Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Hani Nerede Uçurma Uçuran Çocuklar / Mehmet Naci Aköz

Bu Yazıyı Paylaşın:
Hani Nerede  Uçurma Uçuran Çocuklar / Mehmet Naci Aköz

Çocuklar sokak oyunlarını unuttu artık oyun deyince akla bilgisayar oyunları geliyor, bu çocuklar hakkında neler düşünüyorsunuz, neler kaybettiler?

Bu anlamda bugünkü kuşağa baktığımız zaman acıyorum. İnsanın çocukluk devresi dediğimiz zaman çoğunluğu oyunla geçmesi gereken, çocuğun kendini, çevresini tanıması gereken bir zaman dilimi. Dört duvar arasında oynarsa çocuğa bir faturası var, dış alanda oynarsa olumlu bir fatura var. Eğer çocuk dış alanda sokak oyunları dediğimiz oyunları oynuyorsa top oynamak, misket oynamak, bisiklet kullanmak, uçurtma uçurmak olabilir, bunların çocuğun gelişimine ciddi katkısı vardır. Hayal dünyasının gelişmesine ciddi katkısı olur. Çocuk uçurtma yaptığı zaman bunu bir kenarda rafta tutmuyor bunu bir yerde uçuracak, uçuracağı yerde mutlaka rüzgâr var, o yerde kuvvetle muhtemel güneş var, muhtemelen doğanın yeşilin içinde olan bir yerde uçuracak dolayısıyla temiz hava alıyor, sürekli hareket ediyor ve artı hayal dünyasını dolduruyor. Bütün bunlardan da zevk alıyor. Aynı çocuğu dört duvar arasında internetin başına veya bilgisayar oyununun başına oturttuğunuz zaman çağımızın en çok konuşulan hastalıklarından biri olan stres denilen hastalığı çocuğa bulaştırıyoruz. Bu sadece çocukta değil hepimizde var. Betonun üstüne basıyoruz, betonun içinde yaşıyoruz. Çocuğun mutlaka dışarda vakit geçirmesi gerekiyor, bilgisayarın, televizyonun başından koparmak gerekiyor. Peki, bunlar lazım değil mi, elbette lazım ama ayarını yakalamak lazım. Bana göre çocuğun oyun zamanının yüzde ellisinden fazlasını dışarda geçirmesi gerekiyor. Bu açıdan uçurtmanın doğru bir oyuncak olduğunu düşünüyorum. Zaten çok zevkli bir şey.

Uçurtma uçurmanın çocuklara veya büyüklere kazandıracağı ruhî veya değişik manada yeteneklerden bahseder misiniz?

Elbette, uçurtma çok amaçlı bir oyuncak, bizim ülkemizde uçurtma denildiği zaman çocukların sokak aralarında oluşturduğu bir oyuncak olarak algılanıyor, bu algı yanlış, neden, uçurtma çocuk oyuncağı olduğu kadar ailenin de katıldığı bir oyun. Bir pikniğe çıkıldığını düşünün, çocuk uçurtma uçurmaya çalışırken baba da onun yanında oluyor. Ben bir babanın “ben uçurtma uçurmayı sevmiyorum.” diyeceğini sanmıyorum.

Mesela üç altı yaş gurubu ana okul öğrencisinden bahsedelim, üç altı yaş arasındaki çocuk için çok ideal bir kesme biçme ve yapıştırma işlemi, çocuğun el becerisini geliştirmek için çok ideal bir çalışma. Bizim müzemizin bir atölyesi var, atölyeye çok yoğun bir şekilde öğrenciler geliyor, masalara oturuyorlar, önlerine kâğıtlar, çitalar veriliyor. Öğrenci kendisi çiziyor kendisi yapıştırıyor, kendisi bağlıyor dolayısıyla el becerisini geliştiriyor, hayal dünyasını da dolduruyor ve farkında olmadan bir proje yapıyor, bir malzemeyi eline alıyor ve bir oyuncak üretiyor ve bunu uçurarak sonucunu görüyor.

Bütün bunlar yan yana getirildiği zaman, eğer çocuk sonuç alırsa kendine olan özgüvenini artırıyor. Evet, ben yapabilirim, diyor. Bu çok önemli. Bu anlamda ruhen katkısı olduğunu da düşünüyorum. Kafan çok doluysa git deniz kenarına balık tut derler, insanın ruhunu dinlendirdiği söylenir, aynı şekilde yeşillik alanlar suyun olduğu yerler insanı dinlendiren şeyler. Dolayısıyla uçurtma yapmakla çocuğu dinleneceği yere yönlendirmiş oluyorsunuz.

Uçurtma sevdasını dünya ile karşılaştırdığımızda galiba günümüzde Çin bu konuda bir numara, doğru mu?

Doğrudur, şöyle doğrudur, uçurtma MÖ. 300’de Çin’de doğmuş biliniyor. Çin’in Weifang şehri dünya uçurtma başkentidir. Uçurtma 1295 yılında Marco Polo ile Hollanda’ya gitmiş, Batı ilk defa o zaman tanımış. Türkiye’de 15. yüzyılda bu topraklarda uçurtma uçurulduğunu biliyoruz. Sarayın Arasında diye bir kitap var elimizde bu kitap 15-17. yüzyıldan bahsediyor. Şöyle ifade ediliyor kitapta: “ Ramazanlarda, teravih namazından çıktıktan sonra çocuklar kandil uçurtmaları yapar gökyüzüne salarlardı.” diyor. Kandil uçurtması tarihi 15. yüzyıla kadar geri gidiyor. Ben bunu anlatırken bir ek yapıyorum, bana göre uçurtmanın bizim topraklarımıza gelme tarihinin daha eski olduğunu düşünüyorum. Çünkü Çin’den Avrupa’ya giden ticaret yolu yani İpek Yolu bizim ülkemizden geçiyordu, aradaki şehirlerde ticaret yapılıyordu, aldıklarını sata sata gidiyorlardı dolayısıyla uçurtmanın da o dönemlerde bizim ülkemize geldiğini düşünüyorum. Oyunlar ve oyuncaklar bulundukları coğrafya ve kültürle çok alakalı, bizim ülkemiz coğrafi açıdan çok rüzgârlı bir yer dolayısıyla uçurtmanın coğrafyamıza gelmesinin Çin’den çok uzak bir tarihte olmadığını düşünüyorum.

Uçurtmanın ülkemizdeki durumuyla yurt dışını karşılaştırırsak, şöyle bir tanımlama doğru olur; tüm Uzakdoğu ülkelerinde uçurtma gelenekseldir. Uzakdoğu’da tamamı üç boyutlu olan, maket çalışmaları yapılmış oyuncakları görüyoruz, bunlar ejderhalar, kaplanlar, kelebekler, yılanlar… Uzakdoğu’daki uçurtmaların çoğunun üzerinde resim vardır. Onların tanrılar diye ifade ettikleri, gök tanrıları, savaş tanrıları gibi tanrıları sembolize eden resimler vardır.

Bizim nasıl Osmanlı’dan bu güne gelen sanatlarımız var hat, tezhip, ebru, minyatür gibi, baktığınız zaman çok ciddi emek isteyen, çok ciddi ustalık isteyen ama çıktığı zaman harika bir görüntü veren tasarımlardır. Uzakdoğu’da bunlara benzer tasarımlar da vardır, müthiş bir el işçiliği var, kendi geleneklerinden kopmamışlar.

1295’te Avrupa’ya gelen uçurtma sanatsal görüntüden tamamen sıyrılmış, bilimin hizmetinde kullanılan bir oyuncak çıkmış ortaya. Mesela 1572 yılında Benjamin Franklin yağmurlu bir havada uçurma uçurmuş o sırada şimşek çakıyor uçurtmaya çarpıyor ve şimşeğin içinde elektrik olduğunu o zaman fark ediyor. Mesela aerodinamik bilimin ilk defa uçurtma uçururken fark edildiği ve bunun insanlığı uçağa götürdüğü biliniyor. Dünyada ilk hava fotoğrafçılığının uçurtma üzerinden yapıldığını biliyoruz. 18. yüzyılda bir uçurtmanın üzerine bir anten bağlanmış gökyüzüne çıkarılmış ve okyanusun iki kıyısı arasında radyo yayını yapılmış. Buna benzer pek çok örnek söz konusu dolayısıyla Uzakdoğu’daki uçurtmayla batıdaki uçurtma birbirinden çok farklı.

Bizim ülkemizde ne var? Taa cumhuriyetten bu tarafa iki önemli olayla halk hep meşgul edilmiş biri siyasi olaylar, diğeri ekonomik olaylar. Bunlar bizim insanımızda sadece çalışmak zorundayız, çalışmazsak ayakta kalamayız, düşüncesini oturtmuş. Batıda yapılan hobi dediğimiz şeyler çok lüzumsuz, zengin işi, ne işin var ki denilen bir mantıkla gelmişiz, kendimize zaman ayırmamışız bu tür hobilerimiz oluşmamış. Ben üç yıl Hollanda’da yaşadım, Hollanda’da akşam altıda dükkân kapanır, dükkânınızı açık tutamazsınız, diyor ki devlet çalışma saatin bu kadar, bu kadar çalıştıktan sonra git kendine vakit ayır. Batıdaki bu anlayış böylece insanların hobilerinin gelişmesine sebep olmuş. Bizde böyle bir gelişme olmadığı için, hep çocuk oyuncağı olarak kaldığı için, diğer taraftan da büyük şehirlerdeki hızlı betonlaşma uçurtma uçuracak alanların, sokak oyunu oynanacak alanların ortadan kalkmasına sebep olmuş. Son otuz yıldır yeşil alanlar korunmaya çalışılıyor, oluşturulmaya çalışılıyor ama bana göre yeterli değil. Yönetimler bu alanları açmaya çalışırken biz ebeveynler olarak da çocuklarımızı sokak oyunlarına yönlendirmemiz gerekiyor.

Türkiye’deki uçurtma kültürüne neler kattınız, nasıl faaliyetlerde bulundunuz?

Benden önce uçurtma yoktu demiyorum, uçurtma elbette vardı ama maalesef sokak aralarında kalmış oyuncaktı, şu an misket ne kadar popülerse o kadar popülerdi. 80 yılında yaptığım uçurtma çalışmalarının sonucunda 83 yılında İstanbul’da bir gazetenin uçurtma bayramı diye yaptığı bir etkinliğe katılarak orada birinci olmuştum. 84 yılında Türkiye’de ilk defa uçurtma yarışması yaptım, 86’da uçurtmacılar birliğini kurdum, 97 yılında uçurtmacılar derneğini kurdum, 98’de uçurtma gönüllüleri kulübünü kurdum, 2005’te uçurtma müzesini kurdum, yine 2005 beş yılında Avrupa Sportif Uçurtmacılık Federasyonunun temsilciliğini aldım. Bu arada üç yıl Avrupa’da yaşadım, bu sırada Hollanda, Almanya ve Belçika’daki uluslararası festivallere katıldım, daha sonraki yıllarda Çin’de, Hindistan’da gene uluslararası festivallere katıldım. Bütün bu süreçler Türkiye’de uçurtmayı çok daha ön plana çıkardı, sokak arasından çıkardı. Nisan mayıs haziran aylarında bu sene uçurtma festivali yapmadan geçirmemeliyim diyen bir sürü belediye var Türkiye’de. Bir sürü okullar, çeşitli kurumlar artık bu festivalleri yapmaya başladılar. Bütün bunlara baktığımız zaman uçurtma 80’lerdekinden çok daha ilerde ama dünya ile kıyasladığımız zaman çok çok gerideyiz. Çin’de bir festivale gidiyoruz bizim uçurtmalarımız orada o kadar basit kalıyor ki, pek çok ülkenin katılımcısından şunu duydum “Biz de daha önce sizin uçurtmalarınıza benzer uçurtmalar yapıyorduk ama daha sonra bu gösteri uçurtmalarına kendimizi alıştırdığımız için kendi geçmiş kültürümüzü unuttuk, sakın bunu bırakmayın, çok nostaljik.” Bizim uçurtmamız onlara göre çok nostaljik bir uçurtma çünkü Uzakdoğu’nun tamamı neredeyse sanatsal çalışma diyebileceğimiz ölçekte uçurtmalar yapıyor. Batıda ise müthiş hız yapan uçurtmalar var orada da altıgen kalmamış, çok az ülkede kalmış bir taneside biziz.

Derneğinizin kuruluş amacı nedir?

Biz Türkiye’de uçurtma kültürünü yaşatmak üzere kurulduk, bunu biraz daha geliştirmek için kurulduk. Ama bu geliştirmeyi batı modelini bizim insanlarımıza anlatmak şeklinde algılamıyorum. Müzemizde yirmi iki ülkeden uçurtma var bunların bir kısmını yapmayı biliyorum ama bildiklerimi öğretmiyorum çünkü ben kendi kültürümdeki uçurtmayı öğretmekle mükellefim. Benim kültürümde benim bildiğim altmışın üzerinde model var, ben bunları öğretmeliyim, bunları tanıtmalıyım, bunlarla ilgili kitap yazmalıyım. Bununla ilgili çalışma yapıyorum. Bu diğerlerinin tanıtılmasına engel değil, diğer ülkeleri de tanıtmalıyız, zaten müzemizin kuruluş amacı dünyadaki uçurtma kültürünü tanıtmak.

Bundan dört sene önce Kültür Bakanlığının başlattığı Çocuk Dostu Müze projesi vardı, bir de iki yıl önce İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, Müzeli Eğitim projesi başlattı. Bunun her ikisini de iyi takip etmeye çalışıyoruz.

Şu an okullara önerilen müzeler var mesela diyor ki anaokulları şu şu müzelere gitsin çünkü içinde atölye çalışmaları var.

Uçurtma birçok dersle örtüşen bir konu, okullar atölyemize geldiğinde çocukların yaş gurubuna göre anlatılıyor ama çocuk gözüyle baktığımız zaman burası çok eğlenceli bir yer, ne anlatırsak anlatalım çocuklar burada eğleniyor.

Uçurtma İstanbul’da nerede uçurulabilir?

Derneğimizin en çok aldığı sorulardan biri “uçurtmayı nerede uçuracağız.” Anadolu yakasındakiler için Cadde Bostan ile Tuzla arasındaki sahil bandı mükemmel, hem cadde ile deniz arası çok geniş, hem yeşil alan, hem de boğaz olduğu için rüzgârı iyi alan bir yer. Avrupa yakası için Sarayburnu’yla Yeşilyurt arasındaki sahil bandını öneriyorum. Miniatürk’ün etrafı uçurtma uçurmak için çok ideal bir alan.

Bu atölyede mi hizmet veriyorsunuz?

Biz şu an Türkiye’nin her yerine elimizi uzatıyoruz, mesela Kars’tan bir hoca mail yazıyor, diyor ki ben Kars’ın falanca ilçesinde falanca okulda öğretmenlik yapıyorum, çocuklarımıza uçurtma yaptırmak istiyoruz ama nasıl yapılacağını bilmiyoruz, bize yardımcı olabilir misiniz? Veya uçurtma festivali yapacağız, bu nasıl yapılır. Ya da uçurtma yapmak için nereden malzeme alabiliriz, gibi buna benzer sorularaıçok detaylı cevaplıyoruz.

Ayrıca derneğimizin aldığı bir karar var ürün hariç hiçbir şeyi ücretlendirmiyoruz. Karşımızdakine ürün vermiyorsak hiçbir ücret almıyoruz. Bütün soruları cevaplandırıyoruz. Ama burada da bir kriterimiz var karşımızdaki ticari firma olmayacak.

Müzenizde kaç uçurtma var?

Koleksiyonumuzdaki ürün sayısı 2000’in üzerinde ancak bunun tamamı uçurtma değil 900 civarında uçurtmamız var, geri kalanlar uçurtmayla ilgili yayınlar, malzemeler ve objeler. Çok sayıda kitap var elimizde, ayrıca Türkiye’deki uçurtma ile ilgili tüm hikâye kitaplarını topladık.