicdan, merhamet, ailelerin çocuk yetiştirme biçimleri üzerinden daha uzun soluklu projelere ne dersiniz?
Benim için çok hassas olan bir konuya değindiniz. Aslına bakarsanız ben “kadına şiddet” konusunda birçok otelde, rehabilite edilmesi gereken mahallelerde konferanslar verdim. Kadınlarımızı bilinçlenmeleri adına 6284 sayılı kanun hakkında bilgilendirdim. Bakanlığın şiddeti önleme adına çıkartmış olduğu bu kanun da benim eleştiri getirdiğim birçok nokta var aslında. Şiddeti önleme adına getirilen “delil aranmaması” maddesi yani kişinin şiddet gördüğüne dair herhangi bir iz veya belirti olmamasına karşın soruşturma başlıyor. Suiistimali çok açık olan bir mevzu. Bunun yanı sıra kanun, şiddet mağduru kadına korunma kararının verilebilmesi için evli olmayı da şart koşmuyor. Taslağa göre “şiddete uğrayan veya tehdit altındaki kadınlar, çocuklar” sadece “eşlere” karşı değil, “nişanlılar ve yakın ilişki içinde olduklarına” karşı da korunabilecek. Hatta evlilik dışı dünyaya gelen çocukta, ebeveynler yani çocuğundan şiddet gören anne-babalar da kanuna göre korunabilecekler. Bu madde de evlilik dışı ilişkileri baktığınız zaman bir nevi yasal hale getiriyor.
Kadına şiddetin son zamanlarda gündemde olması da bana kalırsa şiddet unsurunu artıyor. Dizilerdeki karakterleri örnek alabilen şahıslar olabiliyor. Bu sebeple haber programlarında bu derece kadına şiddetin vurgulanması da şahıslarda “şiddete” eğilimi arttırıyor diye düşünüyorum. Ama tabi ki şiddetin ana kaynağı şiddet uygulayan şahsın büyüme çağında aile içi sevgisiz ve ilgisiz kalmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Bölünmüş ailelerin çocuklarında şiddet unsurunun artış gösterdiği söyleniyor. Bu da bunun bir diğer kanıtı olsa gerek.
TESETTÜRE GİRDİKTEN SONRA DAHA ÇOK ÖZGÜRLEŞTİM
Şiddeti önleme adına ne yapılabilir? Aile olma kavramının çocuklara, gençlerimize aşılanması gerekir. Benim hep bir düşüncem vardı; nasıl ehliyet almadan önce eğitime tabi olup sınav oluyorsak, yuva kurmadan önce de nikâh şartı olarak bir seminer, bir eğitim şartı koyulabilir, derdim. Bu tabi ki kısa vadeli bir çözüm, şuan sanırım Pendik Belediyesi böyle bir projeyi uygulamaya geçirmiş, faydası olacağına inanıyorum. Birey olarak hepimize çok görev düşüyor aslında, muhabbeti sevgiden geçmeyen her yolun sonu hüsran. Bizi sevgisizliğe iten etkenler neler, aslında bunları değerlendirmek lazım. İnançsızlıklar neden kaynaklanıyor? Bugün femen grupları kadın haklarından, kadının özgürleşmesinden bahsediyor fakat kadını özgürleştirirken teşhircilik yapıyorlar. Bir kadının kendine ve Allah’ın ona lütfettiği bedene saygısı olmazsa karşısındakinin saygı duymasını beklememesi gerekir. Ben tesettüre girdikten sonra daha çok “özgürleştim”.
ANNE YÜREĞİ, ÇOCUĞUN EĞİTİM GÖRDÜĞÜ İLK YERDİR
Günümüzde kreş eğitim oranları arttı, aileler çocuklarını 2-3 yaşında kreşlere bırakıyorlar. Daha iyi eğitim(!) alması için. Şimdi size soruyorum; bir annenin evladına verdiği özen ve itinalı eğitimi, çocuğa kim verebilir? Bizim dini literatürümüzde kadına vurgu yapılmaz, anneliğe vurgu yapılır. Kadının ayağının altı öpülmez, annenin ayağının altı öpülür. Anne duası önemlidir. Bu manada baktığımızda, biz aslında en önemli ayrıcalık olarak bize verilmiş kariyeri bir tarafa bırakarak geçici birtakım menfaatler ve ileri yaşlarda bizi mutsuz edecek birtakım maddi kariyerlerin peşinden koşuyoruz. Öncelikle İslâm, kadını yalnız biyolojik bir varlık olarak görmez. Onun mânevî yapısında büyük bir sabır, tahammül, şefkat ve merhamet gerektiren “terbiye etme” özelliği vardır. Bu sebeple bir anne yüreği, çocuğun eğitim gördüğü ilk yerdir.
ALLAH, NEREDEN MEZUN OLDUĞUNUZU SORMAYACAK!
Karşımızda tesettürlü bir hukukçu görüyoruz… İnanç unsurunun sizin dünyanızda yeri nedir? Biraz özel olacak ama tesettüre girmeye nasıl karar verdiniz? Tesettüre girdikten sonra hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu? Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Bazıları kâinatın sahibi olan Allah Azze ve Celle’ye inanır, bazıları da gider bir ineğe inanır. Ben tesettüre girdiğim vakit çok tepki aldım, hala da almaktayım ama kızmıyorum. Çünkü beni eleştirenlerin inançlarında “tesettüre girme” kavramının Allah’ın bir farzı olarak algılanmadığını düşünüyorum. Ben de geçmişte bunu algılayamıyordum, Rabbim nasip etti, hamdolsun.
Kapanmaya nasıl karar verdim?
O kadar özel bir konu ki benim için...
12.11.2012 tarihi benim “yeniden doğduğum gün”
Siz bu hayatta kendi evinizi inşa ediyorsunuz, yaptığınız her güzellik o evinizin duvarlarının tuğlası oluyor. İşte ben evime tuğla ördüğümü düşünürken yaşadığım olumsuz birkaç olay kendimi sorgulamaya itti. Yaradılış sebebimi sorgulamaya başladım, nerede hata yapıyorum bunu sorguladım ve bunlar gibi birçok soru geldi ardı sıra... Önceleri, dilimde her gece yatağa girdiğimde ‘küçük’ bir dua… Her yeni gün bir önceki günden daha ‘bakımlı’ ve ‘güzel’ olma çabası ve kariyer-iş anlamında daha da ‘başarılı’ olma ‘hırsı’ içerisinde boğuşan bir “Özlem!!” vardı.
Bu hırsların içerisinde elbet ufak tefek güzellikleri vardı Özlem’in... Ve elbet inandığım; almakta olduğum bana göre bu ışıklı yola sapmamı sağlayan bahsettiğim ufak tefek diye adlandırdığım hayır ve güzellikler vesile oldu. Çok şükür.
Uzun zamandır secde görmeyen alnım, tüm bu sorgulamaları yaptığım bir gecenin sabahında, sabah namazı ile secdeye değdi. Gönlüme akan ferahlık ile belki de çok uzun zaman sonra böyle içten dua ettim. O sabah, o secdede “günahlarımı affetmesi için, beni doğru yola sevk etmesi için, ailem için, işlerim için, geleceğim için, vatanım için, evliliğim için” bol bol dua ettim gözü yaşlı... Bana o sabah verdiği huzur ve ferahlık devam etsin diye artık her sabah ve yatsı namazını kılıyordum. Gündüz vakitlerini kılmamamın sebebi ise “yapmış olduğum makyajın abdest alırken bozulma endişesi ve ekstra kıyafet taşıma” zorunluluğuydu. Ne kadar acıyorum o günlerime… Düşünsenize “makyajım bozulacak” diye cehennemime odun atıyorum! Rabbim affetsin geçmiş hatalarımı!
Cahilliğim, cehaletim vardı elbet... Ama Allah (c.c.) gönül kapısının kilidini açmaya başlamıştı. Elime alıp okumaya başladığım kitapların kalitesi artmıştı ve derken “Ramazan” geldi! Beni ve birçoğumuzu günahlardan koruyan o mübarek Ramazan ayı... İlk günü ile birlikte beş vakit namazımı kılmaya başladım, teravih namazlarımı kaçırmamaya çalıştım, kime neye göre değerlendirilir ama kendimce giyimime daha dikkat etmeye çalışıyordum. Ne bereketliydi o günler... Şimdi yetiremediğim günlerim var mesela ama o Ramazan’da okuduğum Kuran’ı, kitabı, yaptığım ibadeti, şu günlerimde zor yapıyorum bazen yapamıyorum... Hülâsa bir sabah namazı ile aydınlanan-aralanan kapıdan ben içeriye girmiştim artık... Rabbim önümü daha da açıyordu... O bereketli mübarek gecelerden birinde çok güzel ve özel bir rüya gördüm. Bu rüya sonrası hayatıma giren kişilerin kalitesi artmaya başladı... Etrafımdaki insanlar sadece ‘inançlı’ değil, ‘imanlı’ olmaya başladı. Çok şükür. Derdi Allah olan bir abi ile tanıştım...
ÖNEMLİ OLAN ALLAH’IN NE DİYECEĞİ
Öncesinde derdine ortak olmak istedim, ama Rabbimin izni olmadan ben onun dert ettiği kişilerden biriydim sadece… Ama tesettüre girmek benim gibi ‘hırsları’ ve ‘nefsleri’ çok olan birisi için ‘zor’ gözüküyordu. Televizyon programı yapıyordum, Antalya’da birçok sivil toplum örgütüyle birlikte yürüttüğüm faaliyetler vardı... Daha ilerisine yönelik farklı hedeflerim de vardı. Elimde bulunan imkânları bir kenara itmekti tesettür, bu yüzden zor olarak algılıyordum. Metin abinin anlattığı iki yaşanmış hayat hikâyesi var. Birincisi, Tito Balkanlar’da Müslüman halka başörtüsüyle sokağa çıkmayı yasaklıyor. Anneler, babalar, akrabalar yani herkes artık görüşemeyeceğiz diye helalleşiyorlar. Başı açık sokağa çıkmaktansa bir daha görüşmemeyi tercih ediyorlar, bu hikâye beni etkilemişti. Diğeri ise çok yakınımızda bir ablamızın 28 Şubat sürecinde İmam-Hatip’te başı açık okumak zorunda kalması sonucu, müdür ile ailesi arasında geçen diyalogdan bir soruydu “Allah, size nereden mezun olduğunuzu sormayacak!” Evet, Allah bana “Hangi kanalda TV programı yaptın, kaç kişi izledi?” diye sormayacaktı. Bu soru nefsimi törpülememde, tesettüre yaklaşmamda bana çok yardımcı oldu. Hatta attığım her adımda, aldığım her kararda kendime bunu hatırlattım! Hatırlatıyorum da!..
Ve...
12.11.12 günü ‘Yeniden Doğdum!’
Artık O’na (c.c) daha da yakındım...
Bana vesile kılınan insanlardan Allah razı olsun... Onlar için, her biri için ayrı ayrı dua ediyorum.
Bu anlattıklarım doğrultusunda herkesin beni anlayabileceğini düşünmüyorum ama saygı duyacağına inanıyorum.
ALLAH’I SEVENLERLE BERABER OLUN
Tesettüre girdikten sonra ‘kendime notlar’ olarak hatırlattığım bazı hususlar var, bunları da okuyucularınız ile paylaşmak istiyorum. Ben kendim için elimden geldiğince uygulamaya çalışıyorum:
- Bu dünyanın biteceğini öteki dünyanın hiç bitmeyeceğini bil!
- Almakta olduğun yolda önüne çıkan engel ne olursa olsun dik durmalı ve vakur olmalısın.
- İslam’ı öğrenmek biraz terlemeyi gerektirir. Gayret ve samimiyet ister.
- Her gün en az bir saat İslamî kitap oku, bunu kendin için kanun yap.
- Bilmediğin dini konularda konuşma, yorum yapma.
- İbadetlerini içinden gelmese bile mutlaka yap.
- “Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler” bu sözü hiç unutma, tevekkül sahibi ol.
- Zikirle kalp huzur dolar. Bak, Allah ne buyurmaktadır... Kalplerde inancın sağlamlaşması için bu yüce fermana kulak ver. Zikir yapmayı unutma.
- Allah’ı sevenlerle beraber olun.
- Peygamber Efendimiz’in (sav) zişanı olan ‘hayırlı işlerinizde acele ediniz’ sözü çok ince ve derin…
- Hayatını şekillendireceğin bu yeni oluşumda öncelikle imanlı biri ile evlenmeli ve bir onun kadar önemli olan anlaşabileceğin biri ile izdivaç kurman. İkisi de birbiri ile bağlı, ayrılmaz kriter olmalı.
- Dünya İslam’a gelmek zorundadır, ölene kadar insanlığa bunu anlat.
- Kur’an’ı çok iyi okumasını öğren,
- Akaid dersleri al, fıkıh oku, İslam tarihi oku, kitap oku!
- Her zaman kahırlı durma, kendine neşeli olmayı haram görme.
- Birbiri için atan kalpler, seven kalpler, nerede olursa olsun araya ayrılık, elem, keder girse de yine de birbiri için atmaya devam eder. Bilirler ki ayrılığın vuslatı kavuşma; gam, elem ve kederin sonu saadet olacaktır.
- Evlatlarımızı yaşlarını gözetmeksizin İslam çerçevesinde yetiştirmeli ve büyütmelisin.
- Bildiğin doğruları tebliğ ile mükellefsin, bu anlamda karşındakilerin görüşlerine saygı çerçevesinde dik durmalısın.
- İnsanlardan darbe yiyip sakın İslam’a küsme ve her zaman bilinçli bir şekilde zamanını ayarla.
Bu notlar tesettüre girdiğim vakit kendime hatırlattığım, hala ara ara okuyup hatırladığım notlar... İnşallah dergi okuyucularınız için de bir faydası olur.
KUR’ÂN-I KERİM’DE KADINA ÇİZİLEN SINIRLAR DAHİLİNDE OLAN BAŞARI, GERÇEK BAŞARIDIR
Son dönemlerde tesettürlü bayanların toplumda birçok alanda başarılı projeleriyle ön plana çıktıklarını görüyoruz. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Tesettür başarıya engel olabilecek bir mağduriyet değil. Bugüne kadar ülkemizde tesettürlü öğrencilere, çalışan bayanlara yaşatılan psikolojik baskı sebebi ile özgüven eksikliği yaşayan birçok bayan kardeşim var. Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de kadına çizdiği sınırlar dahilinde başarısını gerçekleştiriyorsa o gerçek manada başarı olur. Günümüzde bazı genç kızlarımızın tesettürü, maalesef modernleşmenin etkisinde kalmış durumda. Bütün sosyal, kültürel, eğitim ve moda(?) faaliyetlerinde onlar başı çekiyorlar. Örnek olmak adına belki de çok hayırlı işler yapıyorlar, bu eleştirim aynı zaman da kendime “Acaba biz tesettürü gerçek mana da taşıyarak mı bu başarıyı elde ediyoruz?”
İslam tarihindeki hanım şahsiyetlerden sizi en çok etkileyen, örnek almaya çalıştığınız kimse var mı?
Tevekkül ve sabır abidesi Hz. Hacer annemiz. İsmine gözlerim doluyor.
