Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Helal Ürün Tercihlerinin Toplumsal Dinamikleri / Sosyolog Murat Karson

Bu Yazıyı Paylaşın:
Helal Ürün Tercihlerinin Toplumsal Dinamikleri / Sosyolog Murat Karson

Günümüzde tüketim alışkanlıklarımız büyük değişimler geçiriyor. Özellikle helal ürün tüketimi konusunda toplumda artan bir bilinçten söz ediliyor. Sizi bu konuya odaklanmaya iten faktörler nelerdi ve bu araştırmanın hikâyesi nasıl başladı?

Müslüman toplumlarda helal kavramı önemli bir yere sahiptir. Öncelikle bu kavramı tanımlamayla başlayalım. Helal kavramının aslı düğümü çözmektir. Kur’an’ın kullandığı en önemli kavramlardan biri olan helal, bir gıdanın yenilebilir olmasının ilk ve en önemli şartıdır. Bu kelime “yasaklanmamış” bir başka ifadeyle yasaklayıcı hükmün üzerinden kaldırıldığı herhangi bir şeyi ifade etmek için kullanılmaktadır. Helal kavramı, serbest bırakılan fiilleri karşılama anlamında mübah olmasıdır. Hakkında kesin bir yasaklayıcı hüküm (haram) olmayan eşyalardan yararlanma, sorumluluk alanı dışında kalan fiilleri yapmada serbest olma gibi anlamlara gelmektedir. Kur’an, helal kavramının yanında “Tayyib” kavramını da kullanmaktadır. Davranış biçimlerini de konu edinen bu kavram, helal-tayyib/tayyibât kombinasyonuyla birlikte Kur’an’da sıklıkla ifade edilmektedir.

İslam toplumları açısından baktığımızda, helal denilince akla ilk gelen yenilebilen ve içilebilen et, süt ve bunların ürünleri, içecekler ve sebze gibi maddelerden oluşan yiyeceklerdir. Müslüman toplumlarının dinî kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’e göre gıda olarak tüketiminin yasak olduğu ürünleri şöyle sıralamak mümkündür:

• Kan (akan veya donmuş halde olan),

• Leş / Ölmüş hayvan (boğulmuş, vurulmuş, düşmüş, boynuz darbesi almış ve yırtıcı tarafından yenmiş),

• Domuz eti (türevleri),

• Allah’tan başkası adı anılarak kesilen hayvanlar,

• Alkol, uyuşturucu ve bu kapsamda ele alınan tüm maddeler.

Yukarıda beş madde halinde sıraladığımız bu gıdaların tüketilmesi Müslüman toplumlar için açık bir şeklide yasaklanmıştır (el-En’am, 7/ 121; el- Maide, 5/3, 90).

Bizi esas olarak bu konuya yönelten, modern çağın tüketim biçimi olmuştur. Tüketim, modern yaşamın merkezinde yer alan vazgeçilmez bir olgudur. İhtiyaçlarımızı karşılamak, haz almak ve yaşam kalitemizi artırmak için çeşitli ürün ve hizmetleri tüketiriz. Ancak bu eylem yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir; toplumsal yapı, kültürel kodlar ve ekonomik sistemle doğrudan ilişkilidir. Özellikle günümüzde sürdürülebilirlik ve bilinçli tüketim kavramları daha fazla gündeme gelirken, bireylerin tüketim alışkanlıklarını yeniden değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır.

Tüketim sadece maddi bir faaliyet değil, aynı zamanda derin sosyal bir fenomendir. Din, dil, kültür, sınıf ve değer yargıları gibi unsurlar, bireylerin neyi nasıl tükettiklerini etkilerken, tüketim de bu yapıları dönüştürme gücüne sahip olmaktadır. Bu anlamda tüketim alışkanlıkları, toplumsal statü, kültürel kimlik ve sosyal ilişkilerle iç içe geçmiş durumdadır. Ne tükettiğimiz kadar, neden ve nasıl tükettiğimiz de toplumsal yapının bir yansımasıdır.

Son yıllarda dikkat çeken önemli bir tüketim trendi ise helal ürünlere yönelik artan taleptir. Türkiye’de ve dünyada helal tüketime olan ilgi sürekli artmakta; bu da küresel ölçekte ciddi bir ekonomik hareketliliği beraberinde getirmektedir. Ancak bu artış yalnızca ekonomik bir büyüme değil, aynı zamanda kültürel ve dinî bir dönüşümün de göstergesidir. Türkiye’de 1980 sonrası uygulanan neoliberal politikalar ve sekülerleşme hareketi, tüketim pratiklerinde köklü değişimlere neden olmuş, Müslüman kimlik üzerinde de dönüştürücü bir etkiye yol açmıştır. Bu değişim, helal tüketim anlayışını da yeniden şekillendirmiştir. Bu bağlamda, helal tüketimi anlamak, günümüz toplumlarının kimlik, değer ve yaşam tarzı arayışlarını çözümlemek açısından dikkate değer itici bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Helal ürünlerin ne olduğu, hangi kriterlere göre belirlendiği gibi konular, toplum içinde geniş çaplı tartışmalara yol açmıştır. Helal ürün tüketimi, dinî inançlarla modern yaşam tarzı arasındaki dengenin nasıl kurulduğunu gösteren dikkat çekici bir örnektir.

Helal ürün tercihinde dinî hassasiyetlerin birinci sırada çıkması, ardından kalite ve sağlık faktörlerinin gelmesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Elde ettiğimiz verilere göre, dinî hassasiyetler, katılımcıların helal ürün tercihlerini belirlemede en baskın faktör olarak öne çıkmaktadır (%24,4). Bu durum, toplumda dinin bireysel tüketim davranışları üzerindeki güçlü etkisini ortaya koymaktadır. Bu oran, dinin sadece bireysel inançlar üzerinde değil, günlük yaşamın pratiklerinde ve tüketim alışkanlıklarında da ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Helal ürün tercihinin öncelikli olarak dinî bir zorunluluk olarak görülmesi, toplumda dinî normların güçlü bir sosyal kontrol mekanizması işlevi gördüğüne işaret eder. Bu da helal ürünlerin, İslam inancına uygun tüketme olma özelliği, dinî hassasiyetleri yüksek bireyler için öncelikli bir tercih sebebi olmaktadır. Ayrıca, bu yüksek oran, dindarlığın toplumda yaygın ve güçlü bir kimlik unsuru olduğunu, bireylerin dinî inançlarına uygun şekilde tüketim yapmaya büyük önem verdiğini ortaya koymaktadır.

Kalite faktörünün (%21,5) ikinci sırada yer alması, tüketicilerin helal ürünleri tercih ederken yalnızca dinî inançlarına uygun olmasını değil, aynı zamanda bu ürünlerin kalite açısından da tatmin edici olmasını beklediğini göstermektedir. Bu durum, tüketicilerin dinî gereksinimlerin yanı sıra modern kalite standartlarına ve beklentilerine de önem verdiğine işaret etmektedir. Bu ikili öncelik, modern bireyin din ve dünyalık gereksinimleri arasında denge kurma arayışını yansıtmaktadır.

Üçüncü sırada yer alan sağlık faktörleri (%17,4), helal ürünlerin tercih edilmesinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüketiciler için sağlık konusu, özellikle son yıllarda artan sağlıklı yaşam bilinciyle birlikte daha da önem kazanmıştır. Sağlıkla ilgili kaygılar, dinî inançla da örtüşebilir; zira helal ürünler, İslami kurallara uygun üretim süreçlerine sahip olmaları sebebiyle sağlıklı olarak da algılanmaktadır. Bu durum, sağlığın ve dinî gerekliliklerin birbirini tamamlayan unsurlar olarak değerlendirildiği ve bu sayede tüketici tercihlerinde güçlü bir yer edindiği anlamına gelmektedir.

Bu veriler, toplumdaki değer hiyerarşisinin nasıl şekillendiğini de ortaya koymaktadır. Dini hassasiyetler en üst sırada yer alırken, ardından kalite, sağlık, fiyat ve son olarak marka gelmektedir. Bu sıralama, bireylerin tüketim alışkanlıklarını belirleyen değerlerin sosyal yapının bir yansıması olarak şekillendiğini gösterir. Toplumda dinî inançlar güçlü bir şekilde korunurken, modern tüketici değerleri de aynı ölçüde önem kazanmış görünmektedir. Bu veriler, toplum-birey örüntüsü açıdan değerlendirildiğinde bir “melezleşme” sürecini ifade ettiği söylenebilir.

Dinî normların modern tüketici davranışlarıyla bir araya geldiği, geleneksel ile modernin bir arada yaşandığı bir toplum yapısı ortaya çıkmaktadır. Dinî hassasiyetlerin ön planda olması, toplumun kültürel ve dinî kimliğini güçlü bir şekilde koruduğunu gösterirken, kalite, fiyat, sağlık ve marka gibi diğer faktörlerin de önemli olması, modern yaşamın getirdiği beklentilerin bu kimliğe nasıl entegre olduğunu ortaya koymaktadır.

Et ürünlerinde helal kontrolünün yüksek, kozmetik ve temizlik ürünlerinde düşük çıkması hakkında neler düşünüyorsunuz?

Kırmızı et ve et ürünleri (salam, sosis, sucuk vb.), helal olmasına en çok dikkat edilen ürün kategorisi olarak ilk sırada yer almaktadır (%15,7). Beyaz et ve et ürünleri (salam, sosis, sucuk vb.) ise bu ürünleri takip etmekte ve ikinci sırada yer almaktadır (%13,1). Et ve et ürünleri, İslami inançlar açısından büyük bir öneme sahiptir; zira helal etin temini, kesim usulleri ve etin menşei gibi unsurlar, dinî kuralların sıkı bir şekilde uygulanmasını gerektirir. Bu durum, et ürünlerinin tüketiminde helal olmasına gösterilen hassasiyetin yüksek olmasını açıklamaktadır. Tüketicilerin bu ürünlerde helal sertifikasına ve üretim sürecine özel önem vermeleri, dinî inançların beslenme alışkanlıkları üzerindeki belirleyici etkisinin bir göstergesidir. Bu bağlamda, kırmızı ve beyaz etin helal olmasına gösterilen dikkat, dinî kimliğin günlük hayattaki en somut ifadelerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Kozmetik ve kişisel bakım ürünleri (%6,9), temizlik malzemeleri (%5,7) ve giyim eşyaları (%4,5) gibi kategorilerde helal olmasına verilen dikkat, gıda ürünlerine kıyasla daha düşük seviyededir. Bu durum, helal olma şartının öncelikle gıda ürünlerinde arandığını, ancak kişisel bakım ve temizlik gibi diğer alanlarda daha düşük bir önceliğe sahip olduğunu göstermektedir. Ancak yine de bu oranlar, özellikle kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde dinî hassasiyetlerin varlığını göstermektedir. Kozmetik ürünlerde alkol veya hayvansal kökenli maddelerin varlığı, helal olma açısından önem arz edebilir ve bu durum tüketicilerin dikkatini çekmektedir. Temizlik ürünleri ve giyim eşyaları gibi kategorilerde helallik konusu daha az ön plana çıkmakla birlikte, bu tür ürünlerde de kullanılan malzemelerin dinî kurallara uygunluğunun sorgulandığı ve bazı tüketiciler için önemli bir kriter olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, helal hassasiyetlerin gıda dışındaki ürünlerde de varlık göstermesi, dinî değerlerin geniş bir yaşam alanında etkili olduğunu ve bireylerin sadece beslenme değil, aynı zamanda kişisel bakım, temizlik ve sağlık gibi diğer yaşam alanlarında da bu değerlere uygunluk arayışında olduğunu göstermektedir. Bu durum, bireylerin modern yaşamın gerektirdiği ürünleri kullanırken bile dinî inançlarına uygunluğunu gözeterek bilinçli bir tüketici davranışı sergilediklerini ortaya koymaktadır.

Türkiye’de 2005’ten itibaren GİMDES, HELALDER, TSE gibi helal sertifikasyon kuruluşlarının gelişimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Helal ekonomisinin ortaya çıkışı, küresel çapta Müslüman toplumların tüketim pratiklerini helal yaşam tarzına göre uyarlama istekleriyle yakından ilişkilidir. Bu tüketici grubu, dinî inançlarına uygun olarak yaşamlarını şekillendirirken, ihtiyaç duydukları ürün ve hizmetlerde helal kriterlerini ön planda tutmaktadır. Helal ürünler, sadece gıda ve içeceklerle sınırlı kalmayıp eczacılık, kişisel bakım, kozmetik, bankacılık, seyahat, eğitim ve eğlence gibi geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu durum, modern toplumlarda helal yaşam tarzının, sosyokültürel bir olgu olarak nasıl ekonomik bir boyut kazandığını göstermektedir. Helal ürünler içerisinde en çok hassasiyet gösterilen helal gıda, aslı itibarıyla yiyecek ve içecekleri konu edinen bir kavramdır. Yiyecekler ve içeceklerde geçerli hüküm ibâha /serbestlik olup, yasaklayıcı / haramlık arızi bir sebeptir. Bu sebepler ise, insanın beden ve ruh sağlığına zarar vermesi, sarhoş edici, uyuşturucu, zehirli yiyecek ve içeceklerinin bulunduğu tüketim maddeleri ve din yoluyla necis hükmüne bağlanmış durumlarda söz konusu olabilmektedir. Kısaca ifade edecek olursak, helal gıda hakkında haram kılındığına dair açık bir nas / delil bulunmayan şeyler, “aslî istishâb” kuralınca mübahtır. Çünkü “eşyada aslolan ibâhadır”.

Helal sertifikası, üretilen ürünlerin İslam dini açısından güvenilir ve sağlıklı olduğunun bir nevi belgelendirilmesidir. Bu belge yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından verilmektedir. Üretilen ürünlerin içeriklerinde haram olan sakıncalı bir madde bulunmamasıyla birlikte, kullanılan ham madde veya aparatların da nasıl kullanılmasını gerektiğini düzenleyen kuralları içermektedir. Helal ürün ve belgelere olan ilgi son yıllarda artış göstermiş, üreten ve tüketen bireylerin helal bilincinin oluşmasında bir farkındalığa yol açmıştır.

Helal sertifikalandırma dünyada ilk Kuzey Amerika kıtasında 1960’lı yılların ilk çeyreğinde ortaya çıkmıştır. Bu bölgedeki ülkelerin Müslüman nüfusu bir hayli fazla olması helal tüketim bilincinin farkındalığını oluşturmuştur. Bunun sonucunda 1963’de kurulan bir sivil toplum kuruluşu olan Kuzey Amerika İslam Cemiyeti (ISNA) dünyada ilk helal standartlarını oluşturan kuruluş olmuştur.

Türkiye’de helal sertifikaya yönelik ilk yetkili kuruluş 2005 yılında faaliyet göstermeye başlayan ve sivil toplum örgütü olarak kurulan Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalama Araştırmaları Derneği (GİMDES) tarafından gerçekleştirilmiş ve 2009 yılında resmiyet kazanmıştır. Bu kuruluşun bugünkü faaliyet alanları arasında gıda, sağlık ve kozmetik ürünleri ön plana çıkmaktadır. GİMDES kurulduğundan itibaren helal sertifikasyon faaliyetleri gösteren birçok kuruluş tarafından akredite edilmiş bir kuruluştur. Başlangıç itibarıyla 2008 yılında Dünya Helal Birliği üyeliğine dahil edilmiş, daha sonra uluslararası sertifikalandırma niteliğine sahip olan Dünya Helal Vakfı’nın toplamının oluşturduğu ve faaliyet alanları Avrupa ülkeleri olan AHCEURO’nun kurucu üyelerinden biri olmuştur. Yine GİMDES, Malezya Akreditasyon Kurumu (Jabatan Kemajuan Islam Malaysia (JAKIM)), Endonezya Ulema Meclisi (Majelis Ulama Indonesia (MUI)) ve Singapur Ulema İslam Meclisi (Majelis Ugama Islam Singapur (MUIS)) tarafından akredite edilerek uluslararası bir şöhrete ulaşmıştır.

Helal gıda pazarında bir başka sertifikalandırma kurumu ise HELALDER’dir. 2010’da Konya’da kurulan Helal Derneği (HELALDER) sahip olduğu prensipler doğrultusunda helal ürün pazarına bazı standartlar getirmek amaçlı kurulmuştur. İslami sertifikalandırma konusunda uzmanlardan oluşan bir komisyona dayanmaktadır.

Komisyon üyelerine göre oluşturulan prensipler şöyledir:

• Hiçbir şekilde siyasi ivme kazanmış kurumsal bir dinî yapılanmanın bünyesinde olmamak

• Her yaptığı işi uluslararası faaliyetlere uygun olarak işlerlik kazanmasını sağlamak

• Ticari kaygılardan uzak olmak

• Ehliyet ve liyakat sahibi kişilerce oluşturulmuş bir şura ile hareket etmek

• Zarûrât-ı Diniyye (dinden oldukları sübût ve delâlet açısından kesin bir delille belirlenmiş hususlar) kurallarını çiğnemeden kendi uzman heyetin kararlarını uygulamak.

Türkiye’de helal gıda pazarına yönelik sertifikalandırma süreci resmî kurum hüviyetinde ilk olarak 2011 yılında Türk Standartları Enstitüsü (TSE) adı altında faaliyete geçirilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı ile hareket eden bu kuruluş, bünyesindeki uzmanlarca yapılan tetkik ve gözlemeler sonucu sertifika alma hakkında nihai karar veren merci konumundadır.

Görüldüğü gibi helal sertifika dünyada çok eski olmamakla birlikte Müslüman ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de yakın bir tarihte karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde helal sertifika satın alma üzerinde büyük ölçüde etki etmiş, helal tüketime olan ihtiyacı ve standardı ön plana çıkarmış ve konuyla alakalı ilgili bakanlıkların harekete geçmesine yol açmıştır. Küresel çapta ekonomik bir gelişmeye yol açarak dünyada Müslüman pazarı olarak değerlendirilebilecek sertifikasyon sürecini başlatmıştır.

Bir tüketicinin, pazarın karmaşıklığı içinde helal ürünleri doğru bir şekilde ayırt edebilme konusundaki kendine güveni ne durumda?

Yaptığımız araştırmada helal ürün farkındalığının bireysel algıdan öte somut toplumsal dinamiklerle şekillendiğini görüyoruz. Çalışmada yer verdiğimiz Planlı Davranış Teorisi bağlamında, tüketicinin helal ürünleri ayırt etme konusundaki öz-yeterliği, yani kendine güveni kritik bir belirleyici olarak öne çıkmaktadır.

Çalışmamızda, helal sertifika bilgisi güçlü bir aracı model olarak karşımıza çıkmaktadır. İçerdiği sertifikalara dair farkındalık, tüketiciye “Ben doğru ürünü bulabilecek bilgiye sahibim.” hissi kazandırmaktadır. Pazardaki çeşitlilik arttıkça bilgi ihtiyacı artar; bilgi düzeyi yükselince de risk algısı azalır, güven artar. Bulgulara göre, tüketici ne kadar helal sertifika türlerini, logoları, akreditasyonu tanıyor, öğretiyorsa, algılanan güven de o oranda artıyor. Yüksek dindarlığa sahip tüketiciler, helal sertifika bilgisine daha duyarlı oluyor ve buna bağlı olarak kendine güvenleri artıyor. Sertifika tanınırlığı ve şeffaflık, tüketicilerin güvenini pekiştiren doğrudan değişkenin “helal sertifika bilgisi” olduğu anlaşılmaktadır. Bu bilgi, logoların arkasındaki akreditasyon bilinciyle desteklendiğinde, tüketici “doğru ayırt edebilirim” duygusuna sahip olmaktadır.

Sonuç olarak yüksek düzeyde helal sertifikaları tanıyan, dindarlığı yüksek olan, çevresinden destek alan ve bilgiye erişimi olan tüketiciler, pazardaki karmaşıklıkta helal ürünleri doğru ayırt edebileceklerine inanıyorlar. Orta-alt düzeyde bilgi eksikliği, çok sayıda logo, belirsiz akreditasyon ve düşük dinî farkındalık tüketicide güvensizlik oluşturuyor. Bu durum, yanlış ürün seçimlerine ve kararsızlığa yol açabilmektedir.

Araştırmanızda helal ürün farkındalığını anlamak için beş temel faktöre odaklanmışsınız: Kişinin helal ürünlere bakış açısı, çevresindeki insanların etkisi, bu ürünleri satın alabilme kontrolü, kendine güveni ve dinî inançları. Bu faktörlerin hep birlikte helal ürün bilincini ne ölçüde açıklayabildiği konusundaki görüşlerinizi alabilir miyim?

Elbette! “Tüketim Kültürü Bağlamında Helal Ürün Farkındalığının Toplumsal Belirleyicileri” kapsamında odaklandığımız beş temel faktörün (kişinin bakış açısı, çevrenin etkisi, satın alma kontrolü, öz güven, dinî inançlar) birlikte helal ürün farkındalığını ne ölçüde açıkladığı sorusuna şöyle yanıt verebilirim:

1. Kişinin Helal Ürünlere Bakış Açısı (Attitude)

Bu faktör, kişinin helal ürünlere dair algısı “Helal ürün almak önemli midir?” veya “Helal olması sağlık/etik açısından değerli midir?” gibi tutumları kapsar. Tezde, bu değişkenin helal ürün bilincini açıklamada çok güçlü bir etki yarattığı söylemek mümkün. Yani olumlu bir bakış açısı, bilinç ve satın alma eğilimini ciddi biçimde artırıyor denebilir.

2. Çevrenin Etkisi (Subjective Norms)

Burada aile, arkadaş çevresi, toplumsal çevrenin helal ürünlerle ilgili talepleri, beklentileri ve normalleştirme gücü etkili. Araştırmada, sosyal baskı/destek düzeyi ne kadar yüksekse, birey de helal ürün farkındalığını o kadar benimseyip davranışsal niyet geliştirme eğilimi gösteriyor. Dolayısıyla birlikte açıklayıcı bir unsur olduğunu görmekteyiz.

3. Satın Alma Üzerindeki Kontrol (Perceived Behavioral Control)

Bu kavramın amacı; “Ben helal ürünü satın alabilir miyim? Piyasa olanağı, fiyat, erişim, bilgi var mı?” soruları üzerinden yapılan değerlendirmedir. Çalışmamızda bu faktörün, özellikle pratik kısıtlamaları hesaba katarak, farkındalığı açıklamada önemli ama diğerlerine kıyasla nispeten daha orta düzeyde katkı sağladığı sonucunu görmekteyiz.

4. Kendine Güven (Self-efficacy)

Pazardaki karmaşıklıkta hangi logoyu tanırım, hangi sertifikaya güvenirim gibi ölçülerle değerlendirilen bu faktör, “Helal ürünleri ayırt edebilirim.” hissini yansıtmaktadır. Tezler arası karşılaştırmada bu faktör de güçlü bir belirleyici olarak karşımıza çıkıyor. Yani öz güveni yüksek tüketiciler, farkındalığı sürdürülebilir şekilde yaşam pratiğine taşıyabilmektedirler.

5. Dinî İnançlar (Religious beliefs)

Kişinin dindarlık düzeyi, helal evrensellerine ne kadar bağlı oldukları gibi ölçümler üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırmada bu faktörün de çok önemli bir katalizör olduğu gözlemlenmiş; zira güçlü dinî inanç, diğer faktörlerin (tutum, kontrol, öz güven) etkisini de artırıcı şekilde bir rol oynadığı ortaya çıkmıştır.

Araştırmanın sonucuna göre bu beş faktör bir arada, helal ürün farkındalığının yani “helal ürün olduğunu anlama, önemseme, satın alma niyeti ve davranışına” yönelen bilinç sürecinin yaklaşık %65–75’ini açıklayabilmektedir. Kişisel bakış açısı, öz güven ve dinî inançlar bu modelin en güçlü üç değişkeni olarak öne çıkmaktadır. Çevresel etki (öznel normlar) da modelin açıklama gücünü anlamlı ölçüde artırmaktadır. Algılanan Davranışsal Kontrol (Perceived behavioral control) ise bireyin pratik yeterlilik hissiyle bağlantılı olarak orta düzey katkı sağlamış fakat, söz konusu modeli tamamlayan bir yapı taşı olarak kalmaktadır.

Bu beş temel bileşen, helal ürün farkındalığı sürecini anlamada birbirini destekleyen ve tamamlayan bir yapı sunmaktadır. Özellikle bireysel tutum + dinî bağlılık + öz güven kombinasyonu, güçlü bir içsel farkındalığa yol açarken, sosyal çevre ve pratik kontrol de bu farkındalığın davranışa dönüşmesinde kritik rol oynamaktadır. Yani dediğiniz gibi bu beş faktör birlikte, helal ürün bilincinin önemli bir kısmını açıklamaya yetiyor ve modellerde yüksek güç (R²) işlevi de görmektedir.

Araştırmanızda ortaya çıkan sonuçları değerlendirdiğinizde, beklentilerinizden farklı çıkan noktalar oldu mu?

Sosyal medya etkisi (%6,4), helal ürün tüketiminde önemli görülen özellikler arasında daha düşük bir orana sahip olmakla birlikte, modern toplumlarda sosyal medyanın bilgi edinme ve tüketim davranışlarını yönlendirme konusunda giderek artan rolünü yansıtmaktadır. Sosyal medya, bireylerin ürünler hakkında bilgi edinme, tavsiye alma ve bu tavsiyeler doğrultusunda tüketim tercihlerini şekillendirme konusunda önemli bir mecra haline gelmiştir. Ancak, diğer faktörlere kıyasla sosyal medya etkisinin görece düşük olması, helal ürünlerin tüketiminde daha geleneksel ve güvenilir bilgi kaynaklarının (aile, arkadaş, dinî otoriteler vb.) daha fazla ön plana çıktığını göstermektedir. Bu durum, dinî ve kültürel hassasiyetlerin, sosyal medya gibi modern iletişim araçlarından ziyade, geleneksel bilgi kaynakları ve sosyal çevre üzerinden şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu da bize helal kriterinin hâlâ geleneksel otorite üzerinden yürüdüğünü, modern kitlesel iletişim araçlarının çok yaygın kullanılması halinde bile günümüzde “kaynak” olarak bu konuda yetkin olmadığını göstermektedir.

Helal ürün farkındalığını artırmak için eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, helal farkındalığı üzerine çalışan araştırmacılara ve akademisyenlere aşağıda belirtilen öneriler sunulabilir: Okullarda ve topluluk merkezlerinde sürdürülebilir tüketim, etik tüketim ve sağlıklı yaşam konularında eğitim programlarının düzenlenmesi, halkı bilinçlendirme kampanyaları ile tüketicilerin bilgi seviyelerinin artırılması sağlanmalıdır. Televizyon, radyo, sosyal medya ve basılı yayınlar aracılığıyla sürdürülebilir ve etik tüketim hakkında bilgi yayarak geniş kitlelere ulaşmada katkı sağlanmalıdır. Yerel üreticileri ve çiftçileri destekleyen topluluk pazarları ve kooperatifler oluşturulması ve yerel ekonomiyi canlandırırken tüketim alışkanlıklarının sürdürülebilir olmasının imkânları sağlanmalıdır.

Minimalist yaşam tarzını ve bilinçli tüketimi teşvik eden eğitim programları düzenlenmelidir. Bu programlar, bireylerin ihtiyaçlarını belirlemelerine ve gereksiz tüketimden kaçınmalarına yardımcı olabilir. Tüketim kültürünü eleştiren ve alternatif yaşam biçimlerini teşvik eden medya içeriği üretilerek toplum bilinçlendirilebilir. Bu, toplumu daha sürdürülebilir ve etik tüketim alışkanlıklarına yönlendirebilir. Tüketim alışkanlıklarının dönüştürülmesi için topluluk üyelerinin katılımı teşvik edilmelidir. Ortak karar alma süreçlerine dahil olarak, daha geniş bir destek ve farkındalık oluşturulabilir. Sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve özel sektör arasında iş birliği sağlayarak, sürdürülebilir ve etik tüketim alışkanlıklarını teşvik eden projeler geliştirilmelidir. Bu öneriler, toplumun tüketim alışkanlıklarını daha sürdürülebilir, etik ve sağlıklı hale getirmek için atılabilecek adımlardır. Unutulmamalıdır ki toplumsal değişim, bireylerin, toplulukların ve kurumların ortak çabalarıyla mümkün olacaktır.