Geçmişten Geleceğe Trabzon / Trabzon Valisi Recep Kızılcık
Sayın valim; sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Evet, tabi. İsmim Recep Kızılcık, 1967 Tekirdağ doğumluyum. 1990 yılında kaymakamlık mesleğine intisap ettim ve 3 yıl adaylık 6 yıl da asil kaymakamlık yaptım. 1997 yılının Mart ayında da Batman valiliğine atandım. 3 ay Batman valiliğinden sonra Trabzon valiliği görevine başladım. Evli ve 2 çocuk babasıyım.
Trabzon’a atamanız çıkınca neler hissettiniz duygularınızı öğrenebilir miyiz?
Tabi biz kaymakamlık mesleğinden gelmiş olduğumuz için ülkemizi zaten kaymakam olarak dolaşmıştık, her bölgesinde çalışmıştık. Dolayısıyla valiliğe ilk olarak Güneydoğu’dan başladım fakat önceden kaymakam olarak çalıştığımız Karadeniz bölgesine tekrar gelmiş oldum. Karadeniz’in incisi olan bir bölgemize gelmiş olmak benim için mutluluk verici oldu. Trabzon hem idari anlamda hem ticari anlamda olsun hem de sosyal ve sportif anlamda olsun önemli bir yer. Dolayısıyla Trabzon şehrine gelmiş olmanın merakı ve heyecanını hissettim. Önceden bölgede çalışmış olmanın verdiği bazı temel bilgiler vardı ama buraya gelince bir çok açıdan fevkalade bir şehir olduğunu yaşayarak da görmüş oldum.
Sayın valim Trabzon’un tarihi ve kültürel yapısı çok önemli. Trabzon’un öneminden ve kısaca tarihinden bahseder misiniz?
Trabzon 4000 yıllık tarihiyle medeniyetlere beşiklik etmiş bir yer. Dolayısıyla kültür mozaiğinin harmanlandığı önemli bir merkez. Bildiğiniz gibi Osmanlı’dan önce Pontus devletinin hüküm sürdüğü bir beldemiz; daha sonra 1461’de Fatih’in fethiyle beraber Osmanlı idaresine geçmiş ve hem ticari hem kültürel anlamda merkezi konumda olmaya devam etmiştir.
Bu çerçevede burada 4000 yıllık geçmişine mütenasip bir şehir hayatının hüküm sürdüğünü çok rahatlıkla söyleyebiliriz. 4000 yıllık tarihinde çeşitli yerlerden göç almış ve büyük göçler vermiş bir yer Trabzon… Bazı dönemlere göre ticari hayatının parlak olup olmamasına bağlı olarak şehirler de ülkeler gibi bir gelişim süreci yaşar, sonra bütün ihtişamıyla zirve dönemini yaşar ve bir süre sonra da fetret dönemine girer. Bu diğer iller için olduğu gibi Trabzon için de geçerlidir. Belirli dönemlerde bölgesinden göç almış, belirli sebeplerle başta İstanbul olmak üzere dünyanın dört bir köşesine göçler vermiştir. Şu anda bu ilimiz yeniden bir kültür ve turizm merkezi olma yolunda atılım yapmaktadır. Çünkü doğal güzellikleri eşsiz bir bölge. Kültürel zenginliklerine gelince de oldukça fazla özelliği olan bir ilimiz. Zaten doğal ve kültürel zenginlikleri şu anda “alternatif turizm” olarak nitelendirilmektedir. Trabzon’umuz alternatif turizmin önemli bir yeridir. Neyin alternatifi… Güneş ve plaj turizminin alternatifi olarak doğal güzellikleriyle, kültürel ve tarihi derinlikleriyle bir cazibe merkezi haline gelmeye başlamıştır. Tabi bu, şehrin bundan sonra bu alanda daha çok bir çekim merkezi ve turistlik destinasyon merkezi haline geleceğinin de bir göstergesidir. Karadeniz Teknik Üniversitesinin (KTÜ) şehrimizde bulunması ayrıca bu kültürel zenginliğin dünya ile entegrasyonuna da çok ciddi katkı sağlamıştır.
Trabzon ekonomisinin beslendiği kaynaklar nelerdir? Trabzon ekonomisinin canlı tutulması için ne tür çalışmalar yapılabilir?
Evet, Karadeniz denince akla deniz ve yaylalar gelmekte; deniz deyince de akla şüphesiz hamsi balığı gelmekte. Artık Trabzon ile hamsi, Karadeniz ile hamsi özdeşleşmiş durumdadır. Öyle ki balıkçı tezgâhlarına gittiğinizde balığın yanında hamsinin satıldığını ayrı bir kategori olarak görmeniz de mümkündür. Dolayısıyla Karadeniz’den çıkan balıklar önemli bir gelir kaynağıdır. Bununla beraber tabii ki tatlı sularda yetiştirilen başta alabalık olmak üzere diğer tatlı su balıklarının da gelir kaynağı olarak önemli bir yer teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Daha sonra çay ve fındığımız tarımsal anlamda gelir kaynaklarımız arasındadır. Nitekim bu çerçevede ülkemizdeki 500 büyük firmanın içerisinde 48. sırada yer alan fındık işleme ve ihracatıyla uğraşan bir şirketimiz, firmamız vardır. Dolayısıyla çay fındık ve kivinin de önemli gelir kaynaklarını tarımsal anlamda teşkil ettiğini söyleyebilirim. Sanayi anlamında her ne kadar başta Arsin Org. San. Bölgesi olmak üzere sanayi bölgelerimiz vardır ama ağır sanayimiz yok. Bu durum da daha çok bu doğayı kirletmeme adına yapılmamış ve coğrafyanın yapısı gereği ağır sanayiyi kaldırabilecek düz alana sahip değiliz. Ama bununla şikâyet edip duramayız. Tabiat diğer taraftan bizlere doğası ile turizm yolunda çok büyük fırsatlar vermiştir. Bu yönde hazırlanan stratejik alan çerçevesinde üç yılda özellikle Arap ülkelerinden gelen başta İran’dan gelen turistlerimiz olmak üzere tabii ki Ayasofya Sümela nedeni ile batıdan Ortodoksların daha çok rağbet ettiği yoğun bir turizm potansiyeline sahiptir. Her geçen yıl bu ilginin daha da arttığını görüyoruz. Böylece bunun da bölgemiz ekonomisine çok ciddi bir katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Liman şehri olması hasebiyle bölgemiz bir ticaret şehridir. 2011 yılında yıllık ihracatı bir milyar doları geçen 15 il arasında yer almaktayız. Bizim insanımızın ticaretten anlamasında Trabzon’un bir liman şehri olmasının rolü büyüktür. Şu anda ilk 500 e giren 3 firmamız var. Bu aynı zamanda bizim geliştiğimizin de bir göstergesidir.
Turizm yönünden Trabzon turizmi destekleyecek zengin kaynaklara sahip. Bu zenginliği göz önünde bulundurduğumuzda Trabzon’un dünyaya yeterli tanıtıldığını düşünüyor musunuz?
Biraz önce de ifade ettiğim gibi Trabzon bölgesi alternatif turizm anlamında dünyada ender rastlanabilecek alternatif turizm imkânlarına ve olanaklarına sahiptir. Her şeyden önce doğamız yaylalarımız ciddi bir imkân sunmakta. Aynı şekilde yöremize has mimari yapılarımız önem arzetmekte. Bazı binaları gördüğümüzde bunun ince bir zekâ ve mimari zihniyetin ürünü olduğunu çok rahatlıkla görebiliyorsunuz. Tabiî ki 4000 yıllık tarihi ile medeniyetlere beşiklik yapmış olması hasebiyle hem İslam’i dönemin hem Hristiyanlık döneminin önemli eserleri bunlar. Gülbahar Hatun Camii, Ayasofya ve Sümelası’yla tarihi eserlere ev sahipliği yapmaktadır. Yine kültürel anlamda müziğimiz ile sanatımız ile ve yaylalarımızda giyimimiz ile ayakta kalan yerel kültürümüzün tabiî ki mutfağımızın var olduğunu söyleyebilirim. Bu özellik ve güzelliklerin yanında eko turizm anlamında da ekolojik üretimde de doğası az bozulmuş bir bölge olduğu için önemli avantajlarımız olduğunu söyleyebiliriz. Bu güzellikleri insanlığa tanıtmada her ne kadar önemli adımlar atmış olsak da, yeterli düzeyde tanıttığımızı söyleyemeyiz. Bu yönde tanıtımı gerçekleştirmek için neler yapıyoruz? Başta geçen yıl olduğu gibi uluslararası turizmi geliştirmek adına Dubai Moskova Berlin gibi önemli yerlerdeki turizm fuarlarına katılarak yöremizin tanıtımını gerçekleştirdik. Yine özellikle kruvazör limanın turizminde önemli gelişmeler olmakla beraber potansiyelimizin çok çok altında kruvazör çektiğimizi düşünüyoruz. Tanıtım faaliyetleri çerçevesinde bazı turizm fuarlarına katılma programlarımız var. Yine bu şekilde Arap ülkelerinin 16 büyükelçisini Trabzon’umuza 2 yıl önce davet ederek yaylalarımızda 2 gün boyunca kendi merkezimizde aileleri ile beraber ağırladık. TRT Arapça kanalında Arap dünyasına seslenme imkânı sağladık. Yine son dönemde turizm alt yapısını geliştirme adına başta Uzungöl olmak üzere şehir merkezinde önemli turizm yatırımlarını yani konaklama tesislerini Arap yatırımcılara vererek onların kendi müşterilerini getirmelerine de imkân sağlamış olduk. Bu alanda 2012 yılının ilk 6 ayında 30 bin Arap turistin 20 bin civarında da batılı turistin geldiğini görüyoruz. Geçtiğimiz yıl Arap turist sayısı yıl boyunca 37 bin idi ki, bu yıl bu rakamı ilk 6 ayda yakaladık. Tabiî ki bu yeterli mi? Hayır, yeterli değildir. Bu sayılarda hem tanıtım hem de gelenlerin daha memnun kalabileceği konaklama tesislerinin ve hizmet sektörünün kalitesini artırmayı hedefliyoruz. 2012 yılında turist sayısının ülke genelinde önceki yıllara göre nispi azalma olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bizim özellikle Arap turistlerdeki artışımızın fevkalade önemli bir artış olduğunu söyleyebilirim.
Trabzon için çalışan kalkınma yönünde gayret gösteren bir valisiniz. Gerek eğitime gerek sanatçıya özellikle sivil toplum örgütlerine kapınız açık…
Tabi her şeyden önce değişen ve gelişen ülkemizin 2023 hedef ve stratejisine ulaşabilmek için yatırımcının ilimize, bölgemize çekilmesi büyük önem arzetmekte. Buda kendi yatırım imkanlarımızı tanıtmakla mümkün. Biz de bu yönde, bir ekip olarak yerel yönetim, üniversite, sivil toplum kuruluşlarıyla “bir takım ruhu” çerçevesinde bunu yapmaya çalışıyoruz. Önemli yatırımları tanıtımlar sayesinde sağladık. Bunun karşılığını birkaç yıl içerinde almış olacağız. Sivil toplum kuruluşları zaten içinde bulunduğumuz yüzyılın temel değerleri olan temel hak ve hürriyetler, hukukun üstünlüğü, katılımcı yönetim gibi temel ilkeler çerçevesinde olmazsa olmazlarımızdan birisi. Biz de bu
yönde hem 2023 hem de daha mutlu yarınlar oluşturabilmek ve inşa edebilmek için toplumun tüm kesimlerinin bir paydaş olarak yönetime katılımını önemsiyoruz ve bu yönde uygulamalarımızı gerçekleştiriyoruz. Bunun da şu anda vatandaşın da arzusu ve isteği olduğunu görüyoruz. Tabiî ki 2023 hedeflerine ulaşmak için çok daha büyük atakları gerçekleştirmek istiyoruz. Bu sadece kamu potansiyeli ile gerçekleştirilecek bir hedef değildir. Buna toplumun tüm dinamiklerinin katılımı esastır. Biz de sivil toplumun önünü açarak iş dünyasının önünü açarak ve potansiyelimizi ortaya koyarak bu hedeflerimizi hep beraber gerçekleştirebileceğimizi düşünüyoruz.
Ben az önce ifade ettiğim gibi gelişen değişen, değiştikçe dünyada hak ettiği yeri alma adına ilerleyen ülkemizin gelişmesine paralel olarak beşeri sermayenin de fevkalade önemli olduğunu düşünüyorum. Beşeri sermayenin dünyadaki fen, ilim dünyanın neresinde olursa olsun alınıp yetiştirilmesinin yanında kendi gelenek ve değerlerimize de sahip çıkılması ve insanın, bu anlamda insanın iç dünyasının da dengeli bir şekilde geliştirilmesi gereğini özellikle vurgulamak istiyorum. Bizim şu anda belki dünyada imrenilerek bakılan potansiyelimizi en iyi şekilde gerçekleştirebileceğimiz ciddi kaynağımız bu genç nüfusumuz… Bu genç nüfusumuzu hem fen bilimleri hem de bunları kendi değerlerinden fazla uzaklaşmadan insani değerleri geliştirerek ve yaşatarak büyümesinin, ülkemizin gelişimi anlamında fevkalade önemli olduğunu düşünüyorum. Zira Batı ülkelerinin içine düştüğü krize baktığımızda bunun ciddi buhranlara neden olduğunu, insanların üzerinde görüyoruz. Biz de geçmişte ekonomik krizlere duçar olmamıza rağmen çok radikal tepkiler göstermeyişimizin en büyük nedeni bizim sahip olduğumuz insani ve toplumsal değerler idi. Dolayısıyla batının içinde bulunduğu bu açmazı aşabilmesinde bizim sahip olduğumuz bu insani ve toplumsal değerlerin fevkalade önemli olduğunu düşünüyorum. İnşallah dünyada bu anlayışın gelişmesinde de hep beraber ışık tutarız. Böylece de insanlığın daha huzurlu daha yaşamından zevk alan bireyler olarak yaşamalarına katkı sağlamış oluruz. Ben bu anlayışın bu felsefenin bu düşüncenin yayılmasında Gönül Dergisi’nin de önemli bir kaynak teşkil ettiğine olan inancımı ifade ediyor, sizlere de başarılar diliyorum.
