Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Kadınların Korkuları ve Çözüm Yolları / Op.Dr. Ayşe Duman

Bu Yazıyı Paylaşın:
Kadınların Korkuları ve Çözüm Yolları / Op.Dr. Ayşe Duman

Kadınlarda, daha çocukluğunda, belki de ilk ergenliğe adım attığı dönemlerde oluşan saplantılar, takıntılar, bir sürü korkular var. Yani kadın, ne yapacağını bilemez durumda. Beden, zihin, ruh birliğini bozan bilinçaltı korku ve saplantılar neler, kadınların hayatını nasıl olumsuz etkiliyor?

Yaradılış programına aykırı olan her şey aslında bu bütünlüğü bozuyor. Çünkü bu bütünlük içinde beden huzurlu ve rahat çalışabilecekken; yani aslında beden, ruhtan, ilâhî kaynaktan beslenmesi gerekirken yanlış kaynaklardan besleniyor. Beslenmesinden kastım da şu: Bedeni bir bilgisayar gibi düşünürsek bunun bir yazılıma ihtiyacı var çalışabilmesi için. Yazılım olmadan hiçbir bilgisayar bir işe yaramıyor; bir programının olması lazım. Bedenimizin programının aslında ilâhî kaynaktan olması gerekir ki o bütünlük bozulmasın. Çünkü beden ilâhî kaynakla beslenecek şekilde ayarlanmış. Mesela, güneşten istifade edecek şekilde ayarlanmış, kara topraktan çıkacak yüzlerce çeşit sebze ve meyve ile sağlıklı bir şekilde hayatta kalması için ayarlanmış. Yine duyguların ve kalbin ihtiyaçları da ilâhî kaynak çerçevesinde beslendiği zaman ancak sağlıklı olacak şekilde ayarlanmış. Bu anlamda baktığımızda bir kadın bedeni, “doğumu” huzurlu ve şükürle yaşayabilir. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı bir programda işlediğini, kaldığını bilir ve bu bilgiyle doğumdan korkmaz, doğumdan keyif alır. Yine bir kadın bedeni yaradılış programındaki ihtiyaçlarını, cinsel ihtiyaçlarını, erkeğe olan ihtiyacını, zayıflıklarını, artılarını, eksilerini, gücünü, güçsüzlüklerini bilir ve bunu yine bu çerçevede tamamlayacak alanlarda kendisini iyi hisseder, bu alanlardan kaçmaz. Bu alan bir erkeğe ihtiyaçsa, evet, erkeğe ihtiyacını dile getirebilir. Bu alan bir cinsel ihtiyaçsa ki ihtiyaç, yaradılış programında kadın da erkek de buna ihtiyaçlı yaratılmıştır. Ama toplumsal öğretiler, şartlanmalar, koşullanmalar, toplumsal bilinçaltlarıyla bu programdan uzaklaşmalar ve tam tersi kirli bir programla beden işlemeye başladığı zaman, kadın zarar görür ve kadınlık zor olmaya başlar. Artık o beden ağır gelmeye başlar kadına, çünkü programdan ayrılmıştır. Fizik beden güneşe, suya, havaya ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlarını karşılamadığı zaman bu beden arıza üretir. Bu beden zor gelir insana. Aynen duygusal ihtiyaçlar ve enerji bedenindeki enerji dengelenmesine dair ihtiyaçlar da böyledir. Bu ihtiyaçlarımızı bilen yaratıcı da ihtiyaçlarımızı giderecek alanlara bizi teşvik edici ayetler göndermiştir. Ayrıca O’nun peygamberinin hadisleri de var. Bir gülümsemek, bir akraba ziyareti, bir sevgi dolu ortam bizim ihtiyacımız. Yani bu ihtiyaçla yaratılmışız. Peygamber Efendimiz (sav) “Sıla-i rahim ömrü uzatır.” “Verecek hiçbir şeyiniz yoksa bir gülümsemeniz de mi yok?” buyuruyor. Bunları fark etmek lazım. Bunu fark ettiğimizde yani yaradılış programında kaldığımızda, o zaman beden arıza üretmiyor.

Geçen gün bir yazı okudum. Bunları hep söylüyordum ama bilimsel olarak da böyle bir çalışmaya rastladığımda çok hoşuma gitti. “Haz dolu bir yaşam, hazza odaklı yaşamlarla anlık rahatlamalar sağlar.” “Canın sıkılıyorsa kuaföre git, alışveriş yap, tatile çık, çikolata ye...” gibi hazza yönelik anlık rahatlamalarla zannediliyor ki insan mutlu olacak, tatmin olacak, kendini iyi hissedecek. “Depresyonda mısın; alışverişe çık, bir film seyret.” Evet bu, zihnin anlık bir boşalması olabilir. Ancak burada bedenin ve ruhun gerçek ihtiyacı karşılanmadığı için, bunlar hiçbir zaman kalıcı çözümler üretmez. Kaldı ki var olan sıkıntıları çözmediği için, var olan sıkıntılar bedenin hücrelerinde hep negatif olarak bir olumsuzluk oluşturuyor ve sonuçta da hastalık üretiyor.

“Doğum ağrılıdır deniyor.” Bakıyorsunuz medyada, filmlerde aynı şekilde lanse ediliyor. İlk geceyle ilgili bir ton söylenti var ve genç kız korkuyor. Halbuki Cenâb-ı Hakk, kadın bedenine eziyet olsun diye bir birliktelik yaratmıyor, böyle bir şey mümkün değil. Bazı insanlar sokağa yalnız çıkmaya korkuyor. Neden? Kendisini evde güvenli hissediyor. Böyle bir hastam var. “Sokağa çıkacaksın.” diye ödev verdim. Korkuyor, çıkamıyor. Neden korkuyor? Yaşayacağı olumsuzluklardan... Ama Allah’a gerçekten inananların böyle bir korkusu yok. Nerede, ne zaman, ne yaşayacağımızı bilmiyoruz ve O’nun takdiri var. Bu teslimiyetlerle ancak korkudan uzaklaşabiliriz. Mesela uçak korkusu… Tam teslimiyet olursa uçak korkusu diye bir şey olmaz. Evet, bunların kaynağı yaşanmışlıklar, öğrenilmişlikler; ama artık bu bilinçle bunları fark edip çözmek lazım. Kadının da bu anlamda korkularını fark edip çözmesi lazım ki kadınlığından keyif alabilsin.

Evlilik öncesinde kadınlarda ne gibi durumlar var, ne gibi yanlış ölçüler var? Nasıl bir bilinçle bilinçlenmesi gerekiyor evlenecek bir kızın? Evlilik esnasında çiftlerin nelere dikkat etmesi gerekiyor?

Bizim toplumumuzda, evlilikle ilgili, bana gelen çiftlerde gördüğüm şu ki: Özellikle kadınlar evliliği, bir bağımlılıktan çıkıp başka bir bağımlı ilişkiye geçecek bir basamak olarak görüyorlar. Yani anneye veya babaya bağımlılığı olan bir genç kız oradan çıkıp evlilik hayatını eş bağımlısı olarak sürdürmeye başladığı zaman orada ciddi sorunlar oluyor. Erkekler için de geçerli bu. Yani hâlâ giyecek kıyafetini annesi seçen, mesleğini tamamen annesi veya babasının isteğiyle tercih etmiş, sevmese de onlara “Hayır” dememek adına hayatını şekillendiren erkek veya kadın bir araya geldiğinde ciddi sorunlu bir ilişki ortaya çıkmış oluyor. Çünkü kendi içlerinde zaten sorunlular. Bu sorun, ilişkinin her boyutuna yansıyor, cinsel ilişkiye de yansıyor. Mesela kitabımda da yazdım; ilk gece annesi gelmiş, kendi evi olmasına rağmen bir hafta boyunca çiftin yanında kalmış ve çocuk buna “Hayır” diyememiş. Burada bağımlı bir ilişki var. Cinselliği “ayıp, yasak, günah” gibi algılayan, eşiyle bütün ihtiyaçlarını konuşamayan, dile getiremeyen, ihtiyaçlarını talep edemeyen, duygularını ifade edemeyen bir genç kızın evlilik hayatında bir süre sonra sıkıntılar ortaya çıkıyor. Çünkü insanın en temel ihtiyacı kendisini ifade etmektir, ihtiyaçlarını fark etmek ve gidermektir. Cinsel ihtiyaç çok temel bir ihtiyaçken, özellikle bizim toplumumuzda kadınlar bunu fark etmiyor, fark etse de ifade edemiyor. Bu ihtiyaç giderilmediği zaman bu ilişkiden gerçek bir huzur ve mutluluk alma şansı yok, böyle bir şey mümkün değil.

Geçen gün bir çift geldi, 6 yıllık evli. “Ne yapıyorsunuz?” dedim. “Gayet güzel geçiniyoruz. Çok iyiyiz, çok mutluyuz.” dediler. Yok böyle bir şey. Biraz konuşunca mutlu olmadıklarını gördüm, bütün gün kavga ediyorlar. “En son ne zaman beraber oldunuz?” diye sorduğumda “3 ay önce.” dediler. Böyle bir evlilik olmaz.

Cinsellik noktasında yanlış bir algı oluşmasına sebep olan aile mi, medya mı, açıklayabilir misiniz?

Birçok faktör bir arada etki ediyor, bir tek bir şey diyemeyiz ve herkesin hikâyesi farklı. Bir hastam var; evlilikten bir gün önce halası, “Yandın bu gece.” demiş. “Yandın bu gece.” ne demek? Demek ki acılı bir hâdise var ortada. O zaman beden kendisini koruma altına alıyor ve sıkıyor. Böyle bir bedenle cinsel hayatı yaşamak mümkün değil. Küçük yaştan itibaren sürekli, “Kendini erkeklerden koru, erkekler tehlikeli yaratıklardır, kullanır kullanır atarlar.” gibi bir söylem duyuyorsa bir genç kız, evlendiği zaman da kendini erkeklerden korumaya kalkıyor. “Eşinle helal dairede yaşayabilirsin.” bilgisi yok. Verilen bilgi “Erkeklerden kendini koru.” şeklinde.

Sadece boşalmayı bir cinsel aktivite performansı, erkeklik göstergesi gibi algılayan bir erkek toplum var ülkemizde. Haftada üç beş kere cinsel ilişkiye girdiği zaman, çok iyi bir performans sergiliyor ve performansının göstergesi olarak algılıyor. Burada, kadının ihtiyaçları nedir, sevişmek ne demektir, düzgün sevişmek ne demektir, bunları bilmiyor, hiç derdi de değil. Cinsel ilişkiye giriyorsa onun vazifesi bitmiştir. Aslında kendisine karşı da haksızlık ediyor. Çünkü cinsellik, boşalmayla eşdeğer bir şey değil. Böyle bir şey olsaydı evlilik bu kadar teşvik edilmezdi ve “Mastürbasyon yapın.” denilirdi. Gerçekten orada enerjilerin bütünleşmesi, eksik olanın tamamlanması söz konusu. Dolayısıyla boşalmanın ötesinde bir cinsellik yaşanırsa kadın ve erkek için faydalı olur.

Peki, bir araya gelemeyenlere ne engel oluyor ki uzmanına gidemiyorlar. Bilgisizlik mi, utanma mı, yoksa başka bir şey mi?

Birçok şey. Bilgisizlik, utanma, tembellik, altından ne çıkacağı korkusu, geçmişte yaşadığı tacizlerle yüzleşmek istememe dürtüsü, bir şekilde doğru uzmanı bulamaması veya gittiği uzmanlarda travmatik süreçler yaşamaları gibi engeller olabiliyor. Çok ciddi paralar kaptıran, daha ciddi travma yaşayan, uzman diye gittiği kişide cinsel tacize uğrayan hastalarla karşılaştık. Sorununu çözmeye gidiyor ama sorununu katlayarak geri dönebiliyor.

Kadınların bir problemi daha var: doğum. Hamilelik dönemi ve doğumla ilgili, kadının ne tür bir korkusu var veya niye korkuyor kadın?

Fıtri olmayan şartlarda yapılan doğumlar, zorlamalı doğumlar, müdahaleli doğumlar olabiliyor. Evet, bunlar gerçekten ağrılı. Mesela daha önceleri, köyde, tarlada kadınların doğum hikâyeleri böyle ağrılı değildi. Ama filmlere bakıyorsunuz kadın bağırmaya başlıyor ve doğurana kadar bağırıyor. Böyle bir şey mümkün değil, fizyolojik olarak olamaz zaten. Bir böbrek taşı gibi değil ki bebeğin doğum kanalında ilerlemesi. Kasılmalar oluyor, gevşemeler oluyor. Ama küçücük yaştan itibaren filmlerde bu manzarayı görünce, kadın her bir kasılmayı ağrı olarak algılıyor. Yani bizim zihnimiz neye şartlanırsa neyi hissetmek isterse bedende o hissedilir. Mesela, bir yerinimi çizdin veya yaktın? Hiç fark etmezsin onu, ağrısı da yoktur; ama görürsün, birden acı hissedersin. Aynı doğum da böyle, yani kasılma olur. Bunu ağrı olarak algılamaya programlanmış beyin ağrı olarak algılar kasılmayı. Ağrı olarak algılayacağı programı varsa bedende, kasılmaya başlar ister istemez. Beden kasılır fark etmeden. Çünkü endişesi var, “Nasıl ağrı çekeceğim?” diye. Kasılan bedende doğum kanalı daralır ve bir süre sonra gerçek ağrılar ortaya çıkar. Aslında fıtri programda, ağrılı bir hâdise değildir doğum. Aynen mesanenin boşalması gibi, kalbin içindeki kanı boşaltması gibi, böbrekten mesaneye idrarın süzülmesi, bacaklarımızın hareket etmesi, çene kaslarımızın konuşurken kasılıp gevşemesi gibidir. Hiçbirinde ağrı yok ama doğumda ağrı var öyle mi! Gerçek ağrı ne zaman olur; gerçekten doğum sürecinde bir sıkıntı varsa olur. Ama sıkıntı olması yüzde 10 civarındadır, o zaman da gerekli müdahale yapılır. Ama bizim doğum hikâyelerine bakın, hepsi ağrılıdır. Böyle bir şey mümkün değil.

Dinimizde kadının yeri ve önemi çok büyük. Kadınlar bu değerinin farkında mı? Kadın kendini nerede görüyor, nerede olmalıdır?

Kendimizi nerede gördüğümüze de neyle beslediğimize de doğru bakmak lazım. “Bu sevginin kaynağıyım. Cenâb-ı Hakk bana bunları lütfetmiş, vermiş.” düşüncesiyle şükre vesile olarak, kendimizi bu anlamda değerli görmeliyiz. Bu, şükre vesile olmuyorsa gururumu okşuyorsa nefsimi okşuyorsa nefsi besleyen diğer sevgilerden farklı olmaz bu sevgi de. Bunu iyi ayırt etmek lazım. Yani kendimi koyduğum yer veya algılarım veya tepkilerim nefsten mi geliyor, ruhtan mı geliyor, ilâhî kaynaktan mı geliyor, bunu iyi ayırt etmek lazım. Ne olduğumuzu bilelim ama çok aciz olduğumuzu da unutmayalım. Cenâb-ı Hakk bize bir şey vermiş; bunu fark edelim, şükredelim, şu hayatı onun verdikleriyle huzurlu geçirelim.