İman Etme Sürecinde Bilimin Durumu / Arif Kenan
İman sürecinde, bugünkü bilime bir bakalım… Bugünkü bilim, imana, bazı konularda ancak yardımcı olabilir. Yani iman etme aşamasında vesile anlamındadır. Bilimin verileri ve bilimin gözleme, deneye, hesap etme, ölçmeye dayalı ulaştığı sonuçlar ile çıkarımlar iman etmede kullanılabilir. Bilim aklın işi olduğu için, akıl yoluyla, düşünerek, inceleme-araştırma yapılarak bulgular elde edilebilir ve bu, insanın iman etmesine yardımcı olur, imanın kendisini sağlamaz.
Çünkü iman kalbin işidir. Bilimsel anlamdaki sonuçlar ve çıkarımlar iman edilecek şeyi, iki artı iki eşittir dört gibi ortaya çıkaracak şekilde ispat ederse de zaten iman fiili düşer. Yani burada söylemek istediğimiz şey; bugünkü bilimin, iman etme sürecinde esasen bir araç, bir vesile olabileceği, iman edilecek her şeyi ortaya çıkarmasının mümkün ya da gerek olmadığını anlatmaktır.
Diğer taraftan bilimsel buluşların da itimat etmek noktasında iman edilmesine ihtiyaç duyulduğudur. Bilim adamları matematik, fizik alanında bir buluş yapıp bunu duyurduklarında, insanlar bu meseleyi o bilim adamları gibi anlamaz, anlayamaz. Çünkü bu insanlar bilimle uğraşmamakta ve/veya kapasiteleri her buluşun konusunu anlayacak ölçüde yeterli değildir. Bu nedenle bu buluş karşısında genelde insanların durumu, madem bilim adamları uğraşmış, bulmuş, doğrudur derler. Yani “iman etme özelliklerini” kullanmak zorunda kalırlar ve buluşu kabul ederler. Yoksa, mesela big-bang, büyük patlama teorisi ispatlandı, bu nedenle kâinatın bir başlangıcı varmış diyen bilim adamları karşısında insanların kaçı, “Evet, bu teoriyi ben de önce inceleyeyim, quantum fiziğini bir öğreneyim ondan sonra kararımı veririm.” der!.. Dolayısıyla bilim dahi inanılması gereken bir sahadır.
Bu devirde deney, gözlem, akıl yürütme, hesap etme ile yapılan bilimin, kendisini her şeymiş gibi gösterip “insanlar için önemli olan hayatî bilgilerin elde edilmesinde bilim en doğru yoldur, en güvenilecek yoldur” diye insanları kandırması çok ayıptır. Ve “bilim aynı zamanda kuşkucudur, sürekli soru sormaya ve cevap aramaya devam eder, gelişmeye ve değişmeye açıktır” diyerek insanın bilmesi gereken konuları eninde sonunda, ileride çözecek demesi de ayıptır, oyalamacadır. Çünkü insanın ne o kadar zamanı, ne de o kadar gücü var. Eğer böyle olursa bazı durumlarda belki de milyarlarca yıl beklememiz gerekecek. Örneğin bugünkü hesaplara göre güneşin ömrü 5 milyar yıl kalmış; şimdi 5 milyar yıl mı bekleyeceğiz ne olacak diye. Ya da gerçekten olacak mı olmayacak mı derken, bir de her an yanlış hesap etmişiz diyerek sonuçların değişmesi de işin başka tarafı… Hele hele bugünkü bilim, özelde bir insanın “Ben kimim? Ben ne olacağım? Ben nereye gidiyorum? Dinlerin bildirdiği meseleler var mı, yok mu?” gibi çok özel sorularla ilgilenmez ya da “Henüz bu soruların cevabını bulamadık.” der. Öyleyse bugünkü bilimin şu ana kadar ki yaptığı buluşlarla ve kullandığı metotlarla, bir insanın bilgi ihtiyaçlarını karşılamasını düşünmek eksikliktir. Bir insanın, topyekûn, gelecek zaman da dahil, kendisini doğrudan ilgilendiren bilgileri, peygamberler ve son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav) getirmiş ve bunları kesin bir dille ifade etmişlerdir. Bu insanlar, kesin konuşurlar ve kesin bilgiler verirler. Olabilir demezler. Çok nettirler; “vardır, olacaktır” derler. Bu üslupları onların tam ve doğru bilgiye sahip olduklarını gösterir. Bugünkü bilim adamları ise müphem konuşurlar, ucu açık konuşurlar, incelemeye, araştırmaya devam ederler. Peygamberler kendilerini de diğer insanları da Yaratıcı’yı da tanımış ve elde ettikleri bilgileri tam olarak insanlara bildirmişlerdir. Onlar, bugünkü bilimin yaptığı uğraşların da önünü kesmemiş, bilakis teşvik etmişlerdir. Çünkü bilimin ulaşabildiği sonuçlar, hem peygamberlerin söylediklerini destekleyici özellikte olmaktadır hem de bilim insanın yaşamını kolaylaştırmaktadır. O kadar… Yoksa bugünkü bilimin; geleceği müphem, belirsiz bırakıp ileride ne olacağı belli olmaz, belki de başka yaratıklar, gezegenler, maddeler, medeniyetler, insanlar çıkar, başka şeyler söyleyebilirler diyerek, ucu açık yeni bir inanç sahası oluşturması, insanları beyhude bekletmekten ve boşa zaman sarf ettirmekten başka bir şey değildir. Esas bilmeye dayalı ilim, bugünkü bilim değil, Yunus Emre’nin söylediği gibi, “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini, Rabbin’i bilmezsen / Bu nice okumaktır.” özüne dayalı olan kesinlik arz eden ilimdir. Bu ilim de Peygamber’in öğrettiği şekilde yapılarak; önce iman, sonra da imanın gerekleri yerine getirilerek gerçek bilgilere ulaşma ve o bilgileri anlama meselesidir.
Şu anki bilimin ve hatta bugünkü metotlarla yapılmaya devam edilirse gelecekteki bu bilimin, herhangi bir Müslüman karşısında düşeceği durum, sadece zavallılık olmalıdır. Çünkü Müslüman, bu tarz bir bilimin sonucunda gelinecek noktanın, en fazla kendi ilminin başlangıç noktası olacağını bilir. Müslüman, yazık der, üzülür, acır. “Benim daha şimdiden inandığım Allah’ı (cc) bilimle araştırarak, etrafı inceleyerek bulmaya çalışıyorlar, gele gele de quantum fiziğine geldiler. Orada atom altı parçacıkların dünyasını, onların kendi aralarındaki ilişkilerin nasıl meydana geldiğini araştırıyorlar. Bu ilişkileri ne sağlıyor, kim sağlıyor bilemiyorlar; bu gidişle durumları vahim. Ancak, objektif olsalar O’nun Allah (cc) olduğunu görecekler, ama yine de bu gidişle anlayamayacaklar.” der. “Fakat gelseler gelseler yine diyecekleri şey ALLAH VAR, olacaktır.” diye düşünür. Müslüman çoktaan Allah’a (cc) inanmış, “Allah (cc) var!” demiş ve bütün derdi bu doğrultuda ne yapılması gerekiyor onların uğraşısı içerisine girmiş. Müslümanlığın önerdiği mertebeleri, nice nice makamları yakalamaya çalışıyor. Zirvede ise güzel ahlaklı, tam, kâmil bir insan olmayı amaçlıyor. Bu doğrultuda çalışmanın gerçek zorluk ve büyüklük olduğunu biliyor ve sonunda cennete ulaşmayı hedefliyor. Oysaki bugünkü bilimin peşine düşenler, eninde sonunda ancak birinci basamak olan “Allah (cc) Var” basamağına belki gelebilirler ya da ömürleri boyunca boş beklentiler içerisinde yaşayıp, ahirete hiçbir şey bilmeden, anlamadan göç eder giderler. Yani bunlar, önce araştıralım, bulalım, sonra bakalım derler, ama bunu da akıllarıyla yaptıkları için, aklın sınırlarını aşamazlar, bu sırada da başlarına ölüm gelip çatmış olur. Ömürlerini heba etmiş, büyük insanları ve onların getirdiği yol ve bilgileri bir kenara bırakıp kendi kendilerine kenarda oyuncak oynayan çocuk gibi bir şeyler yapmaya çalışmış ve şaşkınlık içerisinde öbür tarafa intikal etmişlerdir, edeceklerdir.
