Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Eş Seçimine Dikkat / Vehbi Vakkasoğlu

Bu Yazıyı Paylaşın:
Eş Seçimine Dikkat / Vehbi Vakkasoğlu

Ailede sevgi ne kadar önemlidir?

Ailede sevgi iletişimi dünyanın en önemli ilk beş meselesinden biridir. Bu kadar ağır bir konu hakkında özetleyerek yazdığım bir kitabın da başlığıdır.

Ailede sevgi iletişimi neden bu kadar önemli?

Aile, Allah’ın kurduğu bir müessesedir, Allah (Celle Celâluhu) kurmuş alternatifi yok. Şimdi bütün dünya insanları toplanıp deseler ki: “Biz aileden usandık, ailesiz yaşayacağız…” Peki, yerine ne koyacaksınız? Rusya bunu komünistlik döneminde düşündü, yerine ne koyduysa insanını rezil etti. Komünistlik döneminde bunu Çin denedi, rezil oldular, perişan oldular. Şimdi Batı dünyası Amerika, Avrupa artık yerine bir şey de koymuyorlar, diyorlar ki: “Aileyi koruyamadık, keyfinize göre nasıl yaşıyorsanız yaşayın, ne haliniz varsa görün…” O keyfine göre demek nefsine göre demektir. Allah’a kul olamayanlar nefsine kul oldular, nefsi ne diyorsa aynen öyle yaşıyor. O dünyada aile gitti de nefsin hâkimiyeti geldi, peki mutlu oldular mı? Ben bizatihi müşahede ediyorum ki berbat, perişan ve acınacak haldeler. Her şeyleri var bir şeyleri yok, sadece mutlu değiller. Bizden on kat zenginler; evler, yatlar, katlar, arabalar, paralar, pullar... Harcayacak yer bulamıyorlar. Velakin garibanların bir derdi var! Huzur ve mutluluk yok. Sevgi tükendi, o zaman aileye dönüş başladı. Aileyi reddedersiniz, böyle kurallı yaşamayacağım, keyfime göre olacağım dersiniz kolay da nefse uymak bir yıkımdır, yıkım çok kolaydır.

“Hanımefendi! Evlenip de bir adamın kahrını neden çekeceksin?”

Hadi ailenin yerine bir kurul koy bakalım, bu çok zor, bunu beceremiyorlar. Amerika’da, Avrupa’da hükümet destek veriyor, hatta devlet destekli çalışmalar var. Sinema sektörüne bile para yağdırıyorlar, aman film yapın aile sıcaklığını ön plana çıkarın, insanlar imrensinler de ailenin kıymetini anlasınlar, dört ayaklılar gibi yaşamasınlar, evlensinler çocuk yetiştirsinler. Ben Almanya’da altı yıl çalıştım. Çocuk başına öyle para veriyorlardı ki üç dört çocuğu olan, çalışmadan, aldığı çocuk parasıyla hayatını sürdürüyordu. Şimdi durum nedir bilmiyorum. Ama Almanlar diyor ki: “Ne para verirsen ver, paran senin olsun, çocuk istemem ben köpek besleyeceğim.” Evlenmiyor adam. Maalesef bizim bir kısım basınımız da bunu alıp örtülü biçimde aile düşmanlığı yapıyor: “Hanımefendi! Evlenip de bir adamın kahrını neden çekeceksin?” Adama da diyorlar ki: “Neden kazandığını ortak edeceksin, bir mukaveleye imza atıp kendini sorumlu hale getireceksin. Evlilikten beklenen birtakım cinsel hazlardır, onu da hayvanlar nasıl yapıyorsa sen de öyle idare edersin, neden sorumluk altına gireceksin?” Tabi bunu böyle demiyorlar, ben kaba yorumladım ama asıl demek istedikleri bu, bunu allıyorlar pulluyorlar sunuyorlar. Açıyorsunuz gazeteyi üçüncü sayfada haber şu: “Falan ile filan çok seviyeli birliktelik yaşıyor.” Aynı gazeteyi üç gün sonra açıyorsun “aşk bitti...” Gerisini anlatmayalım, ne oldu şimdi? Batı’nın aile konusunda geldiği mezbeleliği, berbatlığı, çirkefliği allayıp pullayıp süsleyip renklerle boyayıp bize empoze etmeye çalışıyorlar. Onlar kendilerine göre bir düzen kurmuşlar. Onlar maddeci, kurumları sağlam, sistemleri oturmuş. Ahlaksızlığa göre bir sistem oluşturmuşlar ama biz onlar kadar dayanamayız. Eğer bu toplum aileyi kaybederse her şeyini kaybeder.

“Aile anne ile kuruluyor, babalar kusura bakmasınlar”

Allah korusun aile gitti mi her şey biter. Onun için dünyanın beş önemli meselesinden biri, bizim için üç önemli meselesinden hatta mübalağa bulmazsanız en önemli meselesi. Geçen birisi diyor ki: “Hocam, en önemli mesele iyi Müslüman olmaktır aile değil.” Peki düşünün hele aile olmadan iyi Müslüman olmak mümkün mü? Siz ilk iman şuurunu kimden aldınız, ilk kalbî açılımlar kimden kime oluyor? Bir annenin sevgi, şefkat, iman mührünü vurmadığı yerde aileden söz edilebilir mi? Aile anne ile kuruluyor, babalar kusura bakmasınlar bizler de iki numarayız. Bir numara anneler. Bunlar bir araya gelecekler, insan yetiştirecekler. Hakiki insan da Müslüman’dır zaten. Onun için ailesiz olmaz, aile gitti mi her şey biter. Anlamak isteyenler dönüp Batı’ya şöyle bir baksınlar, aile trenini kaçırmışlar, geriye getiremiyorlar. Şükürler olsun hâlâ -bütün bozguna rağmen- en sağlam aile yapısı Müslümanlarda. Ama bizim garantimiz var mı? Hayır, yok… İşte bu noktada bu işin öneminin farkında olanlara çok teşekkür ediyorum. Farkında olmazsak aileyi kaçırırız, Allah korusun Batı’ya benzeriz. Bizde de tehlike başladı, boşanma oranları gittikçe artıyor. Bu sene geçen seneye göre boşanma oranı %2,3 nispetinde azalmış. Ben öyle sevindim ki radyoda özel program yaptım. Düğün bayram etmek lazım, çünkü yıkılan her yuva bu milletin temelinden düşen bir taş ve hepimizi etkiliyor. Kurulan sağlam bir yuva hepimizin hayrınadır, iyiliğinedir. Tebrik, teşvik etmek lazım bu oranı çoğaltmak lazım.

Kısaca aile nedir sizce?

Aile kelimesi Arapça “ıyal” kelimesinin çoğuludur ama Türkçeleşmiş. Ne demek ıyal? İnsanın bakmakla yükümlü olduğu fertler. Aile de bunun çoğulu. Şimdi aklıma geldi, benim babam da bu kelimeyi kullanırdı, annemden bahsederken “ıyalim” derdi. Eşim demezdi, karım demezdi, ıyalim derdi. “Evde evlad ü ıyal var” derlerdi, böyle bir koruyuculuk duygusu vardı.

Ailesiz olmuyor, insan yetişmiyor, dünyanın en önemli meselesi… Peki, henüz aile kurmamış gençlerimiz ne yapsınlar?

Madde bir, aile kurarken çok dikkatli olsunlar. Sağlam bir aile kurmak istiyorlarsa eş seçerken gözlerini dört açacaklar. Eş seçerken gözlerini dört açarlarsa eş seçtikten sonra yarı yarıya gözlerini kapatabilirler, meselenin yüzde ellisi hallolmuştur. Bir insanı hayatta başarılı, mutlu ve huzurlu kılacak iki şey: hayırlı eş ve iş seçmek. İşi sevmediği yerden seçerse, eşi hayırsızından seçerse -Allah korusun- dünya zindan olur.

“ben dört özelliği

birden buldum”

Gençler, eşini nasıl seçmeli?

Şimdi, ölçülerimiz maalesef Batı kültürünün tesiriyle yamuldu, eğrildi, Müslümanca bakmıyoruz. Önce Müslümanca bakışı söyleyeyim. En güzel Müslüman, başımızın tacı, gönlümüzün ilacı Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Bir kadın dört şey için nikahlanır: Zenginliği, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Evlilikten hayır görmen için eşin dindarını seç!” (Buhari, Nikâh, 15) Geçen bir kardeşim şaka yapıyor, “Hocam ben dört özelliği bir arada buldum, şimdi ne yapacağım?” Allah başına devlet kuşunu kondurmuş, daha ne yapacağım denilir mi, nûrun âlâ nur. Ama erkeklerin, bu dört özelliğin dördünü bir arada bulacağım diye yıllarca beklemeleri yanlış. Bazen kızlarımız da ölçüsüz davranıyorlar, eş seçerken bu ölçü yok. Mesela şahit olduklarımdan biri: “Kızım neden beğenmedin adamı?” diyorum, kız: “Hocam, dediğiniz gibi çok iyi biriymiş ama oğlanın burnu biraz uzunca...” diyor. Allah Allah…

“Kızım sen bu oğlanın kalbine bak; seven bir yürek, güvenilecek bir ahlak ve karakterli adam... Bunlar var ise gerisi teferruat. “Burnu biraz uzun, boyu biraz kısa, kafası biraz kel...” kızlarımız hep bunları söylüyor. Bütün mesele görüntü, şekil, biçim mi?”

Yine Batı’dan alma bir söz: “Hocam iyi de elektrik alamadım.” Bütün bunları boş işler olarak bir kenara koyacağız. Seven bir yürek, güvenilecek bir ahlak varsa mesele yüzde elliyi aşmıştır. Haa anneler, babalar, evlatları olan kardeşlerim! Lütfen siz de gençlerimizin duygularına saygılı olun. Kızcağız diyorsa ki “Anne, baba şartlar iyi ama gönlüm ısınmadı, sevemedim.” siz de lütfen zorlamayın. Çocuklarınızı ne sevmedikleri insanlarla evlendirin ne de sevmedikleri yemeği yedirin. Bunlar sevgisiz olmaz, olursa yaramaz. Ben geçenler de bir yakınımda gördüm, üstelik de üniversite diplomalı, demek ki üniversite diploması işe yaramıyor. Kızcağızın elinde bir kaşık, iki yaşındaki çocukla odanın içinde köşe kapmaca oynuyorlar. Ben de bunu görünce “Çocuklarınızla oynayın, gönüllerine girmek için şarttır.” diyorum ya, “Maşallah ne güzel bir anne bunu başarmış galiba.” dedim. Bir de dikkat ettim ki mesele oyun değil öğlen yemeği yedirme faaliyetiymiş. “Ne oluyor kızım?” “Yemeğini yediriyorum da…” “Şimdi o kaşığı ben alsam aynı şekilde yemem dediğin halde senin ağzına soksam ekmeği ağzına tepsem nasıl olur? Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi neden bir başkasına yapıyorsun, o çocuk acıksa yemez mi? Gelip senden ister anne yemek, der.”

“Hocam sevemedim ama ne yapalım yaşım geçiyor.”

Çok yanlış işler yapıyoruz, işin temeli şu: Sevmediği insanla evlenmeye çocuklarımızı zorlarsak sağlam yuva kurulmaz. Sevmediği yemeği zorla yedirirsek emin olun yaramaz. Sevgisiz olmaz, tek yol sevgidir, aman buna dikkat edelim. Bazı kızlarımız da “Hocam sevemedim ama ne yapalım yaşım geçiyor, dedikodu oluyor, annem babam da hadi kızım diyorlar. İçime sinmedi ama evet dedim.” diyorlar, doğru mu? Hayır, yanlış. Şimdi içine sinmeyen sonra ne olacak? Kızlarımız, “Ya kısmetim çıkmazsa?” diyor. “Sevgili kızım! Kısmetin çıkmazsa da elin kahrını çekeceğine kendi kahrını çekersin. Bu türlü kurulmuş yuvaların meydana getirdiği gözyaşlarını ben size anlatamam.”

Evliliği tarif etmek gerekirse siz nasıl tarif edersiniz?

Evliliğin tarifini binlerce insan binlerce şekilde yaptı ama bence en güzelini Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri yaptı. “İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine karşılık bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler (paylaşsınlar) ve güzel şeylerde birbirine ortak; gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.”

Gençler görüntüye, şekile, biçime, kaşa, göze takılıyor

Hani biz kalbe bakacaktık, ahlakı değerlendirecektik. Bir çifti birbirine yakıştırırken bilmemiz lazım; bunlar hakikaten birbirlerini seven iki genç olmuşlar mı, delikanlıda hakikaten güvenilecek bir ahlak ve karakter var mı? Hocam nasıl anlayacağız ki, kavun mu koklayalım? Evet kavundur koklayacaksınız. Nasıl koklayacaksınız? Atalarımızın boşa söylenmiş hiçbir sözleri yok. Ne diyor atalarımız? “Anasına bak kızını al.” Ben buna şunu ekledim: Hem anasına bak kızını al, hem de anasına bak oğlunu da öyle al.” Oğulun kalbine de damgayı ana vuruyor, kızın kalbine de damgayı ana vuruyor. Çocuk kimin karnında, kimin elinde o damgaları aldı? Tabi ki ilk elden damganın hası, çıkmazı, aslı, esası anneye aittir.

Geçen birisi diyor ki: “Hocam bizim damat çok iyi ama hiç hatır, gönül, sevgi, saygı bilmiyor. Robot gibi bir adam. Çocukla ben üç dakika ayaküstü konuştum.Babasını sevmiyor, babasını sevmeyince evden uzak kalmış, annesinden de uzak kalmış ve ömrü hep yatılı okullarda geçmiş. Hiç aile ortamı, anne şefkati, baba muhabbeti tanımamış. İş hayatına atılmış tam ailenin kıymetini anlamış ve birazdan eve dönecekmiş ki evlenmiş. Şimdi bu adamdan siz beklediğiniz derin nitelikli sevgi saygıyı bulabilir misiniz? Madem dürüst, madem imanlı, namazlı, zararsız bir adam buna da razı olacaksın. Çünkü bu adamda bir yürek yarası var. Kendisinin yaşamadığı sevgiyi varmış gibi size birden nasıl yaşatsın, maske takması lazım. Ama siz kaynana değil anne, kayınbaba değil baba olup ana baba sevgisini bu adama tattırın, işte o zaman bu adamcağız o sıcaklığa alışıverecek. Bu tatlı bir şeydir alışan devam ettirir. Yani bunu ona siz öğreteceksiniz.

“Hocam, her şey tamam, kızın boyu on santim daha uzun olsaydı evet diyecektim.”

Peki, demek ki gençler ne yapacak? Gençler kalıbına karşılık kalıp aramayacak. “Hocam, her şey tamam, kızın boyu on santim daha uzun olsaydı evet diyecektim.” Bırak boyu posu sevgili kardeşim, biz maddeci, şekilci miyiz? Tabi hiç olmayacaksa, ben bunu hazmedemem sindiremem diyorsan o başka… Ama kırk madde tutmuş da kırk birinci olarak boyu on santim kısaymış diye vazgeçiyor delikanlı ve yazık ediyor.

Mutluluk eve nasıl gelecek, evde sevgi iletişimini nasıl kuracağız?

Bazı arkadaşlar var ne kadar saf… “Allahım şunların aklını bir gece bana ver de bir gece rahat uyuyayım.” Adamın mahallesine gidiyorum, ailede sevgi iletişimini anlatıyorum adam, “Hocam gelip dinleyecektim, afişleri gördüm amma bizim evde sevgi mevgi her şey tamam elhamdülillah, konuyu bildiğimiz için gelmedim.” diyor. Ne hoş bir adam değil mi?

Dünyada çok güçlü bir fesat, şer ekibi bu işin zehrini uydulardan indiriyorlar, ailenin tabanını kaydırıyorlar. Avrupa, Amerika bunu sürdüremedi sen nasıl koruyacaksın? Korursun ama dikkat edip özen göstermen, sevginin üzerine özel seralar kurup bu işin kıymetini, değerini bilip üzerine titremen lazım. Ama kardeşim diyor ki bizde böyle bir problem yok. Nice problem yok diyenlerin bir iki sene sonra boşanma dilekçelerini görüp dehşet içinde kaldığımı ben çok iyi hatırlıyorum.

“Zarafet” hanımlar zarif olacaklar

Mutluluğu temin etmek, sevgi iletişimini kurup sürdürmek için “Z” ile başlayan üç kelimeyi hafızalarınıza emanet edeceğim. Birincisi “Zarafet” hanımlar zarif olacaklar. Ne demek zarif? Sözlüğü açıp baktığımızda “incelik” yazıyor. Hanımlar da her halde o sözlüğe bakıyorlar, ince olmak güzelmiş deyip diyetisyenlerin kapısını aşındırıyorlar. Efendim o beden inceliği baş üstüne tamam da “incelik” kalpte olan incelik, yaşama biçiminde, söz söylerken, davranırken, hayatımızın bütününü kapsayan incelik, yani hanımefendilik, kibarlık… Zarafet bu… Ne zarif bir hanımefendi denilince sadece bedeni ince anlaşılmaz. Anlaşılması gereken şudur: Kilosu kaç olursa olsun güzel, nezih konuşan, hali tavrı üslubu ince olan.

Ne diyor şair Nedim; “Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana” yani “Nezaket bir de haddeden geçmiş bir kere daha inceltilmiş ve sana süs olarak verilmiş.” Eşini böyle övüyor. Peki beyler kaba mı olsun, estağfirullah… Ama öncelik hanımefendilerde, ince zarif bir hanımefendi eşine de zarafeti öğretir, yansıtır.

“Her bakımdan zarif olmak mecburiyetindesiniz. Pis, pasaklı, bakımsız bir hanımefendinin o yarışta gerilerde kalması maalesef mukadder.”

Hanımefendiler dikkatinizi çekiyorum, rakibeniz çok! Erkekler televizyon ve internetten akıl ve beyinlerini yamultan, saptıran birçok görüntüye, hücuma maruz kalıyorlar. Onun için onlarla yarışacaksınız, onları geçeceksiniz. Her bakımdan zarif olmak mecburiyetindesiniz. Pis, pasaklı, bakımsız bir hanımefendinin o yarışta gerilerde kalması maalesef mukadder.

İkinci “Z” “Ziyafet” ne demek ziyafet? Hemen özetliyorum; adamı her bakımdan doyuracaksınız, isteğiniz varsa ondan sonra isteyeceksiniz. Bazı hanımlar aceleci oluyorlar, bu ziyafet konusunu ciddiye almıyorlar ve kaybediyorlar. Mesela, adam helal kazanç peşinde çalışmış, zorlu iş şartlarından çıkmış, trafik canından bezdirmiş... Adam bu halde eve geliyor ve tabiri caizse patlamaya hazır bomba gibi… Hanımefendi bunun farkında olacak ve Efendimizin (sav) sünnetini icra edecek. Nedir o? “Tebessüm” Hanımefendi eşini güler yüzüyle karşılayacak sevabı kazanacak. Hemen ardından ikinci sevap; tatlı dille hoş geldin diyecek, adamı içeri alacak. Sıra geldi ziyafete, ziyafet dediysem Allah ne verdiyse karnını doyuracak. Adam karnını doyurup pijamasını giydikten sonra ayaklarını şöyle bir uzatıp “Allah razı olsun hatun.” derken şimdi istesin hanım ne isteyecekse, bakalım adamın gıkı çıkacak mı? Ama hanımefendi kardeşim bu ziyafet işini ciddiye almayıp daha adam kapıda ayakkabısının bağını çözememişken başlıyor şikâyete; “Bugün komşu canımı sıktı, oğlan okuldan kötü haber getirdi, işte fatura…” Böyle olur mu? Adam zaten patlamaya hazır ve adamın sinirleri geriliyor. Bu da sevgi değil belki de günlerce sürecek bir kırgınlık ve küskünlüğü ortaya çıkarıyor. Bir yarım saatlik sabır her şeyi değiştiriyor, onun için bu ziyafet işini unutmayın. Hatta son zamanlarda araştırmacılar incelemişler “Aç karnına bakkala, markete alışverişe bile gitmeyin.” diyorlar. Alışverişin şekli, kilosu değişiyormuş. Onun için her bakımdan doyurup sonra isteklerini sıralayacaksın, tabi insaflı olarak ...

Üçüncü “Z”miz “ziyaret” yani ailece büyüklerin ziyaretine gitmek, kabir ziyareti, piknik gezileri, birlikte yapılacak bütün ziyaretler ama asıl ziyaret gönül ziyaretleri… Hanımefendi kardeşlerime bunu arz ediyorum, beyler de yapsınlar ama öncelik sizde. Gördüğüm kadarıyla siz kapıyı açmadan beyler pek beceremiyor. Ne demek gönül ziyareti? Bir örnek anlatayım. Allah rahmet eylesin Bursa’da bir Ertuğrul ağbim vardı. Bir gün konferanstan çıktık dedi ki: “Senin kitabı okudum, hele bize bir gel de çayımızı iç. Gönül ziyaretini tam yapabilmiş miyiz, bir imtihan edelim.” Eve gittik, iki oda bir salon ama kuş yuvası kadar bir yer. Kuş yuvasından da küçük bir mutfakçık, mutfağında minicik bir balkonu var; iki sandalye ve ortada bir sehpa, başka yer yok. “Otur buraya” dedi, oturdum. Ertuğrul ağbi başladı anlatmaya: “Oraya yengen oturur buraya da ben otururum. Porselen demlikte güzel bir çay demler, altı tane çay çıkar yedincisi çıkmaz; üçünü yengen içer üçünü de ben. İlkbahar, yaz ve sonbaharda otururuz bu balkona, böööyle kelimesiz, harfsiz, cümlesiz, çayımızı içerken bakışırız. Bazen bakarım hanımın gözü nemlenir. Hanım doğru söyle ne düşündün? Valla doğrusu annenle yaptığımız ilk kavga vardı ya aklıma o geldi. Keşke kadıncağızı kırmasaydık bak rahmetli oldu. Ya emin ol ben de onu hatırladığını anlamıştım...” İngiliz bilim adamlarının araştırmalarına göre otuz yıldan fazla evli kalanlar hele kırkı devirenler fikir, zikir, düşünce, kalıp hatta şekil bakımından birbirine benziyor Allah’ın işine bak nikâhta keramet var. Hazreti Mevlâna diyor ki: “Derviş sohbeti yapın hey karı kocalar. İşi fazla çeneye vurmayın, haliniz konuşsun, gözünüz konuşsun, gönlünüz konuşsun.” Derviş sohbetinin kelimesi, harfi olmaz. Hele hanımefendiler biraz fazla konuşsalar zaten beylerin elinde damga hazır “N’olacak işte karı dırdırı…” diyorlar. Sonra konuştuğun haklı şeyleri de dinlemiyorlar. Onun için az konuş öz konuş. Hz. Mevlâna dediği gibi bazen harf ve kelimeye gerek yok.

Hz. Mevlâna, Sadreddin Konevî Hazretlerini ziyarete giderken acemi bir dervişine gel demiş beraber gidelim. Aman Allah’ım ne nimet iki deniz kavuşacak, iki âlim acaba nasıl sohbet edecek, derviş merak etmiş. Yola düşmüşler Sadreddin Konevî Hazretlerine varmışlar. Selamün aleyküm… Ve aleyküm selam Efendi Hazretleri ne iyi ettiniz de geldiniz. Efendim biz daha çok hasretinizdeydik sohbetinizden istifadeye geldik. Yarım saat kadar diz dize, göz göze oturmuşlar, tatlı tatlı tebessüm ederek bakışmışlar. Sonra Hazreti Mevlâna, “Efendim müsaade buyurur musunuz biz gidelim, ne güzel sohbet oldu doyamadık.” der. Sadreddin Konevî Hazretleri de diyor ki: “Efendim bendeniz daha çok istifade ettim, hakikaten hoş oldu. Ben de geleceğim, sizi de tekrar beklerim.” Allahaısmarladık… Hazreti Mevlâna dışarıya çıkmış, yanındaki derviş: “Efendim, ne güzel sohbet oldu diyorsunuz; o diyor ki daha güzel oldu. Ne konuştunuz ki, ne sohbeti?” demiş. Hazreti Mevlâna, acemi dervişine bakmış da “Hiçbir şey duymadın mı?” demiş. Derviş “Hayır hiçbir şey duymadım, konuşmadınız ki duyayım.” demiş. Hazreti Mevlâna “Vah evladım vah! Senin kalbinin kulağı yok mu yahu?” demiş. Allah kalplerimize göz, kulak versin. Kalbin gözü görür kulağı duyar… Eşler bunu prensip haline getirecekler; az söz, çok özle işi halledecekler.