Endonezya'dan Yükselen Müslüman Bir Yürek Debu
Sizin için müziğin anlamı nedir?
Biz, yaşam tarzımıza uygun bir müzik yapıyoruz. Türkiye’de buna ‘ilahi’ diyorlar. İslam’ı sevdiren ve tanıtan bir müzik yapıyoruz. Tasavvuf müziği deyince insanlar çok fazla etkileniyor, duyguları harekete geçiyor. Hep birlikte bize eşlik ediyorlar.
Müziğin evrenselliği var diyebilir miyiz?
Evet, bunu söyleyebiliriz. Biz bunu yaşıyoruz. İslam’dan habersiz insanlar önce bizim sözlerimizi dinliyorlar. Biz esasında mesaj veriyoruz.
Müziğin insanları bir araya getirmesinden bahsediyorsunuz, değil mi?
Bizim için müzik bir taşıyıcı unsur. Kelimeler de öyle, ses ve müzik birleşince insanların hoşuna gidiyor. Yani söylediklerimizin toplumda karşılığı var. Bunun için de elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. İlahinin evrensel olduğunu göstermek istiyoruz.
Türk ilahileri ya da müzikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türk müziği büyük bir kültür ve çok hoş buluyorum, ne diyebilirim… Gerçekten çok seviyorum. Kendim de zaten Türkçe ilahileri dinlediğim zaman çok etkili buluyorum, çok tesirli makamı, sözleri vs. Türkçe ilahi ben de seslendiriyorum ama aynısını yapmıyorum. Çünkü bizler yeni ve özgün müzikle uğraşan bir grubuz. Yeni şeyler üretiyoruz, farklı bir tarzımız var. Yaklaşık 5-6 senedir Türkiye’ye gelip konserler veriyoruz.
Hayranlarınızla iletişiminiz nasıl?
Beni ilk dinlediklerinde söylediğim ilahilerden etkileniyorlar. Daha çok ilgi duyup, sözlerini anlamaya çalışıyorlar. Bize soruyorlar ve bizleri tanıdıklarına tavsiye etmeye başlıyorlar, bu da bizi sevenlerin sayısını artırıyor.
Daha önce verdiğiniz konserlerde ilginç anılarınız var mı, bahseder misiniz?
Evet, çok var. Ben size bir tane anlatayım. Bizim bir tek mesajımız var, o da ‘La ilahe illallah’ diyerek bütün dünyaya seslenmek… Kanada’da konser verirken seyircilerin %80’i Müslüman değildi, onlar hep bir ağızdan ‘La ilahe illallah’ dediler ve ben de onlara anlamını ve ne demek olduğunu açıkladım. Ben ilahiyi tekrar okuduğumda herkes benle beraber söylemeye başladı. Kim ‘La ilâhe illallah Muhammedün Rasulullah’ derse cennete girer.
Siz de kendinizi tanıtır mısınız Selim Bey?
Ben ‘ney’ üflüyorum. Mustafa Bey’in kardeşiyim.
Grup kaç kişiden oluşuyor?
Normalde 14 kişiydik, şu anda 12 kişiyiz.
Grubunuzda değişik ülkelerden kişiler var, biraz anlatır mısınız?
Grubumuzda Endonezyalı, Amerikalı, İsveçli, Malezyalı ve farklı ülkelerden kişiler de var. Bu birleşmenin verdiğimiz mesajla alakası var. “La ilâhe illallah” dediğiniz zaman kapalı kapılar açılıyor.
Debu’nun anlamı nedir?
Debu topraktan bir zerredir. Toz demek yani. Esasında Allah’ın yarattıklarının yanında bir toz misaliyiz. Debu’nun anlamı da ‘Yoldaki Toz’ manasınadır.
Yaptığınız müziği nasıl adlandırıyorsunuz?
Bizim müziğimiz sadece bir müzik değil aynı zamanda bir davet. Dünya müziği diye başlı başına bir akım var. Ama bizim müziğimizin içerisinde diğer müzik türlerinin hepsi var. Etnik müzik var, pop var, rock var, flamenko var.
Gördüğümüz kadarıyla sayıları değişen büyük bir grubunuz var. Genellikle hangi ülkelerden oluşmakta grubunuz?
Grubun büyük bir parçası Amerika’dan diyebilirim. Yeni katılanlar ise şimdi yaşadığımız yer olan Endonezya’dan. Grup üyelerinin sayısı duruma göre artabiliyor. Mesela bir dönem Çinliler bile vardı.
Siz Amerikalı mısınız, yoksa Amerika’ya Bosna’dan mı göç ettiniz?
Orijinal Amerikalıyız. Bizi Boşnaklarla karıştırıyorlar hep. Ayrıca annem ve babam sonradan İslam ile tanışmış ve Müslümanlığı seçmişler. Ben doğuştan Müslümanım Elhamdülillah...
Ailenizde kaç kişi vardı?
Tüm ailemizde toplam 16 kişi vardı. Dominik Cumhuriyeti’nden sonra yeniden Amerika’ya döndük. Sonra da Endonezya’ya yerleştik.
Neden Endonezya’yı tercih ettiniz?
Birçok ülke olabilirdi. Arnavutluk gibi... Bir gece babam yatağından kalktı ve Endonezya’ya gidiyoruz dedi. Kalktık ve gittik ama Endonezya Türkiye gibi rahat bir ülke, hem de insanları çok yumuşak tabiatlı. Bütün yıl boyunca muson rüzgârlarının etkisinde kalan ülke bol yağış alır. Kışın musonlar bol yağış getirirler. Bahar ve yaz aylarında ise musonlar yağışlara sebep olurlar. Yıllık ortalama sıcaklık ise 25-26°C’dir. Orada rızkımız varmış, bu Allah’ın takdiridir.
Amerika’da ne iş ile uğraşıyordunuz?
Biz Amerika’da da mütevazı bir yaşantı içindeydik. Babam bizi orada bir tekkede büyüttü dersem abartmış olmam. Amerika çok büyük bir yer, sadece filmlerdeki birkaç şehir yok ve ben Amerika’da seyislik yapıyordum. Teksas yakınında... Vahşi atları getiriyorlardı, ben eğitiyordum ve ehlileştirdikten sonra geri yolluyordum. Normal bir Amerikan vatandaşı gibi yaşıyorduk. Ama babam ‘gideceğiz’ dediğinde kalktık ve gittik. Babam zaten sûfi şeyhiydi. Çok fazla müridi vardı. Endonezya’ya gitmemizin sebeplerinden biri de buydu. Yolun devam etmesi gerekiyordu.
Babanız icazetini kimden aldı?
Babamın dört icazeti var. Tek bir tarikat koluna bağlı değil. Arnavutluk’ta Şeyh Cemalettin’den Rufai kolunu, Pakistan’da Şeyh Ekrem’den Çisti kolunu, Irak’ta Şeyh Fadlallah’tan Şazeli kolunu, Endonezya’da bir şeyhten de Kadiri kolunun icazetini aldı. Endonezya’da tüm bu tarikatların temsilcisi durumunda...
Yeni bir hicret var mı?
Şu anda Endonezya’da vatandaşlıklarımız var. Yakın bir gelecekte düşünmüyoruz.
Demek ki Endonezya’da sizi sevenler ve babanıza muhabbet besleyenler var ...
Evet babamın çok seveni var. Ayrıca bizim müzik grubumuz Endonezya’da çok fazla biliniyor. Müzik eğitmenimiz de babamız olduğu için, babam da tüm Endonezya’da tanınıyor. Babam herhangi bir şekilde şarkı söylemiyor ya da konserlerde görünmüyor ve bu konuda da röportaj vermiyor. Ama tüm Endonezyalılar kendisini bilir ve sever.
Türkiye’ye sık sık geliyor musunuz?
Senede bir geliyorduk ama bundan sonra daha sık geleceğiz. Ramazan’dan sonra yine geleceğim, burada bağlama kursu aldım ve Türkçe ilahi okuyacağım. Bunun için çalışmalarımız devam ediyor.
Birçok yerde konserleriniz oldu. Bugüne kadar kaç konser verdiniz?
Sayısını bilmiyorum ama tahminimce 1000’in üzerinde...
Bütün İslam dünyasını dolaşıyorsunuz. Türkiye’yi nereye koyuyorsunuz?
Türkiye’nin bazı yönleri çok iyi bazı yönleri de çok kötü. Özellikle başörtülü ve başı açık kadınlar arasında herhangi bir problemin olmaması, birlikte yaşıyor olmaları çok güzel bir duygu…
En çok sevdiğiniz şey nedir Türkiye’de?
Müzik ve çok renkli kültürü.
Türk sanatçılardan tanıdığınız, beğendiğiniz kimse var mı?
Çok fazla isim bilmiyorum. Müzikleri biliyorum ama isimleri bilmiyorum. Ahmet Özhan’ı dinlemeyi çok seviyorum.
Babanız bir şeyh, sizin de tasavvufla ilginiz var mı?
Babamın halife olarak belirlediği iki müridi var şu an.. Kendi yerine onlardan birini bırakacak. Bu kanla ilgili bir şey değil ki bana bıraksın…
Sizin anlayışınıza göre İslam’ın müziğe koyduğu bir sınır var mı?
Bana göre, dünyada her şey iyi ve kötü olabilir. Mesela namaz. Bazıları Allah için namaz kılar bazıları riya için kılar. Allah için namaz kılanlar cennete gider, riya için kılanlar cehenneme gider. Bazıları da münafıktır. Müzikte de aynı şey geçerlidir. Müzikle Allah’a çağırırsınız insanları. İnsanların hidayetine vesile olursunuz. Ya da Allah’tan uzaklaştırırsınız… Müziği, İslam’a davet konusunda bir ihtiyaç olarak görüyorum.
Türkiye’de size ilgi nasıl?
Öncelikle Allah bir kapı açıyor ve bu sayede buraya geliyoruz. Türkiye’den aldığımız haberlere göre bizi dinleyen Heavy Metal grupları da varmış. Alışılmış ilahiler söylemek bu dinleyici kitlesini kaybetmek olabilirdi.
Türkiye’deki insanlara nasıl bakıyorsunuz?
Türkiye çok renkli bir ülke. Biz Türkiye’yi seviyoruz. Herkes Müslüman ve ‘La ilâhe illallah Muhammedün Rasulullah’ diyor. Ama insanın dışındaki ile içindeki imanı aynı şey değil. Biz Müslümanları, İslam’ı kalplerinde yaşamaya davet ediyoruz. Peygamber Efendimiz Kur’an-ı Kerim inmeye başladıktan sonra 23 yıl yaşadı. Biz sadece tek bir gün bile gerçek anlamda yaşayabilirsek ne mutlu bize. En büyük İslam ülkelerinden biri Endonezya. Orada da aynı müziği yapıyoruz.
Yeni albüm çalışmanız var mı?
Türkiye’de daha önce konserlerimiz oldu ve bir albüm çıkarmıştık. Şimdi tekrar yeni bir Türkçe albüm için çalışmalarımız devam ediyor. Gerekli anlaşmaları yaptıktan sonra albümü piyasaya çıkaracağız. Albümün ismi “Hep beraber söyleyelim La ilâhe illallah” olacak. Çünkü bize denildi ki; “İnsanların kalbine ancak müzikle girebilirsiniz.” Ve onu dinleyen herkes sözlerini tekrarlıyor ve zikrediyor.
Yani insanlara müziğinizle birşeyleri mi hatırlatıyorsunuz?
Evet biz müzik yapıyoruz. Bu Allah’ın müziğidir. Biz insanlara “La ilâhe illallah, Bismillah, Allahu Ekber” mesajını müzik ile veriyoruz. Mesajı almak isteyen alır. Bu bir tebliğdir. Eğer şarkıları dinlerseniz mesajımız son derece açıktır. Bu herkes içindir. Önemli olan sevgidir. İnsanlar ne olursa olsun hiç fark etmez. Biz insanların arasındaki farklılığı, ayrılığı unuttuk. Bunun inanın hiçbir önemi yok. Önemli olan tek şey sevgidir.
Sevgi yoluyla daha çok Müslüman oluyorlar… Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Evet bu konuda çok haklısınız, bu yolla daha çok insan kazanabiliyoruz.
Mevlana Hazretleri “Ne olursan ol gel diyor”. Siz de bir bakıma ilahilerle bunu yapıyorsunuz, değil mi?
Burada “Gel“ diyen, o daveti yapan Allah’tır. Onun ağzından konuşuyor. Evet, ne olursan ol gel. Allah herkesi kabul eder. Yeter ki O’nun yoluna gelsinler. Allah’a ortak koşmasınlar ve O’nun Rasulüne inansınlar... “Aşk bir vasıta değildir / Yahut sadece bir oyun / Aşk saray ahlâkıdır / Âşık olun gayet coşkun” diye ifade ettiği aşkın dili her daim aynı. Mevlana Mesnevi’yi yüzyıllar önce bırakmış. Bu yüzden bazı insanlar onu okuduğunda ne kadar mükemmel ve romantik zamanlarmış diyor ve o dönemi geçmişe mal ediyor. Fakat günümüzde yaşayan birinin yazdığı bir şiiri verdiğinizde bunu söyleyemiyorlar.
Okuyucularımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Müziğimizi bütün dünyaya tanıtacağız. Biz söylemek istediklerimizi müzik ile söylüyoruz ve insanlara sevgi mesajı vermek istiyoruz. Feyz Dergisi’nde misafirperver arkadaşlarla tanıştığıma çok memnun oldum. Tekrar sizi ziyarete geleceğim. Tüm okuyuculara selamlar...
