Hasan Şaş'la Söyleşi
Hasan Şaş kimdir? Kısaca tanıyabilir miyiz?
Adana doğumluyum. Adana Demirspor’da futbola başladım. Daha sonra Ankaragücü’nde 3 yıl ve Galatasaray’da 11 yıl oynadım; ardından futbolu bıraktım. Geçmişe baktığımız zaman, antrenörlükle birlikte 21 kupa kaldırdık Galatasaray’da. Bunun ikisi Avrupa kupası. Gurur dolu günlerimiz oldu. Dünya Kupasında üçüncülüğümüz oldu. Şampiyonlar Liginde çeyrek oynadık. Galatasaray’da yaklaşık 500 maça yakın bir maç serüvenimiz var ve iyi bir kariyerle futbolumuzu noktaladık.
Zor bir meslek hayatınız oldu. Sonuçta, bugünlere kolay gelmediniz. Neden futbolculuğu tercih ettiniz ya da neden başka bir dal değil de futbolculuk?
Benim doğup yetiştiğim yerin nüfusu 8 bin’di. O zaman geçim sorunu vardı, yoksulluk şimdikinden daha çoktu. Açıkçası, bize çok da yol gösterecek arkadaşımız, ağabeyimiz, babamız yoktu; yani kendi kendimize bir şeyler yapmaya çalıştık. Mahallede top oynarken, futboldan anlayan kişiler, “Çok iyi futbolcu olur. İleride çok iyi para kazanabilirsin.” diye konuşmaya başladılar. O konuşmalar bizi motive etti tabi, sonra biz çalışmalara başladık. Okulda çok başarılı bir öğrenci değildim açıkçası, yani derslerle aram çok iyi değildi. Yeteneğim olduğunu keşfettim. Adana Demirspor Genç Takımına girince, yetenekli olduğumu hocalarım da söyledi ve Adana Demirspor’un altyapısından bana bir program çıkardılar sağolsunlar. Açıkçası başka da çıkar yolum yoktu; yani bizi başka bir dal seçme yönünde telkin edecek kişilerle karşılaşmadık. Bir tek hayatımı kurtaracak futbol vardı, ben de o yönde gittim. Çok çalıştım ve bugünlere geldim.
Futbol kariyerinizde Liverpool’a gitmemeyi bir hata olarak görüyor musunuz?
O dönem Liverpool’un teknik direktörü Gerard Houllier beni istemişti. Maalesef, benim hatamdan dolayı bu transfer gerçekleşmedi. Avrupa’da bir para krizi olmuştu ve Galatasaray takımı bana Liverpool’dan daha çok para veriyordu açıkçası. Ama benim için büyük hataydı. Şimdi üstüne para verip giderim Liverpool’a. O zaman 25 yaşındaydım ve çoğu şeyi düşünemiyordum. Benim hayatımda yaptığım en büyük hatalardan biri Liverpool’a gitmemektir.
Galatasaray Fenerbahçe’ye karşı uzun yıllardır Kadıköy’de galip gelemiyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Fenerbahçe’yi en son yendiğimiz maçta golü ben atmıştım. İkincisi, 2 yıl önce Kadıköy’de Galatasaray kupa kaldırmıştı. Üçüncüsü, Fenerbahçe değerli bir kulüptür. Her takım şu anda kendi sahasında çok iyi oynuyor. Fenerbahçe’ye dikkat ederseniz, Türk Telekom Arena’da oynarken zorlanıyor. Yarın Beşiktaş’ın sahası olduğu zaman, Beşiktaş da bu avantajını büyük bir şekilde kullanacaktır. Deplasmanda da peynir-ekmek gibi maç kazanamazsınız. Yani artık Vodafone Arena’da da Beşiktaş Fenerbahçe’ye karşı 50 bin seyirciyle oynayacak. Kadıköy’e gittiğiniz zaman bir deplasman oynuyor veya rakipler çok ciddi motive oluyor. Yani maç kazanmanız artık kolay değil. Belki bu seriyi Beşiktaş da yakalayabilir, belki Galatasaray da yakalayabilir. Tabi şanssız maçlar da oynadık o statta, iyi oynadığımız maçları da kazanamadık. Fenerbahçe’nin hem şans hem motivasyonu yanındaydı, iyi futbol oynayarak da maçlar kazandı; ama orada kupa kaldırdığımızı da unutmayalım lütfen.
Stadyumlardaki şiddet olayları hakkında neler söylemek istersiniz?
Son yıllar da şiddetin biraz daha azaldığını görüyoruz ve bu konuda tebrik ediyorum Bakanlığı. İnşallah şiddet daha da azalacak.
Futbolu sinema gibi seyretmenizde fayda var. Sinemaya gittiğiniz zaman mısır atabilir misiniz birine; atamazsınız. Bir saygı olarak yüksek sesle konuşmuyorsunuz, telefonunuzu kısıyorsunuz. Avrupa’da insanlar maça giderken çocuklarla birlikte, evde sorunlarını bırakarak zevk almaya gidiyorlar. Sizin de zevk almaya gitmeniz lazım, yani şiddet yapan kişilerin bu psikolojide olması gerekir. Fanatik tavırlarla eğer bunu bir kişilik haline getirirseniz; Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, bunları dost olarak görmezseniz; stada giderken zaten içinizde bir dolduruşla gidersiniz, her türlü küfrü edebilirsiniz, her türlü şiddeti yapabilirsiniz o zaman. Onun için, bir sinema seyreder gibi, bir tiyatro seyreder gibi maça giderseniz; bu kafada, bu olgunlukta, “Ben bu maçtan zevk alacağım.” diye giderseniz o zaman hiçbir şekilde şiddet kalmaz, çocuklarınızı da rahat rahat maça götürürsünüz.
Agresif bir oyuncuydunuz. Saha içinde her hareketiniz dikkat çekiyordu. Sizi izleyen gençler sizi rol model alıyorlar. Bu konuda futbolcular nelere dikkat etmeliler?
Evet ben agresif bir oyuncuydum. Ama bizde agresiflik bir yerde biter; yani takım kaptanımız bir şey dediği zaman susardık veya maçtan sonra çıkıp özür dilerdik. Herhangi bir oyuncu yanlış bir hareket yaptığı zaman, bunun yanlış olduğunu biz zaten söylüyoruz, televizyonlarda bunu dile getiriyoruz. Yani siz de bundan şikâyetçisiniz, biz de şikâyetçiyiz. Ben de futbolculuk hayatımda bunları yaparken hata yaptığımı söyledim zaten. Şu an tekrar futbola dönsem bu hatalardan arınırım.
Futbolu da bir sosyal faaliyet olarak görün. Bu dönemde inanın maç izlerken zevk almıyorum, çünkü yıldızlar azaldı. Büyük takımlarda artık çok yetenekli oyuncular yok. Biz Anadolu takımlarında oynarken, mesela Ankaragücü’nde 3-4 tane isim sayabilirdiniz, Gaziantepspor’dan sayabilirdiniz. Gitgide futbolun yıldız oyuncusu, yani futbolu seyrettirecek oyuncular azaldı. Ama bunu seyirci olarak sahiplenmezseniz o zaman Türk futbolu iyice kötüye gider. Bir şekilde takımınızı destekleyip onlara maddi güç, manevi güç vermeniz lazım.
Ben Galatasaraylıyım ama hiçbir maçtan sonra Fenerbahçe aleyhinde bir röportaj verdiğimi hatırlamıyorum. Yani diğer takım oyuncularının da bu saygıda olması lazım, işi körüklememesi lazım. Yenenin elini sıkarız, çıkarız; saha içinde kalır kavga. Hep böyle olmuştur. Biz de birçok kez Galatasaray-Fenerbahçe maçında kırmızı kart gördük, kavgalarımız oldu; ama maç sonu birbirimizden özür diledik ve maç sonrasına taşınmadı. Oyuncuların böyle şeylere dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Yardımcı antrenörlüğü neden bıraktınız?
Yardımcı antrenörlük bana hiç uymayan bir şey, yani yapamadım açıkçası; çünkü kararlar hep sizin elinizde değil. Kararları verirken beraber veriyorsunuz ve birçok zaman da bu kararların altında kalıyorsunuz. Futbolcuyla teknik direktör arasındaki köprü olmak zorundasınız. Futbolcu bir şeye sinirleniyor, sinirini sizden çıkarıyor. Çok alışılagelmiş bir şey değil benim için bu. Açıkçası, yardımcı hocalık çok hoşuma gitmedi ve o yüzden bıraktım. Teknik direktörlük derseniz tabi ki bir hedefim var; ama o hedefi bulabilmek için bazı donanımlara da ihtiyaç var, iyi bir ekip kurmaya ihtiyacım var, iyi bir yerden başlamaya ihtiyaç var. Ben, doğru zamanda iyi bir kadroyla başlamayı düşünüyorum açıkçası; çünkü birikimlerimi vermek istiyorum. Başarılı olurum veya olamam, o ayrı bir şey. Ancak birçok kategoride savaştık, Avrupa’da maçlara çıktık. Bu birikimlerimi mutlaka genç nesillere aktarmak istiyorum. Benim hedefim bu işten para kazanmak değil; gerçekten bir futbol adamı olarak Türk futboluna hizmette bulunmak, birikimlerimi aktarmak. Benim hedefim bu.
Futbolcu olmak için yola çıkmış gençler nelere dikkat etmeliler? Eğitimin önemi nedir?
Tabi çocuklarımız, gençlerimiz altyapıyla başlıyorlar; mesela oğlum Galatasaray altyapısında başladı. 10 yaşından 18 yaşına kadar bir evreleri, gelişimleri var. Bu oyuncuların gelişimlerini sağlayacak altyapı hocaları var. Şu an Galatasaray Kulübünde imkânlar da müsait. Diğer kulüpleri çok bilmiyorum. Ancak, devamlı antrenörle temasta olmanız lazım. Çünkü çocuk futbolcu olacağım diye yola çıkıyor, belirli bir yaşa geliyor, bu sefer okul hayatını da kaybediyor. Futbolcu olmayacağı üç aşağı beş yukarı belli olduğu zaman bu sefer işsiz kalıyor. Bu dönem içerisinde, 10-18 yaş dönemleri içerisinde antrenörlerle birlikte oturup konuşarak hareket etmek en doğrusu. Çünkü benimle yola çıkan birçok takım arkadaşım futbolcu olma hayaliyle yola çıktı ama sonunda işsiz kaldı. Mesela, Adana Demirspor’da benimle birlikte çok iyi oynayan bir arkadaşım vardı. Şimdi bir ekmek fırınında şoförlük yapıyor; çünkü futbolcu olacağım diye okulunu bıraktı. Yani antrenörlerle dirsek temasında olmanız çok önemli. Kendi çocuğunuzun ve gençlerin geleceğini çizebilmeniz, onun kariyerini çizebilmeniz çok önemli. Burada hatalar yapılıyor.
Nasıl ki çocuğunuzu yüzmeye, piyanoya, baleye yazdırıyorsunuz, belirli bir miktar verip futbol altyapısına da çocuğunuzu yazdırırsınız ve cumartesi-pazar günü bir aktivite gibi eğitim yaparlar. Orada yetenekli oyuncuları alıp Galatasaray altyapısına kazandırırlar. Bir zengin, Galatasaray altyapısına gelip “Al çocuğumu, bunu oynat.” diyemez. Dünyada, futbolda torpil olmayacak tek yer sahadır. İstediğiniz kadar zengin olun. Ben kendi oğlumun futbolcu olmasını istemem mi? Ama yapamam ki, Galatasaray’da oynatamam. Onun oynayacak yeteneği varsa zaten görürsünüz. Onun için, parayla olan eğitimle altyapıdaki eğitimi birbirinden ayıralım. Yine söylüyorum, antrenörle dirsek teması çok önemlidir. Çünkü çocuk 18-19 yaşına geldiği zaman işsiz kalıyor, futbolcu da olamıyor, bir yandan okul hayatını da kaybediyor. Orada lütfen altyapı hocalarıyla konuşun.
