Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Evliliğimi Nasıl Kurtarabilirim? / Aile Danışmanı İlknur Özhan

Bu Yazıyı Paylaşın:
Evliliğimi Nasıl Kurtarabilirim? / Aile Danışmanı İlknur Özhan

Evliliği üç bilinmeyenli denklem olarak ele alıyorsunuz, niçin?

Evlilik dediğimiz şey iki ayrı insanın bir akit ile aynı mekânı paylaşması, neslin devamı değildir sadece. Evlilik dediğimiz şey kadın ve erkek ilişkisine, ilişkininin içerisindeki kadına, erkeğe ve ilişkiye ayrı ayrı bakma, anlama, fark etme gayretidir bence.

Kişinin kendisiyle, eşiyle ve evlilik ilişkisiyle olan bağlantısı evliliğinin dinamiğini belirler. İlişkilerde genel olarak üç tip enerjiden bahsedilir. İlki ben enerjisi dediğimiz kendilik enerjisi, ikincisi diğerine yaptığı yatırım, harcadığı zaman ve değer, sonuncusu ise birliktelik hali ve bu halde ortaya çıkan enerjidir. Kişi kendisini tanımadığında karşısındakinden ne beklediğini bilemeyecek, eşini tanımadığında ona ne vereceğini bilemeyecek ve bunları bilmediğinde de evlilik ilişkisi sağlıklı olmayacaktır. İşte tam da bu nedenle evlilik üç bilinmeyenli bir denklemdir. Denklemin bir basamağında yaşadığınız sorun diğer basamaklara geçmenizi mümkün kılmaz.

Evlilikte kendi benimizi oluşturmak hususunda en çok ihtiyaç duyduğumuz duygu nedir? Nereden başlamalı, nasıl yol almalıyız?

Evliliklerde en önemli kriterlerden birisi kişinin kendini tanımasıdır. Olumlu benlik algısını kazanmış olması gerekir. Yaşamın ilk yıllarında edinilen sevgi görmek, ilgi görmek, önemsenmek, değer verilmek, yeterli olmak gibi olumlu yaşam deneyimleri olumlu benlik algısının, bunun tersi olan ihmal edilmek, yok sayılmak, önemsenmemek gibi olumsuz yaşam deneyimleri ise olumsuz benlik algısını oluşturur.

Eğer çocukluk döneminde değerli hissetmemişse kişi, aşağılanmış, önemsenmemiş, sürekli yetersiz olarak nitelendirilmişse evlilik ilişkisinde de eşinin söylediği her cümle, yaptığı her davranış ona bu duyguları hatırlatacak ve sorun yaşamasına neden olacaktır. Daha da vahim olanı kişi bu problemlerin kaynağının kendisi olduğunu fark edemeyecek ve sürekli karşı tarafta hata arar duruma gelecektir. “Eşim değişirse evliliğimiz değişir, o ilgisiz davranmazsa ilişkimiz yoluna girer.” gibi söylemlerle adeta eşini suçlu ilan eder. Bu da ilişkide içinden çıkılamaz kısır döngüye dönüşür. Bu nedenle kişi kendisini karşısına alıp bakmalı. Benim neye ihtiyacım var, hangi duyguyu hissetmek istiyorum? Değerli görülmek, takdir edilmek, önemsenmek, yeterli olduğumu duymak… hangisi? İhtiyacı olan neyse ona yönelik çalışmalı kişi.

Eğer çocukluğumuzda ihtiyaçlarımız hiç görülmedi ve karşılanmadıysa biz de git gide kendi ihtiyaçlarımıza duyarsız hale gelmeye başlıyoruz. Ebeveynlerimizin karşılamadığı veya bizim duyarsızlaştığımız ihtiyaçlarımız her ne kadar görülmediyse ya da bastırıldıysa da hala orada duruyorlar. Ve biz bunu gün yüzüne çıkarmakla mesulüz ilişkilerimizde.

Mesela değersiz mi hissediyor kişi kendisini. Şu soruyu sorsun kendisine. Ne olursa ben kendimi daha değerli hissederim? Değeri kendime ben mi veriyorum yoksa çevremdekiler, annem, babam, çocuklarım ya da eşim mi? Kişinin öncelikle kendisinin iyi bir dinleyicisi olması lazım. Bu konuyla alakalı olarak “Evliliğimi Nasıl Kurtarırım?” kitabında ihtiyacı giderecek birçok egzersiz bulabilirsiniz.

Bu çalışmaları yaparken günlük rutinlerde ne tür çalışma ya da egzersiz başlıkları var?

Az öncede söylediğim gibi önce neye ihtiyacımız olduğunu belirlemek gerekiyor. Problemin tanısını koyduk, teşhis ettik ama tedavi tabi ki çok kolay değil, uzun çabalar, çalışmalar gerektirir. Öncelikle bu zamana kadar duymadığımız, kendimize dahi söylemediğimiz rutinler geliştirmeliyiz. Kulağımız bunları duyup alışmalı. Örneğin her sabah yataktan kalktığımızda kendimize günaydın diyebilmeliyiz. “Günaydın kendim, bugün nasılsın, neye ihtiyacın var?” Kaçımız bugüne kadar yataktan kalktığında kendisine günaydın dedi?

Bir aynamız olsun mesela. Bu ayna çok kıymetli, çünkü içinde siz varsınız. Hep bir yere giderken süslenmek için ya da bir programa hazırlanırken veya sabah yüzümüzü yıkayıp dişlerimizi fırçalarken öylesine baktık aynaya. Bundan sonra sadece kendinizi görmek, fark etmek için bakarsanız daha anlamlı olacaktır. Gözlerinizin en derinine, kendinizi görene kadar bakmanızı öneriyorum. Neler var orada. Bir merhaba diyerek kendinizle tanış olmaya başlayabilirsiniz. Ayna bulamadıysanız bir çocukluk fotoğrafınızı bulun. Gözlerinin içi gülen bir çocukluk fotoğrafı olsun. Rahatlıkla görebileceğiniz bir yere asın mesela ya da telefonunuzun arka planı yapın. Düşünün bakalım gözlerinizin parlamasına neden olan şeyler nelerdi o zamanlar, peki bugün neden gülemiyorsunuz? Bireysel yolculuğa çıkmak gerekli. Çok fazla vaktinizi almadan, belki 5- 10 dakika.

Her gün mutlaka nefes egzersizleri yapın. İnternet üzerinden rahatlıkla bulunabilecek şeyler bunlar. Nefes egzersizleriyle stres, öfke, korku, üzüntü gibi birincil duyguların etkilerini azaltabilir, toksinleri ortadan kaldırabilir vücudunuz için birçok yenilik sağlayabilirsiniz. Sadece ruhunuzun değil bedenininiz de arınmaya ihtiyacı var çünkü.

Kendimizi tanıma yolculuğunda her gün hangi egzersizlere çalışmalıyız?

Mutlaka sabah uyandığınızda kendinize selam verin. Günaydın deyin, sevin kendinizi. Siz kendinize şefkat göstermezseniz kimse göstermez. Sonra yüzünüzü yıkarken, asansörde ya da arabanızda dikiz aynasına bakın. Bugün çok güzelsin, bugün çok sevecensin vs. kendinize iltifat edin. Değerli olduğunuzu önce siz hissedin ki bu enerjiyi diğer insanlara da verebilesiniz. Kolayca görebileceğiniz bir yere astığınız fotoğrafınıza, içinizdeki çocuğa selam verin. Bunları yapmaktan korkmayın, size iyi geldiğini göreceksiniz. Bol su tüketmeyi ve nefes egzersizleri yapmayı ihmal etmeyin.

Evlilikte uyumlu bir ilişki adına eşimizi tanımak istediğimizde rutin egzersizlerde neler var? Bunlar daha çok davranış, düşünce ya da duygu ağırlıklı mı? Nasıl?

Uyumlu bir ilişki kurabilmek için önce kişilerin birçok açıdan birbirlerinden farklı olduklarını kabul etmesi gerekir. Kişi bu farklılıklar arasındaki uyumu ve uyumsuzluğu bilmeden ilişki kapısını çaldığında sorunların da kapısını çalmış olur.

Bir ilişkide iki farklı insan olduğu için tarafların ilişkiden beklentileri de birbirinden farklı oluyor. Örneğin biri duygusal ihtiyaçlarına ve bu ihtiyaçlarının karşılanmasına daha çok önem verirken diğerinde koruma, sahiplenme, yönlendirme ihtiyacı daha baskın olabilir. Ya da başka bir ilişkide eşlerden biri güven, sadakat ararken diğeri için sakinlik, özgünlük, özgürlük daha ön planda olabilir. Bu nedenle tüm ilişkilerde olduğu gibi evlilik ilişkisinde de öncelikle uyumu yakalayabilmek için benzer ve farklı özelliklerimizi bilmemiz gerekir.

Nasıl bileceğiz kendi ihtiyaçlarımızı, özelliklerimizi? Bunun için kitabımızda çok kolay ve eğlenceli etkinlikler hazırladık. Oradan belirleyebilirsiniz ya da küçük bir yardım alarak kendinizi tanıyabilirsiniz. Tabi ki eşinizi de bu bağlamda tanımanız lazım. En sıkıntı yaşanılan konu, eşler arasında var olan farklılıkları yönetme becerisi. Bunu başarabilmek ilişkiyi her iki kişi için de daha az maliyetli ve daha az çatışmalı bir sürece götürür. Diyelim ki siz mükemmeliyetçi, kurallara çok fazla uyup dikkat eden birisiniz ama eşiniz daha rahat, baştan savan birisi. Ve bu durum evde problem yaşanmasına neden oluyor. Yapmanızı istediğim şey, üzerinde 0’dan 10’a kadar numarası olan bir cetvel hayal etmeniz. 0 aşırı mükemmeliyetçi, 10 aşırı rahat. Siz kendinize bu aralıkta bir puan verin. Aynı şekilde eşiniz için de puan verin. Ve ikisinin orta noktasını bulun. Bunu aynı şekilde eşiniz de yapsın. Sonra karşınıza alıp uzaktan bir bakın. O sayılar birbirinden ne kadar uzakta veya birbirine ne kadar yakın. Bu durumu daha iyi hale getirmek için neler yapabilirsiniz? Amacınız bu olmalı. Bol bol benzer ve farklı yönlerinizi yazın ki bunları fark etmek kolaylaşsın.

Mizaç özellikleri, evlilikte bir yol ayrımı mıdır? Bu konuda uyumlu bir ilişki adına nasıl yol alınabilir?

Evlilikte mizaç özellikleri bir yol ayrımı değil, aksine bütünleştirici, tamamlayıcı bir unsur bence. Yeter ki bu farklılıkları fark edip kabul edelim ve buna uyumlanalım. Ben eşime göre biraz daha hızlı ve aceleciyim veya daha duygusalım, sessiz, içe dönük birisiyim. Karşımdaki kişinin de benim gibi olmasını beklersem bu bir zaman sonra problem yaşamama neden olur. Düşünsenize kim kendisinin aynısı olan biriyle yaşamak ister. Ben istemem. Benden bir tane var zaten. Çok sıkıcı olur bu. Farklılık olsun ki heyecan olsun, eğlence olsun, anlam bulsun. Karşımdaki kişinin benim gibi olmaması bir suç, eksiklik ya da hata değil, ilişkide olmanın gerekliliğidir.

Mesela yolda eşinizle kol kola yürüdüğünüzü düşünün. O sizden daha yavaş. Ne yaparsınız? Yavaş yürüyor diye bırakıp gider misiniz yoksa uyumlu bir yürüyüş için onu biraz daha hızlı yürümeye teşvik edip siz de hızınızı onun hızına göre ayarlamaya mı çalışırsınız? Eğer amacınız eğlenceli, rahatlatıcı bir yürüyüş yapmaksa ikinci seçeneği tercih edersiniz değil mi? İşte bu durum evliliğe dinamik bir yaklaşım kazandırır. Kişinin bir sorun karşısında problem çözebildiğini, esneyebildiğini gösterir ki, kişinin bireysel olarak değerli ve yeterli hissetmesini de geliştirir.

Kendimizi ve eşimizi olabildiğince tanıdıktan sonra “Biz Olmak” anlamında neler yapmalıyız? Bu aşamada önümüzdeki engeller neler ve nasıl yol alacağız?

Kişi önce kendini tanıdı “ben” oldu, sonra karşısındakini tanıdı “sen”i gördü. Son olarak evlilik ilişkisiyle “biz”e evrildi. Beni ben olarak, seni de sen olarak kabul ettikten sonra biz olma yolculuğunda karşımıza tabi ki sorunlar çıkabilir hatta çıkmalıdır da. Evliliklerde önemli olan problemlerin, tartışmaların olmaması değil, olan bu tartışmaları nasıl çözdüğümüzdür.

“Biz” enerjisi yatırım yapılması gereken bir enerjidir. Evlilik hesabınızın sürekli dolu olması gerekiyor ki ihtiyaç duyduğunuzda oradan çekip kullanabilesiniz. Eğer yatırım yapmazsanız, çaba göstermezseniz olduğu yerde kalır bile diyemeyeceğim, negatife gider. Siz evinize bakım yapmazsanız, boyamazsanız, çatlakları sıvamazsanız gün gelir ufak bir sarsıntıda başınıza yıkılır. Termodinamiğin ikinci yasasındaki kural kâinattaki tüm sistemler için geçerlidir. “Bir şeyi kendi haline bırakırsanız negatife gider.” Evlilik de böyle.

Yaptığınız bu birikimler zor günlerin en büyük destekçisidir. Eşler arasında herhangi bir kavga veya kırgınlık olduğunda hemen devreye girerler. Her kavga ve kırgınlıkta birikimlerin bir bölümü harcanır ama biz duygusu ilişkide egemense temel sağlam kalır.

Bugüne kadar benim gözlemlediğim, seanslarda deneyimlediğim evlilik ilişkisini etkileyen en önemli problemlerin başında iletişimsizlik geliyor. İletişim kuramamak, küsmek, duvar örmek, kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmak en önemli problemler. Daha sonra köken aile, halk arasındaki tabirle kayınvalide-gelin problemleri. Bunları takiben anne baba olmak, cinsel problemler sırasıyla evliliği etkiliyor.

Ailenin kökeni konusu evliliği nasıl etkilemekte?

Köken aile problemi aslında kadim bir problem. Bu konuyla alakalı olarak bulunan ilk yazılı belge 4 bin yıl öncesine dayanıyor. Özellikle geleneksel aile yapısına sahip kültürlerde kadın, bir erkeğe sahip olarak statü kazandığı için elinde bulunan gücü kaybetmek istemiyor ve dolayısıyla bir rekabet başlıyor. Anne bu zamana kadar yetiştirip, büyüttüğü oğlunu yeni gel-(i)en’e kaptırmak istemezken yeni gel-(i)en ömrümü ona adayacağım düşüncesiyle artık benim diyor. Dolayısıyla eğer arada sağlıklı bir iletişim yoksa sorunlar başlıyor. Ayrıca ailelerin çiftlerin evlilikleri üzerindeki müdahalelerinden başka, eşlerden birinin ailesinden sağlıklı şekilde ayrışamaması, sürekli bağımlı yaşaması, kendi çekirdek ailesinin sorumluluğunu alıp sınır koyamaması ve evliliğine yeteri kadar sahip çıkamaması da problemleri arttırmaktadır.

Cinselliğin insan hayatındaki yeri düşünüldüğünde cinsellik uyumlu evliliğe nasıl yansımalı?

Cinselliğin evlilik ilişkisinde oldukça can alıcı ve ilişkiyi iyileştirici bir gücü olduğu aşikâr. Sağlıklı yaşanan cinsellik eşler arasında güçlü bir iletişim ve özel bir bağ oluşturur. Cinsellik aslında iletişimin bir başka şeklidir. Evlilikte iletişimi ne kadar önemsiyorsak cinselliği de o derece önemsememiz lazım. Evliliği üç ayaklı bir sac gibi düşünürseniz, bu ayakların ikisi cinsellik, bir tanesi ise diğer tüm konulardır diyebiliriz. Nasıl ki o iki ayağı çıkardığınızda sacın ayakta ve dengede kalması zorsa evlilikte de cinsellik yoksa evlilik ayakta kalmaz. Ancak bizim gibi geleneksel toplumlarda cinselliğin konuşulmasının günah, ayıp, pis bir konu olarak görülmesi maalesef ki bu konu hakkında birçok mitin oluşmasına neden olmaktadır. Öyle bir durum haline geliyor ki, cinsel hayatlarında yıllarca sorun yaşamalarına rağmen çiftler, bunu dile getiremiyorlar. Zamanla bu, öfke patlamalarına, eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına neden oluyor.

Cinsellik temas etmektir, dokunmaktır. Ve siz dokundukça bedeninizdeki oksitosin hormonu artacak, bu da eşlerin birbirine bağlanmasına, duygusal yakınlık kurmasına neden olacaktır. Dokunmadığı, cinselliği yaşamadığı müddetçe eşlerin bağ kurması çok zor oluyor.

Diğer tüm konularda olduğu gibi cinsel hayatı düzenlemek için de emek lazım. Öncelikle daha keyifli hale gelmesi lazım. Bunun için cinsellikle ilgili genel ve temel bilgileri öğrenmek lazım. Cinsellik sadece klasik anlamda bildiğimiz bir yakınlaşma değil, her iki tarafın da ruhsal anlamda doyum sağladığı, haz aldığı bir iletişim ve birliktelik şeklidir.