Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Havacılık Sektörü Tamamen Yerli Ve Milli Olmalı / Thy Teknik Genel Müdür Danışmanı Halil Tokel

Bu Yazıyı Paylaşın:
Havacılık Sektörü Tamamen Yerli Ve Milli Olmalı / Thy Teknik Genel Müdür Danışmanı Halil Tokel

Bir ülke için olmazsa olmaz sanayi dallarından, özellikle yüksek katma değerli teknoloji ürünleri arasında, havacılık sanayi, başı çeken bir sektör. Yani bunun stratejik oluşu, olmazsa olmazların içinde oluşu, başı çekişi, buna verilen ve verilmesi gereken kıymetle ilgili neler söylemek istersiniz?

Bir ülkenin her şeyden önce bağımsızlığının devam edebilmesini, korunabilmesini biz “beka” kelimesiyle ifade ediyoruz. Yani bekasının, geleceğinin tam bir bağımsızlığı ifade edebilmesi için, o ülkenin kendisini dış tehlikelerden koruması lazım. Türkiye’nin, 206 ülke içinde, maalesef, hem dostları var hem de düşmanları var. Dostları var; bu dostları fakir, güçsüz. Düşmanları var; düşmanları kendisinden güçlü ve her türlü saldırıyı yapabilecek silahları var, her türlü siyasi manipülasyonları var.

Genel olarak baktığımızda, Türkiye rastgele bir ülke de değil; geçmişinde dünyanın yönetimini yapmış, Osmanlı İmparatorluğu vasıtasıyla da bütün dünyada şimdiki Amerika’nın rolünü 400-500 sene uygulamış bir devletten gelen bir ülke. Dolayısıyla, tarihi süreç içerisinde büyük olmuş, bütün milletlerin saygısını kazanmış ve onları yönetmiş bir topluluktan bir Türkiye Cumhuriyeti doğmuş. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız nasıl ifade ediyor; 20 milyon kilometrekareden düşe düşe düşe 780 bin kilometrekareye düşmüşüz. Bizim tabii düşmanlarımız mevcut. Bunlar hâlihazırda bu 780 bini de çok görüyor; mümkünse onu da azaltacak şekilde, siyasi, askeri, politik, her türlü düşmanlıklarını, art niyetlerini uygulamaya çalışıyorlar ve bunun için de gece gündüz çalışıyorlar. Tabii, barış zamanlarında bu çok hissedilmese bile ekonomik olarak kalkınmanızı istemiyorlar. Tabii, bütün bunların neticesinde Türkiye’nin şunu anlamış olması lazım: Bu mevcut çevre şartları içerisinde emniyetli bir hayat sürdürebilmesi için savunma sanayisinin tamamen kendine ait olması, yüzde yüz yerli ve millî bir savunma sanayisinin olması lazım. Bu konuda dışarıya bağımlı olmamalı; hiçbir şekilde, hiçbir kalemde.

Bu konuda, Türkiye’de de çok itirazlar oluyor. “Efendim, dünya küreselleşti, küresel bir köy oldu, artık herkes herkese bağımlı oldu; böyle yüzde yüz yerli ve millî bir durum olamaz.” diye biz de bile itirazlar var. Bu görüş Türkiye için doğru değil. Her ülke için doğru olabilir ama Türkiye için kesinlikle olamaz. Eğer Türkiye’den daha zengin, daha güçlü, daha bizi koruyabilecek bir dost-kardeş ülkemiz olsaydı belki bir anlamı olurdu. Ama maalesef, Türkiye’nin bir dar zamanında onu koruyabilecek, ona üst düzeyde destek verebilecek, kalkınmış, gelişmiş, savunma sanayisi, havacılığı gelişmiş bir dost ülkesi yok. O zaman, Türkiye kendi dost çevresi içinde bu ihtiyacını gidermek zorunda.

Bu kapsamda, savunma sanayi ve havacılık konularının Türkiye’nin gündeminde en ileri düzeyde olarak bulunmuş olması lazım. Yani Türkiye, Amerika’nın, Almanya’nın, Japonya’nın, Rusya’nın, Çin’in bir adım ötesinde, en azından aynı seviyede bir savunma sanayi gücüne, bir havacılık teknolojisine, endüstrisine sahip olmak zorundadır. Ve bununla ilgili olarak da bütün kalkınma stratejilerini, bütün kalkınma potansiyelini bu hedefe yönlendirip en kısa zamanda bu noktaya ulaşması, kendisinin geleceğini garantiye alması adına çok çok hayati önem arz etmektedir. Bu açıdan baktığımızda, havacılık sektörünün yüzde yüz yerli ve millî olması Türkiye açısından hayatidir ve bu konuda hiçbir aksaklık, hiçbir geri kalma kabul edilemez.

İfade buyurduğunuz gibi, konunun iki yönü var; dışarıya bağımlı olmak ve maliyetlerin yüksek oluşu. Ve üretimde millîlikle ilişkili alan. Birisi, sizin de ifade ettiğiniz gibi, “Ülkemizde yüksek teknoloji üretilemez, yapılsa bile iyisini yapamayız; dolayısıyla uluslararası rekabette çok anlamlı bir yere gelmekte bu bizi çok iyi yere taşımaz.” düşüncesi. Diğeri de tam tersi, böyle bir şey başlatmak ve sürdürülebilir kılmak hususunda bütün yerli-millî kaynakların harekete geçirilebilir oluşu. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Birinci görüş doğru değil. Bu görüşün sebebi şudur: Maalesef, Türkiye’de özgüven eksikliği olan, özgüven yönünden sıkıntı çeken büyük bir grup var. Bu nasıl oluştu? Burada, tabii, eğitim sistemimizin büyük bir hatası var. Maalesef, bir şekilde yurtdışına eğitime giden, mastır-doktora için yurtdışına eğitime giden gençlerimiz de bu eksiklikle beraber geliyorlar. Bu nasıl oluyor? Yurtdışında bir doktora-mastır eğitimine gittiklerinde -tabii, kolay geçmiyor o eğitim süreçleri- bu süreçler içerisinde eğer biz çok şuurlu kimseleri bu eğitimlere gönderemezsek, olan şu oluyor: Bu kardeşlerimiz orada zorlanıyorlar, zorlukla o eğitimlerini tamamlıyorlar ve bu süreçte şunu görüyorlar: “Bulunduğumuz bu ülkelerin sanayisini geçemeyiz, bunları yenemeyiz; aramızda yüzlerce yıl fark var, 50 yıl, 100 yıl fark var...” gibi, kendi kendilerine bu zorluklarını izah edecek bir psikolojik açıklamada bulunuyorlar. Daha sonra bu kardeşlerimiz bir şekilde oraları bitirip Türkiye’ye döndükten sonra ise, tabii, biz onlara, yurtdışında eğitim görmüş, kıymetli gençler, işte Batı’yı, Doğu’yu görmüş, teknolojiyi Türkiye’ye getirecek deyip, devletin en üst kademelerinde görev veriyoruz. Bu kardeşlerimiz de o pozisyona oturduğunda kendilerindeki bu özgüven eksikliğiyle çalışmaya başlıyorlar. Ve bu şekilde çalışmaya başladıkları anda, onların bu psikolojik ve sosyal sıkıntıları bizim Türkiye’nin kalkınmasına da engel oluyor.

Şunu kabul etmemiz lazım, bir genel kabul olarak: Dünyada, Amerikan toplumunun, Japon toplumunun, Çin toplumunun, Rus toplumunun, Alman toplumunun, İngiliz toplumunun yapabileceği her şeyi Türk toplumu da yapar. Yapamaz demek bize hakarettir. “Efendim, bunlar 100 sene çalışmış da, ben 10 senede geçemem...” Geçersin. Çünkü sen o 100 senelik birikimi zaten internetten edindiği bilgilerle, bu üniversite eğitimleriyle alıyorsun. Onun üstüne bir şey inşa edersen geçmiş olursun. Nitekim bunun örnekleri de var. Mesela şu anda Türkiye pek çok endüstri kolunda, pek çok üretim alanında, pek çok teknoloji alanında hem dünya birincisi hem dünya ikincisi hem dünya üçüncüsü. Madem biz 100 sene geriden geliyoruz kalkınmada, hiçbir zaman yetişemememiz lazım. Bu biraz önce bahsettiğim durumdan kaynaklı bir kanı aslında. Tabii, yurtdışına giden bütün kardeşlerimizi bu şekilde tanımlamak doğru olmayabilir, ama genel olarak bu etkiyi görüyoruz. Yani bir genel kanı; “Amerika’yı geçemeyiz, Almanya’yı geçemeyiz, İngiltere’yi geçemeyiz, hiçbir yeri geçemeyiz.” Nereyi geçeceğiz? Bu şekilde bir kalkınma olmaz.

Havacılık sektörünü ele alalım. 1930’da Nuri Demirağ, o dönemde dünyanın en iyi uçağını yapmış. Nasıl olmuş peki? Türkiye’de sanayi mi vardı?! Yoktu. Orta sanayi mi vardı?! Yoktu. Hafif sanayi mi vardı?! Yoktu. Ağır sanayi hiç yoktu. Buna rağmen bir tane müteşebbisimiz çıkmış, kendi imkânlarıyla, devlet desteği de olmadan, idealist bir sanayici olarak gövdesini bu işin içerisine koymuş ve Türkiye’ye öyle bir uçak sanayi kurmuş ki, o kurduğu uçak sanayi, o zamanda, o uçakların sınıfında Türkiye’yi dünyanın birincisi yapmış. Ondan sonra topluma düşen, devlete düşen, bu başarıyı devam ettirecek bir şekilde desteklemektir. Ama siz bu desteği sağlamazsanız, bu çalışmayı kösteklerseniz, o zaman memlekete bir faydası olmaz.

Şunu söylemek istiyorum: Türk toplumu, diğer toplumlardan geri kalmayacak müteşebbislerini her zaman çıkarmıştır. Ama toplumu yönetenler, devlet erkânı ve toplumun diğer dinamikleri bu müteşebbislere destek olabilse, çeşitli mekanizmalarla, aynen Batı dünyasında olduğu gibi, aynen Japonya’da olduğu gibi, aynen Güney Kore’de olduğu gibi, o zaman ne olacak, o zaman şu olacak: Türkiye de aynen ötekiler gibi kalkınacak.

Bizim sıkıntımız, birincisi, bu kalkınma sürecinde yer alan insanlarımızın özgüvenlerinin tam olması. Özgüvenle şunu kastediyoruz: Kendilerinin dünyanın en ileri teknolojilerini üreten ve en kalkınmış bir ülkesi olmasına inanmaları ve iman etmeleri. Eğer bu inanç yoksa “Yapamayız, edemeyiz; şu dert var, şu problem var, şu sıkıntı var; onlar öyle, biz böyle...” mantığıyla olaya bakarlarsa çözüm olmaz. O söylediklerinin hepsi doğru olsa bile, her türlü engel olmuş olsa bile, o engelleri nasıl aşarız diye düşünecekler ve çözüm üretecekler. Bu şekilde, toplu bir çalışmayla, toplu bir seferberlikle olur.

Bundan gençlerimizin kurtulması lazım; derhâl kendi özgüvenlerini takınıp, aynen dedeleri gibi davranıp, dedeleri nasıl dünyayı 400 yıl, 1000 yıl yönetmişlerse, o dönemin en ileri teknolojileri, sanayilerini ortaya çıkarmışlarsa, onlar da torunları olarak aynı işlevi görmeleri lazım.

Bu çıkışın emareleri görüldüğü için olsa gerek, son yıllarda Türk Hava Yolları da dünyanın sayılı havayolu şirketleri arasına girdi. Bu başarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Söylediklerinizin fiili bir karşılığı gibi bu.

Kesinlikle, çok doğru söylüyorsunuz. Şöyle ki: Türk Hava Yolları, AK Parti iktidarıyla birlikte bir açılım yaşadı. O zaman 55-60 tane uçağı olan bir şirketti, şu anda 350 uçağa geldi. Yakında 600 uçak olacak ve 1.000’lere tırmanan bir uçak sürecine doğru hızla ve başarılı bir şekilde ilerliyor. Bu nasıl oldu? Ekonomik çevre aynı değil miydi, ekosistem aynı değil miydi? Aynıydı. Ne değişti? Bir kere, bir özgüven geldi. Bir kere, özgüveni aldık. İkincisi, bu özgüvenle beraber, yönetime gelen kardeşlerimiz, havacılığı bilen, yönetimi bilen, işletmeciliği bilen kimselerdi. Ama tabii, bu operasyonun başlamasında devrin Başbakanı, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve aynı zamanda o dönemde Ulaştırma Bakanı olan şimdiki Başbakanımız’ın da çok önemli katkıları var. Onlar sektörün önündeki birtakım engelleri kaldırdılar. Mesela yakıttan alınan vergi gibi suni engelleri kaldırdılar ve destek oldular, daha sonra devletin hedefleri ile Türk Hava Yolları’nın hedeflerini bütünleştirdiler ve neticede Türk Hava Yolları, devletin hedeflerine koşar bir hâle geldi. Hâl böyle olunca, o zaman; ihracatı geliştirme adına, turizmi geliştirme adına, Türkiye’yi tanıtma adına, dışa açılma adına bir taşıyıcı fonksiyon icra etti. Ki doğrusu da budur. Yani Türk Hava Yolları şimdi dünyanın en büyük uçuş network’üne sahipse, bu demektir ki her iki uçulan nokta arasına bir damar döşüyorsunuz. O damarın içerisinde kültür, ekonomi, turizm, ticaret ve insan ilişkileri, sosyal ilişkiler akıyor. Siz ne kadar network’ünüzü yayarsanız, sizin kalkınmanız, ihracatınız, ekonomik büyümeniz de ona paralel olarak hızlı bir şekilde artıyor. Türk Hava Yolları bu misyonu başarılı bir şekilde yaptı. 2003’ten sonraki yönetim kadrolarının bu davaya inanması ve bu idealist yönleri bunda önemli bir rol oynamıştır ve bu büyük başarıyı hayata geçirmiştir. Bunun da rakamlarla ifadesi şudur: Yıllık büyüme oranı, bu son 15 senelik süreç içerisindeki Türk Hava Yolları’nın yıllık büyüme oranı yüzde 17’dir. Ve ona bağlı olan Türk Hava Yolları Teknik şirketinin büyüme oranı yüzde 21’dir. Düşünün, her yıl yüzde 17 büyüyorsunuz. Böylece Avrupa’da onuncu sıradayken, dünyada onuncu sıraya geldik. Avrupa’da ise birinci veya ikinci, Fransa’yla yarışır hâle geldik; diğerlerini, İngiltere’yi, İtalya’yı, bunların hepsini geçtik. Şimdi dünyanın en büyük network’üne sahip olduk. Daha önce, 2003 yılında 55 uçaklık bir havayolu ele alınıyor ve aradan 15 sene geçiyor, dünyanın en büyük network’üne ulaşıyor, Avrupa’da ise Lufthansa’yla yarışan bir hâle geliyor, dünyada ilk 10’a giriyor. Diğer uçak bakım şirketi ise dünyada ilk 7’ye giriyor. Biraz daha zorlasalar ilk 5’e girecek. Yani 2023 hedeflerini şu anda bitirmiş durumda.

İleriye yönelik projeksiyonunuz nedir?

İleriye yönelik hedef de şudur: Hem Türk Hava Yolları hem de ona bağlı şirketler en kısa zamanda dünyanın en büyük şirketleri olacaklar, birinci olacaklar.

Üretim ve yan sanayiyle ilgili... Mesela burada işletmeden gelen yapı, yani buradan ekmek yemek anlamına geliyor, üst düzeyde bir başarı var. Üretim ve yan sanayiyle ilgili, içini doldurma noktasında, mesela uçak sanayinde bağımlı olduğumuz alanlar var... Buradaki üretim aşamalarında söylenebilecek şeyler var mı?

Var, kesinlikle var.

Çünkü bu başarıyı sürdürebilir kılmak ve zirvelere taşımak, dışa bağımlılığı azaltmak, millî ve yerli...

Bu nasıl bir gelişme oldu? Türkiye, Anadolu misafirperverliği ve kendi inanç sisteminden gelen, misafirlere gösterilmesi gereken saygı ve sevgi ve hizmet anlayışını Türk Hava Yolları bünyesinde gösterdi ve şu anda dünyanın en sevilen havayollarından birisi hâline geldi. Kendi kültürünü, kendi yaşam tarzını, kendi yaşam şeklini çalışma alanına aktardı ve başarılı oldu. Yani havayolu işletmeciliği bizim yaşantımıza uygun bir şeydir. Çünkü biz ne deriz bütün Anadolu’da; bize gelen bir misafir üç gün için nedir, tanrı misafiridir, ona göre davranırız. Biz bunu Türk Hava Yolları’nın çalışma alanına yansıttığımız zaman, dünya insanları da bu yaklaşımdan mutlu oluyorlar. Bu bir. İkincisi, tabii, Anadolu’nun zengin mutfağını da bu işin içine koyuyoruz, bu da onları mutlu ediyor. Ayrıca uçaklarımızın da kalitesi, yaşları ve bakımları; bunlar da dünyanın en üst seviyesinde.

Uçak işletmeciliği güzel, uçak bakımı güzel. Eksik nerede? Uçak parçaları ve imalatıyla ilgili sıkıntılar. 2010’lu yıllarda, 2007-2008’li yıllarda Türk Hava Yolları uçakları alıyor ama bu arada o uçakların içine konulacak olan mutfak ekipmanlarını, koltuklarını aynı zamanda alamıyor. Çünkü onları ayrı firma üretiyor, o firmalar da bizim uçakları aldığımız zamanda bunları teslim edemediği için, uçağı alsak da bir şey ifade etmiyor, sefere veremiyoruz. Çünkü koltuk firması diyor ki, “Benim koltuğum hazır değil.” “Ne zaman hazır?” “2 ay sonra.” O zaman otomatik olarak biz uçağın sefere girişini erteler duruma düşüyoruz. Bu sıkıntılardan dolayı, Türk Hava Yolları’nın o zamanki yönetim kurulu şu karara vardı: Dedi ki: “O zaman bu ekipmanları, koltukları biz Türkiye’de yapacağız.” “Madem biz böyle bir sıkıntıya giriyoruz, o zaman, bu iki ana kalemi Türkiye’de imal edeceğiz.” deyip çalışma başlattılar ve bu çalışma neticesinde Turkish Cabin Interior dediğimiz ve benim kurucu genel müdürlüğünü yaptığım, kabin iç ekipmanlarını üreten bir şirket doğdu. Türk Hava Yolları, Türk Hava Yolları Teknik ve TAİ ortaklığıyla doğdu. Bu bir. İkincisi, uçak koltuklarını imal etmek üzere TSI AVIATION SEATS isimli ikinci bir şirketimiz oldu. Bundan sonra uçaklarımızı aldığımız zaman ne diyoruz Boeing’e, Airbus’a, “Arkadaş, teşekkür ediyoruz, uçağı verdin; ama ekipmanları, koltukları bizden. Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. artık bir endüstriyel üretici pozisyonunda. Havacılık sektöründe üretici pozisyonunda olan şirketleriyle ürettiği bu ürünleri önce kendi uçaklarına takıyor, ondan sonra da dünyadaki bütün havayollarına teklif ediyor ve takabiliyor.

Mesela, bir örnek verelim, bu Turkish Cabin Interior dediğimiz, kabin içi ekipmanları üreten şirketimiz, 5 senelik bir sürede, ki daha önce hiçbir faaliyeti yokken, artık tamamen tasarlayıp üreten, test eden, sertifikasyonunu alan bir şirkete dönüştü ve şu anda dünyada tam 500 uçaklık da satış yaptı. Bunlardan yurtdışı olarak iki tane Hint firması, bir tane Çin firması, bir tane de Azerbaycan firması olmak üzere ve bir de tabii, Türk Hava Yolları’nın kendisi, müşterilerine pazarlıkla, rekabet ortamında bunları sattı. Şu anda ürünümüz dünyanın en iyi ürünüdür. Bu birinci başarı.

İkinci başarı da şu: Koltuk için, aynı şekilde, yine bir Türk firmasıyla, özel sektörden bir firmayla ortaklık kuruldu, bu Güney Koreli ortak firmayla beraber şu anda koltuklarımız yapıldı. Bu sene bussines class koltuklar yapılacak, kendi uçaklarımıza takıyoruz ve yine aşağı yukarı önemli sayıda yabancı uçaklara da koltuk verme aşamasındayız.

Bu arada, uçakların tuvaletleri dediğimiz labatorilerini, bu uçak pilotlarının eğitim gördüğü simülatörleri -bunlar büyük kalemlerdir- baş üstü dolaplarını, bunların hepsini yaptık, sertifika aşamasındalar. Yine aküsünü yaptık, o da bu sene içerisinde sertifikasını alıyor. Boyasını yaptık. Bu çalışmalarımızdan büyük kalemleri bitirdik, satışa geçtik. Daha küçük kalemler; kimyasal ürünler ve diğer mekanik aksam, plastik aksam, bunların hepsini Türk yan sanayisinden temin edecek şekilde bir çalışma başlattık. Aslında bu bir misyoner çalışması. Biz ne yapıyoruz burada; diyoruz ki, Türk Hava Yolları Teknik şu anda zaten yarım milyar dolar her sene yurtdışından parça alıyor bu iş için. Bir kere, bunu durdurmamız lazım. Bu alım 2023’te 1-1,5 milyar dolara çıkacak. Her sene ben bu parayı kime vereyim; kendi sanayime vereyim. Türk sanayisinin benim bu yurtdışından aldığım parçaları üretmesini istiyorum.

Bu üretimler yüksek seviyeli üretimler, özelliği olan üretimler. Bununla ilgili şöyle bir organizasyonumuz var: Önce bu alanda çalışacak firmaları seçiyoruz. Çünkü Türkiye’de 400 bin tane fabrika var, işletme var. Bu 400 bin tane fabrikayı tarıyoruz, içlerinden havacılığa yatkın olanları, gönüllü olanları ayırıyoruz. 2023’e kadar buradan 5 bin tane firma seçeceğiz. Şu anda bunların 700 tanesi seçildi, kalanları da kalan yıllar içerisinde seçeceğiz ve daha sonra, 2023 yılına geldiğimizde bu 5 bin tane şirket, seçilmiş şirket havacılık ürünleri için elimizde olacak. Bu şirketlerimiz, yani 5 bin tane şirketimiz olunca; artık 2023’te Türkiye’nin uçak, yolcu uçaklarının, askeri uçaklarının parça üretiminde yurtdışına bağımlılığı kalmayacak. 2023’te bu yurtdışı bağımlılığını bitiriyoruz ve Türkiye’de küresel seviyede bir havacılık yan sanayisini kâmil manada oluşturmuş oluyoruz, inşallah.

Bunu yaparken, tabii, bu firmalarımızı tek tek kontrol edemeyiz; bunlarla ilgili olarak da özel gruplar, kümeler oluşturuyoruz. Bunlara savunma ve havacılık kümeleri diyoruz. İstanbul’da Saha İstanbul, Ankara’da OSSA, Bursa’da, Eskişehir’de, İzmir’de olmak üzere ve Ankara’da ODTÜ’de bir başka küme olmak üzere, şu anda 6 tane kümemiz var. Bu kümeler belki 10’a çıkabilir. İşte bu kümelerin içerisine koyuyoruz bu 5 bin firmayı. 5 bin firma bu kümelerin içerisinde olacak; kümeler onların eksiklerini giderecek. Mesela, Saha İstanbul Savunma-Havacılık Kümesi dediğimizde, bu bir dernek oluyor. Burada şu anda 260 firma var.

Mesela havacılıkta üretim yapabilmek için AS9100 şirket seviyesine çıkması lazım. ISO9001’ler var, ama onun bir tık üstüne çıkması lazım. Onu aldırıyoruz şirketlere. Ondan sonra, tasarım yönünden olsun, üretim yönünden olsun, fuar gidiş gelişleri olsun, her türlü konuda onlara destek olunuyor, devlet desteklerini onlara kanalize ediyoruz, eğitim süreçlerini tamamlıyoruz ve kümelerin yönetiminde bu 5 bin şirketi yetiştiriyoruz. Artık bu 5 bin şirket bütün dünyaya hitap edebilecek seviyeye 2023’te gelecek inşallah ve geldikten sonra, bizim uçağımızın üzerinde üretilmeyen bir parça kalmayacak. Ben şimdi yurtdışından uçağımı aldığım zaman, en kötü ihtimalle, ki bir adım ötesinde bu uçakları da Türkiye’de yapmamız gerekecek; ama şimdiki aşamada elimizdeki kullandığımız yolcu uçaklarının bütün ihtiyacı olan, bakım için ihtiyacı olan parçaların tamamını Türkiye sınırları içinde üretmemiz gerekecek. Bu anlamda, Türk sanayisini bu amaca dönük olarak koordine etmiş oluyoruz.

Bu bir seferberliktir, bir misyon hareketidir. Türk Hava Yolları Teknik, bunu ülkesi adına, milleti adına gururla yerine getirmektedir.