İnternetten Selamlaşmak Salamworld / Yavuz Selim Kurt
CEO yardımcısı da Ahmet Azimov, kendisi Şeyh Şamil’in milletinden. “ Salam World uluslararası bir girişim, yeryüzünde 1,7 milyar Müslümanız, Elhamdülillah… Bu bakımdan dünyadaki en büyük dinî grubu oluşturuyoruz. Tabi diğer Hristiyanlar Ortodoks Katolik Protestanları ayrı dinler olarak kabul edildiği için en büyük grup biziz. Müslümanların % 54’ü 25 yaş altında ve 300 milyonumuz internet kullanıyoruz. İslam Dünyasında hükümetler bazında büyük projeler var, özel sektörün de projeleri var. Bu rakamın on yıl içinde 800 milyon olacağı ön görülüyor. Şu anda da 250 milyon kişi sosyal ağları kullanıyor. Facebook, Twitter yanı sıra bizim bilmediğimiz ağlar da var. Rusya’da 135 milyon kişinin kullandığı “vkontakte” var. Onun da on milyonunu Müslümanlar kullanıyor. Çin’de 485 milyon insanın kullandığı “Qzone” var.
Facebook 800 milyonu geçti, Twitter 300 milyonu geçti. “Orkut” var. Daha çok Latin özellikle Brezilya’nın çıkardığı Orkut’u da 150 milyon insan kullanıyor. Yani internet kullanıcılarının %90’ı aynı zamanda sosyal ağ kullanıyor , %10’u belki kullanmıyor. Prensip icabı ya da bilmiyor falan ama %90’ı kullanıyor, özelikle de gençler. İşte böyle bir tablodan baktığımız zaman Müslümanların kendi mamulü olan bir sosyal platform yok.”
İslami dergi ve gazetelerden sonra İslami içeriği olan bir paylaşım sitesinin kurulması çok önemli bir gelişme. Bu süreci anlatır mısınız?
Sizin derginiz Gönül Dergisi gibi dergiler çıkana kadar, yani 20-30 yıl öncesine kadar Türkiye’de seküler kesimin dergilerini takip ediyorduk. Niye, çünkü alternatifi yoktu. Sonra Büyük Doğu, Sebil vs. çıkınca Müslümanlar onları takip etti. Şu anda benim Facebook’ta bir hesabım var, Twitter’da da var, sizlerin de vardır. Niçin Facebook’tayız, bir alternatifi yok. Türkiye’den ya da İslam Dünyasından çok dilli, çok kültürlü bir alternatifi olmadığı için mecburen onu kullanıyoruz. İşimize de yaramıyor değil, insanlara ulaşıyoruz, ücretsiz bir ağ kullanıyoruz ama diğer taraftan biz de onun işine yarıyoruz. Facebook’un kurucusu hâlâ 28 yaşında, 19 yaşında kurdu, Facebook 10. senesine girdi, 28 yaşında bir çocuk dünyanın 29. zengini oldu ve şirketi şu anda 100 milyar dolar değerinde. Filmi var, izlemişsinizdir belki. 16 bin dolarla kurdu, şu anda 100 milyar dolar değerinde. Aralık ayında %10’unu halka açtı New York borsasında. Twitter kurulalı beş yıl oldu, üç yıldır hayatımızda, şu anda değeri 30 milyar dolar. Nereden biliyoruz, % 1’ini bir Arap prensi 300 milyon dolara satın aldı. Tabloda Müslümanlara yer yok, Müslümanlar ancak kullanıcısı. Oradan şuurlu olanlarla ayet hadis paylaşıyoruz. Bu adamların mal varlığının %25’i de bizim, çünkü Facebook’un kullanıcılarının %25’i Müslümanlar. Peki bizim hassasiyetlerimize saygılı mı? Değil. Facebook’ta bizim değerlerimize, İslam’a, ailevî değerlerimize, ümmetimize hakaret eden sayfalar var ve bunları engelleyemiyoruz. Adam diyor ki neden ben Facebook’tan vazgeçeyim ki? Doğru, kullanıyorsun ama her türlü olumsuz ortamın içinde maalesef. Biz buna müsaade etmeyeceğiz, kuruluş amaçlarımızdan, gerekçelerimizden bir tanesi budur…
Bu çalışmalarınız aynı zamanda Müslümanların birbirleriyle tanışmaları için ortak bir platform mu olacak?
Tabii biz belli ilkeler belirledik, misyonumuzu koyarken… Salam World öncelikle İslam dünyasını bilgi teknolojileriyle buluşturmak için var. Müslümanların her şeyi değerlidir, canı da malı da değerlidir, nefesi de değerlidir, zamanı da değerlidir. Bugün Türkiye’de 35 milyon internet kullanıcısının 32 milyonu Facebook kullanıyor. Bu noktada dünyada bir ara ikinciydik şimdi dördüncülüğe düştük, zaman geçirme bakımından da ikinciyiz demek oluyor bu. Avrupa’da birinciyiz. Sabahleyin bir tamirci çırağı da iş yerine gidip Facebook’unu açıyor, doktora yapan birisi de üniversitedeki odasına gidip Facebook’unu açıyor akşam gidene kadar, gittikten sonra yine evde açıyor. Twitter’da keza sürekli. Bu mobil uygulamalar aracılığıyla hepimiz giriyoruz ve sonuçta baktığınız zaman malayani, akşama kadar devam ediyor. Mutlaka iyi işler yapanlar oluyordur, bu paylaşımları hayır için kullananları hariç tutuyoruz ama ekserisi, akşama kadar fasa fiso… Biz Müslümanın zamanının da değerli olduğuna inanıyoruz, buradan hareketle iki temel ilkemiz var: Helal prensipler ve zararsız içerik. Şu anda Facebook, Twitter’da gün geçmiyorki, her gün bir trajedisine şahit oluyoruz. Ahlakî değerlere saygı duyulmayan ortamda her şey mümkündür, burası ayrı bir dünya. Artık insanlar sanala taşındı, sahte kişiliklerle insanların kandırılması ve her türlü şey buralarda mevcut. Biz bütün bunlara alternatif olarak Müslüman âleminde mevcut sosyal ağlara bir alternatif çıkartmak istediğimiz için yola çıktık. Bir yıl olmadı, on ay oldu, on ay olmasına rağmen, daha ürün de ortada olmamasına rağmen tanınan bir yapı haline geldik.
Merkeziniz neresi ve hangi ülkelerde temsilcileriniz var?
Genel merkezimiz İstanbul.
Neden İstanbul?
İstanbul’da olmasının sebebi, İstanbul her bakımdan nispeten ve izafeten – en mükemmel değil tabii ama- hürriyetler bakımından diğer ülkelerden daha iyi. “IT” merkezlerinin bulunduğu bir yerdeyiz, on büyük IT merkezinin burada bölge merkezleri var. Bunun haricinde 500 yıl İslam’ın başkentliğini yapmış. Türkiye’nin başkentliğiyle beraber son on yıldır da İslam Dünyasında yükselen bir değeri var. Dolayısıyla ticari işler de istikrar istiyor, ekonomik istikrar… Aynı zamanda teşebbüs hürriyetini içeren bir şey istediği için İstanbul’da yaptık. İki yerde daha ofisimiz var; biri Moskova’da. Rusya Federasyonunda yaklaşık 30 milyon Müslüman yaşıyor. Aynı zamanda sadece Rusya Federasyonu olarak algılamamak lazım, Türkî Cumhuriyetler dediğimiz ülkelerde de milyonlarca Rusça konuşan gençler var. Tacikistan’dan başlayıp Azerbaycan’a kadar, Rusya’nın içindeki özerk cumhuriyetlere kadar, Çeçenistan, İnguşetya, Karaçay gibi. Dolayısıyla orası da bir seksen yüz milyonluk alana hitap ediyor. Zaten yatırımcıların bazıları da Rusya Federasyonundan Müslümanlar olduğu için Moskova’da ofisimiz var. Arap âleminin kalbi sayacağımız Mısır’da ofisimiz var. Endonezya, Malezya’da temsilciliğimiz var, bir yıl içinde on altı ülkede daha ofis açmak istiyoruz. İlk önce sekiz dilde inşallah yayın yapacağız. Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça, Fransızca, Farsça, Urduca, Malezya ve Endonezya dilinde yayın yapacağız ki, bu yaklaşık İslam ümmetinin %80’ini kapsıyor. Zaten diğer kapsamayanlar da İngilizceyle anlaşabilirler. Daha sonraki ikinci etapta da nasip olursa Bengali dediğimiz Bangladeş dili. Bangladeş’te 360 milyon insan yaşıyor, 140 milyonu Müslüman, nüfusun %60’ı yirmi beş yaş altında. Afganistan’da konuşulan Peştu dili. Azerbaycan’ın ayrı bir diyalektiği var onu kullanacağız. Kazakça, Özbekçe ve İspanyolca yayın yapmayı planlıyoruz. Latin Amerika’da İslam yükselen bir değer. Kürtçe yayın da yapacağız inşallah, böylece on altı dili tamamlamış olacağız. Biz Salam World olarak Müslümanların oluşturduğu bir network olarak, diğer networklere bir alternatif getiriyoruz. Onların karşıtı, düşmanı rakibi değiliz, bizim farklı bir uygulamamız var. Müslümanlar tarafından oluşturulan bir içerik ama bütün insanlığa yönelik, sadece Müslümanlara hizmet veren değil, İslamî değerlere bağlı global bir sosyal network.
Dünyada kabul gören ahlakî normları barındıran önemli bir çalışma olacak sanırım?
Aile değerlerine, ahlakî değerlere saygı duyan herkesin burada olacağını düşünüyorum. Geçen gün Bangladeş’teydik, Müslüman bir gazeteci grubuyla birlikteydik. Anlatırken İslam’ın ahlakî değerlerine uygun, onlara hizmet eden ahlakî değerlere saygılı, aile değerlerine saygılı derken, Amerikalı bir gazeteci dedi ki; “Bunlar sadece İslam âleminin sorunları değil Amerika’da da Avrupa’da da hatta Hint yarımadasında çok büyük ahlakî dejenerasyon var, dolayısıyla bu networkün onlara da hizmet edeceğini söyleyebilir miyiz?”
Salam World, Modern Müslüman toplum için bir kürsü olacak. Mesela bir hocaefendi düşünün, büyük bir cemaati var, onun bir web sitesi var, o web siteyi normal bir insan bulursa girer. Ama düşünsenize yüzbinlerce insanın girdiği bir sosyal ağda o hocaefendinin bir kürsüsü olsa, oradan takipçileriyle iletişim yapsa, her hafta onlarla telekonferans yapsa; videolu da olabilir, işte biz bu imkânı da vereceğiz. Modern toplumda Müslüman liderler için de takipçileriyle birlikte olabilecekleri bir minber olma özelliği bulunacak…
Proje çok güzel fakat bunun teknik donanımını, alt yapısını hazırlamak ciddi bir çalışma gerektiriyor. Bu konuda bilgi verir misiniz? Siz bu konuda nasıl bir çalışma içindesiniz?
Şu anda iki üç ülkede yazılımımız devam ediyor; Kazakistan’da, Malezya’da, Hindistan’da devam ediyor. Olay iyice büyüdükten sonra asıl mahalle neresiyse biz oraya taşınmayı düşünüyoruz. California’da Silikon vadisi var ve büyük avantajları var. Ne ilginçtir ki orada çalışan mühendislerin yarıya yakını Müslümanlar. Adeta şöyle bir şey olmuş, bizim unumuz var, şekerimiz var, yağımız var ama helva yapamadık. Yani IT sahasında çalışanların yarıya yakını Müslümanlardan oluşuyor, özellikle uzak Asya’da alt kıta dediğimiz Hindistan, Bangladeş, Pakistan’daki insanlar… Bugün Youtube dediğimiz dünyanın en büyük paylaşım sitesinin kurucusu ve ilk fikir babası Bangladeşli bir Müslüman ama Müslümanların bir Youtube’u yok ve orada bir çok ahlak dışı paylaşımlar var. Bugün Facebook’ta da, Google’da da IBM’de de en büyük IT firmalarında hep Müslüman mühendisler ve proje yöneticileri çalışıyor, dolayısıyla Silikon vadisine gitme düşüncelerimizden bir tanesi de bu. Orada IT sahasında uzman çok değerli Müslüman mühendisler, beyin gücü var.
İsminiz neden “Salam World?” Ne anlama geliyor?
İslam ve selam, barış anlamına geliyor. Ailelerin ve çocukların güven içersinde girebileceği bir ortam oluşturmak istiyoruz. Müslümanların birbirini tanıması ve bu alanda yeni bir yapı oluşturmaları için çalışıyoruz. Biz aslında “online bir barış yurdu”, darü’s selam oluşturmak istiyoruz, tabiri caizse online bir Medine oluşturmak istiyoruz. Dolayısıyla Salam World Müslümanlarla dünyanın geri kalanı arasında bir köprü teşkil edecek. İslam’a saygısı olan, ahlakî değerlere saygısı olan insanlar Salam World’de Müslüman olmasalar da bulunabilirler, ama ahlakı kurallara uymak şartıyla.
Misyonunuzu biraz açar mısınız?
Misyonumuzun tanımını şöyle verelim; birincisi dünyada hak ölçüleri güçlendirmek, ikincisi barışa ve huzura hizmet etmek, üçüncüsü helal prensipler… Bütün bunları yaparken helal dairesi içinde, meşru olan daire içinde yapmak, harama da müsaade etmemek ve Osmanlının düşmesiyle birlikte üç yüz yıldır darmadağın olmuş ümmeti önce sanal âlemde birleştirmek. Bugün az buçuk duyduğumuz şeyleri biz ülkelere gittikçe yaşayıp görüyoruz. Ben Bangladeş’te Hilafeti Destekleme Derneğini ziyaret ettim geçen hafta. Oysa Hilafet 3 Mart 1924’te kaldırıldı ama dernek hala ayakta, o insanlar dünyanın en fakir fukara insanları. Harp çıktığı zaman Hindistan’da Pakistan’da yaşayan Müslümanlar olarak paralar topladılar. Öyle acı sahneler vardır ki mesela bir kadın, yardım yapacak birileri olmadığı için çocuğunu bir İngiliz’e satmış ve o parayı hilafetin kurtuluşu için İstanbul’a göndermiştir. Bunların yaşandığı ülkelerden bahsediyoruz ama bir Bengalli kardeşimizle biz asla iletişim kuramıyoruz… Niye, önümüzde engeller var; dil engeli var, kültürel engeller var, coğrafi engeller var.
Bu konuda algılamalarımızda büyük sorunlar var. Mesela ABD bize çok yakın (!) ama Kerkük sanki çok uzaklarda… Ama Kerkük bize o kadar yakın ki; hem dil hem din hem de coğrafya olarak büyük bir psikolojik yanılgı içindeyiz...
Onun için biz diyoruz ki “no barrier”; “sınır yok”, sınır tanımıyoruz. Dil, kültür, coğrafya ve sizin güzel söylediğiniz psikolojik engelleri tanımıyoruz. İkincisi “no political”; “siyaset yok.” Elbette Salam World’e giren insanların siyasî görüşleri olabilir, orada örgütlenebilirler ama Salam World’ün bir politik görüş dayatması yok, Salam World bu noktada nötr... Müslüman gruplar gelip burada örgütlenebilirler. Üçüncüsü de “no haram”; yani haram olmayan bir ortamdan bahsediyorum. Herhangi bir devlet, cemaat, tarikat ve mezhep tarafından arkalandığımız da yok. Bütün bunların dışında Salam World yüzde yüz ticarî bir proje. Çünkü bu güne kadar ticarî mantaliteyle başlatılmayan bütün projelerimizi batırmışız…
Bu çalışmaların koordinasyonunu nasıl gerçekleştireceksiniz?
Dört ülkeden yatırımcılar var, on iki ülkeden profesyoneller var, on yedi ülkeden de bizim bir yönetim danışma kurulumuz var. Bu danışma kurulu içinde Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed var, Türkiye’den Ahmet Özhan var, Nevzat Yalçıntaş Hocamızın oğlu Murat Yalçıntaş var (İTO Başkanı), Hayrettin Karaman Hocamızla görüşüyoruz. Dünyanın dört bir yanından, İspanya Müslümanları lideri Abdurrahman Malik Ruiz, Avrupa Müslüman Cemaatler Birliği Başkanı Ebubekir Rıeger ve Dünya Helal Forum Başkanı ki, helal Pazar dünyada şu anda 2,3 trilyon dolar ciroya ulaştı. Helal Forum Başkanı bir hanım, onların merkezi Kuala Lumpur’da, bizim projemiz onları da çok heyecanlandırdı.
Müslüman ülkelerde ticari faaliyetlere zemin oluşturacak bir çalışma düşünüyor musunuz?
Bizim yeniliklerimizden birisi şu, diller arası tercüme seçeneği koyacağız, birkaç firma ile görüşüyoruz. Bu olduğu zaman bir Bangladeşliyle görüşebileceğiz. Bu görüşme insanî olduğu gibi aynı zamanda bir gün diyecek ki “arkadaş, sen oradan bana bambu gönder ben de sana un göndereyim.” Bangladeş’te bir gram un yok, hep dışarıdan geliyor ve orada da mango diye bir bitki var, Allah’ın onlara bir nimeti, Pakistan’da da var biliyorsunuz. Mangoyu kışın Türkiye’de bir tanesini beş dolardan satıyorlar, orada her taraf mango ormanları dolu ve Türkiye’de mangonun şeklini bilmeyenler var. Mango hurmaya benzeyen bir bitki, insan bir tane yese açlığı kalmaz ve şişmanlamaz. Orada gittik gördük, fakir fukara insanlar her gün bir mangoyla ayakta duruyorlar ve tığ gibiler, o kadar geri imkânlar içinde adamlar 90-100 yıl yaşıyor. Ticaretin oluşması için önce birbirimizle iletişim kurmamız lazım. Sonra her bölgenin ürünlerini pazarlama imkanı olacak.
Üç yüz yıldır en büyük sıkıntımız iletişim problemi, üç yüz yıl önce o kadar imkânsızlıklar içinde bile Müslümanlar birbirlerini tanıyorlardı, ziyaret ediyorlardı. Otuz kırk yıl önce bizler şuurlu Müslümanlar olarak bir şeyler biliyorduk; Eritre, Angola, Moro deyince o dönemde internetin olmadığı şartlarda insanlar biliyorlardı. Ben 73 doğumluyum, babamdan duyardım Moro diye bir yer var, haritadan gidip onu buldum. Filipinlerde Mindonova adasında beş milyon Müslüman yaşıyor ve büyük bir Filipin baskısı var, katliamlar oluyordu. Biz onu biliyorduk ama şu anda ilahiyat mezunu arkadaşımızı getir Moro’yu sana söyleyemez, Mindonova nerede bilmez. Böyle olunca ümmet şuuru zaten olmuyor. “Nahdlatul Ulema” isminde bir cemaat var, dünyanın en büyük cemaati, seksen milyon takipçisi var, Endonezya’da. Nahdlatul Ulema, Endonezya kurtuluş harbini yapmış, daha sonra diyanet işleri başkanlığını yürüten büyük bir teşkilat, 21 bin camisi var. Endonezya’da 204 milyon Müslüman var, seksen milyonu bu adamın cemaati. Nahdlatul Ulama’nın lideri Said Aqil Siradj bizim yönetim kurulumuzda, buraya geldi, onlarla işbirliği anlaşması imzaladık. Sonra onu gezdirirken Divan yolunda türbenin önünden geçiyorduk, “Bu kimin türbesi?” dedi… “Sultan Abdülhamid’in türbesi” dedik, adam birden ağlamaya başladı, hâlâ o 21 bin camide Abdülhamid Han adına hutbe okuyorlar ve ben Abdülhamid’in torunuyum ve bu adamla irtibatım yok. İşte Salam World insanlar arasında bu irtibatı kuracak.
Genç nesillere birikim bırakacak bir platform...
Sonuç olarak da biz internetten, dünyadan, olup bitenlerden haberi olan bir neslin yetişmesine de inşallah katkıda bulunacağız.
Ne zaman göreceğiz biz ilk olarak?
Ramazan-ı şerifte başlayacağız, kapalı bir beta versiyon, davet gönderdiklerimizle deneyeceğiz, sonra herkese açık bir deneme versiyonuna başlayacağız. Bu arada da Türkiye’de ve dünyada kampanyalar olacak. Salam World’de insanlar kendilerini yedi temel kominiti ya da topluluk grup olarak ifade edecekler..
Hedefiniz nedir, Nasıl bir büyüme olacağını tahmin ediyorsunuz?
Üç yıl içinde 150 milyon takipçiyi hedefliyoruz; ilk yıl 10 milyon, daha sonra 50 milyon, üçüncü yılın sonunda da 150 milyona ulaşmayı düşünüyoruz. Bunun mümkün olduğuna inanıyoruz, çünkü şu anda İslam Dünyasında 300 milyon internet kullanıcısı var. Müslümanların iletişim ihtiyaçlarını sakıncalı ve zararlı içerik olmadan karşılayacağımıza inanıyoruz. Bunu başaramasak da bu rakamlara ulaşmanın mümkün olduğunu düşünüyoruz ve Allah’tan da temenni ediyoruz. Genel merkezimiz İstanbul’da. Biz sadece çevrimiçi bir çalışma değil aynı zamanda “off-line” bir çalışma yürütüyoruz. Sitemizi salamworld.com’dan da takip edebilirsiniz. Orada üst düzey, halk önderleri bazında ziyaretlerimiz oldu dünyada, bunlar da devam ediyor. Sanal değiliz off-line olarak da hem basınla gazetecilerle, aynı zamanda takipçilerle ilişki içindeyiz. Müşteri hizmetleri hattımız oluşacak, moderatör ekibimiz oluşacak…
En çok sorulan sorulardan birisi, bu siteye zararlı bir içerik yüklenirse ne olacak?
Bu problemin beş aşamalı bir çalışmayla üstesinden geleceğimizi düşünüyorum. Birincisi biz Salam World olarak kendimizi izah ediyoruz, yönetmeliğimizi, prensiplerimizi açıklıyoruz… Diyoruz ki biz böyleyiz, Müslümanların oluşturduğu bir ağ; İslamî, ahlakî, insanî değerlere saygılı bir ağ. Burada İslam’ın yüksek değerlerine, aile haklarına, insan haklarına aykırı hiçbir şey barındırmayacağımızı baştan söylüyoruz, bunu kabul eden üye oluyor. İkincisi diğer sosyal ağların kullandığı bir tedbirdir; filtre kullanacağız yani buraya pornografik, erotik video klip yüklenmesine müsaade etmeyeceğiz. Bugün Facebook’a da porno videosu yükleyemezsiniz, onun bir filtresi vardır, onu kabul etmez iptal eder, ama bizim filtremiz biraz daha ince eleyip sık dokuyacak. Üçüncüsü moderatörler sistemiyle, diğer bazı sosyal ağlarda da var, diyelim gözden kaçtı veyahut da filtre onu filtreleyemedi. Moderatörlerimiz, her ülkede her dilde bakan moderatörlerimiz sürekli takip halinde olacak ve o zararlı içeriği sileceğiz. Dördüncüsü beğen beğenme “şikâyet et” butonu olacak. Beşincisi de bizde bireyden daha çok insanlar kendilerini gruplarıyla cemaatleriyle, cemiyetleriyle ifade edecekler. Mesela diyelim biz bir gazetecilik grubuyuz, bizim grubumuza birisi gayri ahlakî bir şey yükledi, görsel ya da yazılı, biz bunu temizleriz… Hiç moderatörlere bile fırsat bırakmadan o grup kendi kendini temizler. Beşli bir mekanizmayla bunun üstesinden geleceğimize inanıyoruz. İyi niyetlerle yola çıktık, bunu bir misyon gereği, İslam’a Müslümanlara hizmet etmek, insanlığa hizmet etmek, dünya barışına hizmet etmek için yaptığımız ortada ama aynı zamanda ticari amaçlarımız var. Dediğimiz gibi 150 milyon kullanıcıyı hedefliyoruz, böylelikle şirketin hem genel değeri arttığı gibi reklam alma kapasitesi de artacaktır. Bu tip sosyal networkler genelde reklamla ayakta durur. 2010 yılında Facebook’un reklam geliri 2 milyar dolardır, kendi değeri 100 milyar dolara ulaşmıştır. Biz de 150 milyon kullanıcıyla rahatça çevirebileceğimiz, yeniliklerle takipçilerle buluşacağımız bir network oluşturmak istiyoruz. Aynı zamanda bunu yaparak İslam dünyasında geri kalmış bölgelerdeki insanlara internet ve IT noktasında da bir özendirmede bulunacağımıza inanıyoruz.
Çok teşekkür ediyoruz.
