Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Gönül Fakiri

Bu Yazıyı Paylaşın:
Gönül Fakiri

Cömertlik dediğimizde akla gelen hep maddi meselelerdir. Sadece maddi anlamda yaptığımız yardımları cömertlik olarak tanımlarız. Biraz derinlemesine düşününce cömertliği maddiyatla sınırlandırmanın imkânsız olduğunu, çünkü manevi zenginliğe işaret olduğunu anlıyoruz.

Maddi kaynaklarımızı zorluklar içerisinde emek vererek kazanırız. Tabiri caizse kafa patlatır, insanlarla boğuşur, stres yaşar, fiziken de yoruluruz. Cömertlik yaparken emeğimizi bir başkasıyla paylaşıyoruz. Bu manevi gönül zenginliğidir.

Mesela paranız yok ama bir insana bakıyorsunuz, onun işlerini hallediyorsunuz, oturup sohbet ediyorsunuz, derdini dinliyorsunuz bunların hepsi cömertliktir. Ama maddi imkânlarınız varken ve ihtiyaç varken vermiyorsanız ve sadece manen bir şeyler yapıyorsanız bu ne kadar cömertlik olur? Ya da maddi imkânlarda eliniz bol ama birine bir bardak su getirmeye, bir işini halletmeye, arabayla bir yerden bir yere götürmeye, bir gönlü güler yüzle hoş etmeye, aile bireylerine, arkadaşlarınıza sevgi, ilgi göstermeye eriniyorsanız bu ne kadar cömertlik olur?

Tebessümün sadaka sayılması, manevi cömertliğin maddi cömertlik gibi görüldüğünü yani birbirlerini tetikleyen ve birbirlerini etkileyen, birinin varlığının ötekinin varlığına işaret ettiğini ya da biri varken ötekinin yokluğunun kibir, korku gibi başka sıkıntıların varlığına işaret ettiğini gösterir. Ama birbiriyle muhakkak ilintilidir.

Cömert insan emek vermekten çekinmeyeceği için özen göstermekten de çekinmez. Her daim Müslümanca insana yakışır şekilde özenli olur. Emek vermekten çekinmediği için tembel olmaz. Emek vermekten çekinmediği için hakkını korumak dışında küçük hesapların derdine düşmez.

Buradaki emek, paylaşmak üzerine verilen emek. Yoksa emek verip verip “benim” diyen biri cömert değildir. Bu yüzden verdiği emeği paylaşmaya korkmayan kişi cömerttir. Bu kişinin sevgi kabı da geniştir ki geri alamayacağını bildiği halde verir. Peygamber Efendimiz’in (sav) “Allahım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten ve korkaklıktan sana sığınırım.” duasındaki hikmette yaşamı algıladıkça daha net anlaşılıyor.

Cimrilik; tembellik, korkaklık gibi bir sürü ahlaksızlığı tetiklediği gibi, cömertlik de bir sürü güzel ahlakı tetikliyor ya da varlığından haberdar ediyor.

Cömertlik değer anlayışımızı ve sıramızı ortaya çıkartır. Bir ürünün 5 liralığını da alabilirsiniz 50 liralığını da. Birine 5 liralık da yardım yapabilirsiniz 50 liralık ya da daha fazla da, bütçenize göre. Tabi kendinizi varken yoka alıştırmadıysanız. Paranız varken kalitesi düşük ürünlere ya da daha az yardıma yöneliyorsanız kendinizi ya da başkalarını küçük görmenizden, değer vermekte cimrilikten kaynaklıdır ve bu maddiyata da yansır.

Bir de sadece kendine cömert olup da cömert olduğunu sananlar var. Kendine evet olması gerektiği gibi kıymetli eşyalar alan ve en iyi muameleleri görmek isteyen, ancak başkasına bir şey alınca kılı kırk yarıp en ucuzuna kaçan ve başkalarına saygıda zayıf, düşüncesiz olan kişilerdir. Bu da egoistlikten kaynaklıdır fakat daha kötüsü kendini cömert sanmasıdır. Tek dünyası kendisi olduğu için kendini cömert sanır.

Şöyle bir düşündüğümüzde affedebilmek de bir cömertliktir. Elbette bunun sınırları vardır. Kendi hak ve hukukumuza da özen göstermeli. Ancak gene de affetmek hakkınızdan feragat etmek yani gene vermektir, hem de haksızca alınan, maddi ve manevi zulme uğrayarak yıpratılan bir durumda gönül rahatlığıyla vermektir. Bu da büyük bir cömertliktir. Öyle korkakça, bilinçsizce değil, bilerek ve cesurca haktan feragat etmeli ki cömertlik olsun.

Felsefecilerin bir kısmı mutluluğun paylaşmaktan, vermekten olduğunu ileri sürer. Psikoloji bilimine baktığımızda cömertliğin huzur ve mutluluk verdiğini, cömert insanların paylaştıkları halde kendini daha güvende hissettiklerini söyler. Cimri insan kimseye güvenmez, sürekli muhtaç kalacağını düşünerek mutlak surette harcaması gerekeni harcayamaz. Ne ilginç değil mi? Paylaşan güvende hissediyor, paylaşmayan endişeli. İnancınız var ya da yok bir düşünün nasıl bir tabiat bu böyle, nasıl bir fıtrat.

Cimri kişi bencildir ve bu bencilliği hasebiyle de empati kuramaz. Bu bencillik ve empatisizlik o kişinin üzerinden başkalarına gitmesi gereken maddi manevi ikramın engellenmesine sebep olacağı için zulüm olur. Cimrilik hem bireysel hem toplumsal huzursuzluk ve güvensizlik demektir.

Tabi bencilliğin de müspet ve menfi tarafları vardır. Bununla ilgili olarak dergimizin sahibi ve başyazarı Şenel İlhan’ın sohbetinden şunları aktarmak isterim: “Bütün manevi kalp marazlarının veya kötü huyların temelinde iki önemli hastalık yatar; bencillik ve sevgisizlik... Bencillik aslında insanın doğuştan getirdiği bir özellik olup, kendine ait olan güzel değerlerin farkında olma ve onları sevme, benimseme, kabullenme anlamına gelen güzel bir değerdir. Bütün insanlar bu anlamda bencildir. Bencil insan önce kendi menfaatini, sonra çoluk çocuğunun, sonra akrabalarının, sonra arkadaşlarının menfaatini düşünür. Ama her faydalı şeyin aşırısının zararı ve yan tesirleri olabilir. Yemek iyidir ama aşırısı obezitedir, hastalık sebebi olur. İlaçlar iyidir ama dikkat edilmezse yan tesirleri vücutta ciddi hasarlar meydana getirebilir. Hayatımızın her alanına giren bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. O sebeple orta yol veya itidal her şey için gereklidir. Bu cepheden bakınca bencilliğin de faydasıyla beraber zararları yok mudur? Hem de çok fazla. İşte yine menfaatimiz için bencilliğin zararlı olan kısmıyla mücadele etmemiz gerekir.”

Bizi koruyan müspet bencillik duygumuz aşırıya kaçtığında menfileşiyor ve başkalarını algılamaz hale geliyoruz.

Biz insanoğlu öyle garip bir canlıyız ki anlamak bazen çok zorlaşıyor. Bir de bakıyorsunuz ki eli bol bir insan. Ancak içten içe çok cimri kendini tatmin edebilmek için riyakârca cömert gibi görünmeye çalışıyor. En küçük bir yanlışta karşısındaki insana yaptıklarını sayan ya da yalnız kaldığında kendine karşı hasis. İşte bu tür insanlarda “ben böyle biriyim” egosu yatar, aslında cimridir.

Cimriliğin bir özelliği de başkalarının cömertliğinden rahatsız olmaları. Kendi ahlaksızlığını dünyanın en doğru davranışıymış gibi gösterirler. Kendi gibi olmayanlara haset ederler ve aşağılamaya ve endişelendirmeye çalışırlar. Bir nevi şeytanın bedene bürünmüş hali gibi.

Bu gene cimriliğin iyi hali dedirtecek daha ahlaksız haller vardır. Cimri insan öyle zilletleşir ki parasını namusuyla korumaya bile çalışır ya da para için namusundan vazgeçebilir. İşte bu zilletin dibi hali insanı insanlıktan çıkarır. Mesela genç bir kız bir işyerinde çalışıyor, ailesi çalıştığı yerin adresini bile bilmiyor, güvenli mi değil mi sorgulamıyor, para getirsin yeter. Ya da gecenin yarısı işten çıkmak durumunda kalan bayanların eşlerinin ailelerinin rahat tavırları. Üniversiteye gönderilip cebine koyulan üç kuruş paranın onu geçindirmeyeceğini bildiği halde başının çaresine bak deyip evinde rahatça uyuyan aileler. Bu nasıl bir anlayıştır. Bunun gibi bir sürü örnek var.

Bu kadar seviyesizleşmiş zilletli bir benlikte sevgi nasıl hüküm sürebilir. Böyle sevgisiz bir insan kendisine ve çevresine çok büyük zarar verebilir. Bir ahlak ne kadar büyükse tersi de o kadar küçültücü boyutta oluyor. Cömertlik muazzam bir ahlak fakat tersi cimrilik ise rezillik.

Hepimizde muhakkak biraz da olsa cimrilik vardır. Nasıl geçeriz bu dar gönüllülükten, kendi kendimizi boğmaktan. Allah’taki (c.c) cömertliği görmek insana huzur veriyor. Manen kuşatıcılığı, madden istediğine yağdırması. Bizim gözümüzde büyüttüğümüz dünyanın aslında çok küçük olduğu, Allah’ın (c.c) her şeyi çok rahat vereceğini ve alabileceğini bilmek tüm endişelerden soyutluyor. Çalışmadan da olmaz tabi emek vermek gerekir ki kıymetini bilelim.

Cimrilik mahkûmiyettir, esarettir. Daha özgür hissedebilmek ve gelecekte de kısır zihniyetler istemiyorsak, küçük düşünmekten fikir cimrisi olmuş bireyler olsun istemiyorsak öncelikle sevmeyi öğreneceğiz, sevmeyi öğreteceğiz. İmkânlarımız el verdiğince hem kendimize hem çocuklarımıza yeni şeyler öğrenmeyi ve deneme fırsatı vereceğiz. Korkmamayı öğrenecek ve öğreteceğiz. Çocuğun tuvalet eğitiminde dahi çocuğun kendisini çok tutması ya da rahat çıkabileceği halde çıkamamasının bile çocukta cimrilik psikolojisi oluşturduğu öne sürülüyor. Bu yüzden çok fazla baskıyla büyümüş bir çocuk bu tür eğilimler gösterebilir ya da her dediği yapılan aşırı bencil bir çocuk da cimri olabilir.

Velhasılı kelam hem toplumsal hem bireysel huzurumuz için Allah gönlümüzü de elimizi de bol eylesin... Samimiyetle kalın...