Geçmişten Günümüze Gül'ün Sağlıktaki Yeri / Prof.Dr. Ayten Altıntaş
Gül ile ilgili “İlaçların En Güzeli Gül” ve “Gül, Gülsuyu, Tarihte, Tedavide ve Gelenekteki Yeri” isimli kitapları bulunan Prof. Dr. Ayten Altıntaş Hanımefendi ile gül’ün tarihi serüveninden günümüze doğru sağlık uygulamalarında ve kozmetik dünyasında nasıl kullanıldığına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.
Ayten Hanımefendi gül’ün tarihi ile ilgili şöyle diyor: “Yaptığım araştırmalarda insanın binlerce yıllık tarihinden bahsederken, gül için milyonlarca yıllık tarihten bahsediyoruz. Gül, taşlara 60-70 milyon yıllık imzalar bırakmış ve moleküler biyologlara göre ise yaşı 200 milyon yıl. Anavatanının Orta Asya olması, 5000 yıl önceki yazılı kil tabletlerde zikredilmesi de önemli. Bütün medeniyetlerde önemini korumuş ve İslam dünyasında da Hz. Muhammed’in (sav) sembolü olarak ön plana çıkmıştır.”
Ayten Hanımefendi sözlerine gül’ün tarihteki güzel kokusundan bahsederek devam ediyor: “Güzel koku, tarihin ilk dönemlerinde tanrılara yaranmak için kullanılırken zamanla insanların vazgeçemedikleri bir tılsım haline gelmişti. Tütsülerin, güzel kokulu maddelerin, çiçeklerin ve gül’ün yeri insanlık tarihinde çok önemli. Güzel kokuları üreten ve kullanan iki soylu Mısırlı Nefertiti ve Kleopatra’nın gül’e verdikleri değer, Babil’in Asma Bahçeleri ve Kraliçe Amytes’in yetiştirdiği güller, Sabâ Melikesi’nin koku dünyasındaki güller de bu serüvende yer almıştır. Doğu dünyasının büyüleyici kokuları, bunun gizemli ticareti ve Batı’yı etkileyişi de kitaplarda yer aldı.”
Tarihte gül’ün kozmetik malzeme olarak kullanılmasından da bahseden Ayten Hanımefendi sözlerine şöyle devam ediyor: “Kokulu gül’ün kadınlar tarafından güzellik malzemesi olarak kullanılması da çok eskidir. Bu konuda en öne çıkan Kleopatra’nın güzellik malzemelerinde ve Romalı hanımların güzellik reçetelerinde gül’ü kullanmalarıdır. Bu sebeple kışın Mısır’dan Roma’ya getirtilen tonlarca gül için ödenen para yüzünden Roma ekonomisinin kötüye gittiği söylenir. Aristokrat hanımlar, güllerle yaptıkları banyolar ile tenlerini, yüzlerini güzelleştiriyorlar, güllerden yaptıkları kozmetiklerle gençleşme yarışına giriyorlardı.
Güllerin damıtılması ile elde edilen gülsuyu da gençleşme amacıyla kadınlar arasında çok kullanılıyordu. Tarihin her döneminde gülsuyunun büyük ücretler ödenerek güzellik reçetelerinde kullanıldığını biliyoruz. Osmanlı’nın güzelliğine meraklı hanımları da gülleri ve gülsuyunu başucundan eksik etmiyordu. Topkapı Sarayı’nda kullanılan gülsuyunun “tonlarca” olduğunu ve en çok kullananların güzelliğine meraklı hanımlar olduğunu biliyoruz.”
Ayten Hanımefendi aromaterapide gül’ün kullanılması hakkında ise şöyle diyor: “Gül yağı ve gülsuyunun özellikle parfümeri dünyasında çok önemli bir yeri vardır. Eski tıp kitaplarında gül kokusunun “gözlere şifa ve ruhlara gıda” olduğu tekrar edilir ve hekimler tarafından tavsiye edilirdi. Gülsuyunu yani gül’ün kokusunun içinde saklandığı damıtılmış suyu koklamak; ruhsal ve duygusal yapıları kuvvetlendirir, beyni ve aklı güçlendirir, beden ve yaşam kuvvetini artırır, heyecandan oluşan kalp atışlarını düzenler, baş ağrısını geçirir, iğrenmeyi, öğürmeyi ve kusmayı dindirir, göz kanlanmalarını ve ağrılarını geçirir.”
Ayten Hanım, gül’ün Osmanlı tıbbındaki yeri hakkında da şunları söylüyor: “Osmanlı hekimleri yüzyılların süzgecinden geçmiş pek çok bilgiyi kendi denemelerinden sonra kullanmış, bunlara yeni bilgiler eklemişlerdi. Gül’ün ilaç olarak kullanılması da Osmanlı tıp kitaplarında çokça yer alır. Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa), Tabîb İbn-i Şerîf, Şirvanlı Mahmud, Hoca Nusret Efendi gibi pek çok hekim tıp kitaplarında gülle yapılan ilaçlara yer verir. Burada yazılan gül ilaçlarını üç grupta toplamak mümkün. İlk grup; gül’ün şeker veya balla kaynatılması ile hazırlanan gül macunu, gülbeşeker, gülencübin, gül şerbeti, gül şurubu gibi ilaçlardır. İkinci grup; gül’ün zeytinyağı ve susamyağı ile bekletilmesi ile hazırlanan gül iksiri de denen yağlarıdır. Üçüncü grup ise gül’ün damıtılması ile elde edilen gülsuyudur ki hekimlerin vazgeçemedikleri bir ilaçtır.
Gül macunu ve şerbeti gibi şekerli ilaçlar, mide ve karaciğeri koruyucu olarak tavsiye edilir. Hazımsızlıklarda, sindirimi kolaylaştırmak amacıyla özellikle ziyafetlerden sonra gül macunu yenilmesinde, karaciğer hastalıklarında gül şurubu içirilerek tedavi edilmesinde hekimler hemfikirdirler. Hamile ve lohusa hanımlar için de gece yatarken bir kaşık gül macunu özellikle tavsiye edilir, bulantılarda rahatlatır, bağırsakları yumuşatır.
Gülyağı, gül iksiri dediğimiz, gül’ün zeytinyağında bekletilmesi ile hazırlanan ilaçlar, deri hastalıkları için kullanılıyordu. Derideki kaşıntılarda, çıban, kabarcık, hatta uyuz gibi hastalıklarda bu yağın sürülmesinin çok etkili olduğu, vücuttaki ağrı, sızı şişlikler, kabarcıklar ve sivilceler üzerine sürülmesinin de bu hastalıklara faydalı olduğu yazılır.
Gülsuyu da Osmanlı tıbbında kullanılan önemli bir ilaçtır. Güllerin imbiklerde damıtılması ile elde edilen bu şifalı su pek çok derde deva idi. Gülsuyunun ele dökülüp koklanması ile ferahlatıcı, rahatlatıcı ve serinletici etkisi hemen fark edilirdi. Osmanlı hekimlerine göre gülsuyu; ruhsal ve duygusal yapıları kuvvetlendirir, beyni ve aklı güçlendirir, beden ve yaşam kuvvetini artırır, heyecandan oluşan kalp atışlarını düzenlerdi. Ayrıca baş ağrısını geçirir, iğrenmeyi, öğürmeyi ve kusmayı dindirir, göz kanlanmalarını ve ağrılarını geçirir, dişetlerini güçlendirir. Bu sebeple hekimler gülsuyunu reçetelerinde çok kullanırlardı.
Osmanlı hekimlerinin tedavide tavsiye ettikleri gül’ün bu etkileri bugünkü tıp araştırmalarına da yansımıştır. 2007 yılının ilk aylarında Science dergisinde yayınlanan Lübeck Üniversitesi araştırmacısı Björn Rasch’ın çalışmasında, gül kokusu yardımıyla beyindeki süreçler daha yakından incelenmiş ve hatırlamada etkisi gösterilmiş, manyetik rezonans görüntülerinde de gül kokulu odada uyuyan deneklerin beyinlerindeki hatırlama merkezinde daha yüksek etkinlik saptanmıştır. 2009 yılında yapılan geniş bir araştırmada, uçucu gülyağının deri yüzeyine sürülerek etkisi 40 gönüllüde test edilmiş, birçok parametrelere bakılmış. Diğer uçucu yağların da yer aldığı bu denemede gül uçucu yağının diğerlerinden daha rahatlatıcı etkiye sahip olup stres ve depresyonlarda faydalı olacağı rapor edilmiştir.
Kokulu Isparta gülü üzerine yapılmış tıp araştırmalarını toplayarak tüm farmakolojik etkisini göz önüne koyan önemli bir çalışma 2011 yılında yayınlandı. İranlı bir grup araştırıcının yaptığı bu çalışma; 1972 yılından 2011 yılına kadar Rosa Damascena üzerinde yapılan ve bilimsel dergilerde yayınlanan araştırmalar ve internet ortamında bu hizmeti veren Medline gibi önemli tıp yayınları geniş olarak taranarak elde edilmiş. Bu çalışmada 91 adet ciddi bilimsel yayın esas alınarak değerlendirilmiş. Bu makalede; gül’ün sinir sistemine etkisi, ağrı giderici etkisi, kas gevşetici etkisi, solunum sistemine etkisi, akciğerlere etkisi, mikroplara karşı etkisini gösteren araştırma sonuçları verilmiştir. Yazarlar bu araştırma sonucunda Rosa Damascena’nın geleneksel öneme sahip, parfüm dünyasının önemli bir malzemesi olmasının yanısıra, tedavi edici özelliğe sahip etki bakımından dikkat çeken bir çiçek olduğunu belirtmektedirler.
Kokulu gül’ün (Rosa Damascena) eski tıptaki ilaç etkisini incelerken bizi heyecanlandıran, Türkiye’nin dünyada bir numaralı kokulu gül yetiştiren ülke olmasıydı. Isparta ve civarında senede 10.000 ton kokulu gül yetiştiriliyor. Bu güller damıtılıyor ve uçucu yağı çıkartılarak parfümeri dünyasına satılıyor. Bu arada yan ürün olarak elde edilen gülsuyu da bilenler tarafından kullanılıyor. Eski tıpta pek çok derde deva olan bu güzel çiçekten yeterince yararlanamıyoruz. O güzel kokuları ile ruhları rahatlatan ve gönüllere mutluluk veren gülleri siz de koklamak veya onlardan hazırlanan gülsuyu ile ferahlamak şansını bulursanız, bunların çok önemli bir ilaç olduğunu da unutmamanızı ümit ederim.”
