Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Kişi Dilinin Altında Gizlidir / Halime Alçay

Bu Yazıyı Paylaşın:
Kişi Dilinin Altında Gizlidir / Halime Alçay

İnsanın karakteri farklı biçimlerde ortaya çıkar. Bazen davranışlar, bazen bakışlar, bazen suskunluğumuz, bazen de konuştuklarımız bizim kişiliğimiz hakkında karşımızdakilere kopya verir. Herhalde en çok da dil bizim kimliğimizi aşikâr eder. “İnsan dilinin altında gizlidir.” kelam-ı kibarı bu manaya işaret eder. Yani kişinin konuşmalarından karakteri, ahlakı hakkında az çok fikir sahibi olmak mümkün.

Misal; konuştuğu zaman ufak mevzularda dahi sürekli muhalefet eden, münazara ve münakaşa eden insanlar vardır. Bir şey söylendiğinde hemen kendilerini ortaya atarlar ve “Hayır o öyle değil, aslında böyledir.” derler. Huy haline gelmiştir bu onlarda. “Siz bilmiyorsunuz ahmak mısınız nesiniz? Kafanız hiç çalışmıyor, cehaletin dibine vurmuşsunuz da haberiniz yok, ben sizden daha akıllıyım zekiyim, ben en iyisini bilirim…” demenin farklı bir biçimi. Böyle insanlar hem kibirlidirler hem de karşılarında bulunanların hatırını hiçe sayarak kalp kırdıkları için de merhametsiz.

Sonra, küfrü, sövüp saymayı normalleştirmiş insanlara bir bakın. Hem de söz konusu küfür olunca yaş alt sınırı, üst sınırı da yok. Okul bahçesindeki küçücük çocuklar da birbirine sövüyor, trafikte koca koca adamlar da. Sokakta istemeden iki kişinin konuşmasını duyuyorsunuz, yerin dibine giresiniz geliyor utancınızdan. Gençlere bakıyorsunuz normal konuşmalarının yarısı küfür, yarısı hakaret. Oysa Müslüman’a yakışan, kelimeleri kullanırken güzel olanı seçip edebe riayet etmek değil mi?

Bakın küfür sözlere; çoğu, çirkin kelimelerle cimayı ifade eder. Bu yüzden; küfür ile insanların hem iffetine saldırırsınız hem de kendinizi iffetsiz addetmiş olursunuz. Efendimiz (sav) “Anasına babasına sövene lanet olsun.” buyurunca yanında bulunanlar “Ya Resulallah, bunu kim yapar?” dediklerinde “Bir kimse, bir kimsenin anasına babasına söver, o da onunkine söver. Hakikatte kendisi anasına babasına sövmüş olur.” buyurmuşlardır.

Tam bir kişilik bozukluğu değil mi? En çok hürmet etmeniz gereken sebeb-i hayatlarınıza, bizatihi siz diliniz vesilesiyle çirkin konuşulmasına sebep oluyorsunuz. O zaman utanma duygusunun, hürmet saygı mefhumlarının sizde hakikaten var olup olmadığını sorgulamak gerekmez mi?

Bir de gıybet etmeyi alışkanlık haline getirmiş, hatta doğal gören insanlara bakalım. Ki birçoğumuzun muzdarip olduğu, dillere galip olmuş kalbî bir rahatsızlık. Gıybet bir kimsenin arkasından doğru da olsa duyduğu zaman üzüleceği şekilde konuşmaktır. Ve bir kimsenin kusuru olarak söylenen her şey gıybettir.

Evet, insan neden gıybet eder? En büyük sebeplerden birisi kıskançlıktır, hasettir. Allah bazılarımıza bazılarımızdan daha fazla mal, akıl, ilim, güzellik, ahlak vermiştir. Bazılarının insanlar arasında daha fazla kıymeti vardır. Daha çok sevilirler, sayılırlar. Bunların daha azına sahip bazıları içinse bu büyük sıkıntıdır. Aslında Allah’ın taksimatının beğenilmediği göz ardı edilerek, en ufak fırsatta insanların kusurları konuşulmaya başlanıverir. Gıybet eden diliniz sizde haset hastalığının olduğunu göstermiş olur böylelikle.

Bazıları da sırf kendilerini övmek, yüceltmek istediğinden, başkalarının kötülüklerini, kusurlarını ortaya döker. Maksat kendi üstünlüğünü ortaya koymaktır. Başkalarının kabul ve rızasını ancak böyle kazanabileceğini düşünür. Hem de başkalarının yanında kabul görmek için Allah katındaki yerini yerle bir ede ede. Peki, bu zillet değil de nedir?

Kendisine isnat edilen suçu aklama çabası da gıybet yolunu açar. “Canım, ben şu kabahati işlediysem filan adam da bu kabahati işliyor.” der. Buna ahmaklık denir. Çünkü kabahatinin üstüne bir de gıybet kabahatini eklemiştir.

Bazen de sırf birilerine öfkelenip kızdığı için insan gıybete düşer. Hâlbuki öfke kontrolü şahsiyetimizde yerleşmiş olsaydı gıybet tuzağına düşmek daha da zor olacaktı.

İnsanlarla alay etmeyi, insanları gülünç duruma düşürmeyi, rezil etmeyi sevdiği için gıybet eden insanlar da vardır. İlginç bir hal. Belki de kendindeki kusurları, başkalarının kusurlarını ortaya dökerek örtmek isteği. Öz güven eksikliği.

Gıybet sebeplerinin en ilginci ise, bir kimsenin işlediği bir günaha, yapmadığı bir hayra samimi olarak üzülürsünüz ve onun adını vererek “Filanca kişi bunu neden yaptı?” dersiniz. Evet, bu da şeytanın sizi haset etmesindendir. Samimi olarak başkası için üzüntü duymanızdan alacağınız sevabı, şeytanın, sizin dilinizi kullanarak zayi etme manevrası da diyebiliriz buna.

Yani gıybet sizin kişiliğinizde; haset, kendine güvensizlik, zillet, öfkesini kontrol edememe, adaletsizlik gibi insana yakışmayan hallerin birinin ya da bazılarının olduğunu gösterir.

Yalanı büyük, küçük diye sınıflandırıp çeşitli renklerle ifade edenlere de bakarsak, kendimizi “Ona ne kadar güvenebilirim?” diye sorgularken bulmamız sürpriz olmaz sanırım. Düşünsenize; komik olmak adına yalan söyleyen arkadaş her an sizi ummadığınız bir anda rezil edebilir, utandırabilir. Hassasiyetlerinizi hiç umursamadan. Ya da içinden çıkamadığı durumlarda yalana başvuran bir arkadaşınız varsa, yalanlarıyla sizi daha çok açmazların içine atması kuvvetle muhtemeldir. Başkalarını size tercih etmesi de.

Yalancı insanlar ânı kurtarmayı hesaplarlar. İnsanlara gösteriş yapma merakı, kibirleri, gururları, o anki çıkarları ya da birilerinden, bir durumdan kurtulma istekleri onları yalana iten sebeplerden bazılarıdır.

Ve yalan söyleyenlerin büyük çoğunluğunun nedeni ya basittir ya da sırf ağız alışkanlığıdır. Ama şu var ki “YALAN SÖYLEMEK” ciddi bir kişilik bozukluğudur. Yalanda ikiyüzlülük, samimiyetsizlik, kendini haksız dahi olsa temize çıkarma eğilimi, utanmazlık, sabırsızlık, acelecilik, başkasını tehlikenin kucağına atabilecek kadar aymazlık, umursamazlık, merhametsizlik az ya da çok vardır.

Bir de nemmamlar vardır. Nemmamlık bir kimsenin rencide olacağı herhangi bir şeyi sözle, fiille, yazıyla ya da başka şekilde açığa vurmaktır. Hasan-ı Basri der ki: “Başkalarının sözünü sana getiren, muhakkak senin sözünü de başkalarına götürür. Onun için o kimseden sakınmalı, onu hakikatte düşman edinmelidir. Zira onun yaptığı hem gıybet hem zulüm ve hıyanet hem aldatma ve haset hem de nifak, fitne ve hiledir. Bunların hepsi kötü ve çirkin sıfatlardır.”

Nemmamın olduğu yer ne kadar tehlikeli değil mi? Nemmamın şerri öyle büyüktür ki nice kanlar onunla dökülmüş, yuvalar yıkılmıştır.

Tüm bunlara bakıldığında öyle görülüyor ki dilin disiplini hakikaten çok önemli. Dilde var olan ve insan olmanın haysiyetine yakışmayan her şey, zaten bizim nefsanî hastalıklarımızın göstergesi aynı zamanda. Bu sebeple dile sahip çıkmak, ahlakımızda var olan nefsanî arazlarla mücadele etmemize de vesile.

Allah’a emanet olun.