Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Kargaşalar Dünyasının Ateşi Fitne

Bu Yazıyı Paylaşın:
Kargaşalar Dünyasının Ateşi Fitne

Kendimize, çevremize, dünyaya sağlıklı bakabildiğimiz müddetçe hep doğruyu arayacağız. Duyarsızlaşmadığımız müddetçe bu mücadele hiç bitmeyecek. Çünkü var olduğumuz sürece her zaman karşımıza yeni sorular yeni kapılar çıkacaktır. İlerleyebilmek adına mutlaka bu mücadeleler devam edecektir. Önemli olan neyin gerçek, doğru; neyin yalan olduğunun farkına varabilmektir. Suyun bulandırıldığı anlarda hayatımızın en zor imtihanlarını veririz. Doğrunun yanlış, yanlışın doğru gösterildiği anlarda yani fitne anlarında.

Fitne öyle kavurucu bir şeydir ki hak olan göz göre göre ateşe atılır da bir şey yapamazsınız. Bu öyle bir şeydir ki doğrudan yanlışı çıkartırken bunu bazen tek başımıza, bazen ikili ilişkilerimizde, bazen de iki ülkenin birbiriyle olan diyaloğunda görürüz.

Tek başımıza olduğumuz zamanlarda kendi düşüncelerimizin içinde döner dururuz. Bir çözüme ulaşmaya çalışırız ancak mümkün olmaz. Çünkü genelde yaşanmış olaylar üzerine sinirlenip kafamızın içindeki senaryoları izleriz ve müdahale edemeyiz. Sonra o olaylar üzerinden cımbızla bir şeyler çekip iyice büyütüp ya gereğinden fazla tepki veririz ya da bazı psikolojik hastalıklara dönebilir. Sinirimizi bozmamak için kimi zaman olayı yaşamamış farz eder ya da sebeplere dayandırır geçiştiririz. Ancak aynı olayları ya da benzer olayları yaşadığımızda birçok korkuya kapılırız. Kendi varlığımızı değersizleştirme, ifade edememe, anlaşılamama, yalnız kalma… gibi duygulara gireriz. Bu duygulardan sıyrılabilmek içinse bazen bazı insanların her gün ya da belli sürelerde yaptıkları şeyleri takıntı haline dönüştürdüğünü görürsünüz. Mesela tekrar tekrar el yıkama; kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme; değeri olmayan şeyleri toplama ve biriktirme; temizlik takıntısı… Buna takıntı hastalığı/obsesif kompülsif bozukluğu deniyor. Biyolojik faktörlerden ortaya çıkabildiği gibi daha çok çevresel faktörlerden ortaya çıkıyor. İçinden çıkamadığımız, saplantılı düşünceleri durdurabilmek için saatlerce bir lavaboyu temizleyip sanki ondaki kiri çıkardıkça aklındakileri de çıkartacak gibi davranırlar. Bu durum normal günlük işlerini yapmalarını engeller. Hatta evlerinden dışarıya çıkamayacak bir hale gelirler. Bu yaptıklarının saçma olduğunu bildikleri halde yapmaya devam ederler, çünkü kendilerini kontrol edemezler.

Kişi yetişme bozukluğu ve bir sürü psikolojik etmenle bu hale gelse de kişilerin bu zaaflı yönünden faydalanıp hastalıklarının ve takıntılarının sürekliliğini sağlayan şeytan faktörünü unutmamak lazım. Evet, insanın stres yapıp, çözüme kavuşturacağını çözüme kavuşturamasa dahi Allah’a teslim edip aşabileceği konularda böyle hastalıklı hale gelmesine sebep şeytandır. İnsanın sürekli bir imtihanı olacaktır ki kendini geliştirebilesin. Öğretip, gelişim sağlayacak olan sıkıntının, stresin büyüyüp büyüyüp kocaman olup hayatında bir sürü takıntıya sebep olup ve bu takıntılarında devam edip hayatı yaşanmaz hale getiren şeytanın buradaki stres faktörünü fitneye çevirip vücuda oluşturduğu bozgunculuğa çok dikkat etmek gerekir.

Evet, el yıkamak gerekli, olması gereken bir şeydir. Ancak bu bir takıntıya dönüşmüş ve artık sağa sola dokunamaz hale geldiyseniz şeytan doğru olan bir şeyden sizi yanlışa doğru sürüklemiş demektir. Bu yüzden önce kendimizle başbaşa kaldığımızda kendi ruh dünyamızın içinde çıkabilecek fitnelerin önüne geçmeliyiz. Bu fitnelerin sebebi olan vesveselere de doğru ölçüyle bakıp yanlış olduğunu tespit ettikten sonra tek yapacağımız aldırmamaktır. Kıymetli büyüğümüz Şenel İlhan Beyefendi’nin vesveseyle ilgili yazılarında “Vesvesenin ilacı aldırmamaktır.” şeklindeki yorumunun derin açıklamasıyla bunu daha iyi algılıyoruz.

İkili ilişkilerdeki fitnenin sinsiliği vesveseye göre daha az olabilir. Ancak zararı çok fazla kişiyedir. Yanınızdaki insanın bir kaş, bir göz işareti bile fitne sebebi olabilir. Normal kurduğunuz bir cümleden farklı ifadeler çıkarılarak fitne uyandırılabilinir. Yeter ki karşınızdakinin niyeti bozuk olsun. Karşınızdaki insan size en sevimli haliyle çok iyi niyetlice yaklaşarak içindeki asıl karanlık tarafı göstermeden örümcek ağını sinsice etrafınıza örebiliyor. Adi niyetini gördüğünüzde de çoktan tuzağına, fitnesine düşmüş oluyorsunuz.

Bu kâinatta hiçbir şeyin yeri boş kalmaz. Bir şeylerin içini hakkını vererek dolduramazsanız ya da içi dolu olan şeyleri boşaltıp bozguncu insanlara yanlış doldurması için fırsat verirseniz çıkacak kargaşalara da hazırlıklı olmalısınız. Bir eşyanın asıl maksat ve manasından tutun da insanın tabiatının dışında, insana anlamlar yükleyerek birçok kargaşaya sebep olabilirsiniz. Tüm bunlara sebep olan, kavramların yanlış aktarılması ve tüm bunları düzeltecek olan şey kavramların içinin doldurulması.

Biz insanlar sürekli iletişim halinde olan canlılarız. Birbirimize ne anlatmak istediğimizi sözcüklerle gerçekleştiririz. Bu yüzden kavramlar çok önemlidir. İçeriği değiştirilmiş bir sözcük hayata yüklediğimiz bir anlam olabilir.

Mesela özgürlük kavramı. Herkese göre bir anlamı vardır. Ancak her kavramın net olarak anlattığı bir şey vardır. Her kavramın bir yerde başladığı ve bir yerde bittiği manasıyla beraber bir ölçüyü anlatan yanı vardır. Özgürlük kavramı da her istediğini yapmak gibi algılanır. Ancak insanın kendisine ve çevresine zarar verip onların özgürlüğünü kısıtlamaya başladığı noktada başka bir şey olmaya başlar. Böylece bir kavram, olması gereken anlamdan dışarıya çıkartılarak rahatça fitne malzemesi haline getirilebilir. Mesela patavatsızlıkla açık sözlü olmak arasında bir fark vardır; edepsizlikle cesaretli olmak arasında; dürüstlüğün arkasına sıkıştırılmış dobravari, riyakâr, yalancı tavırlar arasında; korkaklıkla tevazu arasında bir fark vardır.

Tüm kavramların zamanla tam tersiyle yer değiştirilmeye çalışılıyor olması, doğruyu yanlış, yanlışı doğru göstermek hususunda yapılabilecek en büyük icraatlardandır. Özelikle de şehvet duygusunun aşk gibi algılanması, günümüz toplumlarının boşlukta asılı kalmasına, amaçsız ve sebepsizce her türlü bataklığa saplanmasına sebep olmuştur.

Bu kavramlarla iletişim halinde olan bizlerin de fıtratına ters yorumların oluşması farkında olmadığımız bir şekilde canımızı sıkıyor. Bir şeylerin eksik ya da yanlış olduğunu anlıyoruz ancak ifade edemiyoruz.

Fitne her alanda çıkartılabilinir. Ku’rân’da fitneye karşı çok uyarı ve tedbir ayetleri vardır. Maalesef Müslümanlar arasında Müslüman gibi görünen bazı münafıklarla ve cahil Müslümanlar yüzünden İslam’ın içinde çok fazla fitne çıkarılmıştır. İslam içindeki çıkartılan en büyük fitnelerse Allah’a iman eder gibi görünüp başka korkularla şirkler koşulmasıdır. Allah (c.c) böyle bir dinin kendisine ait olmadığını söylüyor. İçten içe koştuğumuz bu şirklerin farkında olamamak, bunların bizi kullanması ya da fitne çıkarmak isteyen insanların, şeytanların bizi kullanmasına neden olur.

Konusuna göre bir iki kişiyle başlayan fitne büyük kitlelere sirayet edebilir. Bu da binlerce insanın ölümüne sebebiyet verebilir. Özellikle de günümüzde medya ve sosyal medya aynı anda milyonlara ulaşması hasebiyle çok büyük fitne araçları olarak kullanılabiliyor. Sunulan bir haberin çarpıtılması, bir görüntü üzerindeki oynama mevzuu, bambaşka şekilde algılamanıza sebep olabiliyor. Hatta paylaşımlarımızla bizler de bu fitneye istemeden bilinçsizce ortak olabiliyoruz. Maalesef ki istenilince zalimi, haini haklı; mazlumu, yiğidi haksız göstermek çok kolay oluyor.

Tabiri caizse at izinin it izine karıştığı şöyle bir dönemde biz de her söylemimizi, sosyal medyadaki her paylaşımımızı kırk kere düşünerek, doğruluğunu araştırarak yapmalıyız. Çünkü çıkacak olan herhangi bir fitnede, zulümde, haksızlıkta canı yanan her insandan biz de mesul oluruz.

Kimsenin hayatı, onuru, şerefi ucuz değildir. Hazreti Aişe validemize iftira atıldığında gelen ayetlerden biri şöyleydi: “Bu iftirayı işittiğiniz zaman; ‘Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allahım) sen yücesin! Bu, büyük bir iftiradır.’ demeniz gerekmez miydi?” (Nur, 24/16) Yani Allah (c.c) orada sadece iftiraya uğrayan Hazreti Aişe’yi değil etrafındaki insanları da imtihan etmiştir. Hem de bir şey söylemedikleri için karşı çıkmadıkları için uyarmıştır.

Bazen fitne insanı öldürdüğü gibi bazen de yaşarken öldürür. Hazreti Aişe validemizin çektiği gibi birçok insan da çok çeşitli iftiralarla insan içinde yaşayamaz hale getirilmiştir. Ne acıdır bedenin özgür ruhun zindanda oluşu…

Kendimizle olsun, ikili ilişkilerimizde olsun, toplumsal olarak olsun fitneler bir şekilde çıkartılıyor. Ancak ilginç olan, bilimde bilimsel değil bazı fitnesel çalışmalar oluyor olması. Örneğin; 1912’de British Museum’da Piltdown insanı diye bir kafatası sergileniyor ve bu baş iskeleti 500.000 yıl öncesi adamı diye uzun bir süre reklam ediliyor. 1952’de kimya ve radyoaktif deneylerle iskeletin sahte olduğu öğreniliyor. İskeletin üst kısmı insan, alt kısmı maymun kemiğiymiş. Sahtekârlık olayı üzerine İngiliz hükümeti yasal işlem yapıp iskeleti çöpe atıyor.

Başka bir örnek; Prof. Dr. Duane Gish Nebraska insanı diye tanıtılan meşhur iskeletin yalanını yayınlıyor. Bu iskeletteki tek gerçek olan diş ve bir dişin üzerine hayali bir iskelet montajlıyorlar. Ya da daha günümüze gelecek olursak gıdalar üzerine bilmem hangi yabancı üniversitenin yaptığı araştırmayla iyi yada kötü kararı verip beslenme düzenimizi değiştiriyoruz. Daha sonra bunların çeşitli ilaç firmalarına yaradığı gerçeğini algıladığımızda çoktan hastalık sahibi olmuş oluyoruz. Çünkü yanlış beslenme bizi sağlığımızdan ediyor. Yıllar sonra o yenir, bu yenir diye hekimlerden besinler üzerine icazetler çıktı ya da çok özendirilen yiyeceklerin nasıl sağlıksız olduğu ortaya çıktı.

Maalesef ki insanı, evreni tamamen madde boyutunda anlatıp bunu bilim diye yutturmaya çalışan birtakım insanlar, ruhunu maddeye satıp insanları yarım insan haline sokup ilaca bağımlı yaptı.

Velhasılıkelam insanın olduğu her yerde fitne vardır. Her alanda bu kadar her şeyin doğrusuyla yanlışını yer değiştirdiği başka bir zaman daha olmamıştır. Özellikle Müslümanlığın bu kadar zilletli empoze edilişi, bu kadar cahilce ve canice aktarılışı ahir zamanın en büyük fitnelerindendir.

Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in söylediği gibi “Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik...” olmayı Allah (c.c) nasip etsin… Allah’a emanet olun…