Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Hak İhlallerinin En Yoğun Cereyan Ettiği Yer İslam Coğrafyası / Av. Mustafa Demiral

Bu Yazıyı Paylaşın:
Hak İhlallerinin En Yoğun Cereyan Ettiği Yer İslam Coğrafyası / Av. Mustafa Demiral

Uluslararası Hak İhlallerini İzleme Merkezi olarak çalışıyorsunuz. Biraz anlatır mısınız?

Dernek statüsünde ama ismi Merkez olarak geçiyor. Dernek vasfını aşan, hinterlandı geniş, beslendiği kaynaklar ve ilgilendiği alanlar itibariyle bildiğimiz dernekler ebadını ve hacmini aşan boyutlarda çalışmalar yapıyoruz. O sebeple zaten adı uluslararası küresel sistemin yarattığı, uyguladığı haksızlıkların sorgulamasını yapan, gerek bizim medeniyet değerlerimize, gerekse bu küresel sistem sahiplerinin iddia ettikleri değer yargılarıyla çelişen uygulamalarını rapor haline getirip, belli bir fikri disiplinden geçirdikten sonra kamuoyuyla paylaşıyor ve ilgili mercilere raporlarımızı gönderiyoruz.

Çalışmalarınız hangi alanlardan izleniyor, gözleniyor, değerlendirmeye alınıyor? Bu çalışmaların istatistiki temeli, çalışma sekretaryasının bilgilerinin toplandığı bir merkez var mı? Güvenirlilik durumu, değerlendirme biçimi nasıl?

Çalışma modelimiz aslında iki ana temele dayanıyor: Birincisi, sahada bizzat UHİM ekibinin yapmış olduğu gözlemler, toplamış olduğu bilgiler ve belgelere dayalı. İkincisi, mevcut bilgiler üzerinde kendi bakış açımızı yansıtarak bir raporlama yapıyoruz.

Uluslararası başka kuruluşlarla da irtibat halinde yürütülen, sacayağı geniş bir çalışma mı?

Bu alanda uluslararası faaliyet gösteren kurumlarla henüz partner olarak birlikte çalışmadık ama uluslararası düzeydeki çalışmalara katıldık. Mesela burada Birleşmiş Milletlerin İstanbul’da az gelişmiş ülkelerle ilgili bir konferansı vardı, oraya katıldık. Yine Diyarbakır’da yapılan bir forum vardı, orada bulunduk. Yine 2011 yılında Somali’ye bir UHİM heyeti gönderdik. Bir hafta Somali’deki açlık ve kıtlık sebebinin ne olduğunu araştırdık. Gerçekte bize söylenilen mi, yoksa onun arka bağlantılarında, arka planında olup biten hatalar, yanlışlıklar var mı? Onları irdeledik. Burma-Myanmar’a bir heyet gitti, bir haftalık incelemeler yaptılar. Çeçenistan’a bir heyet gitti. Doğu Türkistan’ı uzaktan izliyoruz, oraya gidemedik daha. Bizim saha çalışması dediğimiz; UHİM olarak sıkıntı ve sorunların olduğu bölgeye bizzat heyet göndermek, oralardan bilgi, belge toplayıp gözlem yapıp bunları raporlaştırmak. Bunlar da yaklaşık 2500 noktaya gönderiliyor ve basın bildirisiyle de kamuoyuna duyuruluyor.

İnsan Hakları Alanında Yoğunlaşıyoruz

Bu çalışmalar hükümet nezdinde anlamlandırılıyor mu?

Anlamlandırılıyor. Aslında UHİM’in (Uluslararası Hak İhlallerini İzleme Merkezi) ilgilendiği alan çok geniş. Yani ekonomiden ekolojiye, hukuktan siyasete, sağlıktan finans konularına hâsılı canlı hayatın her alanıyla ilgileniyoruz. Fakat haksızlık ve hak ihlalleri daha çok insan eksenli olduğu için insan hakları alanında ister istemez yoğunlaşıyoruz.

Haksızlıklara Karşı Duyarlılık Oluşturmaya Çalışıyoruz

İnsanın bedenine, ruhuna yönelik taciz, darp, cebir, ne varsa diyebilir miyiz?

Tabi. Bunların hepsiyle ilgileniyor. Ama daha çok uluslararası egemen sistemin haksız ve hukuksuz uygulamalarının yarattığı trajedileri toplumun dikkatine sunuyoruz. Bilimsel ve akademik, istatistiki çalışmalarımızı yapıyoruz. Bu haksızlıklara karşı gerek toplumda bir bilinç, algıda bir seçicilik, bir duyarlılık oluşması, gerekse karar vericilerin bundan sonra yapacağı uygulamalarda daha hassas davranmalarını sağlamaya yönelik çalışmalar yapıyoruz.

Hak İhlalleri En Çok İslam Coğrafyasında

Yeryüzünde hak ihlallerinin en çok yapıldığı yerler neresi? Bu ihlaller hangi insani boyutlara etki ediyor?

En çok ihlallerin cereyan ettiği bölgeler maalesef İslam coğrafyası, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Kafkaslar. Yani Türkiye’nin etrafını çevreleyen ülkelerde hak ihlalleri daha fazla oluyor.

Osmanlı Coğrafyasında Hesaplaşma Bitmedi

Osmanlı coğrafyası diyebilir miyiz?

Tabi, Osmanlı Devleti’nin hükmettiği coğrafi alanda sorunlar çok yaşanıyor. Çünkü Osmanlı’dan sonra bu bölgelere hükmeden uluslararası otoritelerin henüz bu bölgelerdeki hesaplaşmalarının bitmediğini görüyoruz. Ayrıca bu bölgede çatışma ve sıkıntı yaratmak için çok fazla veri mevcut.

İhlaller ekonomik, siyasi pragmatizme dayanıyor diyebilir miyiz?

Tabi, aslında işin içine girdiğinizde zaman sanki mezhep, aşiret ya da etnik çatışma varmış gibi görülüyor. Ama bütün bu olaylara kuşbakışı yukarıdan baktığınız zaman hepsinin bu bölgelerin kaynaklarını bir şekilde elde etmeye devam edebilmek ve buralarda kendi menfaatlerini sürdürebilmek için maddi hesaplar yaptığını çok net bir şekilde görebiliyoruz.

İslam dünyasında sizce STK’lar yeterli mi?

Yeterli değil. Bunun da siyasi ve hukuki sebepleri var. İslam coğrafyasındaki mevcut siyasi rejimlerin bu tip sivil toplum çalışmalarına müsaade etmemesinden ötürü bu bölgelerdeki fikri çalışmalar ve sivil toplum etkinlikleri maalesef çok verimsiz durumda. Çünkü iklim ve ortam müsait değil. İşte görüyorsunuz bu tip çalışmaların neticesi sosyal olaylara müdahaleler de çok kanlı ve çok sert oluyor. Bunlar da başlı başına bir hak ihlali tabi.

Genel anlamda ya da İslam dünyasına has olarak bu tip ihlallerin önüne geçmek için insani ve irfani boyutta neler yapılabilir? Çünkü insanlar adalet duyguları gereği haksızlık karşısında tepki gösteriyor. Ama bu bir kişilik, kimlik, şahsiyet bütünlüğünde ortaya konan bir tepkiye dönüştüğünde belki bu ihlaller farklı boyutta da frenlenebilir mi? Bu ihlali yapan insanların yüreğinde de bir ses getirebilir mi?

Kesinlikle. Biraz önce söylediğim gibi bizim çalışmalarımız, fikri ve vicdani boyutta yürütülen çalışmalar ve böylelikle insanların aklına, vicdanına hitap etmeyi amaçlıyoruz. Pek tabi ki her insanın olup bitenleri doğru, sağlıklı bir şekilde süzüp bir fikir edinebilmesini beklemek çok mümkün değil. Çünkü insanların günlük hayatta değişik gaileleri, uğraşları ve geçim derdi var. Şehirde yaşıyorsa şehrin yarattığı sıkıntılar, köyde yaşıyorsa köydeki yaşam koşulları var.

Dolayısıyla bu konuları kendine dert edinmiş, insanlığa ve inancına hizmeti amaçlamış, toplumlara yardım etmek isteyen, durumu buna müsait olup eğitim almış, bu işe yatkın ve işini iyi bilen kişiler yapmak zorunda. Biz de Merkez olarak olup bitenleri belli bir medeniyet ve inanç değerleri süzgecinde ele alıp fikir demeti haline getirip insanlara veriyoruz. Dolayısıyla insanlarda bir bilinç düzeyi oluşmasını sağlayarak, aklını ve vicdanını duyarlı hale getirmeye çalışıyoruz. Aklı ve vicdanı adaletsizliklere karşı duyarlı hale gelmiş insanların yapacağı şeylere de karışmıyoruz. Çünkü artık o sağlıklı bir insan ise haksızlıklar karşısında nasıl tepki vereceğini, nasıl bir duruş sergileyebileceğini kendisi geliştirebilir diye düşünüyoruz. Aslında doğru bilgilerle insanların aklına ve vicdanına hitap ediyor ve doğru kanaat edinmesini sağlamaya çalışıyoruz. Böylelikle o insanın vicdanında oluşacak kanaatin de doğru olacağını varsayıyoruz. Dolayısıyla olaylar ve haksızlıklar karşısında uyarılmış, duyarlı hale gelmiş her bir bireyin de direnç göstermesi suretiyle yeryüzündeki bütün olumsuzlukların ortadan kalkmasını temenni ediyoruz.

Biz “İnsan Hakları” Demiyoruz, “Hak İhlalleri” Diyoruz

İslami coğrafyalar dışındaki ihlallere de müdahaleleriniz, savunularınız oluyor mu?

Bizim çalışmalarımız sadece İslami bölgelerle sınırlı değil, bütün insanlığı ilgilendiren konulara duyarlıyız. Fakat baktığımız zaman en büyük sıkıntıların İslam coğrafyasında olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla sanki çalışmalarımızda da İslam coğrafyasına indirgenmiş, sadece Müslümanların dertleriyle ilgileniyormuşuz gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Aslında bizim hedef kitlemiz bütün insanlıktır. Eğer böyle geniş, cihanşümul dediğimiz küresel bir düşünceye ve vizyona sahip olmazsanız kendinizi indirgemiş, daraltmış olursunuz ve hedeflediğiniz amaca da ulaşmakta zorlanırsınız. Dikkat ederseniz biz ‘insan hakları’ demiyoruz, “hak ihlalleri” diyoruz.

Batıdaki İnsan Hakları Kavramı Daha Çok İnsanın Nefsî Arzularının Önündeki Engelleri Kaldırmak İçin Geliştirilmiş

Niye özellikle böyle bir kelimeyi seçtik?

Çünkü hak kavramı, bizim kanaatimize ve fikrimize göre sadece insanla ilgili değildir. Kâinattaki canlı-cansız bütün varlıkların kendine göre bir hakkı ve hukuku vardır. Mesela bir ormana müdahale ettiğinizde ekolojik dengeyi alt-üst edebilirsiniz ya da tabiattaki yaradılışta varolan dengeleri muhafaza edecek şekilde müdahale edersiniz. Şimdi bu ekolojik dengelere, tabiatın varoluş, yaradılış doğasına uygun olmayan müdahaleler de bir hak ihlalidir. Aslında hak kavramı dediğiniz zaman sadece insanlarla sınırlı değildir, kâinatta varolan bütün varlıklarla ilgili bir kavramdır. Dünyaya müdahale eden, onu evirip çeviren, iskân eden, yaşama hükmeden insan olduğu için, doğal olarak da bu hak ve haksızlık kavramları insanlar üzerinde daha yoğunlaşıyor.

Aslında insan hakları kavramı, daha çok Batı eksenli gelişmiştir. Onun da temeline baktığımızda bunu Hıristiyanlıktan önceki inanç ve kültür olan Pagan kültürüyle, o dönemden sonraki Hıristiyanlık inancının ögelerinin belirlediğini tespit ediyoruz. Oysaki İslam inanç ve perspektifinden baktığımız zaman Batı’da gelişen insan hakları kavramı ile İslam’ın hak kavramı arasında zaman zaman örtüşmeler olsa da çoğunlukla çelişkilerin olduğunu görebiliyoruz. Mesela Batı’daki insan hakları kavramının daha çok insanın nefsî istek ve arzularının önündeki engelleri kaldırmak için geliştirildiğini görüyoruz. Mesela cinsel özgürlük diyor...

Cinsel özgürlüğün altını nasıl dolduruyor?

İki kişi istiyorsa bunun önündeki bütün engellerin kaldırılması lazım diyor. Yani nefsani istek bağının önündeki engelleri kaldırmak için verilen mücadeleye “insan hakları” demiş Batılılar.

İslam’a baktığımız zaman cinselliği neslin ve insanlığın korunması için belli çerçevelere oturtmuş. O hakkı belli sınırlar içinde kullanmaya izin veriyor.

Haysiyet, onur çerçevesi var…

Tabi. İşte eşlerin hakkını koruyacak şekilde temel ilkeler, çocukların hakkını korumak için belli kurallar getirmiş. Hâsılı insanlığı daha büyük boyutlarda düşündüğü için o iki kişinin isteğine bırakmamış o ilişkiyi. Çünkü sadece iki kişiyi değil, bütün insanlığı ilgilendirdiği için belli kurallar var.

Çalışmalarınızın geri dönüşleri hangi boyutta?

Marifet iltifata tabidir denir. Siz insanlık için iyi bir şey olsun diye yaptığınız çalışmaların neticelerini göreceksiniz ki şevkiniz, iştiyakınız artsın ve o çalışmalar devamlılık kazanabilsin.

Çok şükür, bu çabalarımızın geri dönüşlerini görüyoruz. İlk başta da söyledim, yaklaşık 2000-2500 noktaya dokümanlarımızı, raporlarımızı gönderiyoruz. Raporlarımızdan bir tanesinin Başbakanlık nezdinde çok etkili olduğunu düşünüyoruz. Birleşmiş Milletlerin yapısıyla ilgili bir konferanslar dizisi yapmış, Birleşmiş Milletlerin mevcut yapısının adalet değil, adaletsizlik dağıttığını, sorunların çözümü için oluşturulmuş yapı olmayıp, tam tersine hâkim egemen güçlerin çıkarlarına hizmet eder bir hal aldığını ortaya koyan bir rapor hazırlamıştık. O raporu da değişik yerlere gönderdik. Başbakanlık bizim bu rapor çalışmalarından sonra sürekli Birleşmiş Milletlerin yapısını hedef alan açıklamalar yapmaya başladı. Orada bizim raporu dikkate aldığını söylemek ne kadar doğru olur, bilmiyorum. Ama bizim en azından o çalışmayı yapıp raporu gönderdikten sonra bu söylemlere başladığına şahit olduğumuz için diyoruz ki: “Bizim de bir etkimiz var.”

Basın-yayın organlarında zaman zaman makale ve manşet konusu oluyor. Mesela Somali’yle ilgili raporumuzun birkaç gazete tarafından sürmanşetten verildiğini gördük. Zaten sosyal çalışmaların neticelerini aritmetik olarak ölçmek çok mümkün değil. Çünkü mekanik bir olay değil. Bir çalışmayı sürekli yaparsınız, bu insanların zihninde damla damla birikerek yaygın bir kanaat haline gelir. Eğer böyle olursa biz başarılıyız demektir. Yani “Mermeri delen suyun gücü değil, damlanın sürekliliğidir.” denir ya. Bu çalışmalar da süreklilik arz ettiği takdirde kesinlikle toplumsal bir netice veriyor toplumda…