Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

İslam'ın / Tevhid'in Anneleri / Sibel Eraslan

Bu Yazıyı Paylaşın:
İslam'ın / Tevhid'in Anneleri / Sibel Eraslan

Toplumlarda, özellikle Müslüman toplumlarda, kadının nispeten arka planda kaldığını görüyoruz. Bu, neden kaynaklanmış olabilir?

Bir kısmıyla evet, arka planda kalmıştır diyebiliriz ama bu, arka ve ön olarak tanımladığımız kavramların içeriğine ve medeniyetlerin algılarına göre değişir. Mesela örtünmek, Batı hukuk çevrelerinde kadın aleyhine bir durum olarak tespit edilir, kadının arka plana itilmesi gibi değerlendirilir. Oysa İslam toplumlarının nazarında ancak hür ve onur sahibi kadınların giysisidir tesettür. Veya bizim medeniyetimizde ev’in kutsal ve toplumun inşasında başat rolüne karşı, Batılı toplumlarda kadının eve hapsi gibi bir tersine telakki vardır. Hangisi önde hangisi artta? Ama sorunuzu daha genel sosyolojiyle açıklamaya çalışırsak; evet, genel olarak siyasi ve ekonomik sebeplerle kadının doğu toplumlarında arkada kalmış bir cins olduğunu da söyleyebiliriz. Savaşlar, işgaller, kötü yönetimler, adaletsizlikler, yoksulluk, açlık gibi temel sorunlar kadınları ve çocukları erkeklere nazaran daha çok tahrip ediyor...

Günümüzdeki kadınların hayata karşı duruşlarını, mücadelelerini, hayata tutunma biçimlerini ve toplumda yer edinmelerini, “biz de varız” çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir değişim mi söz konusu?

Elbette, değişim var ama değişmeyen ilkeler ve istikametimiz var bizim. Kur’ânî istikamet bize neyi davet ediyorsa bu yolda yürüyerek, bunu hazmederek, çabalayarak, günün değişen şartlarını göğüslememiz gerekiyor. Toplumlu yaşam bu yüzden çok önemli, yani Müslümanların toplum halinde yaşayan bir geleneksel yapısı var. Bu bizi dinamik tutan bir gövde... Bununla birlikte ferdî anlamda da çaba gerekiyor elbet.

Değerli şahsiyetler olan ve Kur’ân’da adı geçen annelerimizi anlatan çok güzel eserler ortaya koydunuz. Dilerseniz bu annelerimizin hangi faziletli özelliklere sahip olduklarına ve bizlere ne mesajlar verildiğine bakalım…

Hz. Asiye, Hz. Meryem, Hz. Hatice, Hz. Fatıma, Hz. Aişe ve Hz. Hacer’den sonra şimdilerde Hz. Belkıs annelerimizi okuyup yazma serüvenim son 15 yıldır devam ediyor. Onlar, biz kadınların yol haritası hükmünde. Sadece kadınların değil kadın erkek hepimizin yol göstericileri. Başta kulluk ve salih amel, sabır ve hakkı tavsiye ile mücehhezler. Cesaret, alçak gönüllük, fedakârlık, dayanışma, merhamet, sadakat, dostluk, söz güvenilirliği, umut konularında takva timsalleri...

Hz. Asiye’den başlamak istiyorum. Hz. Asiye’ye baktığımızda Allah’a kul olma yolunda ısrar eden ve bunun bedelini canı ile ödeyen bir annemizi görüyoruz. Hz. Asiye’nin başka hangi belirgin özellikleri var? Ondan almamız gereken güzellikler nelerdir?

Hz. Asiye, dünyaya getirmediği bir çocuktan bir peygamber ve bir millet lideri yetiştiren bir anne. Bugünkü anlamıyla tarihte ilk koruyucu anne... Başını, zulmün prototipi olan Firavun’a bile eğmemiş bir özgüven. Güçlü irade, tokgözlülük, dünyaya aldanmamazlık, yalnızlıkla baş edebilme, merhamet ve iyilik mertebesi konusunda başöğretmen...

Hz. Meryem’e baktığımızda ilk, sadece Allah’ın tanık olduğu iffetiyle yargılandığını ve mücadelesini görüyoruz. Hz. Meryem’de başka neler görmeliyiz?

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Meryem hakkında 34 ayet var. Rabbi onu özenle yetiştirdi... Yani terbiyesini Allah’tan almış bir büyük kimse. İffet timsali olduğu kadar fedakârlık ve sükûnet timsali. Onunla birlikte 16 bin öğrencisi olduğu söylenir Beyt-i Makdis’in... O tek kız öğrencisiydi Kudüs’ün ve döneminin en iyi fakihesi, en iyi öğretmeni, en iyi hatibi ve en iyi hattatı olarak mezun olmuştu okulundan. Hz. İsa “Bana okumayı ve yazmayı annem öğretmiştir.” der. Her peygamberin bir hicreti vardır. Hz. Meryem’in iki kez hicreti vardır; ilki Mısır’a diğeri Şam’a... Evladının hem ana hem babası olmuştur. Çalışan bir kadındır, Mısır’da ırgatlık yapmıştır. İffetiyle yargılanmıştır. Dışlanmıştır, izole edilmiştir, mülteciliği tatmıştır... Tüm zorluklara evladı için katlanmıştır. Babasız bir evladın hem ana hem babası olmuştur... Allah’a adanmış bir çocuktu ve Allah’ın kelimesine analık etmiştir...

Vakıfların, Allah’a hizmet anlayışının Hz. Meryem’in annesinin duasında karşımıza çıktığını görüyoruz. Annesinin duası neydi? Bu duadan tam manasıyla ne almalıyız?

Annesi, henüz doğmadan evvel Hz. Meryem’i Allah yoluna adamıştı. Bu İsrailoğullarının bir âdetiydi. Adanmış çocuk dünyaya gelir, dört beş yaşlarında Beyt-i Makdis’teki ilahiyat mektebine alınırdı. Takriben anaokulu yaşından başlayan bir yatılı eğitimdi bu. Lise ve üniversite yılları da dâhil yirmi yaşlarına yakın mezun olunurdu o mektepten. Aileleri belirli zamanlarda görürlerdi bu talebeleri ama külliyede yatıp kalkarlardı. Hafızlık talimi ve yazı sanatı, hukuk ve hitabet öğrenirlerdi. Mezun olanlar ya yargıç ve hattat veya öğretmen ve hatip olurlardı. Hz. Meryem bu dört mesleği de haizdir. Asırlar geçti ve İslam hukukçuları vakıf kurumunu, Hz. Meryem’in annesinin duasından aldıkları ilhamla kurdular. Yani bir işi veya bir bedeli Allah yoluna ayırmak. Vakfetmek. Meryem, vakıf kılınmış bir evlattı. Vakıf kılınmış bir annedir. Yetimleri koruyan tüm vakıfların banisidir, ilhamıdır.

Hz. Hacer hakkında neler söylemek istersiniz?

Hz. Hacer, Peygamber Efendimiz’in (sav) büyükninesi olarak Kudüs’ü Mekke’ye bağlayan kavistir. İsra Gecesi aynı kavis, torunu Hz. Muhammed (sav) tarafından Mekke’yi Kudüs’e ilahî ve nuranî bir disk olarak tamam eylemiştir.

Hz. Hatice annemize baktığımızda ilk göze çarpan, aile içi sevgiyi, fedakârlığı, paylaşmayı görüyoruz. Biricik annemiz hakkında neler söylemek istersiniz?

Hz. Hatice aile fotoğrafının çerçevesi gibidir. Resulullah’a (sav) yoldaş, eş, dayanak, sadakat menbaı, aşk imkânı, merhamet melikesidir adeta... O, infak denildiğinde akla gelecek ilk isimdir. Hayatını Efendimiz’e (sav) infak etmiş bir aşk ve feda eridir... Teskin makamıdır. Meveddet makamıdır. Çölü deniz eyleyen bir aşk sembolüdür… Fatıma’nın annesidir. Kur’ân evinin annesidir. Cebrail’in selamına nail olmuş bir kutlu mıknatıstır…

Hz. Fatıma annemize geldiğimizde “Peygamber Efendimiz (sav) hakkında bilgi almak isteyen, O’nun kokusunu duymak isteyen Hz. Fatıma’ya baksın.” deniyor. Hz. Muhammed (sav)’in “canımdan bir parçadır” dediği kızı Hz. Fatıma annemizin o güzel özelliklerini ve günümüz insanında her bakımdan karşılık bulması gereken yansımalarını nasıl anlamalıyız?

İnsan suresinin ilk sekiz ayetinde “ebrar”ı anlatır bize ayetler. Yani hakiki iyilik mertebesine erişmiş kimseler. Onlar fazlalıklarından veya biriktirdiklerinden değil, canlarından verip ikram edenlerdi ve karşılık da beklemeden... Hz. Fatıma tathir ehlidir, yani gerek iffeti gerekse haramdan uzak yaşayışlarıyla tertemiz kimselerdir Ehl-i Beyt olarak o aile. Yine Hz. Fatıma yemin ehlidir. Hz. Peygamber (sav)’in, mübahele gününde, evrensel manada tüm insanlığa örnek olarak sunulacak kadın anlamında ortaya sürdüğü kimsedir.

Ehl-i Beyt’i Nuh’un Gemisi’ne benzeten Peygamber Efendimiz’in “Bu gemiye binen kurtulur, ondan geri kalan boğulur.” hadis-i şerifleri, bize karşılaşacağımız fırtınalardan, kaoslardan, helakten hatta bazen imansızlıktan kurtuluşumuzun “Ehl-i Beyt” olduğunu işaret ediyor. Ehl-i Beyt bizim için neden hayatî değer taşıyacak kadar önemli?

Ehl-i Beyt, Resulullah (sav)’in örnekleştirdiği bir aile olarak bizlere timsal ve vasiyettir. Kur’ân’ı Kerim’de anlatılan “Hz. İnsan” kavramının fiili hayattaki pratiğidir Ehl-i Beyt. Kur’ân’ın yaşayan halidir o aile.

“Son yolculuğumdu” dediğiniz Hz. Aişe annemize baktığımızda, hadis aktarıcı tek kadın olduğu ve zamanın üzerinde bir köprü olarak nitelendirdiğiniz annemizin faziletli özelliklerinden ve bizlerin de ondan hangi mesajları almamız gerektiğinden bahseder misiniz?

Hz. Aişe aklın ve vicdanın simgesidir. Devrinde 7 büyük muhaddis vardı, içlerindeki tek kadındır. Yine devrinde 9 büyük fakih vardı, tek kadın fakihtir. Hadis ilminin kurucusudur. Ezberi müthiştir, şiir bilgisi ve konuştuğu medeni Arapça çok yüksektir, tarih bilgisiyle namlı bir ailede yetişmiştir, aristokrattır, seçkindir, dolayısıyla özgüveni çok yüksek bir kimsedir... Hafızası ile dehası ile Resulullah’ın (sav) adeta asistanı gibi, hemen her hayatî ayrıntıyı gelecek nesillere aktaran bir köprü görevi vardır. Gerek Hz. Hatice gerekse Hz. Fatıma hakkındaki faziletli haberleri kendisinden öğrenmişizdir İslam toplumu olarak. Kendisine de özeleştirel yaklaşabilen nadir tarihi örneklerdendir. Hayatı takva ile geçmiştir. Oruç ve namaz konusunda hassasiyetiyle namlıdır. Bir gün davetli olduğu bir sofrada kuru ekmek, hurma ve eti bir arada görünce ağlamaya başlar... Herkes ne oldu annemize diye telaşlanır. “Sanırım kıyamet çok yakın, baksanıza şu sofradaki nimetlerin çokluğuna.” der... Allah hepsinden razı olsun ve şefaatleri hepimize aydınlık yollar açsın...