Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Ertan Balaban İle Savunma Sporları Üzerine...

Bu Yazıyı Paylaşın:
Ertan Balaban İle Savunma Sporları Üzerine...

Gençler savunma sporlarına yeterince teşvik ediliyorlar mı? Türkiye’de imkânlar ne durumda? Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Savunma sanatları filmlerle, dizilerle insanlara sevdirildi. Ben de gençlik yıllarımda çok fazla Van Damme izliyordum, Rocky filmleri izliyordum; beni teşvik eden bunlar oldu. Belki de içgüdüsel olarak bende bu sevgi vardı, ama onları izlemeseydim açığa çıkmayabilirdi. O yüzden, diziler ve filmler çok önemli. Türkiye’deki insanlar bunu izlemeyi de seviyorlar. Bunu nereden biliyoruz? Mesela, benim annem ve babam Muhammet Ali’nin maçlarını birlikte seyrederlerdi. Türkiye’de çok büyük bir Mike Tyson hayranlığı vardır. Galaya bir dövüş filmi geldiği zaman herkes gidip izliyor. Ben de mesela belgesel çektiğim zaman izlenme çok yüksekti, 5-6 milyon evde izleniyordu aynı anda. Dövüşün Türk milleti tarafından sevildiğini biliyorum, ama bir şeyin uygulanması için olanaklar gerekiyor. Mesela, turnuvalar, sponsorlar gibi. Tek bir branştan bahsetmiyorum; ama olimpik olmayan branşlarda Türkiye’de bu antrenmanları yapıp para kazanabilmek, sürdürebilmek, buradan geçimini sağlamak, başarılı olmak, Amerika’ya göre, hatta Avrupa’ya göre bence çok zor. O yüzden, Boks gibi, Taekwondo gibi, Karate gibi olimpik sporlarda gençler ilerleyebiliyorlar; ama olimpik olmayan Kick Boks gibi, MMA gibi sporlarda ya yurtdışına taşınıyorlar, “Ben bu işi yapmak istiyorsam gideyim.” diyorlar ya da Türkiye’de bu işin hocalığına soyunuyorlar.

Savunma sporları, cesaret kazanma, özgüven kazanma konusunda sizce nasıl bir yerde duruyor?

Agresiflik bazen öz güvensizlikten gelebiliyor. İnsan korktuğu zaman daha fazla tepki gösterebiliyor. O yüzden, öz güveni olan bir insan belki o anda heyecanlanmayıp daha uysal yaklaşabiliyor. Antrenman yapan, dövüşmeyi bilen birisi herhangi bir stres anında belki kavga etmeyi seçebilir; çünkü öz güveni oluyor. Bu çok önemli. İkincisi de bence, antrenman yapıp çok ciddi enerji sarf edince insan, içindeki agresifliği de bir nebze öldürüyor, yani bir şeylere verdiği tepkinin şiddeti azalıyor. Ben burada 2 saat Boks yapıp arabaya bindiysem ve biri arkamdan kornaya basıyorsa çok da kızmıyorum; çünkü pamuk gibi eve gidip yemek yemeyi bekliyorum. Ama hiç hareket etmeyen, spor yapmayan bir insan içindeki o enerjiyi atamıyorsa daha agresif olabiliyor. O yüzden, bu iki açıdan çok önemli bence.

Spor yapmayı seviyor muyuz, gözlemleriniz nelerdir?

Bence, nüfusa oranla çok düşük bir spor yapma oranımız var. Özellikle genç nüfusu olan Türkiye’de çok daha fazla insanın spor yapması gerekiyor. Ama bu bir alışkanlık ve hayat tarzı. İnsanımız spor yapmayı sevmiyor bence. Yurt dışında yaşamış ya da gerçekten yurt dışını çok takip eden insanlar çok düzenli spor yapıyorlar. Diğer insanlar için bence hâlâ spor yapmak tamamen fazla kilolardan kurtulmak ve görüntüyle ilgili. Aslında spor yapmak sadece bununla ilgili değil, birçok şeyle ilgili. Düşüncelerinizi, duygularınızı bile değiştiriyor, daha doğru hormonları salgılıyorsunuz, daha iyi hissediyorsunuz, daha mutlu hissediyorsunuz, daha uzun bir ömür yaşıyorsunuz, daha sağlıklı yaşıyorsunuz. Bütün bunları gözetmeden, insanlar sadece görüntüye bakıyorlar ve “Yaz geldi, ben biraz spor yapayım.” diyorlar. Ama bu, sporun faydalarından sadece bir tanesi. Biz de yıllardır insanlara bunu anlatmaya çalışıyoruz, daha fazla insanın spor yapmasını istiyoruz; ama nüfusa oranla çok az. Bu gittikçe artacaktır diye düşünüyorum.

Dünya çapında daha çok sporcu yetiştirmek adına neler yapılabilir?

Burada birinci faktör turnuva. Çünkü hedefsiz hiçbir şey olmuyor. Hedef olduğu zaman daha fazla başarı gelir ve motivasyon oluşur, sponsorlar gelir, para gelir, bir sektör oluşur. Şu anda turnuvalar oluyor, ama sık değil. Tam bir sektör oluşmuş diyemem. Bu konuda Amerika’daki ekonominin belki milyonda biri var burada. Aynısı olmasın, ama binde biri, yüzde biri olsa bile Türkiye’de çok ciddi sayıda genç, “Tamam, bu işte para var, bu işte kariyer var.” diyerek bu işe girebilir. Bütün gençler futbolcu olmak istiyor, buna özeniyor. Bunun tek sebebi futbolu sevmeleri değil; futbolda bir sektör var, orada bir hedef var. Bu şekilde, turnuvaların çoğalmasıyla belki sporcu sayısı çoğalabilir.

Başarılı bir dövüşçüyü ön plana çıkartan şey nedir?

Birçok şeyin bir arada olması gerekiyor. Bir kere, teknik açıdan çok dolu olması gerekiyor. İyi bir dövüşçünün her açıdan iyi olması gerekiyor. Mesela, ben rakibimle maç yapıyor olsaydım, ilk düşüneceğim şey onun zayıf yerlerini aramak olurdu. Örnek veriyorum: MMA maçı yapıyorsak eğer, yerde zayıfsa, hemen onu yere alıp yerde maçı bitirmek isterdim ya da tam tersi olabilir. O yüzden, bir dövüşçünün her yerde iyi olması gerekiyor, kendini her alanda geliştirmesi gerekiyor. Sadece bir şeyleri yaparak maç kazanırsa bir yerde tıkanabilir; çünkü akıllı bir dövüşçü onun zayıf yönlerini bulur. Birincisi bu. Bazen insanlar iyi yaptıkları şeyi çok tekrar ediyorlar, devamlı aynı şeyi yapıyorlar ve öyle maç kazanmak istiyorlar ama bir yerde tıkanıyorlar. Çünkü birileri onu o iyi yaptığı yerden uzaklaştırıyor, başka bir yere götürüyor maçta.

İkincisi, iyi bir dövüşçünün bence hep kazanmayı düşünmesi lazım ve heyecanını, adrenalini kontrol ediyor olması lazım. Çünkü çok iyi bir dövüşçü antrenmanda çok iyi oluyor; ama turnuvalar büyüdükçe, insan sayısı büyüdükçe, bir bakıyorsunuz, 20 bin kişilik bir stada geliyor, gücü gidiyor, dizlerinden aşağısını hissetmiyor, nabzı devamlı yukarı çıkıyor. O zaman iyi performans gösteremiyor. O yüzden, iyi bir dövüşçü olmanın yanında, adrenalini, heyecanı yönetmek de insanları şampiyon yapan şey.

Sporculuğunuzun yanında, girişimci bir tarafınız da var. Çalışma ortamınız çok güzel. Ama pek çok spor salonunda bu ortamı bulmak zor ve merdiven altı tarzı yerlerde çalışmalar yapılıyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben sadece dövüş sporlarını yapsaydım, ne yazık ki ben de şu anda merdiven altı diye tabir ettiğimiz bir yerde yapmak zorunda kalabilirdim; çünkü bu işin ekonomisi böyle. Ama ben dövüş sporlarını çok sevdiğim için merdiven üstüne dövüş sporlarını koyarak, merdiven altına bütün diğer sporları sıkıştırarak, buranın ekonomisini sağladım. Yani işin esprisi merdiven altı, üstü; ama burası 3 katlı bir yer ve 20 tane branş var. Bu 20 branş olmasaydı, bu kadar güzel caddenin üzerinde Brezilya Jiujitsusu, Kick Boks yapıyor olmazdık. Ben de elimden geldiğince hem Türkiye’de başarılı sporcuların buraya gelip antrenman yapmasını sağlıyorum, hem de insanların kaliteli bir şekilde dövüş sporları yapmasını sağlamaya çalışıyorum.

Salonunuzda dövüşçü yetiştiriyor musunuz?

Yetiştirmiyorum. Ben önce sporculuğu bıraktım, çünkü Türkiye’de kariyer olarak bu işi yapamadım. Gerçekten çok zorlandım. Amerika’da yapıyordum, buraya taşındım, nasıl olsa yaparım dedim; ama antrenör, sponsor, hiçbir şey olmadığı için, üç beş tane maç yaptım, ondan sonra dayanacak gücüm kalmadı ve “Tamam, ben bu işin hocalığını yapayım, sonra bir takım kurayım. En azından ben bunu yapamadım, insanlar yapsın, ben de insanları yetiştireyim.” dedim. Devamlı kamplar yaptım, her ay insanları seminere davet ettim. Buradaki bilgi birikimi artsın, hem kendimi geliştireyim hem öğrencilerimi diye buraya bazı seneler 12 ayda 12 tane Brezilyalı davet ettim, o kadar fazla seminer yaptım. Ama sonra bu öğrenciler de çok uzun vadeli kariyerler yapmadı. Bazıları istemedi, bazıları da olağan şartlardan dolayı yapamadı. O yüzden antrenörlüğü de bıraktım. Şu an sadece bir spor salonu işletmeciliği yapıyorum ve aynı zamanda da kendim antrenman yapıyorum. Birisi, “Beni MMA’ya hazırlar mısın?” dediği takdirde, evet, onu yetiştirecek donanıma sahibim; ama şu an öyle bir motivasyonum yok, açık söyleyeyim. Sadece ve sadece Gökhan Saki UFC’ye girdiği zaman onun antrenörü oldum. Volkan Özdemir İsviçre’den Türkiye’ye geldiği zaman, UFC’de dövüşürken onun bir süre grappling koçluğunu yaptım. UFC seviyesinde dövüşen arkadaşlarıma yardımcı oldum. Ama onun dışında, şu noktada sıfırdan birini alıp yetiştirmek gibi bir motivasyonum yok. Belki yarın olabilir, emin değilim. Biz burada sadece insanlara spor yaptırıyoruz. İnsanlara spor yaptırmak ile sporcu yetiştirmek ayrı şeylerdir.

Savunma sporlarının felsefeleri, ahlaki bir tarafları da var. Savunma sporları özelinde, sporun bu yönü konusunda ne düşünüyorsunuz?

Tabii, bunlar savaş sanatlarında daha fazla var. Olimpik sporlarda iş biraz daha normal spora dönüştürüldü, ama daha köklü savaş sanatlarında biraz daha felsefe ağır basıyor. En son Macaristan’a gittiğimde, orada bir dövüş sporunu öğrendim. Kendilerine has, ok attıkları, ata bindikleri bir spor. Daha yayınlanmadı TRT’de. Orada bir hocayla konuştum. Bana, “Yemek yapacağız beraber.” dedi. “Ben her yere gidiyorum, antrenman yapıyorum, ilk defa birisi yemek yapacağız dedi.” dedim. Onun bir sözüyle cevap vereyim bu soruya, kendi fikrimle değil; çünkü o, durumu benden daha iyi özetledi. “Bir savaşçının yemek yapmayı bilmesi lazım, silah kullanmayı bilmesi lazım, ata binmeyi bilmesi lazım, bütün bu özelliklerinin olması lazım. Yemek de bunlardan biri. Ben öğrencilerime bu felsefeyi öğretirken bütün bunlara önem veriyorum.” dedi. Bu bir kültür. Sonuçta, birilerini çocukluktan alıp yetiştiriyorsanız, o insana dövüşmeyi öğretirken, bu ahlaki şeyleri öğretmekte de fayda olduğunu düşünüyorum. Eminim, Asya’da da bunu yaparak, kitlelere terbiyeyi, saygıyı öğrettiler ki bugün bile o ülkelerde bunu görebiliyoruz.