Kadına Yönelik Şiddet Bitmiyor / Dr. Özlem M. Gökmoğol
Toplumumuzda ve dünyada ne yazık ki kadına yönelik şiddet giderek artmaktadır. Dört kadından biri şiddet görmekte. Şiddeti sadece fiziksel olarak değerlendirmediğimizde bu rakamlar daha da artıyor. Kadına yönelik şiddetin aile ayağı olduğu gibi toplumsal ayağından da söz etmek mümkün.
Evinde baba ve ağabeylerden baskı gören, ikinci sınıf davranışlarına layık bulunan kız çocuğu, biraz da annesinden ezikliği modelleyerek yetişiyor. Okumak, kendini geliştirmek için harcadığı çabalar genellikle şiddetle karşılık buluyor. Genç yaşta istemediği kişilerle evlendirilebiliyor. Ya da uğradığı taciz-tecavüz gibi olayların sonucunda törelere kurban olabiliyor. Birini sever ve onunla olmak istese de töreden kurtulamıyor. Bir şekilde okumayı- kendini geliştirmeyi başaran kadın ise iş yaşamında olsun aile yaşamında olsun farklı zorluklara maruz kalıyor. İş yaşamında var olabilmek tutunabilmek için tacizlere maruz kalabiliyor. İş dünyasında kadın olmaktan dolayı eksik maaş, eksik ikramiye ve terfi konularında sıkıntılar yaşayabiliyorlar. Çalışan kadın olmanın ağırlığını, ev yaşamında da sorumluluğun büyük bölümünü üstlenerek sürdürüyorlar. Hepsine birden yetmeye çalışan kadın evde de eşinden gerekli ilgiyi, desteği, anlayışı göremiyor, ekonomik olarak eşitsizliğe uğruyor. Sıklıkla özel-duygusal şiddet yaşıyor ve ne yazık ki erkeğin veya kadının eğitim düzeyinin yüksek olması da pek bir anlam taşımıyor. Fiziksel şiddet oranları yüksek eğitimli kişiler için de azımsanamayacak düzeyde.
Çalışmayan kadın vasıfsız olarak değerlendirilip aşağılanırken her türlü şiddete açık, korumasız, hatta şiddeti kabullenir- onaylar hâle gelebiliyor. Dış dünyada sözü geçmeyen-ezilen, kendini yetersiz hisseden erkek evde aslan kesilip karısını aşağılayabiliyor, hakaret edebiliyor, dövebiliyor cinsel ilişkiye zorlayabiliyor.
Şiddetten en az kadınlar kadar çocuklar da etkileniyor. Anne daha sinirli oluyor ve çocuğuna şiddet uyguluyor. Evde şiddete tanıklık eden ve zaman zamanda maruz kalan çocuk, yetişkin olduğunda bizzat şiddeti uygulayan oluyor.
Ne yazık ki kadınlar şiddeti ifade etmek konusunda zorluk yaşıyorlar. Bu tip olayların aile içinde kalması gerektiği düşünülüyor. Kendilerinden utanıyor, sorumlu, suçlu olduklarını bile düşünebiliyorlar.
Şiddet gören kadın kendini çaresiz hissediyor. Bitebileceğine dair bazen hastalıklı bir umut taşırken bazen de tüm ümitlerini yitiriyorlar ve yaşamdan kopuyorlar. Öylesine umutsuz çaresiz olabiliyorlar ki herhangi bir kuruma başvurmayı ve şiddeti durdurmayı düşünemiyorlar.
Şiddetle mücadelede sadece bireysel çabalar yeterli olmayacaktır. Tüm sivil toplum kuruluşları, devlet organları ve medya, ortak bir platform oluşturarak bu mücadeleye katılmalıdır. Çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Ancak herkes üzerine düşeni yaparsa ve birlikte çalışırsa şiddetle mücadelede yol alınabilir.
