Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Kontrol Edilemeyen Öfke Davranışı / Uzm. Psk. Neşe Özkarslı

Bu Yazıyı Paylaşın:
Kontrol Edilemeyen Öfke Davranışı / Uzm. Psk. Neşe Özkarslı

Öfke faydalı mı?

Öfke bir duygudur. Bilinmesi gereken farkına varılması gereken bir uyarı sistemidir aslında. Bizim için zararlı bir olayın gelişeceğini haber verir. Yapmamamız gereken bir işi, “hayır” diyerek engellememizi sağlar. Kişisel sınırlarımızı belirlememizi kolaylaştırır. Sosyal ortam içinde nerede “ben” başlıyor nerede “biz” başlayacak onu belirler. Kendimizi başkalarına anlatmamıza, anlaşılmamıza neden olur.

Kontrol mekanizmamız nasıl çalışıyor?

Öncelikle öfkelendiğimizi anlamaya başladığımızda neler hissederiz konusunu inceleyelim. İstemediğimiz bir olay gerçekleşiyordur ve biz kontrolü kaybedeceğimizi düşünürüz. Olayı kontrol edememek, kişisel sınırı kontrol edememek gibi... Kontrol edemediğimizi düşünürsek kendimizi güvende hissetmeyiz. Bir bakıma güven duygumuz tehdit altındadır. Yani biz olay karşısında üstesinden gelemeyeceğimiz bir durum yaşıyoruz demektir.

Güven duygusu önemli

Kendisini güvende hissetmeyen, güvensizlik durumunu uzun süre yaşayan ve stres altında uzun zaman kalan kişilerde şiddet davranışı gösterme riski vardır. Toplumsal olarak bu duygu çok çabuk yayılır. Öfke ve şiddet duygusu kişiler arasında kolay paylaşılır.

Stresle ne kadar ilişki kurulabilir?

Bireylerde de toplum içinde de stresin bazı olumsuz reaksiyonlar yarattığını biliyoruz. Bunlardan biri savaş, diğeri kaç tepkisi yaratır. Öfke davranışı savaş davranışıyla eş değer bir durum yaratmaktadır. Dışa yönelmiş öfke, çevresindeki kişilere zarar verici boyuta gelebilir.

Toplumsal anlamda stresin uzun sürmesi hayat kalitesini olumsuz etkileyeceği gibi, öfke duygusu ve davranışına zemin hazırlayacağını bilmekteyiz. Stresi kişisel anlamda kendisini fiziksel veya ruhsal alanlarının tehdit altında hissedilmesi olarak tarif edilebilir. Toplum olarak da bu tarif değişmemekle birlikte genişletilebilir. Şöyle ki, toplumsal güvensizlik ki bu gelecek kaygısı, ekonomik güvenceden yoksun kalma, sağlık kaygısı, fiziksel ihtiyaçların ve duygusal ihtiyaçların sağlıklı sağlanamaması gibi durumların ortaya çıkması ve o toplum içinde bunun paylaşılıyor olması stresin artması için yeterli durumları oluşturmaktadır.

Toplumda sağlanan refah ve mutluluk seviyesinin düşmesi de kaygıyı arttıran faktörlerden sayılabilir. Bu durumda bireyler kişisel haklarını geri isterler ve bir hak arama psikolojisi içinde bulurlar kendilerini. Haksızlığa uğradığını, kayıp yaşadığını düşünen ve buna inanan insan topluluğu kitlesel öfkeyi de birlikte getirebilir.

Peki nasıl çözeriz?

Bu durumun tek ilacı “umut” tur. Güven ortamı içinde yaşayan, umudu olan insanların bulunduğu toplum, şiddet davranışı göstermez. Zorluk içinde olacaklarını fakat bunun üstesinden gelebileceklerine inanır ve destek almaya karşı direnç göstermeden hayata sarılarak devam ederler.